• Reklam
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0

    Ateistlerin İnancı

    Alıntı : Mustafa Akyol

    http://www.mustafaakyol.org/arsiv/20...rin_inanci.php

    Yazı ve konu ile ilgili yorum : İnançsız kelimesini mana anlaşıldığından mıdır nedendir bilemiyorum, genelde ateistler için kullandığımız bir gerçek. Mustafa Akyol, özellikle evrim-akıllı tasarım konularında epeyce tartışıyor web sitesinin Bilim , Din ve Ateizm köşesinde. Aşağıya alıntıladığım yazıyla ilgili verdiğim alıntı linkinde de oldukça ilginç yorumlr var okumanızı tavsiye ederim. Çeşitli başlıklar altında belirttiğim, bilim objektiftir elbetteki, ama hiçkimse o bilimsel bilgiyi subjektifliğin dışında yorumlayamaz. Bu yüzden de ateist olan, bunu desteklediğini düşündüğü şeyleri bilim olarak görecek diğerlerini yanlış bulgular ve zamanla çürütülecek teoriler olarak niteleyecektir. Aynı şey teistler için de geçerli. Bu ise bize sadece kararın vicdani olduğunu gösteriyor.
    _____________________
    Ateistlerin İnancı

    [11 Şubat 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

    Ateist, yani “tanrıtanımaz” insanlara bazen “inançsız” da denir. Oysa bu çok yanlış bir sözdür, çünkü aslında onlar da inançlıdır: Allah’ın “yokluğuna” inanmaktadırlar. O’nun için “vardır” demek bir iman gerektirdiği gibi, “yoktur” demek de iman ister.
    Tümüyle inançsız olan bir insan, olsa olsa “agnostik”, yani “kuşkucu” olur. “Bu konuda bir hükmüm yok, bilemem” der.

    Bu basit felsefi gerçeğin günlük siyasi tartışmalarımızla yakından ilgisi var. Çünkü Türkiye’de “inançlar” dendiğinde sadece Allah’ı kabul eden “teist” (ilahi) dinler kast ediliyor. “İnançlar kamusal alana girmemeli” denince de sadece söz konusu dinler dışlanıyor.
    Örneğin “militan dogmatiklerin üniversite bünyesine kabul edilmemesini” talep eden Prof. Dr. Celal Şengör, bu sözüyle sadece dindar Müslümanları hedefliyor. Oysa “ben ateistim” diyen Prof. Şengör de bir “dogmatik.” Kullandığı üslup da bir hayli “militan”. Dolayısıyla eğer onun istediğini yaparsak, bizzat kendisini de üniversiteden çıkarmak gerekecek. Madem kamusal alanda dogma yasak, buyrun kapı önüne!..
    Eminim ateistler buna itiraz edecekler, teist inançların “hurafe”ye, kendilerinin sahip olduğu ateist inancın ise “akıl ve bilim”e dayandığını söyleyeceklerdir.
    Yüz yıl öncesinde yaşıyor olsaydık, bu iddia bugünkünden daha güçlü olurdu. O zamanlar gelişen bilimin Allah inancını yok edeceği ve “din sonrası” seküler bir dünya yaratacağı fikri pek yaygındı. Oysa işler hiç de öyle gitmedi. 20. yüzyılın ikinci yarısında özellikle fizik alanında elde edilen bulgular, evrenin yoktan var edilmiş ve “tasarlanmış” olduğuna işaret eden güçlü kanıtlar ortaya koydu. O yüzden bugün dünyada sadece “Allah’a inanan bilim adamları” yok, bilimsel verilerden yola çıkarak bir Yaratıcı’ya inanmış eski ateistler bile var.
    “Akıl ve bilim”in ateizmden çok teizmi (Allah inancını) destekler hale gelmesi, düşünürlerin önüne yeni bir soru da koyuyor. Eskiden hep “insanlar niçin Tanrı’ya inanır” diye sorulur ve bir dizi psikolojik faktör sayılırdı: Ölüm sonrasından korkmak, güçlü bir varlığa sığınmak gibi. Ama artık “insanlar niçin ateist olur” diye de soruluyor ve yine psikolojik faktörler inceleniyor.
    Örneğin Amerikalı düşünür Benjamin Wiker, ateizm ile “hedonizm” (hazcılık) arasındaki ilişkiyi vurgular . Hazcılık, Eski Yunan düşünürü Epikür’le başlayan bir akımdır. Epikür, özetle, “insanın hayattaki tek hedefi haz almak ve acıdan kaçmak olmalıdır” der. Bu ise Epikür’ü ateizme götürür. “Tanrı fikri, bize ahlaki sınırlamalar getirmekte ve zevklerimizi kısıtlamaktadır” diyen düşünüre göre, ateizm “hayatın tadını çıkarmanın” yoludur. Kısacası “hakikat” değil “haz” aradığı için varmıştır ateist dogmaya…
    Ben ateizmin, özellikle Türkiye’de, bazıları için bir “ego tatmini” işlevi gördüğünü de düşünüyorum. Bunu en net bir kaç yıl önce CNNTürk’ün Beş N Bir K programında konuşan bir aydınımızın sözlerinde sezmiştim. “Ateizm zordur, hiç bir güce dayanmadan yaşamak herkesin harcı değildir” gibi bir şeyler söyleyip kameraya doğru derin bakışlar atmıştı. Böylesi nutukların “alt metninde”, toplum değerlerine başkaldıran, sıradışı ve güçlü insan imajını okumamak mümkün değildir. Etrafa bunu saçmanın da kendine has bir hazzı olmalı.
    Kimi ateistin bilinçaltında ise bağnaz bir dindarla yaşanmış kötü bir anı, “ham softa ve kaba yobaz”a duyulan tepki yatar. Ve kategorize edemeyeceğimiz daha nice sebep…
    Her ne olursa olsun onlarınki de bir inançtır ve demokratik toplumda elbette yeri vardır. Bilime veya “kamusal alana” ipotek koymamaları şartıyla.
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  2. #2
    Dr. Who adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-06-2007
    Mesajlar
    292
    Karizma Gücü
    0
    Mustafa Akyolun saçmalamanın doruklarında gezdiği bir yazısı olmuş bu.

    Örneğin “militan dogmatiklerin üniversite bünyesine kabul edilmemesini” talep eden Prof. Dr. Celal Şengör, bu sözüyle sadece dindar Müslümanları hedefliyor. Oysa “ben ateistim” diyen Prof. Şengör de bir “dogmatik.” Kullandığı üslup da bir hayli “militan”. Dolayısıyla eğer onun istediğini yaparsak, bizzat kendisini de üniversiteden çıkarmak gerekecek. Madem kamusal alanda dogma yasak, buyrun kapı önüne!..
    Verdiği yukardaki şu örnek içler acısı düşünce yapısını gözler önüne seriyor.
    A priori ilkeler, çeşitli dogmalar ve asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa dogmatizm denir.
    Ateizm kendi içinde sorgulama dinamiklerini yaratabilen bir düşünce akımıdır. Bunun en koyu fanatiği diye nitelendirilen pozitif ateistlerde bile bu durum böyledir. Körü körüne yada maruz kaldığı kötü olaylara ve hayat koşullarına kızarak ateist olmuş kişi sayısıyla doğduğundan beri bir inanç sisteminin dogmalarını kabul etmeye başlamış ve bunu hiç sorgulamamış kişi sayısı mukayese bile edilemez. Ateizm kendi ahlak prensiplerini( bu değişir) mutlak doğru olarak toplumsal sisteme entegre etmeye çalışmaz. Oysa dinlerde özellikle göksel dinlerde konuşan şeyin emirleri dışında hareket edenler cezalandırılır. Bu dinlerin inananları mevcut sistemi inandıkları tanrının istediği şekle sokmak zorundadırlar. bu onlar için emirdir. Bu uğurda insan katletmeleride onlar için mübahtır.

    Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.
    Ele geçen her adamın gövdesi delik deşik edilecek ve tutulan her adam kılıçla düşecek. Yavruları da gözleri önünde yere çalınacak, evleri çapul edilecek ve karıları kirletilecek." (İşaya, Bab 13 / 15)


    Lafın kısası ateizm düşünce sistemi dinsel dogmalarla kıyaslanamaz. Gülünç olur.
    Artık yaşam değişti. Batıl inançlar bilimin sağlam kalelerini sarsmıyor. Ancak insanlar ruhani dünyanın inkarı konusunda fazla ısrarcı davranabiliyor. Soğuk ve rutubetin geri dönüşüyle birlikte bu modern binada yorgunluk belirtileri de baş göstermeye başlamış. Henüz hiç kimse farkında olmayabilir ama "Krallık"ın kapıları bir kez daha açılıyor..

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    09-08-2005
    Mesajlar
    920
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı Dr. Who tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Oysa dinlerde özellikle göksel dinlerde konuşan şeyin emirleri dışında hareket edenler cezalandırılır. Bu dinlerin inananları mevcut sistemi inandıkları tanrının istediği şekle sokmak zorundadırlar. bu onlar için emirdir. Bu uğurda insan katletmeleride onlar için mübahtır.
    yazınızın burasını eleştirme durumundayım.
    dinin cezalandırmasıyla devletin cezalandırmasını belki farklı buluyorsunuz bilemiyorum.

    ama belirttiğiniz durumu laik devletler de cezalandırıyor. bu dinze özgü birşey değil.

    hatta laik devleti geçtim, inançları afyon olarak gören kominist sistemler dahi cezalandırıyor. ateizm, istediği inançla istediği gibi "alay edebilmek" gibi bir hak talep ediyor sizin bu yazınızda sanki.

    göksel dinlerde konuşan şeyin emirleri dışında hareket edenler cezalandırılır
    buna bir örnek rica edeceğim. bir ateist veya hristiyan islamda emredilen neyi yapmamış da cezalandırılmış mesela. böyle birşey yok. "o emirlerin dışında hareket etmek isteyen kişiler müslüman toplumlar içerisinde tarih boyunca yerini almıştır"

    dinin, aynı toplum içerisinde yaşayan farklı inançlara hayat hakkı vermediğini belirtmenizi dinin kaynakları açısından makul göremeyeceğim.

    din bir inanç manzumesidir ve yayılımcı karakter gösterir. davranışlara ve hayata aksetmesi beklenir. bu yayılmacılığı, gönül işi olmasından dolayı "zoraki" olamaz. olması ise o dine yakınlaşmayı değil o dinden soğumayı gerektirir.

    bir ateist, "dinler aleyhine konuşabilme özgürlüğü" istiyorsa bunu fikir meclislerinde yapabilir. Ama orada bile "alay etme gibi bir hakkı olamaz".

    Müslümanların yaşadığı topraklarda farklı inançlara sahip olanlar yaşamışlardır. Söz, bu konuda dönüp dolaşıp din savaşlarına, mezhep savaşlarına geliyor. Burada "dini" suçlamanın bir alemi oluğunu sanmıyorum.

    Eleştirecekseniz dinimizin "size savaş açıldığında savaşın" emirlerini eleştirin. Dinin, bir yerlerde uslu uslu oturan farklı inançlılar için gidin saldıın yok edin gibi emirleri yoktur, siz öyle anlamışsanız yanlış anlamışsınız. yanlış okumuş veya yorumlamışsınız.
    Bu mesaj en son " 31.08.08 " tarihinde saat 02:54 itibariyle aslanbash tarafından düzenlenmiştir...
    İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır. İnsan kendinin olan bu ölçüleri fikirlere tatbik ediyor ve bu ölçülerle fikirlerinin doğruluğunu araştırıyor.; hükmünü onlarla veriyor. Ondan sonra kendi kendi verdiği bu hükme uygun, onu destekleyici sebepleri etrafında topluyor. Peşin vermiş olduğu hükmünü onlarla haklı ve meşru gösteriyor. Görülüyor ki düşünmek, kendimizi eşyaya değil, eşyayı kendimize uydurmaktır. Gerçek düşünce ise bundan farklıdır.
    [ varolmak, Nurettin Topçu ]

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    KABİR VE BERZAH ALEMİNDEN BİR RAPOR

    Emir’ul-Muminin Ali (a.s)’ın seçkin yarenlerinden olan Esbeğ b. Nebate şöyle diyor:

    Selman, Hz. Ali (a.s)’ın Medain valisi idi, ben de sürekli onunla birlikte idim. Selman hastalanınca ben onun ziyaretine gittim. Ömrünün son günlerini yaşıyordu. Bana şöyle dedi: “Ey Esbeğ! Resulullah (s.a.a) bana bildirmiştir ki, ölümüm yaklaştığında ölüler benimle konuşacaktır. Birkaç kişiyle birlikte, ölümümün yetişip yetişmediğini öğrenmem için beni bir tabuta bırakarak mezarlığa götürünüz.”

    Selman’ın emrine itaat ettik, onu mezarlığa götürdük, kıbleye doğru yere bıraktık. Selman yüksek bir sesle ölülere hitaben şöyle dedi:

    “Selam olsun size ey topraktan evde oturanlar, ey dünyaya gözlerini kapayanlar!”

    Bir cevap gelmedi, tekrar şöyle seslendi: “Selam size ey örtüleri toprak olanlar; selam size ey dünyadaki amelleriyle karşılaşanlar; selam size ey kıyamet gününü bekleyenler! Allah ve Peygamber aşkına, sizlerden biri benim cevabımı versin, ben Resulullah (s.a.a)’in kölesi Selman’ım! Peygamber (s.a.a) bana haber vermiştir ki, ölümüm yaklaştığında bir ölü benim cevabımı verecektir, ölümümün yaklaşıp yaklaşmadığını öğrenmek istiyorum.”

    Sonra Selman biraz sustu, aniden kabrin içerisinden şöyle bir ses geldi:

    “es-Selam-u aleyke ve rahmetullahi ve berekatuh. Ey bina ve fena ehli ve dünya işleriyle meşgul olanlar! Sesini duyuyoruz ve cevap vermeye hazırız, Allah sana rahmet etsin, istediğin şeyi sorabilirsin.”

    Selman: “Ey ses sahibi! Sen cennet ehlinden misin yoksa cehennem ehlinden mi?”

    Ölü: “Ben, Allah’ın, kendisine bağış ve lütufta bulunduğu ve rahmetiyle (Berzah) cennetine bıraktığı kimselerdenim.”

    Selman: “Ey Allah’ın kulu! Ölümü bana tarif et; ölüm aşamasını nasıl geçtin, ne gördün ve sana ne yaptılar?”

    Ölü: “Ey Selman! Allah’a andolsun ki, eğer makasla doğransaydım veya penseyle bedenimin etleri koparılmış olsaydı, benim için ölüm zorluğundan daha kolay olurdu. Bil ki ben dünyada, Allah’ın lütfüyle hayır işler yapardım, farzları yerine getirirdim, Kur’an okurdum, anne ve babamın hizmetinde bulunmaya gayret gösterirdim, haramlardan sakınırdım, kimseye zulüm etmezdim, gece gündüz, sorgulanmak ve durdurulmaktan korktuğum için helal rızk peşinde koşardım, en güzel şekilde mutluluk ve refah içerisinde yaşıyordum. Aniden hastalandım, birkaç gün geçtikten sonra ölüm yatağına düştüm, bu sırada büyük cüsseli ve korkunç simalı bir şahıs karşımda belirdi. Ne göğe yükselebiliyordum, ne de yere girebiliyordum. O, gözüme işaret etti kör oldum, kulağına işaret etti sağır oldum, dilime işaret etti lal (dilsiz) oldum. Artık bedenim ne görüyor, ne de duyuyordu. Bu esnada ailem ve dostlarım ağlamaya başladılar, ölüm haberi her tarafa yayıldı.

    Berzah Kapısında Dehşet

    Bu sırada iki güzel simalı şahıs yanıma geldiler; biri sağımda, diğeri ise solumda oturdular, bana selam verdikten sonra şöyle dediler: “Amel defterini getirmişiz, al oku! Biz, sürekli senin yanında bulunan ve amellerini yazan iki meleğiz.”

    İyi işlerimle ilgili defteri okuduğumda güldüm ve çok sevindim. Bu defter Rakib’in elinde idi. Ama Atid’in elindeki günahlarımla ilgili defteri okuduğumda, gördüğüm şeyler beni çok üzdü ve ağlattı. Bu esnada o iki melek şöyle dediler: “Seni müjdeliyoruz, hayırla karşılaşacaksın.”

    Daha sonra ilk şahıs (Azrail) bana yaklaşarak ruhumu çekip çıkardı. Bu esnada yapılan ve söylenen her şeyi görüp duyuyordum. Akrabaların ağlaması ve çığlıkları şiddetlenince, ölüm meleği öfkeyle onlara bakarak şöyle dedi: “Ey cemaat! Neden ağlıyorsunuz? Allah’a andolsun ki ben ona zulüm ve haksızlık yapmadım. O halde neden bağırıp çığlık atıyorsunuz? Hepimiz Allah katında eşitiz. Eğer siz bizim hakkımızda, bizim sizin hakkınızda emrolunduğunuz gibi emrolunmuş olsaydınız, bizim yaptığımız işi siz de yapacaktınız. Allah’a andolsun ki onun rızkı bitmedikçe ve süresi dolmadıkça biz onun canını almadık. O, Kerim olan Rabbine döndü; O da onun hakkında istediği hükmü verecektir. O her şeye kadirdir. Sabrederseniz mükafatlanırsınız, sabırsızlık yaparsanız günah işlemiş olursunuz. Ben çocuklarınızın, anne ve babalarınızın ruhlarını almak için size çok uğrayacağım.”

    Sonra benden vazgeçti, ama ruh onunla birlikte idi. Bu esnada onun yanına diğer bir melek geldi, sonra ruhumu ondan alarak beni kendisiyle götürüp Rabbimin karşısına bıraktı. Rabbimin karşısında yer alınca, büyük-küçük her şey hakkında soru sordular; namaz, oruç, hac, Kur’an, zekat, sadakalar, geçirmiş olduğum vakit ve günler, anne ve babaya itaat, haksız yere adam öldürmek, yetim malını yemek, geceleri ibadetle meşgul olmak ve diğer birçok şeylerden soru sordular.

    Daha sonra Allah’ın izniyle bir melek ruhumu yeryüzüne geri çevirdi. Bu sırada bir şahıs bedenimin yanına gelerek gusül vermek için elbiselerimi çıkardı ve beni yıkamaya başladı. Bu esnada ruhum şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu! Bu güçsüz bedene merhamet et, Allah’a andolsun ki kendisinden çıktığım bütün damarlar kopmuş, bütün organlar kırılmıştır.”

    Allah’a andolsun ki, eğer gusül veren şahıs bu sözü duysaydı, kesinlikle ölüye gusül vermezdi. Gusül ve kefenleme işlerinden sonra ailemi ve komşuları benimle vedalaşmaya çağırdılar, vedalaştıktan sonra beni bir tahtanın üzerine bıraktılar, ruhum bu esnada yüzümle kefenim arasında idi. Sonra bana cenaze namazı kıldılar. Namazdan sonra beni götürüp kabre bıraktılar. Derken büyük bir dehşete kapıldım.

    Ey Selman! Bil ki kabre koyulunca adeta gökten yere düştüm. Üzerime toprak döktüler, Bu esnada ruh, dilime, kalbime ve kulağıma döndü. Mezarlıktan eve dönmek için seslendiklerinde, çok pişman oldum, keşke ben de dönenlerden olsaydım dedim. Bu esnada kabir tarafından birisi şöyle cevap verdi: “Bu, boş bir arzudur, kıyamet gününe kadar bir berzah vardır (artık dönüş mümkün değildir).”

    O cevap verene: “Sen kimsin?” diye sordum.

    Cevaben şöyle dedi: “Ben, münebbih (uyandırıcı) isminde bir meleğim, Allah tarafından insanların yapmış oldukları bütün amelleri, ölümlerinden sonra onlara haber vermekle görevliyim.”

    Sonra beni çekerek oturttu ve şöyle dedi: “Amellerini yaz.”

    Dedim ki: “Ben onları sayamam.”

    Melek: “Rabbinin şu sözünü duymamış mısın?:

    “Allah, onları saymıştır; onlar ise onu unutmuşlardır.” [3]

    Sonra şöyle dedi: “Yaz, ben sana söyleyeceğim.”

    Dedim ki: “Kâğıt yoktur.”

    Melek kefenimin bir köşesinden tutarak: “İşte kâğıt, yaz!” dedi.

    Dedim ki: “Kalem yoktur.”

    Melek: “İşaret parmağın senin kalemindir” dedi.

    Dedim ki: “Mürekkebim yoktur.”

    Melek: “Ağzının suyu mürekkeptir” dedi.

    Sonra o, dünyada yapmış olduğum küçük ve büyük bütün amelleri bana yazdırdı…

    Daha sonra amel defterimi mühürleyerek dürdü ve boynuma astı. O kadar ağırdı ki sanki dünya dağlarını boynuma bırakmışlardı.

    Nihayet Münebbih melek gitti ve çok korkunç olan Münker adında bir melek geldi.

    Bana: “Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir? Ne inanç üzeresin? Dünyadaki sözün nedir?” diye sordu. Onun korkusundan dilim tutuldu, şaşkınlığa uğradım, ne diyeceğimi bilemedim, korkudan vücudumdaki bütün organlar birbirinden ayrıldı. Derken Rabbimden taraf bir rahmet bana geldi, kalbimi sakinleştirdi, dilimi açtı. Bunun üzerine Münker’in cevabında şöyle dedim:

    “Ey Allah’ın kulu! Neden beni korkutuyorsun?! Ben bunların cevabını biliyorum. Ben tanıklık ediyorum ki Allah’tan başka bir ilah yoktur, Muhammed (s.a.a) O’nun elçisidir, Allah Rabbimdir, Muhammed (s.a.a) Peygamberimdir, İslam dinimdir, Kur’an kitabımdır, Ka’be kıblemdir, Ali imamımdır, müminler kardeşimdir.

    Yine şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, o tektir, ortağı yoktur, Muhammed (s.a.a) O’nun kulu ve resulüdür. Bu benim sözüm ve inancımdır ve Rabbimi bu inanç üzere mülakat edeceğim.”

    Bu esnada “Münker” şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu şimdi seni esenlikle müjdeliyorum, şüphesiz kurtuldun.”

    Bu sözlerden sonra benden ayrıldı. Bu esnada Nekir isminde diğer bir melek geldi, korkunç bir ses çıkardı, ilk sesten daha korkunçtu. Parmaklar birbirine geçtiği gibi azalarım birbirine geçti. Sonra bana şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu! Şimdi amelini bana getir.”

    Şaşkınlık içerisinde kaldım, nasıl cevap vereceğimi düşünüyordum. Bu esnada Allah-u Teâla o korku ve dehşeti benden giderdi, hüccetimi (delilimi) bana ilham etti, güzel yakin ve tevfik verdi. Derken onun cevabında da şöyle dedim:

    “Ey Allah’ın kulu! Bana karşı yumuşak davran. Ben dünyadan şu inanç üzere ayrıldım: Ben, Allah’dan başka bir ilahın olmadığına, O’nun tek ve ortağının olmadığına şehadet ediyorum. Yine şehadet ediyorum ki, Muhammed (s.a.a) O’nun kulu ve elçisidir; Şüphesiz cennet haktır; cehennem haktır; sırat (köprü) haktır; mizan (terazi) haktır; hesap haktır; Münker ve Nekir’in sorgu ve suali haktır; öldükten sonra dirilmek haktır; cennet ve Allah’ın vaat ettiği ondaki nimetler haktır; ateş ve Allah’ın kendisiyle korkuttuğu ondaki azap haktır; kıyamet gelecektir, onda bir şüphe yoktur; şüphesiz Allah-u Teâla kabirde olanları diriltecektir.”

    Nekir sonra şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu! Daimi olan nimet ve sürekli olan bir hayırla seni müjdeliyorum.”

    Daha sonra o beni sağ kolum üzerine yatırtarak şöyle dedi: “Gelinin yattığı gibi (rahat) yat.”

    Daha sonra o (Münker melek), benim için başımın yanından cennete, ayak tarafından da cehenneme bir kapı açtı. Sonra şöyle dedi: “Ey Allah’ın kulu! Kendisine doğru gideceğin cennet ve nimetlerine ve de kendisinden kurtulduğun yakıp kavurucu cehennem ateşine bir bak.”

    Daha sonra ayak tarafından açılmış olan kapıyı kapattı ama baş tarafından cennete açılmış olan kapı öylece açık kaldı. Cennetin ravh ve nimetinden bana getirdi, kabrimi göz alabildiği kadar genişletti ve sonra benden ayrıldı.

    İşte bu benim durumum, sözüm ve karşılaştığın şeylerdi. Ben, Allah’tan başka bir ilahın olmadığına, O’nun tek ve ortaksız olduğuna, Muhammed (s.a.a)’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum. Ey benden soru soran! Seni sorgulayacak olan meleklerin sorgu suali korkusundan ve dehşetinden dolayı sürekli Allah’ı göz önünde bulundur.”

    Esbeğ sözünün devamında şöyle diyor: “Bu esnada, konuşan ölünün sesi kesildi. Selman şöyle dedi: “Allah size merhamet etsin beni yere bırakın.”

    Selman’ı yere bıraktığımızda: “Beni bir şeye dayayın” dedi. Onu dayadığımızda göğe bakarak şöyle dedi: “Ey her şeyin varlığı elinde bulunan ve kendisine dönülecek olan! Sana iman ettim, Peygamberine tabi oldum, kitabını tasdik ettim ve vaat ettiğin bana geldi; beni kendi rahmetine götür ve keramet evine yerleştir. Ben şehadet ediyorum ki Allah’tan başka ilah yoktur; O tektir ve ortağı yoktur. Yine şehadet ediyorum ki Muhammed (s.a.a) Allah’ın kulu ve elçisidir.”

    Selman’ın şehadeteyni kamil olduğunda, ölümü yetişti ve canını Allah’a teslim etti…” [4]

    4] - Bihar, c. 22, s. 374
    öldükten sonra sizi kim dinliycek bu dünyada belki istediğinizi yapıyorsunuz ama ahirette ne yapacaksınız

  5. #5
    haha... chesss adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    5,467
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Ateistler bilimin onlara gelin ateist olun diye çağrılarda bulunduğunu sanarak ve ateizmi bu temel üzerinde oturtmaya çalışarak ofsayta düşüyorlar zaten.

    Deist olsun hadi neyse ama ateist olmak bir kalıptır. (herşeyin cevabını buldum ben ehehe) hadi ya.
    &

    Hamlet: Yaptığı işin farkında değil mi bu adam ? Türkü söulüyor mezar kazarken.
    Horatio: Alışmış, umursamıyor artık!


    Shakespeare

  6. #6
    Searcher1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-05-2008
    Mesajlar
    1,465
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Hamza76, anlattığın masal küçük çocukları korkutmak için birebir. Elinden gelen sadece bu mu? İnsanları masallarla korkutarak, gerçekleri araştırmasını önleyebileciğini mi sanıyorsun? O korkutmaya çalıştığın insanlar, dinlerin üzerine inşa edildiği temellerin ne kadar çürük olduğunu cesaretle araştırıp, öğrenmiş kişilerdir.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Hristiyanlık İnancı
    TOPLUM VE İNSAN bölümünde karanlıkadam34 tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 17.08.11, 10:49

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •