"Ferran Adria, Katalan. Sahibi olduğu El Bulli restoran Michelin'den 3 yıldıza sahip. Barselona dışında çalışmış, başka ülkelerde şubeler açmış bir şef değil Adria. El Bulli yılda 6 ay açık, kalan 6 ayda Ferran Adria ve ekibi yeni yemekler yaratmakla meşgul, yeni malzemeler keşfetmek için yolculuğu çıkıyor hatta gerekli mutfak aparatlarının da tasarımı yapıyorlar. Türkiye'de Michelin 3 yıldızlı restoran yok. Tut ki, oldu. Ferran Adria, El Bulli'yi İstanbul'da açtı Türk sermayesiyle. Adamın Barselona'da dünyanın tüm malzemeleri elinin altında, deniz ürünlerini Akdeniz'den, Atlantik'ten getirtiyor. Sen şimdi diyorsun ki Adria'ya; "gel buraya; yanında da sadece İberik jambonu getir. Burada elimizdeki malzemeyle bize 3 yıldızlı mönü hazırla." Kazara Adria, meşhur dönerimizi mönüden kaldırıp atarsa da; "ooo şef ne yapıyorsun, millet onun hastası" de. Ferran Adria memleketine döner kardeşim. Tıpkı Çinli şefle ile açılan; bir zaman sonra malzemeden çalınınca yerli malı ustayla yola devam eden memleketin Çin Lokantaları gibi...

Ferran Adria'nın memleketlisi Aragones'in ne farkı var şimdi ondan? Adria, biber dese 50 çeşidini buluyor, Aragones de İspanyol milli takımında sağbeki 10 adam arasından seçiyordu. Senede 6 ay çalışıyor muydu peki? O kadar mesaisi bile yoktu Aragones'in. Her mevki için en iyileri seçebileceği bir süpermarketten; kısıtlı çeşidi olan bir mahalle bakkalına bakıyor şimdi Aragones. Yanında getirebildiği de İberik jambonu niyetine Güiza. Adamın eline çiftlik levreğini vermişler: Burak. "Al bundan güzel bir buğulama yap" diyorlar. 3 transferin 2'si Aragones'in alışveriş listesinde olmayan, mönüye patron tarafından eklenen yemekler. Ne isteniyor peki? "Bize 3 Michelin yıldızı kalitesinde takım yarat". "Döner" Alex'i mönüden atmaya gelince de; mutfağa müdahale. Restoranın sahibi zaten iki yılda bir ülke mutfağı değiştirmekle meşhur. Ona kalsa kendisi dünyanın en büyük şefi. Aragones'in yanında Türklerin ağız tadını, tuz-biber-yağ ayarını bilen bir yardımcı şef de yok. "Aragones, sen bize mükellef sofra kur. Viyana'da kurduğunun tadını beğendik. Aynısından olsun. " Yok öyle yağma! Ya malzemeyi, mönüyü Aragones belirler ya da 3 vakte kadar gider. El Bulli'de, memleketinde yemeğini yer.

Değişimse; mönüyü baştan yaratmaksa bunun hakkını veren Trabzon yönetimi. Restoranın masalarını mutfağa yakın tuttular kale arkasında, malzeme seçimini Şef Ersun'a bıraktılar. Nike'dan tabak-çanak takımı da yapmışlar. Ersun Yanal yemeği yakmazsa, Trabzonlu sabredip yemeği çiğ çiğ yemezse mönü pardon takım yaratmak nedir hep beraber göreceğiz... Galatasaray zaten yıllardır köfte-piyaz satıyor. Şefe formülü aktarıyor; arada bir fasülyenin, kıymanın iyisini buluyorlar o kadar. Beşiktaş mı? O, pazara restoranın kapısındaki valeyi gönderiyor yıllardır malzeme almaya. Çürük domatesi kakalayıp yolluyor onu pazardan..."

Bİr blogdan aldım köşe yazısı sayılırmı bilmem ama güzel bir yazı olmuş