ÇOK bilmişler tayfası, CHP’nin 14 Mayıs 1950’den itibaren halkın teveccühünü kazanamadığını söylerler ve kestirmeden "sol"u da mahkûm ederler.
Bu bilmişlik karşısında CHP de, "sol" da mahcup mahcup boyun büker. Ne yapsınlar, tarikatlardan mı, yoksa şeyhlerden mi, düğünlerde gelinin boynuna 20 kilo altın takan, damadı dolarlarla dekore eden feodalite kalıntısı aşiretlerden mi şikáyet edecekler, yoksa onlara mı sığınacaklar?
Hele karşılarına sabuklamayla karışık İdris Küçükömer ve Kemal Tahir yorumları da çevik kuvvet olarak çıkartılmışsa ne yapsın zavallılar?
* * *
17 Eylül 2006 tarihli Hürriyet Pazar’da yayınlanan "Türkiye’nin tarikat ve cemaat haritası"nı gördünüz mü? Bir de ana nitelikli, horanta sahibi tarikatlar var: Nakşibendilik, Bektaşilik, Mevlevilik, Bayramilik, Rıfailik, Melamilik, Kadirilik, Halvetilik... Bunların yanı sıra zaman zaman batıp çıkan tarikatlar da vardır. Örneğin, 1950’lerde Ticanilik ünlüydü. Atatürk’ün heykel ve büstlerine saldırırlardı.
* * *
İsmailağa cemaati kuburunun patlaması üzerine yapılan yorumlar, sorunun artık bir dönüm noktasına geldiğini, bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor. Gazetelerde okuyoruz, televizyonlarda izliyoruz, radyolarda dinliyoruz: Tarikatlar aslına bakarsanız barış içinde Allah’ı arama yolları imiş; Cumhuriyet tarikatları, tekke ve zaviyeleri kapatarak büyük bir suç işlemiş; tarikat ve cemaatlerin bugünkü durumu yasaklamanın, cart curt etmenin etkili olamadığını, olamayacağını gösteriyormuş... Peki ne yapılacakmış?
Cumhuriyet’in yaptığının tersini yapmak ve tarikatlarla iyi geçinmek gerekiyormuş.
İslamcılar, tarikatçılar, Cumhuriyet karşıtları böyle fetvalar veriyorlar ve Emre Kongar dışında kalan aydınlarımız, bu muhteremlerin karşısında, "Biz ettik siz etmeyin" tarzıyla el ovuşturuyorlar.
Ayıptır! Mademki Türkiye Cumhuriyeti Devrim Yasaları’nı yanınıza almak ve gerektiğinde haziruna hatırlatmak aklınıza ve işinize gelmiyor, bari Cumhuriyet’i rahat bırakın.
Cumhuriyet’e karşı öylesine bir psikolojik savaş açılmış ki Anayasa’nın "İnkılap kanunlarının korunması" ile ilgili 174. maddesini ve bu maddede sayılan 8 adet devrim kanununu kimse anımsamıyor, anımsamak istemiyor. Anımsamak utandırıyor ve korkutuyor.
Efendim, tarikatlar sosyal nitelikli imiş! Peki Cumhuriyet ne nitelikli?
Ayıptır! 1946’dan itibaren Adnan Menderes ve Demokrat Parti tarafından başlatılan ihanet, Cumhuriyet ve demokrasiyi teslim almış durumda ama hálá yasakçı(!) ve jakoben(!) Cumhuriyet suçlanmakta... Ah, ah! Şu AB, TSK’yı iyice bir iğdiş etse, iş tamam olacak!..
* * *
Trajikomik olan şu ki 30.11.1925 tarihinde kabul edilen 677 sayılı kanun tasarısı, Demokrat Parti’nin dört kurucusundan biri olan Refik Koraltan (ötekiler: Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü) ve beş arkadaşı tarafından hazırlanıp önerilmişti. Yasanın adı "Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Önlenmesi ve Kaldırılmasına Dair Yasa" idi.
Şimdi millet kuyruğa girmiş, tarikat şeyhlerinden, cemaat hocalarından bu yasadan dolayı özür dilemek için yarışmakta. Güya tarikatlar sivil toplum örgütleri imiş! 1925 öncesinde ve sonrasında fesat yuvaları olan tarikatlar ancak "sefil toplum örgütü" olabilirler. (İlk yayın: 27.09.06) (Devam edecek.)
Kaynak
Cumhuriyet bunları kapattırarak İslam'a gerçek değerini ve anlamını vermiştir. Ama bizim tarikat ve cemaatçiler rahat durmamış kimi zaman yer altından, kimi açıktan, kimileri ta Amerika'lardan faaliyetlerini sürdürmüştür. Gelinen nokta malum.Tarikatlar hep Allah'a ulaşmada bir yol gösterici, (mürşit) yardımcı konumunda gösterilmektedirler. Oysa Allaha ulaşıp insan-ı kamil olabilmek için, mürşit değil, Mürşit-i Kamil gerekir ki, bu asla tarikatlar değildir. Kaldı ki Kuran'da tarikat ve mezhep yoktur. Kuran-ı Kerim bölücü değil bütünleştiricidir. Oysa bütün mezhepler ve tarikatlar bölücüdür,ayrı ayrı topluluklar oluştururlar ve insanlar arasında sınıflar yaratırlar.
Kuran'da şekilcilik, üstünlük, lüks yoktur bilakis lüksten uzak durma, mütevazi olma öğütlenir. Oysa çoğu tarikat kurucusu afili kıyafetler, son derece pahalı asalar kullanır, yaşadıkları yerler de lüks yerlerdir, kısacası Kuran'da karşı çıkılan, İslamiyetle bağdaşmayan yaşam biçimleri edinmişlerdir. İslamiyette ve Kuran'da toplumsal ve dinsel sınıflar yoktur, oysa bazı tarikatlarda "talebe", "şıh" gibi sınıflandırmalar, "gerçek müslüman" gibi sıfatlandırmalar söz konusudur. Bu da hem İslamiyetle hem de Kuran'la taban tabana zıttır. İslam'da ibadet her ne kadar Allah ile kul arasında ise de, gizli mabetler, gizli toplantılar, dışarıya kapalılık söz konusu değildir, oysa tarikatler kendilerini ve ayinlerini herkesten gizlerler.
Esasen Kemalizm'in sorunu dinle değildir, aksine dini olması gerektiği yerden saptıran bu yapılanmalar hedeftir. Bugün de ne yazık ki bu yapılanmaların en büyük hedefi Kemalizm'dir.
677 sayılı Kanun hala yürürlüktedir, ve tarikatları açıktan ya da gizli destekleyenler, tarikatlaşmalara göz yumanlar, bu pis 'din - ticaret - siyaset' çıkar hizbinin içinde yer alanlar resmen suç işliyorlar. Ve malesef Cumhuriyet'in savcıları ne hikmetse bu konuda hep suskunlar.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla