Aslında dünyanın en popüler hikayesidir. Büyük oranda “mit” izleri tasıyan bu
hikayeyle ilgili olarak tarihçilerin birçok haklı kuskusu vardır. Her seyden önce, bir
“Çıkıs”ın gerçeklesebilmesi için Mısır topraklarında bu insanların kalıcı bir
yerlesimlerinin söz konusu olması gerekir ki, döneme iliskin bunu doğrulayacak
hiçbir bulgu elde edilememistir. Musa adında birinin yasadığına iliskin de hiçbir
kayıt yoktur Mısır belgelerinde. Sarayda bir prens gibi büyütülen; zekası ve
yetenekleriyle insanları kendine hayran bırakan; beklenmedik biçimde bir cinayet
isleyerek “yasa dısı” duruma düsen; ardından büyük bir halkı Mısır’dan firavunun
itirazlarına rağmen çıkaran bir liderden hiçbir iz kalmaması, Mısır gibi kayıt tutmaya
meraklı bir toplumda rastlanılacak bir durum değildir.
Çoğu eski Yakındoğu efsanesinde görüldüğü üzere, bütün erkek çocuklar
öldürülürken bir sepetle nehre bırakılıp kurtulmustur örneğin. Üstelik onu herhangi
birisi değil, “firavunun kızı” bulmus ve Musa adını vermistir. Gerald Messadie gibi
bilirkisiler, itiraz ederler: Bir Mısır prensesi, hikayede anlatıldığı gibi, nedimeleriyle
birlikte Nil nehrine “yıkanmaya” gitmez; hijyen konusunda çok titiz olan Mısırlılar,
hatta sıradan halk bile, banyosunu filtre edilmis suyla, hamamlarda alır.
Musa’nın, hikayenin sonlarına doğru, firavunla yüz yüze yaptığı pazarlıklar ve
tehditler de inandırıcı olmaktan çok uzaktır. Çok iyi bilinir ki, bir Mısır firavununun
yanına, vezirler, hatta ailesi bile izin alamadan giremez; dolayısıyla cinayet isleyip
“kanun kaçağı” durumuna düsmüs bir İbrani liderinin istediği an sıraya girip
firavunla tartısması, hele tehditkar bir üslup kullanıp ultimatom vermesi mümkün
değildir.
II. Ramses döneminden kalma, “Torino Papirüsü” adıyla bilinen belgede ya da
Sakkara ve Abidos’taki, önemli olayların dökümünü de içeren kral listelerinde,
Yahudi varlığından hiçbir iz bulamayız. Akhenaten adını alan IV. Amenofis’ten kalma
ünlü “Amarna Mektupları”da, Yusuf zamanında Mısır’a yerlesen ve 400 yıl sonra
Musa önderliğinde ülkeyi terk eden bir Yahudi topluluğuyla ilgili destekleyici hiçbir
bilgi sunmaz.
Kısacası, Eski Mısır belgelerinde ve resmi yazısmalarda, ülkenin kuzeyinde,
delta yöresinde kalıcı ve kalabalık bir İbrani yerlesimi olduğu iddiasını destekleyecek
hiçbir bulgu yok denebilir.
İbrani mitiyle aradaki çeliskiyi olanca çarpıcılığıyla sergilemek için, Exodus
kitabında, Mısır’da yerlesik altı yüz bin İsrailliden söz edildiğini anımsatmak yeterli
olacaktır. Dönemin Mısır’ının nüfusu dikkate alındığında, bu rakamın yüzde onu bile
inandırıcılıktan çok uzak olduğu gibi, böylesi bir kitlenin sınırlar içinde yerlesikliğine
“göz yumulmus” olma olasılığı neredeyse sıfıra yakındır.