Ebu süfyan kimdir.
Hazret-i Ebu Süfyan (radıyallahü teâlâ anh), Peygamber efendimizin kayınpederi ve eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Peygamber efendimizin mübarek zevcesi olan Habibe validemizin ve vahiy kâtibi Hazret-i Muaviye’nin babasıdır.
Kaynak www.dinimizislam.com.
Ebu Süfyan, 565 tarihinde Mekke'de doğdu. Babası Kureyş'in ileri gelenlerinden olan Harb bin Ümeyye, annesi de Safiyye bint Hazm'dı. Babası, ticaretle uğraşan zengin bir ailenin çocuğu olduğu için, refah içinde yaşadı. Çocukluk döneminin en samimi arkadaşı, Peygamber Efendimizin (asm) amcası Hazreti Abbas'tır. Bu arkadaşlıkları bir ara kesintiye uğrasa da sonradan tekrar devam etmiştir. Yaşadığı dönemde okuma-yazma bilenlerin oranı oldukça düşük olduğu halde okuma yazma biliyordu. Büyüdükten sonra kendisi de ticaretle uğraşmaya başladı. Bilgi, beceri ve kabiliyetiyle kısa sürede kendini göstererek, güvenilen ve fikrine başvurulan önemli kişiler arasında yer aldı.
Ebu Süfyan, İslâmiyet'in zuhuru ile birlikte müşriklerin arasında yer aldı. Müslümanların aleyhine yapılan çoğu faaliyetin içinde yer aldı veya destekledi. Peygamber Efendimizi dâvâsından vazgeçirmek maksadıyla Ebu Talib'e gönderilen heyet içinde bulundu. Peygamber Efendimizin öldürülmesine karar verilen toplantıda (Darünnedve) müşriklerin içinde yer aldı. Ebu Süfyan bu faaliyetlerin içinde bizzat yer aldığı sırada, müşrikler Müslümanlara her türlü fiili işkenceyi ve dinden dönmeyi sağlamak için eziyet yapmayı da sürdürüyorlardı. Ancak, Ebu Süfyan fiili olarak bu işkencecilerin dışında kaldı.
Ebu Süfyan, Hazreti Ebubekir'in (ra) halifeliğine ilk başlarda karşı çıktıysa da daha sonra kendisine biat etti. Bir ara Necran vergi tahsil memurluğunda bulundu.
Kaynak.Risale-i Nur Enstitüsü
Peygamber Efendimizin (asm) amcası Haris’in oğludur. Halime, Peygamber Efendimiz ile birlikte onu da emzirdiğinden süt-kardeş olmuşlardır. Çocukluğu ve gençliği yaşıtı olduğu Peygamber Efendimiz ile birlikte geçmiştir. Peygamber Efendimize büyük bir sevgi ile bağlanmış, ancak Peygamberliğin ilanı ile birlikte müşrikler safına geçerek düşmanlık yapmaya başlamıştır. Şair olup, yazdığı ve okuduğu şiirlerle Peygamber Efendimizi ve sahabeyi çok rencide etmiştir.
Daha sonra Peygamber Efendimiz affedilebilmek için büyük sıkıntılar çekmiştir. Aralarında Hz. Ebu Bekir, Ömer, Ali (ra) gibi sahabenin önde gelenlerine müracaat ettiği halde yüz bulamamıştır. Risale-i Nur’da adı zikredilmiş ve naklettiği bir hadis-i şerife yer verilmiştir. Künyesi Ebu Süfyan bin Haris bin Abdülmuttalib el-Haşimî şeklindedir.
Ebu Süfyan’ın Mekke’de doğduğu bilinmekle birlikte, tarihi kesin olarak belli değildir. Ancak Peygamber Efendimiz (sav) ile süt-kardeş olması ve Halime tarafından emzirilmiş olmasından ötürü, 570’li yıllarda doğmuş olma ihtimali yüksektir. Kaynaklarda Peygamber Efendimiz ile yaşıt olduğunun geçiyor olması, 571 veya buna çok yakın bir tarihte doğmuş olabileceğini akla getirmektedir. Bazı kaynaklarda adı Muğire olarak geçmesine karşılık, Muğire’nin kendisi değil, kardeşinin adı olduğu belirtilmiştir.
Ebu Süfyan, Peygamber Efendimiz ile yaşıt olduğu için birlikte büyüdüler. Çocukluk ve gençlik yılları birlikte geçti. Peygamber Efendimize büyük bir sevgi ile bağlandı. Ancak, bu sevgi ve yakınlığı, İslamiyet’in doğuşuna kadar sürdü. Resulullah peygamberliğini ilan edince, Ebu Süfyan kendisinden uzaklaştı ve yirmi yıla yakın süren uzun bir düşmanlık dönemini yaşadı. Hem Peygamber Efendimiz hem de sahabesi için ağır sözler ihtiva eden hicivlerde bulundu. Şair olmasının da etkisiyle sözleri, Müslümanları büyük ölçüde rencide etti. Hicivlerini devam ettirip müşriklerle birlikte düşmanlıktan geri durmamasından dolayı hakkında, Peygamber Efendimiz tarafından, görüldüğü yerde öldürülmesi hükmü verildi. Şair olan sahabe Hasan bin Sabit’ten, Ebu Süfyan’ın yaptıklarına karşılık teşkil edecek şekilde hicivlerde bulunması istendi. Ancak Hasan, Peygamber Efendimizin akrabası ve amcasının oğlu olan birini izinsiz hicvedemeyeceğini söyledi. Peygamber Efendimizden izin isteyince de babasının kardeşinin oğlunun hiciv ve tahkir edilmesine gönlü razı olmadı. Hasan’ın, hicvederken akrabalarını incitmeden ve sadece Ebu Süfyan’ı yereceğini söylemesine rağmen ilk başlarda Peygamber Efendimizin izin vermediği nakledilmiştir.
Ebu Süfyan’ın hicvedici şiirlerine karşılık daha sonraları, Peygamber Efendimizin de, “siz de Kureyşlileri (iman etmemiş) hicvediniz. Zira, hiciv, onlara ok yağdırmaktan daha ağır gelir” mealinde buyurduğu nakledilmiştir. Bu izin üzerine Abdullah bin Revaha da müşrikleri hicvetti. Daha sonra acele etmeme ve hicivlerinde dikkatli olma, Kureyşliler hakkında detaylı bilgileri Hz. Ebu Bekir’den (ra) aldıktan sonra, hicivde bulunması için Hasan bin Sabit’e (ra) de izin verildi. Hasan da Ebu Süfyan’ı tahkir eden hicivlerde bulundu.
Mekke’nin fethinden kısa bir süre önce, kalbi İslamiyet’e ısınmaya başlayan Ebu Süfyan, iman etmek maksadıyla, oğlu ve hanımı ile birlikte Peygamber Efendimizin yanına gitti. Yine Peygamber Efendimizin akrabası ve halası Atike’nin oğlu olan Abdullah bin Ebu Ümeyye de onlarla birlikte Medine’ye doğru yola çıktı. İlk karşılaşmada Peygamber Efendimiz Ebu Süfyan’dan yüzünü çevirerek görüşmek istemedi. Ebu Süfyan hangi tarafa gittiyse de Peygamberimiz yüzüne bakmadı. Peygamber Efendimizin yüz çevirdiğini gören Müslümanlar da kendisinden yüz çevirdiler.
Ebu Süfyan, önce Hz. Ebu Bekir (ra) ve daha sonra Hz. Ömer’in yanına gidip yardım istediyse de, onlar da; Allah’ın düşmanı, Peygamber ve sahabeyi inciten evvelki davranışları yüzünden ilgi göstermediler. Amcası, Hz. Abbas’tan (ra) ve Hz. Ali’den (ra) de yüz bulamayan Ebu Süfyan için, Peygamber Efendimizin hanımı Ümmü Seleme devreye girdi. Kardeşi olan Abdullah bin Ebu Ümeyye ve Ebu Süfyan’ın huzuruna kabul edilmeleri için Peygamber Efendimizden ricada bulundu. Birisi süt kardeşiniz ve amcanızın oğlu, diğeri de halanızın oğludur, diyerek affedilmelerini istedi.
Peygamber Efendimiz tarafından kabul edilmek ve iman etmek için her yola başvuran ve nihayet netice almaya başlayan Ebu Süfyan, iyi bir şair olmasının da yardımıyla, yaptıklarına pişman olduğunu ve duygularını Peygamber Efendimizin merhametini celbedecek şekilde dile getirdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz kendisini bağışladı. O da hemen orada iman ederek Müslüman oldu.
Ebu Süfyan, Müslüman olduktan sonra tüm varlığıyla Peygamber Efendimizin hizmetinde bulunmaya çalıştı ve O’na bağlandı. Daha önceleri sarf etmiş bulunduğu sözleri için hep pişmanlık duydu ve hiçbir zaman Peygamber Efendimizin yüzüne bakamadı. Bir süre sonra gerçekleşen Mekke’nin fethinde bulundu. Huneyn Savaşı’na da katıldı. Bu savaşta çarpışmanın şiddetlendiği ve Peygamber Efendimizin çevresinde fazla kimsenin kalmadığı esnada yanından ayrılmadı, korumaya çalıştı. Bu hareketinden dolayı Peygamber Efendimizin duasına nail oldu.
İman ettikten sonra Peygamber Efendimizin yanından ayrılmamaya büyük gayret gösteren Ebu Süfyan, Yüce Peygamberin vefatı üzerine, okuduğu mersiyelerle duygularını dile getirdi. Akrabaları arasında Peygamber Efendimize en çok benzeyenlerden biri olan Ebu Süfyan, namaz kılarken büyük bir huzur duyan ve haz alan bir sahabe olarak dikkat çekti.
Ebu Süfyan’ın adı, naklettiği bir hadis ile birlikte Risale-i Nur’da zikredilmiştir. Kendisinden, Peygamberin amcasının oğlu Ebu Süfyan ibn Haris ibn Abdülmuttalib olarak söz edilmekte ve sahih nakille haber verdiği hadise aktarılmaktadır; “Gazve-i Bedir'de, gökle yer arasında, beyaz libaslı, atlı zatları gördük.” (Mektubat, 1994, s. 157).
Ebu Süfyan, 641 yılında Medine’de vefat etti. İman ettikten sonra hiçbir günaha bulaşmamak için gayret sarf etti. Vefatından üç gün evvel mezarını hazırladı. Vefatından sonra arkasından ağlanmamasını vasiyet etti. Cenaze namazı bizzat Hz. Ömer (ra) tarafından kıldırıldı.
Kaynakwww saidnursi.de
«Ebû Sufyan İbnu'l-Harîs Cennet'teki gençlerin efendisidir».[1]
Muhammed l'bn Abdiilah'İa Ebû Sufyan İbnu'l-Haris arasındaki gi*bi, İki şahıs arasında sağlam ilgi ve bağlar bulunması pek azdır.
Ebû Sufyan Rasûlüllah'm (s.a.v.) yaşıt ve akraniarındandı. Onlar birbirine yakın bir zamanda doğmuşlar ve aynı aile içinde büyümüş*lerdi,
Ebû Sufyan Peygamber'in öz amca oğluydu. Ebû Sufyan'ın babası Harîsie Resûlüllah'ın (s.a.v.) babası Abdullah; Abdulmuttalib'in soyun*dan gelen iki kardeştiler.
Ayrıca Ebû Sufyan Peygamber'in süt kardeşiydi. Sa'd kabilesine mensup Halîme hanımefendi onları birlikte emzirmişti.
Bütün bunlardan başka o peygamberlik gelmeden önce Rasûiül-lah'ın (s.a.v.) samimi dostuydu ve ona en çok benzeyen kimseydi.
Bu duruma göre, siz Muhammed'ie Ebû Sufyan İbnu'l-Haris, ara-sındakinden daha sağlam ve daha yakın bir ilgi gördünüz mü veya duydunuz mu?
Onun için, Ebû Sufyan hakkında zannedilen; onun, Rasûlüflah'ın (s.a.v,) davetini en önce kabul edenlerden ve onun yoluna en çabuk uyanlardan olmasıdır
Halbuki durum, umulanın tam tersine olmuştur.
Çünkü Rasûlüllah (s.a.v.) davetini açıklayıp yakınlarını uyarınca, Ebû Sufyan'ın içinde Rasûlüllah'a (s.a.v.) karşı intikam ve kötülük ateş*leri parladı. Dostluk, düşmanlığa, ilgi ilgisizliğe, kardeşlik, yüz çevir*meye dönüştü.
Rasûlüllah fs.a.v.) Rabbinin emrini açıkladığı sırada Ebû Sufyan İbnu'l-Haris, Kureyş süvarilerinin en meşhuru ve şairlerinin en önem-lisiydi.
Mızrağını ve dilini,.Rasûlüllah'la (s.a.v.) kavga ve onun davet et*tiğine düşmanlık için ortaya koymuştu. Bütün enerjisini İslâm ve müs-lüınanlarla mücadeleye vermişti.
Kureyş Peygamber'e karşı harp açmışsa, mutlaka onun tutuşturu-cusu Ebû Sufyan olurdu, Müslümanlara bir kötülük gelmişse, ondaki büyük pay yine Ebû Sufyan'a ait olurdu.
Ebû Sufyan şiir şeytanını uyandırmış ve dilini Rasûlüllah'i (s.a,v,j yerip kötülemede kullanmıştı. Onun hakkında kötü ve incitici sözler söylemişti.
Ebû Sufyan'ın Peygamber'e düşmanlığı yirmi seneye yakın sür*dü. Bu süre içinde, Rasûlüllah'a (s.a.v.) kurmadığı tuzak, müslüman-lara karşı işlemediği günah çeşidi kalmamıştı
www.enfal.de
EBUSÜFYAN KİMDİR???
Muaviyye aleyhillâne'nin babası olarak tarihlere geçen EBUSÜFYAN, ÜMEYYE oğlu HARP'ın oğludur.
Biz burada, ÜMEYYE'nin vede oğlu HARP'ın pisliklerini dile getirecek değiliz.
MUAVİYYE-YEZİD Aleyhillânelerin yaşantılarını (İMAN-İ ÖLÇÜ İLE) tahlil eden herkesin bilmesi gerekirki, MUAVİYYE-YEZİD Aleyhillâneler hangi çirkinlik derecelerinde iseler, babaları-dedeleride (BİN BETERİ İLE) aynı çirkinlik dereceleri içinde idiler.
Muaviyye'nin babası olarak bilinen EBUSÜFYAN, Peygamberimizden yirmi yaş büyüktür.
Cenab-ı peygamberimiz henüz oniki yaşlarında iken, HARP'ın oğlunun pekte zalimane olan bir davranışı karşısında ona (SUFYAN) ismini takmıştı.
SÜFYAN'ın manasını, önce süfyani düzenin bir kitabından verelim.
Sonrada EHLİBEYT ilminden gündeme getirelim.
Elinize, İstanbul HİZMET VAKFI YAYINLARI'nca yayınlanan ve ABDULLAH Yeğin'in yazdığı 1992 yılı basımlı YENİ LÜGAT kitabını alınız.
Bu kitabın 641.nci sayfasını açınız.
Bizde açıyoruz ve aynen alıntı yapıyoruz.
SÜFYAN-A'hir zamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına vesiyle olacağı SAHİH HADİS'lerle bildirilen dehşetli dinsiz ve münafık bir şahıs.
Aynen böyle yazan beyanın devamında (BAK.DECCAL) diyerek Deccal maddesini örnek yapıyor.
Sonrada, CENAB-I ALİ Aleyhisselam'ın (ONLARIN DECCALI SÜFYAN'DIR..) buyurduğunu yazıyor.
Aynı kitabın aynı sayfasında (SÜFYANI) maddesi dile getirilip, bunun manasınıda şöyle yazıyor.
SÜFYANİ-Süfyan'dan olan, SÜFYAN'a mensup, SÜFYAN'a müteallik. Zübdetül Buhari Tercemesine göre SÜFYANİ, (MÜSLÜMANLARA KÖTÜLÜK EDEN, SEFİL-KÖTÜ-ALÇAK KİMSE) demektir. Diyor.
Şimdide biz, SÜFYAN-SÜFYANİ kelimesinin ihtiva ettiği manayı, CENAB-I EHLİBEYT İlm'inden verelim.
SÜFYAN-SÜFYANİ'nin asıl manası. HİYLEKAR-ŞERİR-CÂ'Nİ-ZALİM-GADDAR-SEFİH (fuhşuyyatçı), GÜÇLÜNÜN KARŞISINDA ŞEREFSİZCE EĞİLEN, GÜÇSÜZÜN KARŞISINDA DA CANAVAR KESİLEN SEFİL, FIRSATÇI, DİLENCİ, ALMAK İÇİN HER TÜRLÜ ÇARELERE BAŞVURAN, SIRA VERMEYE GELDİĞİNDE NEKESLİK EDEN VS. VS. VS. gibi manalara gelir.
EBUSÜFYAN, SÜFYAN'ın babası demektir.
Bu lakabıda, Muaviyye'nin babasına Cenab-ı Peygamberimiz efendimiz vermiştir
Kaynak www.alevilerizbiz.biz
Hazret-i Hind
Hazret-i Hind (radıyallahü teâlâ anha), Peygamber efendimizin kayınvalidesidir. Resulullahın mübarek hanımlarından, müminlerin annesi Habibe validemizin ve onun kardeşi vahiy kâtibi Hazret-i Muaviye’nin annesidir. Resulullahın kayınpederi Hazret-i Ebu Süfyan’ın da hanımıdır.
Önce Mekke müşrikleri arasında yer alan Hind binti Utbe, Bedir savaşında Hazret-i Hamza tarafından öldürülen babasının intikamını almak üzere Uhud Savaşına katılıp müşrik askerlerine cesaret vermeye çalıştı. Hazret-i Hamza’nın şehid edilmesine sebep oldu.
Mekke'nin fethinde Müslüman oldu. Kadınlar adına Resulullah ile sözleşme yaptı. Hayır dua aldı. Yermük gazasında bulunup, İslam ordusunu harbe teşvik etti. Akıllı, tedbirli ve görüşü sağlam bir kadın idi. Nitekim, imana gelip evindeki putları kırdıktan sonra, Resulullaha iki kuzu hediye göndermişti. Resulullahın da dua etmesi üzerine, Allahü teâlâ onun koyunlarına, o kadar bereket verdi ki, sayısı bilinmez oldu. Hazret-i Hind her zaman; "Bunlar, Resulullahın bereketidir" derdi.
Hazret-i Hind, Peygamber efendimizin kayınvalidesi olmakla, mübarek kızı Habibe validemiz de müminlerin annesi olmakla şereflendi. Bir âyet-i kerime meali:
(Resulullahın zevceleri müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6]
Resulullah ile akraba olmak şerefi çok büyüktür. İmanlı olan her akrabası muhakkak Cennetliktir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler, Cennette benimle beraber olacaktır.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, [zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]
(Eshabımı, zevcelerimi ve Ehl-i beytimi seven ve onlara dil uzatmayan, Cennette benimle beraber olur.) [Ramuz]
(Allahü teâlâ, bana eshab ve akraba olarak en iyileri seçti. Birçok kimse, eshabıma ve akrabama dil uzatır, kötülemeye çalışırlar. Böyle kimselerle oturmayın! Birlikte yiyip içmeyin, bunlardan kız alıp vermeyin.) [Dare Kutni]
(Benimle evlenen veya kız alıp verdiklerim, Cehenneme girmez.) [Deylemi, İ. Neccar]
(Esharımın [zevce tarafından olan hısımlarımın] Cennetlik olmasını istedim. Rabbim de bu isteğimi kesin olarak kabul etti.) [Hakim]
Sırf bu hadis-i şerifler bile Hazret-i Ebu Süfyan’ın ve Hazret-i Hind’in Cennetlik olduğunu göstermektedir.
Hiçbir müslümanı tevbe ettiği günahtan ayıplamak uygun olmadığı gibi, kâfirken tevbe edip iman edenlerin de önceki hallerinden dolayı onları ayıplamak, bu yüzden onlara leke sürmek, önceki hallerini ***** konusu etmek caiz değildir.
Furkan suresinin, (Allah, kâfirken tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin seyyiatını hasenata [günahlarını sevaplara] çevirir. Allah çok affedici ve çok merhamet sahibidir) mealindeki 70. âyeti, Hazret-i Muaviye’nin ve mübarek babası Hazret-i Ebu Süfyan’ın ve iffetini, asaletini, Mekke’nin fetih gününde Resulullahın huzurunda ispat eden Resulullahın kayınvalidesi Hazret-i Hind’in tertemiz olduklarını ortaya koyan sarsılmaz bir vesikadır.
Hazret-i Hind iman ettikten sonra hemen evine gelip ne kadar heykel var ise, (Bu kadar zaman size aldanmışız) diyerek hepsini parçaladı. Hind’in af ve imana kavuşması, başka kaçanlara cesaret verdi. Gelip af dilediler. Kabul buyuruldu. Hind böylece, çok kimsenin ölümden kurtulmasına ve imana gelmesine sebep olmakla bahtiyar oldu. Ebu Süfyan ile oğulları kuvvetli müslüman oldular. Resul-i ekrem, onları katiplikte kullandı. (Kısas-ı Enbiya)
Hind binti Utbe, Kureyşin asilzadelerinden idi. İslam’da sebat ve hüsn-i hareket etti. Akıllı, ileriyi gören, idareci bir hanımdı. Yermük gazasında zevci Ebu Süfyan ile birlikte bulunup, müslümanları Rumlara karşı cihada teşvik ederdi.) (Kamusul-alam).
Resulullaha iman eden herkesin kalbine Resulullahın sevgisi yerleşir. Ebu Süfyan’ın zevcesi Hind, (Ya Resulallah! Mübarek yüzünüzü hiç sevmezdim. Şimdi ise, O güzel yüzün, bana her şeyden daha çok sevgilidir) demiştir. (Hadika)
Kaynak www.ilahi.org
Arablar, şi’r söylerler, panayır yerlerinde, toplantılarda, va’z ve nasîhat verirlerdi). (Fahr-i âlem “sallallahü aleyhi ve sellem” hazretleri Safâ tepesine çıkıp oturdu. Ömer-ül-Fârûk hazretleri de, alt yanına oturdu. Önce erkekler, sonra kadınlar gelip birer birer müslimân oldular. Kadınların arasında hazret-i Alînin kız kardeşi Ümm-i Hânî ile, hazret-i Mu’âviyenin annesi Hind de vardı. Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” kadınlara (Hırsızlık etmiyeceğinize söz verin!) buyurunca, Hind ileri gelip, (Eğer hırsızlık etseydim, Ebû Süfyânın malından çok şey çalardım), dedi. Fahr-i âlem “sallallahü aleyhi ve sellem”, o vakt Hindi tanıdı. (Sen Hind misin?) buyurdu. (Ben Hindim. Geçmişi afv et! Allah da seni afv eylesin!) dedi. Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” zinâ etmemek şartını söyleyince, Hind, (Hür olan kadın hiç zinâ eder mi?) dedi. Sonra evlâdlarını öldürmemeği şart buyurunca, Hind, (Biz onları küçük iken büyütdük. Büyük iken, sen onları Bedrde öldürdün. Artık ne oldu ise orasını sen ve onlar dahâ iyi bilirsiniz) dedi. Hazret-i Ömer çok sert ve ciddî olduğu hâlde, Hindin bu sözüne dayanamayıp güldü. Kadınların iftirâ etmemesini teklîf buyurunca, Hind, (Vallahi iftirâ çirkin şeydir. Sen bize güzel ahlâkı emr ediyorsun) dedi. Nihâyet ısyân etmemeği teklîf buyurunca, Hind, (Biz bu yüksek huzûra, sonra ısyân etmek niyyeti ile gelmedik!) diye söz verdi. Hindin öldürülmesi emr olunmuşken, böylece afva kavuşdu ve hâlis kalb ile îmân etdi. Hemen evine gelip ne kadar heykel var ise, (Bu kadar zemân size aldanmışız) diyerek hepsini parçaladı. Resûl-i ekrem “sallallahü aleyhi ve sellem” oradaki kadınlara hayr düâ eyledi).
Hindin afv ve îmâna kavuşması, başka kaçanlara cesâret verdi. Gelip afv dilediler. Kabûl buyuruldu. Hind böylece, çok kimsenin ölümden kurtulmasına ve îmâna gelmesine sebeb olmakla bahtiyâr oldu. Ebû Süfyân ile oğulları kuvvetli müslimân oldular. Resûl-i ekrem, onları kâtiblikde kullandı “radıyallahü teâlâ anhüm”. Hurûfîler, hazret-i Mu’âviyenin islâmiyyete hizmetleri ve hadîs-i şerîfle medh olunması karşısında, ne yazacaklarını şaşırarak, babasının âile hayâtını kurcalıyorlar. Hazret-i Mu’âviyeyi, bu yoldan lekelemeğe çalışıyorlar. Babası ne kadar kötülense, Ebû Leheb kâfiri derecesine düşüremezler ya! Adına âyet nâzil olan Ebû Leheb kâfirinin oğlu Utbe, Resûlullaha çok eziyyet yapardı. Bunlar yetmiyormuş gibi, sıkıntısı artsın diye, mubârek kerîmesini boşamışdı. (Kısas-ı Enbiyâ)da diyor ki, (İşte bu Utbe, Feth günü îmâna geldi, afv diledi. Resûlullah afv buyurup, hayr düâ eyledi. Utbe, Huneyn gazvesinin en kızgın zemânında Resûlullahın önünden ayrılmadı). Ebû Leheb kâfirini hiç kötülemiyor. O habîsin oğlu olduğu için ve Resûlullaha çok işkence yapmış olduğu için, Utbeye birşey demiyorlar. Çünki Utbe, birinci halîfenin hazret-i Alî olmasını istiyordu. Bunun için şi’r söylüyordu.
Yukarıda, (Kısas-ı Enbiyâ)nın çeşidli sahîfelerinden aldığımız yazılar, Sonbehâr mecmû’asındaki iftirâların yalan olduklarını açıkça göstermekdedir. (Kâmûsul-a’lâm)da diyor ki, (Hind binti Utbe bin Rebî’a bin Abd-i Şems, Kureyşin asılzâdelerinden idi. Ebû Süfyânın zevcesi idi. Ebû Süfyândan önce, Fâkıh bin Mugîrenin zevcesi idi. İslâmda sebât ve hüsn-i hareket etdi. Akllı, ileriyi gören, idâreci bir hanımdı. Yermük gazâsında zevci Ebû Süfyân ile birlikde bulunup, müslimânları rumlara karşı cihâda teşvîk ederdi).
Hindin “radıyallahü anhâ” îmânının kuvvetini ve iffetinin derecesini bütün kitâblar yazmakdadır. İslâmiyyetden önce Arabistânda nikâh ve âile hayâtı vardı. Lûtfen, otuzaltıncı maddeye bakınız! Sonbehâr mecmû’asını yazan kimse, âile hayâtını, kendi müt’a denilen metres hayâtına benzetiyor. Kendisi gibi herkesin de harâm işlediğini zan ediyor. (Me’âric-ün-nübüvve) kitâbında diyor ki, (Hind “radıyallahü anhâ” îmâna gelip, evindeki heykelleri kırdıkdan sonra, Resûlullaha iki kuzu hediyye gönderdi. Resûlullah kabûl buyurup, Hinde bereket ile düâ eyledi. Hak teâlâ, Onun koyunlarına, o kadar bereket verdi ki, sayısı bilinmez oldu. Hind, her zemân, bunlar Resûlullahın bereketidir, derdi). Abdülganî Nablüsî, (Hadîka)nın yüzyirmialtıncı sahîfesinde buyuruyor ki, (Resûlullaha îmân eden herkesin kalbinde, Onun büyüklüğü ve sevgisi vardır. Fekat, mikdârı muhtelifdir. Kalbleri bu sevgi ile dolup taşanlar az değildir. Sözbirliği ile bildirildi ki, Ebû Süfyânın “radıyallahü anh” zevcesi Hind “radıyallahü anhâ”, (Yâ Resûlallah! Mubârek yüzünüzü hiç sevmezdim. Şimdi ise, O güzel yüzün, bana herşeyden dahâ çok sevgilidir) demişdir.) Sonbehâr mecmû’ası, hazret-i Mu’âviyenin “radıyallahü teâlâ anh” zulm etdiğini bildiriyor. Hâlbuki, hazret-i Mu’âviye halîfe olunca, islâm memleketlerine sulh, sükûn, huzûr geldi. Geçimsizlikler sona erdi. Cihâd ve fütühât başladı. Adâleti, ihsânları her yere yayıldı. Târîh kitâbları bunları uzun uzun anlatıyor..
Kaynak www.islamiyazılar.com
Uhud muhârebesi esnasında şehid olan Hz. Peygamber (s.a.v)’in amcası Hz. Hamza’nın (r.a) hadisesindeki rolünden dolayı ismini hemen hemen bütün müslümanların bildiği Hind, Haşimiler ile akraba Abdüşems ailesine mensup Mekkeli Utbe b. Rebia’nın kızıdır. Ebu Süfyan b. Harb’in hanımı ve sonraları halife olacak olan Hz. Muaviye’nin annesidir. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemektedir. Müslüman olmadan önceki haberleri meşhurdur. Bu dönemde İslam’a zararı dokunanların en başında gelenlerinden biri olmuştur.
Kocası Ebu Süfyan’ın soğukkanlı, sabırlı ve mutedil mizâcına mukâbil Hind’in sinirli, aceleci ve pek muhteris olduğu söylenir. Aşırılıklarını çok iyi bilen kocasının kararını verdikten sonra onun fikirlerini çok az dinlediği bilinmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v)’e karşı tutumları kıyas edildiğinde görülecektir ki Ebu Süfyan, karısından ve Ebu Cehil’den daha az düşmanlık beslemiştir.
Hz. Muaviye’nin çocukluğunda anne ve babasının Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından İslam’a dâvet edildiklerini şöyle anlatıyor: “Ebu Süfyan, terkisine Hind’i alarak kıra çıktı. Ben de onların önünde merkebimin üzerinde gidiyordum. O zaman çocuktum. Derken Allah’ın Rasulü’nün sesini işittik. Bineğimden indim, o bindi. Biraz önümüzden gitti. Sonra bize döndü. “Ya Ebu Süfyan b. Harb, ya Hind binti Utbe, Allah’a yemin ederim ki, bir gün mutlaka öleceksiniz. Sonra dirileceksiniz. İyilik eden Cennete, kötülük yapan Cehenem’e girecek. Ben size hakkı söylüyorum. Siz ilk uyarılanlarsınız.” buyurdu. Sonra Fussulet Suresi 1-11 ayetlerini okudu. Hz. Peygamber merkepten indi. Ben bindim. Hind, Ebu Süfyan’a döndü ve “Bu sihirbaz için mi oğlumu eşekten indirdin? diye çıkıştı. Ebu Süfyan ise, “Hayır, vallahi o ne bir sihirbaz ne de yalancıdır.” diye karşılık verdi.
Bedir savaşında Mekkeli müşrikler müthiş bir yenilğiyle sarsıldılar. Mekke halkına Bedir savaşının sonucuyla ilgili haber gelince müşrikler sanki yıldırım çarpmışa döndüler. Kureyşli kadınlar Hind binti Utbe’ye gittiler. “Babana (Utbe b. Rebia), kardeşine (Velid b. Utbe), amcana (Şeybe b. Ebu Süfyan’ın esir edilmesine) ağlamıyor musun? dediler. Hind, “Muhammed ve ashabı ağladığımı duyarlar da onlar ve Hazreçlilerin kadınları bizim başımıza gelene sevinirler diye ağlamıyorum. Öldürülenlerin öcü alınmadıkça üzüntüm gitmez.” dedi.
Hind binti Utbe, Kureyş’in efendisi kocası Ebu Süfyan’la birlikte Uhud savaşına gitti. Müşrikleri Allah Rasülü (s.a.v) ile savaşmaya teşvik ediyordu. O kocasının intikam yakıtıydı. Habesiştanlı köle Vahşi İbn Harb’e “Babam Bedir günü öldürüldü. Eğer sen üç kişiden birisini; Muhammed’i veya Hamza b. Abdulmuttalib’i yahut Ali b. Ebu Talib’i öldürürsen hürsün.” dedi. Daha birçok vaadlerde bulundu. Hz. Hamza’nın (r.a) şehadetini gördükten sonra vaadlerinin hepsini fazlasıyla yerine getirdi.
Ebu Dücane (r.a) tarafından neredeyse öldürülecekken kılpayı kurtulan Hind, Mekke’nin fethi günü görüldüğü yerde öldürülmesi istenilenler arasında bulunuyordu. Önceleri saklandı. Fakat daha sonra kocası Ebu Süfyan’a “Ben gidip Muhammed’e biat etmek istiyorum.” dedi. O da “Dün seni küfrederken görmüştük.” deyince, “Vallahi ben bu geceden önce (fetih gecesi) bu mescidde hakkıyla Allah’a ibadet edildiğini görmedim. Onlar sabaha kadar namaz kıldılar, dedi. Bunun üzerine Ebu Süfyan, Sen yapacağın şeyi muhakkak yaparsın. Giderken yanında kendi kavminden birisini götür, dedi. Kureyşli diğer bazı kadınlarla on kişilik bir grup yaparak biat etmek üzere Rasulüllah’ın (s.a.v) yanına geldiler.
Hind binti Utbe, tanınmamak için kıyafet değiştirmiş ve yüzüne peçe takmıştı. Sıra kendine geldiğinde “Ya Rasulüllah el tutuşup sana biat edelim mi?” diye sordu. Rasulü Ekrem de, “Ben kadınlarla biatlaşma için el tutuşmam.” buyurdu. Rivayetlere göre Peygamberimiz (s.a.v) kadınların biatı zamanında, kadınlar bez sarılı elinin üzerine koymak veya bir kap içinde getirilen suya elini batırdıktan sonra onu kadınlara verip onlar da ona ellerini batırmak suretiyleydi. Diğer bir rivayete göre ise Peygamberimiz (s.a.v) kadınlarla ancak sözle biat yapardı. Hind ve diğer kadınlarla bu biatlaşma toplantısında Hind’in verdiği cevaplar onun akıl ve hitabet yönünden ne kadar üstün ve yetenekli olduğunu göstermektedir.
Hz. Hind binti Utbe, müslüman olup evine dönünce evindeki putu kırıp paramparça etmiş, “Biz senden dolayı ne kadar gurur ve aldanış içindeydik.” demiştir.
Hz. Hind, müslüman olduktan sonra iki oğlak kestirdi ve Rasulü Ekrem’e gönderdi. Buna memnun olan Peyamberimiz (s.a.v) koyun ve kuzuların çoğalması için dua etti. Bu dua bereketiyle koyunlar çoğaldıkça Hind, “Elhamdülillah bu Rasulüllah’ın bereket duası yüzünden oldu.” demiştir.
Hz. Hind, cahiliyyede küfre sarıldığına karşılık İslam’daki sebatı daha güzel ve mükemmel oldu. Samimi bir mü’mine olarak yaşadı. Yermuk savaşına kocasıyla katıldı ve İslam bahadırlarlarını Bizanslılara karşı savaşa teşvik etti. Rasulü Ekrem Hind’e şöyle dediği, hakıyla gerçekleşmiş oldu: “Allah’a yemin olsun ki, kalbinizde iman nûru yerleştikçe bana muhabbetiniz daha da artacaktır.”
Kaynak www.sorularlaislamiyet.com
MUAVİYE KİMDİR..
Hz. Muaviye (RA) Ebu Süfyan (RA) ve Hind (RA)’ın oğludur. Kendisi Mekke’nin Fethi’nden önce Müslüman olduğunu ve bunu ailesinden gizlediğini söylemiştir. Mekke’nin fethinden sonra Huneyn Gazvesi’ne katılmış ve ganimetten pay almıştır.
Hz. Ebubekir zamanında Suriye tarafına giden orduya kardeşi yezid ile katılmıştır. Hz. Ömer zamanında ise Dimeşk Valisi olan kardeşi Yezid, valiliği kardeşine vefatı anında bıraktı ve Hz. Ömer bunu onayladı.
Hz. Osman zamanında ise tüm Suriyenin valisi oldu. Hz. Osmanın vefatından sonra Hz. Ali’ye biat etmedi ve Hz. Osman’ın katillerinin kanını istedi. Topladığı taraftarlar ile Sıffin de Hz. Ali ile çarpıştı. Hz. Ali vefat edip, Hz. Hasan halife olduğunda ise, Hz. Muaviye ile çarpışmayı fitne çıkması endişesiyle bırakıp halifeliği Hz. Muaviye’ye bıraktı ve Hz. Muaviye Küfe’ye gelip halktan biat aldı.
Hz. Muaviye H. 60 yılında (diğer bir rivayette H 50 yılında ) vefat etmiştir. Hz. Muaviye (RA.) İslam’ın seçime dayalı hilafet sistemini saltanata çevirmekle tenkid edilmiştir. Ancak şu unutulmamalıdır ki,Hz. Muaviye de bir sahabedir ve Resulüllahın (ASM) hiçbir ayrım yapmadan bütün ashabını (temize çıkarmış) hangisi olursa olsun dil uzatanı lanet etmiştir. Bütün ehli sünnet uleması, bunu mühim bir esas olarak kabul etmiştir. Ayrıca, o zamanda olan olaylarda kaderin payını da ihmal etmemek gerekir. Resulüllah (ASM.), sahih hadis kitaplarının ifadesi ile, Hz. Muaviye hakkında hayır dua etmiş ve Hz. Ömer’den bir rivayette Hz. Muaviye için “Allah’ım, onunla (insanlara) hidayetini ulaştır” diye dua ettiğini bildirmektedir. (Tirmizi Menakıb hadis no:3842)
Hz. Muaviye devri, islam fetihlerinin devam ettiği bir devirdir. Elhasıl; Hz. Muaviye (RA.) da dahil olmak üzere hiçbir sahabe hakkında, yaptıklarından dolayı itham ve su-i zan edilemez. Bu, hem Hz. Peygamberin (ASM.)hadisleri ile ve hem de ehli sünnet alimlerinin ittifakı ile caiz değildir ve yapanlara lanet edilmiştir.
Hazret-i Muaviye İslamın yayılmasında çok kıymetli hizmetlerde bulundu. Sicistan, Sudan, Afganistan, Buhara, Hindistan’ın kuzey kısmı, Tunus bunun zamanında alındı. Kıbrıs Bisanstan kurtarıldı. Kudüs geri alandı. Yine zamanında, İstanbul kuşatıldı; her sene yüklü vergi vermek şartıyla kuşatma kaldırıldı.
Peygamber efendimiz kendisine , “ Benden sonra ümmetimin yerine hakim olursun. O zaman iyilere iyilik et! Kötülük yapanları da af eyle!” buyurmuştu. Resulullahın bu hayır duasının bereketiyle, İslamiyet Hz. Muaviye zamanıda bu kadar yayıldı.
Hz. Muâviye, Peygamberimizden çok hadîs rivâyet etmiştir. Bu hadîs-i şerîflerden birkaçı şunlardır:
“Allahü teâlâ kime iyilik murâd ederse, onu din âlimi yapar ve dinene zarar verecek şeyleri ona bildirir. Ona doğruyu gösterir.”
“Amel bir kab gibidir, sonu iyi olursa evveli de iyi olur.”
“Ehli kitab, dinlerinde 72 fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet ise 73 fırkaya ayrılacak, hepsi Cehennemde olacak, yalnız bir tânesi müstesnâ, o da Ehl-i sünnet velcemâattır. Ümmetimden bir kavim ortaya çıkacak ki, bunlar, köpeğin sâhibi peşinden koştuğu bir nefsin arzularına uyacaklardır.”
“Bütün günahları Allah’ın bağışlaması umulur, yalnız müşrik olarak ölenin ve kasden bir mü’mini öldürenin afvolması umulmaz.”
“Ben sâdece bir haznedârım. Her kime gönül hoşnutluğu ile bir şey versem, Allah onu ona hayırlı kılar. Yine her kimse bir şeyi, isteği ve aç gözlülüğü sonucu verirsem, onun durumu yiyip yiyip doymayana benzer.”
“Yâ Rabbi, onu doğru yolda bulundur!”
Cenâb-ı Hak, Eshâb-ı kiramın hepsinden razı olduğunu bildiriyor. Eshâb-ı kiram aralarındaki bazı meselelere rağmen birbirlerini çok severlerdi. İstisnasız Eshabın hepsini sevmek Ehli sünnetin şartıdır. Hz. Muaviye de Eshâb-ı kirâmdan hatta büyüklerindendir. Ayrıca Resulullah efendimizin kayın biradedir. Bunun için O’nun da son sözlerine yer vermeden geçemedik.
Peygamberimizin, “Yâ Rabbi, onu doğru yolda bulundur ve başkalarını da doğru yola götürücü kıl” ve “Yâ Rabbi! Muâviye’ye yazı ve kitab öğret, onu azabından koru” “Yâ Rabbi! Onu memleketlere hakim kıl” duâlarıyla şereflenmiştir.
Hz. Muaviye vahy katibidir. Vahy katibliğine alınması, Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesi ile olmuştur. Hz. Cebrâil’in getirdiği Kur’ân-ı kerîmi ve Peygamberimiz’in mektublarını yazardı.
Hz. Muâviye Huneyn gazâsında Resûlullah’ın önünde babası ile birlikte kahramanca çarpıştı. Tebük gazvesine katıldı. Vedâ Haccında bulundu.
Hz. Muâviye ömrünün son günlerinde okuduğu bir hutbede şunları söyledi:
“Ey insanlar! Üzerinizde çok kaldım. Sizi usandırdım. Artık ayrılmak istiyorum. Siz de benden ayrılmak ister oldunuz. Fakat size benden daha iyisi gelmez. Nitekim benden evvel gelenler, benden daha iyi idiler. Kim Allahü teâlâya kavuşmak isterse, Allahü teâlâ da ona kavuşmak ister. Yâ Rab! Sana kavuşmak istiyorum, sana kavuşmamı nasib eyle! Beni mübârek ve mes’ud eyle!”
www.sorularlaislamiyet.com
Hazret-i Muaviye
Hazret-i Muaviye (radıyallahü teâlâ anh), Peygamber efendimizin kayınbiraderi ve vahiy kâtibi idi. Resulullahın zevcelerinden Habibe validemizin kardeşidir. Eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Öleceği zaman, Resulullahın kendisine hediye ettiği bir gömleğe sarılıp, hazinesinde saklamış olduğu, Resulullahın mübarek saç ve tırnak kesintilerinin de gözlerine ve ağzına konularak defnedilmesini vasiyet etmişti. Kabri Şam’dadır.
Mekke fethedildiği gün babası ile beraber, Resulullahın önünde müslüman oldu.
Hazret-i Muaviye, Peygamber efendimizin kâtiplerinden idi. Yazısı güzel idi. Fasih, halim, vakur idi.
Zeyd ibni Sabit diyor ki:
Muaviye, Cebrailin getirdiği vahyi ve Peygamber efendimizin mektuplarını yazardı.
Fahr-i âlemin emniyetlisi idi. Bu yüksek rütbe, derecesinin ne kadar yukarı olduğunu gösterir. Bu büyük zata dil uzatanlar, Server-i âlemin Kur’an-ı kerimi yazmakta emniyet ettiğine dil uzatmış olurlar.
Abdullah ibni Mübarek hazretlerinin ilminin derecesini bilmeyen bir müslüman yoktur. Din imamı idi. Her ilimde ileri, her işi ilmine uygun idi. Peygamber efendimizin ilmine tam vâris idi. İşte bu büyük âlim buyuruyor ki:
(Hazret-i Muaviye, Resulullahın yanında giderken, bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den bin kere efdaldir.)
İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
(Hazret-i Muaviye’nin yanılması, Resulullahın sohbeti bereketi ile, Veysel Karani’nin ve Ömer bin Abdülaziz’in doğru işlerinden daha hayırlı oldu. Bunun gibi, Amr ibni As’ın yanlış bir işi, o ikisinin şuurlu işinden daha üstün oldu.) [c.1, m.120]
Din-i İslamın en büyük âlimlerinden İbni Hacer-i Mekki hazretleri de buyuruyor ki:
(Şüphe yoktur ki, Hazret-i Muaviye Sahabe-i kiramın nesep itibariyle büyüklerindendir. Peygamber efendimize nesep ile ve nikah ile çok yakın ve mahremleridir. Server-i âlem, Onun hilm ve sehasını meth ve sena buyurdu. Onda İslamiyet, sohbet, nesep, nikahla akrabalık şerefleri toplanmıştır ki, bunların her biri, Cennette Resulullahın yanında bulunmaya sebep olan şereflerdir. Bunlara hilm ve ilim ve Halifelik şerefleri de katılınca, kalbinde az bir safa ve sıdkı ve salahı ve imanı ve izanı olan kimse için artık bu hususta fazla anlatmaya lüzum kalmaz.) [Sava’ik-ul-muhrika]
Hazret-i Muaviye, Huneyn Gazasında Resulullahın önünde babası ile birlikte kahramanca çarpıştı. Tebük Gazvesine katıldı. Veda Haccında bulundu. Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer zamanlarında Suriye taraflarındaki savaşlara katıldı. Hazret-i Ömer, onu Şam valisi yaptı. Hazret-i Ömer zamanında 4 yıl, Hazret-i Osman zamanında 12 yıl, Hazret-i Ali zamanında 5 yıl, Hazret-i Hasan zamanında altı ay Şam’da 21.5 sene vali oldu. [41.] senede, Kufe’de halife seçildi. 19 sene, dört ay halifelik yaptı.
Aklı, zekası, fesahatı, sabrı, yumuşaklığı, ikramı, cömertliği fevkalade çok idi. Müslümanların başına geçeceği, hadis-i şerifte bildirildi. Kendisinden çok hadis-i şerif alındı, kitaplara yazıldı. Bu da, büyüklüğünü ve kendisine güvenildiğini göstermektedir.
İslamiyet’in yayılmasında kıymetli ve pek çok hizmetlerde bulundu. Miladi 662’de Sicistan’ı, 663’de Sudan’ı, bir sene sonra Afganistan’ı, Kâbil şehrini ve Hindistan’ın kuzey kısmını, 665’te Tunus’u (Afrikiyye’yi) aldı. 668’de gemilerle gittiği Kıbrıs’ı ve iki sene sonra da İran’daki büyük Kuhistan eyaletini fethetti. Yine aynı sene Bizans İmparatoru Dördüncü Kostantin zamanında, oğlu Yezid’i büyük bir ordu ile İstanbul’un fethi için gönderdi ve şehir kuşatıldı. Kostantin, her sene büyük miktarda vergi vermek şartıyla barış yapmak zorunda kaldı.
673’de Ubeydullah bin Ziyad’ı Horasan’daki orduya kumandan yapıp, Ceyhun Nehrini develerle geçerek Buhara’yı aldı. Hazret-i Ömer tarafından fethedilen Kudüs hıristiyanlara geçince, Hazret-i Muaviye şehri tekrar ele geçirdi. Yemen, Mısır, Kayrevan, Irak, Azerbaycan, Anadolu, Horasan ve Maveraünnehire hakim oldu. Müslümanlar tarafından çok sevildi. Peygamber efendimiz, Hazret-i Muaviye’ye, (Ey Muaviye! Memleketlere hakim olduğun zaman, iyilik et!) buyurmuştur. Resulullahın sohbeti ve hayır dualarının bereketiyle, İslamiyet’in tesir sahasını çok genişletti ve İslamiyet’ten hiç ayrılmadı.
Hazret-i Muaviye, uzun boylu, beyaz tenli, heybetliydi. Güzel konuşur, adaletli davranırdı. Çalışkan, gayretli, azimliydi. Arabistan’da meşhur olmuş dört dâhi Sahabiden birisidir. Sanki her bakımdan devlet başkanı olmak için yaratılmıştı. Hatta Hazret-i Ömer, Hazret-i Muaviye’ye her bakışta; Bu, ne güzel bir Arap sultanıdır derdi. Cins atlara biner, kıymetli elbiseler giyerdi. Resulullahın sohbetinin bereketiyle İslamiyetten hiç ayrılmazdı. Hazret-i Ali onun hakkında; Muaviye’nin idaresini kötülemeyiniz! Zira onu kaybederseniz başların koptuğunu ve düştüğünü görürsünüz buyurmuştur. (Kısas-ı Enbiya, Mirat-i Kâinat, Medaric-ün-nübüvve)
Hazret-i Ali ile birbirlerine beddua ettikleri asla doğru değildir, bunu ibni Sebecilerin uydurmuş olduğu kıymetli kitaplarda yazılıdır. Yalan olduğunu şu âyet-i kerime de açıkça bildiriyor:
(Muhammed aleyhisselam, Allah’ın Resulüdür ve Onunla birlikte bulunanların [Eshab-ı kiramın] hepsi, kâfirlere karşı çetin, fakat, birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktır.) [Feth 29]
Birbirlerine karşı merhametli olan, birbirini seven insanlar birbirlerine beddua eder mi hiç? Hâşâ Allahü teâlâ yalan mı söylüyor?
Peygamber efendimizin kayınbiraderi olan Hazret-i Muaviye, Peygamberimizden hayır dua aldı ve övüldü. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İşlerinizde Muaviye’yi bulundurunuz. Çünkü, o kavi ve emindir.) [Tathir-ül-cenân]
(Ümmetimin en halimi ve cömerdi Muaviye bin Ebu Süfyan’dır.) [İ. Süyuti]
(Muaviye’nin mülk sahibi olmasına fazla zaman geçmez.) [Deylemi]
Hazret-i Hasan diyor ki:
Resulullah, (Bir gün gelir, Muaviye devlet başkanı olur) buyurdu. (Deylemi)
(Ya Rabbi, onu [Muaviye’yi] hâdi ve muhdi eyle) [Tirmizi] (Yani, Onu doğru yola ulaştır ve doğru yola ulaştırıcı eyle!)
(Ya Rabbi, ona [Muaviye’ye] kitap öğret, ülkelere sahip et ve azaptan koru.) [İ. Ahmed, Taberani, Ebu Nuaym, Ebu Ya'la, İ. Asakir]
Ebu İdris el-Havlani anlatır:
Hazret-i Ömer, Umeyr İbnu Sad’ı Humus valiliğinden azledince yerine Muaviye’yi tayin etti. Halk, "Umeyri azledip Muaviye’yi mi tayin etti" diye mırıldandı. Umeyr; "Muaviye’yi hayırla yâd edin. Zira ben Resulullahın, (Allah’ım, onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!) dediğini duydum dedi. (Tirmizi)
İbnu Meryem el-Ezdi anlatır:
Muaviye’nin yanına girmiştim. Bana, seni hangi rüzgar attı diyerek ziyaretimden memnuniyeti izhâr etti. Ben de, Resulullahtan işitmiş olduğum şu hadisi size hatırlatmayı düşündüm dedim:
(Allah kime Müslümanların işlerinden bir şeyler tevdi eder, o da onların ihtiyaçlarını, isteklerini, darlıklarını giderirse, kıyamet gününde Allah da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarını giderir.) Râvi der ki, bunun üzerine Hazret-i Muaviye insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere görevliler tayin etti. (Tirmizi, Ebu Davud)
Âmir İbnu Sa'd babasından naklen anlatır:
Resulullah Beni Muaviye Mescidine girdi. Orada iki rekat namaz kıldı, biz de onunla beraber kıldık. Sonra uzun uzun dua etti. Sonra yanımıza döndü. Buyurdu ki:
(Rabbimden üç şey talep ettim. İkisini verdi, birini geri çevirdi: Rabbimden ümmetimi umumi bir kıtlıkla helak etmemesini talep ettim, bunu bana verdi. Ümmetimi suda boğulma suretiyle helak etmemesini diledim, bana bunu da verdi. Ümmetimin kendi aralarında savaşmamalarını da talep etmiştim, bu geri çevrildi.) [Müslim]
Resulullahın torunlarından seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki:
(İmam-ı Ali şehid olunca, imam-ı Hasan müslüman kanı dökülmemesi ve rahat etmeleri için hilafeti bırakmak istedi. Muaviye’ye teslim eyledi. Onun emirlerine tâbi oldu. O günden itibaren Muaviye’nin hilafeti hak ve sahih oldu. Böylece, (Bu oğlum seyyiddir. Allahü teâlâ, onun ile, müminlerden, iki büyük fırka arasını bulur, barıştırır) hadis-i şerifinin manası meydana çıktı. Muaviye de, imam-ı Hasan’ın tâbi olması ile, dine uygun halife oldu. Böylece, müslümanlar arasındaki bütün anlaşmazlık sona erdi.) [Gunye]
Hazret-i Hasan, hilafeti kendi arzusu ile Hazret-i Muaviye’ye bıraktı. Onu halife olmaya layık görmeseydi, hilafeti bırakmazdı. Onunla harp ederdi. Hazret-i Hasan, layık olmayan birine hilafeti bıraktı, demek, Hazret-i Hasan’ı kötülemek olur. (H. S. Vesikaları)
Hadis imamlarından İbni Asakir bildiriyor ki:
Resulullah, Muaviye’ye, (Benden sonra, ümmetimin üzerine hakim olursun. O zaman, iyilere iyilik et, kötüleri de affet!) buyurdu.
Hazret-i Ali, (Muaviye, hiç mağlup olmaz) hadis-i şerifini hatırlasaydım, Muaviye ile savaşmazdım buyurdu. İmam-ı Beyheki de diyor ki: Hazret-i Ali buyurdu ki, Resulullahtan işittim, (Ümmetimden bazıları, Eshabımı kötüleyecekler. Bunlar, Müslümanlıktan ayrılacaklardır) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)
İmam-ı a'zam hazretleri, (Eshab-ı kiramın hepsini hayırla anarız) buyurdu. İmam-ı Şafii ve Ömer bin Abdülaziz de, Eshab-ı kiram arasındaki savaşlar hakkında (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım!) buyurdu. (M. Rabbani c.2, m.96)
İmam-ı Gazali hazretleri de (Dinimizi bize ulaştıran Eshab-ı kiramdır. Onlardan birini kötülemek, dini yıkmak olur) buyurdu. İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki: Abdullah ibni Abbas buyuruyor ki: Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimize geldi (Ya Resulallah! Muaviye’yi sana tavsiye ederim. Kur'an-ı kerimi yazdırmakta ona emniyet et, güven) dedi. Yine aynı sayfada yazıyor ki, Resul-i ekrem, bir gün mübarek zevcesi Ümm-i Habibe’nin odasına geldi. O esnada Hazret-i Muaviye başını, kız kardeşi Ümm-i Habibe’nin kucağına koymuş uyuyordu. Resul-i ekrem bu hâli görünce, (Ya Habibe! Kardeşini bu kadar çok mu seviyorsun?) buyurdu. O da evet deyince, Peygamberimiz buyurdu ki, (Onu Allah ve Resulü de seviyor.) [Tathir-ül-cenân s. 27]
İmam-ı Malik’in ictihadına göre, Hazret-i Muaviye dalalette idi diye kötüleyenin katline fetva verdiği birçok kitaplarda yazılıdır. (Mesela Eshab-ı Kiram, Ö. N. Bilmen s. 84)
Ebussuud Efendi, Muaviye’ye lanet eden kimseye tazir-i beliğ ve hapis lazım olduğu fetvasını vermiştir. (488. Mesele sayfa 112)
Hazret-i Ali, Hazret-i Muaviye ve arkadaşları için, “Onlar bizim kardeşimizdir, fasık ve kâfir değildirler” buyurdu. (Şerh-i Mekasıd)
İbni Teymiye bile, Hazret-i Muaviye’yi kötüleyenler hakkında kitap yazdı.
Hazret-i Muaviye’yi sevmeyen mezhepsiz Mevdudi bile, sahabe-i kiramdan olduğu için Hazret-i Muaviye’nin suçlanamayacağını bildirmektedir. (Hilâfet ve Saltanat tercümesi s. 326)
Ali bin Ahmed hazretleri, Fedâilüs-Sahabe adlı risalesinde, diyor ki: İbni Abbas şöyle anlatır:
Biz mescidde sohbet ederken içeriye, uzun boylu ve yüzü örtülü bir zat girip selam verdi. Selamını aldık. Bize, ne konuşuyordunuz diye sorunca, biz de, Resulullah zamanındaki kendimizle ilgili faziletlerden konuşuyoruz diye cevap verdik. O zat yüzünü açtı. Bu zatın Muaviye bin Ebu Süfyan olduğunu gördük Ona, sen de kendi hakkında neler gördüysen bize anlat dedik. O da anlatmaya başladı:
"Ben şu hasletlerle bazılarınızdan faziletli oldum:
1- Resulullah efendimiz ile birlikte bir seferde idik. Beni bindiği hayvanın terkisine alıp; (Neren bana temas ediyor) diye sordu. Ben de, "Karnım, ya Resulallah!" dedim. O zaman, (Allahü teâlâ karnını ilim ve yumuşak huy ile doldursun) buyurdu.
2- Resulullaha bir tabak ayva hediye edilmişti. Herkese bir tane verdi. En sonunda bir ayva kalmıştı. Sadece Resul-i ekrem ve ben almamıştık. Kalan bir ayva, Resulullah efendimizin mübarek elinden düştü. Yerden alıp kendisine vermek istediğimde, (Onu sen al ya Muaviye! Yarın kıyamette, o ayva elinde olarak bana kavuşursun) buyurdu.
3- Resul-i ekremle Tebük gazvesinden dönerken, Hudeybiye’ye geldik. Çok susamıştık. Resul-i ekreme; "Ya Resulallah! Musa aleyhisselamın kavmi için istediği gibi, sen de Rabbinden bizlere su talep etmez misin!" dedim. Bana, (Ya Muaviye! Bak şurada bir kaya var) buyurup elime, bir çubuk verdi. (Ya Muaviye! O kayanın yanına git ve ona bu çubukla vur) buyurdu. Gidip taşa vurunca, çok tatlı, buz gibi bir su fışkırdı. Tam içeceğim sırada sevgili Peygamberimizi ve susuzluktan yanan Eshabını hatırlayıp geri çekildim. Arkama bakınca, onların da gelmiş olduğunu gördüm. Resul-i ekrem, (Ya Muaviye, iç! Allahü teâlâ bu suyu senin için yarattı) buyurdu.
4- Resulullah mescidde iken Cebrail aleyhisselam gelir, selamdan sonra, "Rabbin sana ve ümmetine ikram olarak, Âyet-el-kürsi'yi ihsan etti" deyince, Resulullah; (Bu âyeti kim yazacak?) diye sorar. Cebrail aleyhisselam da, "Şu kapıdan içeriye ilk giren kişi" der. O kapıdan giren ilk şahıs ben olmuşum. Resulullah bana, (Ya Muaviye! Cenab-ı Hak bugünkü fazileti sana nasip etti, sana, Âyet-el-kürsi'yi tahsis kıldı. Ya Muaviye! Âyet-el-kürsi' yi yaz!) buyurdu. Ben de, "Eve gidip hokka ve mürekkep getireyim mi?" dedim. (Yâ Muaviye yaz! Zira Allahü teâlâ kalemi de Âyet-el-kürsi'den yaratmıştır) buyurdu. Bunun üzerine yazmaya başladım.
5- Bir gün Peygamber efendimizin arkasında namaz kılıyorduk. Resul-i ekrem, Fatiha suresini okuyup "Veladdâllin" dediklerinde, peşinden; "Âmin" dedim. Namazdan sonra Eshab-ı kirama, (Hanginiz âmin dedi) buyurunca, herkes sustu. Ben de sustum. Resul-i ekrem aynı soruyu iki üç defa tekrarladı. Fakat yine kimseden bir ses çıkmayınca, "Ya Resulallah! Âmin diyene ne yapacaksın?" dediğimde; (Onu ve ona tâbi olanları Cennetle müjdelemek istiyorum) buyurdu.
İbni Abbas hazretleri, “Muaviye bin Ebu Süfyan’ın bu anlattıklarını biz de biliyorduk” buyurarak onu tasdik etmiştir. (Fedâilüs-Sahabe)
Server-i âlem namaz kıldırırken rükuda (semi Allahü limen hamideh) deyince, ilk safta bulunan Hazret-i Muaviye de, (Rabbena lekel-hamd) dedi. Böyle söylemesi, takdir ve tahsin buyurularak, bunu söylemek kıyamete kadar sünnet olarak kaldı. (Eshab-ı kiram)
Şii kaynaklarına göre Hazret-i Muaviye
Pakistan’ın büyük Tarih âlimi mevlana Abdüşşekur İlahi Mirzapuri, Şehadet-i Hüseyin isminde kitap yazmıştır. Urdu dilinden, farisiye de tercüme edilmiştir. İslam düşmanlarının, İslamiyet’i içerden yıkmak için, Müslüman ismi altında ortaya çıktıklarını, (Ehl-i beytin dostuyuz) diyerek, Ehl-i beyte düşmanlık ettiklerini yazmaktadır. Kitabın her yerinde, Şii kitaplarından vesikalar vererek, bunu ispat etmektedir. Onbirinci sayfasında diyor ki:
Şii âlimlerinden Muhammed Bakır Horasani, [m. 1679 senesinde vefat etti.] Cila-ül-uyun kitabının 321. sayfasında diyor ki:
(Muaviye vefat edeceği zaman, oğlu Yezide şöyle vasiyet etti: İmam-ı Hüseyin’in Resulullaha yakınlığını, Onun mübarek kanından olduğunu biliyorsun. Irak halkı Onu kendi yanlarına çağırırlar. Sana yardım edeceğiz, derler. Yardım etmezler. Onu yalnız bırakırlar. Ona galip olursan, kendisine hürmet et. Sana yaptıklarına karşılık, Onu hiç incitme! Benim Ona olan iyiliklerimi sen de yap!)
Şii tarihçilerinden Muhammed Taki han, [m. 1879 senesinde vefat etti.] Farisi, Nasih-üt-tevarih kitabında diyor ki:
(Nasihatinde şunları da söyledi: Oğlum, nefsine uyma! Allahü teâlânın huzuruna, Hüseyin bin Ali’nin kanına bulanmış olarak çıkma! Yoksa sonsuz azaba yakalanırsın! (Hüseyin’e hürmette kusuru olana, Allahü teâlâ bereket vermez!) hadis-i şerifini unutma!)
Bu Şii tarihinin 38. sayfasında diyor ki:
(İmam-ı Ali’nin yanında olanlar, yani Şiiler, Şam’a gelirler, Muaviye’yi kötülerlerdi. Muaviye, böyle söyleyenlere bir şey yapmaz, kendilerine (Beyt-ül-mal)dan bol ihsanda bulunurdu.)
Cila-ül-uyun Şii kitabının 323. sayfasında diyor ki:
(İmam-ı Hasan bin Ali dedi ki, Muaviye, etrafımdaki yardımcılarımdan, vallahi daha iyidir. Çünkü bunlar, bir yandan Şii olduklarını söylüyorlar. Bir yandan da, beni öldürmek, mallarımı almak istiyorlar.)
Yezide gelince, babasının nasihatlerini unutmadı. Bunun için, imam-ı Hüseyin’i Kufe’ye çağırmadı. Onu öldürmek için emir vermedi. Ölümüne sevinmedi. Hatta, işitince ağladı. Ehl-i beyte hürmet etti.
Cila-ül-uyun Şii kitabının 322. sayfasında diyor ki:
(Yezid, Ehl-i beyte sevgisi ile meşhur olan Velid bin Akabeyi Medine’ye vali yaptı. Ehl-i beyte düşman olan Mervanı valilikten ayırdı. Velid, gece, imam-ı Hüseyin’i çağırıp Muaviye’nin öldüğünü ve Yezide biat edildiğini bildirdi. İmam-ı Hüseyin (Benim Ona gizli biat etmeme razı olmazsın. Herkesin yanında biat etmemi istersin) dedi.)
Şii kitabının bu yazısından anlaşılıyor ki, imam-ı Hüseyin Yezid için, fasık, facir veya kâfir demiyordu. Öyle bilseydi, gizli biat etmeye razı olmazdı. Açıkça biat etmemesi de, Şiilerin kendisine düşmanlık etmelerine sebep olmamak içindi. Nitekim, Muaviye ile sulh yaptığı için babasından ayrılıp harici olmuşlardı. Babası ile savaş etmişlerdi. Hilafeti Muaviye’ye bıraktığı için de, kardeşi Hazret-i Hasan’a düşmanlık yapmışlardı.
Yine bu acem tarihinde diyor ki:
(Zecr bin Kays, Hazret-i Hüseynin ölüm haberini Yezide getirince, başını eğip, bir zaman durdu. Sonra, (Onu öldüreceğinize, Ona itaat etseydiniz, iyi olurdu. Ben orada olsaydım Onu af ederdim) dedi. Mahdar bin Salebe İmam-ı Hüseyin’i kötülemeye başlayınca, Yezid yüzünü asıp, (Mahdarın anası böyle zalim ve alçak çocuk doğurmasaydı. Allah, Mercanenin oğlunu [İbni Ziyadı] kahr eylesin) dedi. Şemmer, imam-ı Hüseyin’in mübarek başını Yezide getirip, (İnsanların en iyisinin çocuğunu öldürdüm. Bunun için, atımın heybelerini altınla, gümüşle doldurmalısın) deyince, Yezid çok kızdı ve (Allah heybelerini ateşle doldursun! İnsanların en iyisini niçin öldürdün? Def ol. Git karşımdan. Sana hiçbir şey verilmez) dedi.)
Şiilerin Hulasat-ül-mesaib kitabının 393. sayfasında diyor ki:
(Yezid, herkesin yanında ağladığı gibi, yalnız kaldığı zamanlarda da çok ağladı. Kızları ve hemşireleri de beraber ağladılar. İmam-ı Hüseyin’in mübarek başını altın tasa koyup, (Ey Hüseyin! Allah sana rahmet etsin! Ne hoş gülüyorsun) dedi.
Şii kitabının bu yazısından anlaşılıyor ki, bazı kimselerin, (Yezid, İmam-ı Hüseyin’in mübarek dişlerine sopa ile vurdu) demeleri tamamen yalandır.
Cila-ül-uyunda diyor ki:
(Yezid, imam-ı Hüseyin’in Ehl-i beytini kendi sarayına yerleştirdi. Çok ikram etti. Sabah, akşam yemeklerini imam-ı Zeynelabidin ile beraber yerdi.)
Hulasat-ül-mesaibde diyor ki:
(Yezid, imam-ı Hüseyin’in Ehl-i beytine, (Şam’da benim misafirim olarak kalmak mı, yoksa Medine’ye gitmek mi istersiniz?) dedi. Ümmi Gülsüm, tenha bir yerde matem yapmak istiyoruz) dedi. Yezid, sarayında geniş bir odayı bunlara verdi. Burada bir hafta matem yaptılar. Yezid, sekizinci gün, Ehl-i beyti çağırıp, arzularını sordu. Medine’ye gitmek istediler. Çok mal ve süslü hayvanlar ve ikiyüz altın verdi. Her ihtiyacınızı her zaman bildirin, hemen gönderirim, dedi. Numan bin Beşiri, beşyüz süvari ile bunların emrine verdi. İzzet ve hürmetle Medine’ye gönderdi.)
Yukarıdaki yazılar ve bunlar gibi, taassuba kapılmadan yazan insaflı Şii âlimlerinin kitapları açıkça gösteriyor ki, Hazret-i Muaviye, imam-ı Hüseyin’e asla düşman değildi. Yezid, imam-ı Hüseyin’in öldürülmesini emretmemiş ve istememiştir. Ehl-i beytin düşmanı ve imam-ı Hüseyin’i şehid edenler, bu düşmanlıklarını gizlemek için, bu iki halifeye iftira etmişlerdir.
Abdurrahman ibni Mülcem Şii idi. Sonra harici oldu. Sonra imam-ı Ali’yi şehid etti.
Kerbela’da imam-ı Hüseyin’i şehid edenler arasında Şam askeri yoktu. Kufe şehrinden gelmişlerdi. Şii âlimlerinden kadi Nurullah Şüşteri, bunu açıkça yazmıştır. İmam-ı Zeynelabidin’in Kufe şehrine getirilince, katillerimiz Şiilerdir, dediği Cila-ül-uyunda da yazılıdır.
İslam düşmanları, İslamiyet’i içerden yıkmak için Ehl-i beyti nebeviyi facia ve felaketlere sürüklemişler. Bu cinayetlerini Ehl-i sünnete mal ederek, bu bahane ile İslamiyet'in bekçisi olan Eshab-ı kirama ve bunların yolunda olan Ehl-i sünnet âlimlerine saldırmışlardır. Müslümanların, bu tuzaklara düşmemek için, çok uyanık olmaları lazımdır. (H. S. Vesikaları)
www.dinimizislam.com
İslamda mucize yoktur.Yani peygamber insan standartları içinde yaratılmıştır.Ne kadar olagan üstü bir insan olsada,olagan üstülüğü bile Yüce Allahı yeterince anlatmaya yetemez.Heleki kalıcı bir kitapta Allahın tebliğlerini aktarabilmek bile bir insanın kolay kolay yapabileceği bir şey değildir.Çünkü bu gün için çok güzel anlatılmış bir ifade zaman içinde tamamen ters bir ifadeye dönebilir veya eksik anlatım olabilir.Mutlaka Hazreti Muhammede diğerlerinden çok farklı olduğu için peygamberlik verildi ama ne olursa olsunbir insanın tüm gücü,enerjisi bile yeterince Allahı anlatamaz.
Oysa islam orduları çok kısa bir sürede o devrin süper güçleri olan güçleri ve tarihten beri yenilmeyen orduları yendiler.Bir bedevi şehri olan mekke ve çevresindeki kabileler,çok hızlı bir şekilde dünyayı fethetmekle kalmayıp akdenizde donanma,ve uygarlıkta bir numara oldular.Bu gelişmede ahlak açısından hazreti Muhammedin mutlak katkısı olmuştur ama devlet kurmak ve yönetmek başka bir şeydir.Ben Ebu Süfyan,karısı Hind ve oğlunun her ne kadar iyi müslüman olmasalarda ,başarı için var edilmiş müthiş kabiliyetler ve tesadüfler olduklarına inanıyorum.Yaratıcının islamiyeti desteklediğine dair.
Kötülük ,iyiliğin kardeşidir..


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla


