Siyasetin “kışlaya, okula ve camiye” girmemesini salık veren masalları yıllardır dinlersin; ama bir gün bir de bakarsın devleti din kuralları üzerine oturtan Şii komşu gelmiş, Sünni camide cuma namazını kılmanın siyasal içerikte bir davranış olduğunu söylüyor.

Sultanahmet Camisi’ndeki namazı şöyle yorumlayarak: “Benim orada olmam büyük siyasi bir olay değil midir?.. Cuma namazı, ibadet ve siyasetin yan yana geldiği bir şeydir..”

Adam konuk. Adamın ülkesinde din, camiden çıkmış, devletin üzerine oturmuş. Din-polis karışığı faşizm uyguluyor.

Elbette senin anlamsız ölçekteki güvenlik önlemlerini alaya alacak. Ülkesinde sokaklarda halk arasında rahatça gezdiğini söyleyecek. Üstelik İstanbul halkına iki gündür eziyet eden uygulamaları, İran’da böyle önlemler alınmaz diyerek seni alaya alacak!

Kızarsın belki, bak şu densizin söylediklerine diye içinden geçirirsin, ama o kadar!

Camide adamı, dine verdiğin ödünler sayende giderek gelişip çoğalan köktenci hayranları tekbirle başlayıp neredeyse alkışla sonuçlanacak nümayişlerle karşılıyorlar.

Anıtkabir’i ziyaret etmeyi reddetmesine “ayrıntıları büyütmeyin” diyerek kapatıyorsun; ama Sultanahmet Camisi’ne giderek siyasal gösteri yapmasına ses çıkarmıyorsun. Laik Cumhuriyet’i bu hale düşürdüğün için ne kadar iftihar etsen hakkındır!

***

Adam devlet reisi ama Tahran’da, bizimki gibi makam arabasının önünde beş, arkasında beş koruma arabası, yanında motosikletli polisler, bir de ambulans, uzun bir konvoyla geçeceği her caddeyi dakikalarca öncesi kapattırmıyor.

Bizdeki gibi böylesine görmemişlik kokan, demokratik hiçbir ülkede, örneğin başkanlarını katleden ABD’de bile rastlanmayan önlemlere başvurmuyor.

Adam, İstanbul’daki amansız önlemlerle ve tabii laik Cumhuriyet’le dalga geçiyor.

Her türden uygulamaları eleştirirken dolaylı biçimde din devletinde böyle önlemlere gereksinilmediğini vurguluyor.

Önceleri Humeyni rejimini ihraç edecek başka yöntemler uyguluyorlardı, tutturamadılar. Şimdi Ahmedinejad’la, uygulamak istedikleri böylesi yeni bir yöntemin tohumlarını bırakıyorlar.

***

Ahmedinejad: Kaldır demokrasi kapağını, kutunun içinden neler çıkacak neler! İşte örnekler:

Bizdeki yöneticiler ise yabancı bir devlet adamı üzerinden yalakalık sanatı sergiliyor.

İstanbul Valiliği İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a verdiği yemekte -sanki Türk mutfağının başka yemekleri kalmamış gibi- Kayseri mantısını, “Cumhurbaşkanımızın memleketinin yemeği” diye takdim ediyor, salık veriyor.

Başbakan, sadece din konusunda değil, aynı zamanda TÜBİTAK gibi bilim kurumunda görev alacak üyeleri seçme yetkisini kendisine bağlayarak ilim, bilim adamlarını seçmekte ne kadar ehil olduğunu kanıtlıyor.

Kapatma, Ergenekon, türban gürültüleri arasında, Resmi Gazete’de 13 Ağustos günü yayımlanan değişiklikle altı üye seçme hakkını 12’ye çıkarıveriyor. Sessiz sedasız!

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi terörist Öcalan’a “sayın” , şehitlere “kelle” dediği için 3 kuruşluk tazminat isteyen davayı onaylamış. Bizimki, “Vay efendim; TC’nin Başbakanı olan bana 3 kuruşluk tazminat davası nasıl açılabilir ve Yargıtay bu davayı nasıl onaylar?” diye hiddet saçıyor.

Oysa 3 kuruşluk tazminattan neden gocunuyor RTE?

Herkesin ve her şeyin gerçek değeriyle ölçüldüğü bir dünyada yaşıyoruz.

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin 1 milyon dolar rüşvet aldığını kanıtlayan belgeler açıklıyor. 3 kuruşluk davanın onurunu zedelediğini içeren sözler söyleyen RTE; 1 milyon dolarlık rüşveti yeterince büyük görmüş olmalı ki, susuyor.

Alnına sinek konduğu yazılsa hemen yalanlayan RTE gibi, Kılıçdaroğlu’nun “bir arsanın imar değişikliği ile 48 saat içinde 11 trilyonluk bir rantı bir grup gözü doymaz işadamına ikram ettiği” iddiasını İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş da susarak yanıtlıyor.

Saldırıya geldi mi kükrüyorlar, ama gerçekler yüzlerine vuruldu mu dut yemiş bülbül!


Cumhuriyet

Ülkeyi sözde yönetenlerde nereden baksan tutarsızlık var zaten