İnsanın tekelciliği konusunda şöyle buyruluyor
"Doğrusu insan hırslı yaratılmıştır.Kendisine kötülük dokundumu sızlanır ;kendisine hayır dokundumu men eder"/Maric,70/19-21/
İnsan gerçekten yaratılışından buyana kendisini kurtuluşa götürecek kanunları aramaktadır.Toplum içindeki al-ver ilişkisi ve karşılıklı işbirliğinin gerekliliği toplumu oluşturan her birayin hak ve görevleri arasında bir denge kurulmasını zorunlu kılmaktadır;bu denge sosyal adalettir Toplum ve toplumsal (sosyal)adalet insandaki birarada yaşama fıtratından kaynaklanmaktadır.;yani insanların birarada yaşayabilmeleri için karşılıklı hak ve görevlerin dengeli biçimde tespit edilip ,sürdürüldüğü bir yapıya ihtiyaçları vardır .İşte,önemli olan bu dengeyi hiçbir tarafın aleyhine işlemeyecek şekilde sağlayacak olan kuralların niteliğidir.
İnsan yüzyıllardır bu kuralları kendisi koyamamıştır;koymasıda mümkün değildir .Çünkü birkez" insan zalimdir ,cahildir"(Ahzab/33/72);"hırslıdır,doyumsuzdur"(Mearic,70/19)"nankördür,ve alabildiğine haksızlığa düşkündür"(ibrahim/14/34);"kendisi müstağni gördümü azar,asileşir/Alak,96/67)Bu nitelikleri yüzünden İnsan ne zaman fırsat bulsa ,hemen hemcinsleri üzerinde Rableşmeye kalkar ve sosyal adaletin ilkelerini unutuveriri ve daima,hak güçlünündüranlayışı en önemli ilke haline gelir.
İkinci olarak ,eğer eşyanın tabiatında ,insan toplumunun kurtuluşu ve mutluluğu için gerekli kanunları tespit etme görevinin insana ait oldugu şeklinde bir kural olmuş olsaydı bu tür kanunların her insan tarafından aynı şekilde anlaşılması, ,her insanın kendisine neyin yararlı ,neyin zararlı oldugunu bilmesi ve kanunları tüm insanlartarafından kabul ederek itirazsız uygulanması gerekirdi.Oysa ,gerek eşyanın bizzat tabiatı ve gerekse insanlık tarihi bunu tamamıyla inkar etmektedir.Çünkü herşeyden önce insanlar yapı,karakter ,akıl ve anlayış yönünden farklıdırlar.Bu farklılık insanın yukarıda sözünü ettiğimiz nitelikleriyle birleştiğinde güçlerin zayıfları ezdiği bir ortam düğmaktadır.Ezilen zayıflar intikam için fırsat kollamakta ,ve fırsatı bulduklarında sert bir şekilde intikamlarını almaktadırlar.Bunun sonucunda ise karışıklık ,anarşi ve huzursuzluk(fitne,fesat)ortaya çıkmaktadır.Sonra,insanların veya bir yöneticinin ,bir grubun veya bir ulusun tespit ettği belirli yerlerde uygulamaya konan kanunlar bazılarınca iyi,bazılarınca kötü görülmekte ,bazılarınca kabul edilirken ,bazılarınca reddedilmekte ve tüm insanlığa mutluluk ve kurtuluş getirmek şöyle dursun,evrensellik bile kazananmamaktadır.Aydınlık çağı ,feza çağı ,medeniyet çağı,kısaca insan aklının en yüksek düzeyine ulaştığı çağ olarak bilinen zamanımızda insanlığın içinde bulunduğu durum bu gerçeğin en şaşmaz delilidir.
Buraya kadar tartışmalarımızın ışığında artık rahatlıkla şunu söyleyebiliriz .İnsan toplumun mutluluğunu ve kurtuluşunu garanti eden kanunlar insan aklı tarafından idrak edilemez
Ali Ünal/Mekke resullerinin yolu
Dünyaya baktıgımızda ,beşeri sistemlerin ,insanı koramakta aciz kaldıgını tekrar tekrar görebiliyoruz İnsan ,insanı idare edemiyor İnsanın koydugu kurallar ,fıtartında olan duygusal ve çıkar gözeten kişisel yaklaşımlarla ,adil olmaktan çok uzak Bu kanunlar birtarfı memnun ederken ,diğer tarafı yok sayıyor durumuna düşüyor


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
