• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 5 12345 SonSon
49 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Dantedark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2008
    Mesajlar
    1,656
    Karizma Gücü
    5

    Eski Ramazan Hikayeleri 1

    Kadın eğlenceleri

    Eski Ramazanlar'da, erkekler kadar kadınlar da eğlenirlerdi. Belki erkeklerden daha da fazla. Çünkü, Ramazanlar'da erkekler hoşgörülü olurlar, eşlerinin gece misafirliklere gitmelerini, eve misafir davet etmelerini, bir Ramazan hakkı olarak kabul ederlerdi. Varlıklı evlerde yemekleri zaten Arap bacılar, aşçılar pişirirdi. Orta halli evlerde ise, kadınlar yemeklerini kendi elleri ile pişirirlerdi. Bunu da kocalarının teravih namazında bulundukları zaman içinde tamamlarlardı. Çünkü, bir an evvel işlerini bitirip, kendi aralarında eğleneceklerdi. Sonra, sahur yemeği öyle pek çeşitli olmazdı. Börek, pilav, yanında erik, kayısı kurusu ya da pestili ile yapılmış hoşaf ve bir sebze, bir de et yemeği. Bunların bazıları da iftar yemeklerinden artmış olurdu. Ramazanlar'da kadınlara tanınan eğlence hakları; tiyatrolara, orta oyunlarına gitmekti. Bazı erkekler, eşlerinin Şehzadebaşı, Direklerarası piyasa gezintilerine çıkmalarına da izin verirlerdi. Ramazan gecelerinde kadınların en tatlı eğlenceleri, kendi aralarında toplanmaları idi. Bir gece Ayşe Hanım'da, ertesi gece Salih Efendi'nin eşi Zehra Hanım'ın evinde toplanırlardı. Erkekler teravihten çıkar çıkmaz; kadınlar fenerlerini yakarak, yanlarına çocuklarını, kaynanalarını, varsa elti ve görümcelerini, hala ve teyzelerini alarak, kalabalık bir kafile halinde Aşye Hanım'ın, ya da Zehra Hanım'ın evinin yolunu tutarlardı. Kadınlar bu toplantılarda, kendi aralarında fıkralar anlatarak gülüşürler, fincan gibi oyunlar oynarlar, keten helvası, kestane pişirirler, kapıdan boza alıp içerlerdi. Kadınların bu gece eğlenceleri de çok zaman sahura kadar devam ederdi. Bu kadar uzun sürdüğü için de bazen sonu hoş bitmezdi. "Yemeğimi sahura kadar yaparım" diye ihmalkar davranan kadınlar, yemeği yetiştiremez, ya da pişirdiklerini mangal üstünde unutan kadınların yemekleri yanar, kocaları da çileden çıkardı. Böylece, o geceki eğlence zehir olurdu. Böyle bir duruma düşen kadınlardan, Ramazan eğlence hakkının alındığı da görülürdü. Eşleri, ancak bayram sabahı ellerini öpmelerine izin verirdi.
    Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir.Güçlü bir halkın ise güçlü adama ihtiyacı olmaz.
    (Viva Zapata)
    Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz,10 kişiyi öldürseniz seri katil olursunuz,1 milyon kişiyi öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar!
    1 kişi ölürse trajedi olur,1 milyon kişi ölürse istatistik [(stalin)saol dalamper ]
    Türkforumun en sıcakkanlı üyesi

  2. #2
    Dantedark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2008
    Mesajlar
    1,656
    Karizma Gücü
    5

    Eski ramazan hikayeleri 2

    Cami ışıklarına bakan çocuk...



    Sonra büyüdüm. İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim. O

    çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım,

    dua etmedim, namaz kılmadım. Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına

    hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf

    lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı'nın

    varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu. Küçük bir çocukken

    inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar

    sevdim. Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım. Çocukluktan

    gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu

    olduğumu gören babam, `Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki

    caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını,

    ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin

    aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin'

    demişti. Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır. Hálá o sahneyi

    ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım. Ama bu

    görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu. Babamın kendi

    çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı ödevi olarak

    verdiği sahneye kendi çocukluğumun anıları da eklendi. Evimizin hemen

    karşısındaki küçük cami. Ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla

    birlikte gittiğimiz teravih namazları, camideki büyüklerin bize başka

    zamanlarda pek de göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk

    aklımla ezberlediğim biçimde söylediğim `allah umme salli ala'nın

    muhteşem melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coşku, namaz

    çıkışında hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet.. . Sahur vakti sıcak

    yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası yakılmış salonda

    hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece ramazanlarda yapılan o

    yumurtaya bulanmış ekmek kızartmaları, demli çay, beni sevgiyle ve

    gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir kalabalığın parçası

    olmanın güveni ve sonsuz bir huzur. Allah'ı çok sevmiştim. Ondan benim

    anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni

    sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum

    zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm. Doğrusu ya ondan pek

    korkmazdım. Ama beni sevmesini isterdim. İlk kez okulda din hocası

    cehennemi uzun uzadıya bütün korkunçluğuyla anlattığında dehşete

    düşmüştüm, benim teravih namazlarında, iftarlarda, sahurlarda

    hissettiklerimle hocanın anlattıkları hiç birbirine benzemiyordu. O,

    beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı, benim

    çocuk aklımın kavrayamayacağı çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu.

    Biz dede-torun değildik. Beni sevmiyordu. Kötü bir şey yaparsam beni

    ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana acılar çektirecekti. Ben

    ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar

    düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak

    istiyordu. Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Bir daha uzun

    yıllar camiye gitmedim. Din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu

    hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine

    gülümsediğim, herkes bana yaramazlık yaptım diye kızdığında kendisine

    sığındığım `yakınımı' benden koparmıştı. Sonra büyüdüm. İnanmanın

    huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim. O çocukluk dönemimden sonra

    bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz

    kılmadım. Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz,

    herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer

    çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya

    çalışırlardı ben yokluğunu. Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar

    sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim.

    Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım. Hayatın zıpkınlı

    acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her acı doğrudan

    tenime yapışıyor, o acıları taşımakta ilahi bir güç bana yardımcı

    olmuyordu. Yirmili yaşlarımda Ankara'da bir işçi kooperatifinde

    karımla birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan

    bir `inançlı insanlar' grubuyla karşılaşmıştık. Gerçekten çok hoş

    insanlardı, yumuşaktılar, hoşgörülüydüler, benim gençlik

    saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı. Aralarından bir

    tanesi eski bir kabadayıydı, iriyarı, güçlü kuvvetli bir adamdı, epey

    kavgaya karışmış, günahın her türlüsüne batıp çıkmıştı, sonra `inancı'

    bulmuştu. Beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince `Ahmet, kardeşim'

    diye başlardı lafa, beni `doğru yola' getirmek için uğraşırdı. Dini

    korkuyla değil sevgiyle anlatırdı. Zor günlerdi, babam hapisteydi, kız

    kardeşim hastaydı, karım hamileydi, beş kuruş para yoktu, bir

    yayınevinin zemin katında düzeltmen olarak çalışıyor, kazandığım

    paranın çoğunu kiraya veriyordum. O sırada hayatımdaki en iyi şey o

    dindar insanlardı. Dindarları sevdim. İnançlarını paylaşmadım ama

    onlara ve inançlarına imrendim. Bana çocukluğumu, teravih namazlarını,

    sahurları, iftar sofralarını, huzuru hatırlatıyorlardı . Öfkeli

    değillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye korkuyorlardı ,

    muhtaçlara yardım ediyorlardı, inançlarıyla böbürlenmiyorlar, dini bir

    gösterişe döndürmüyorlardı . Onlara saygı göstermeyi öğrendim. Kendi

    inançsızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim. Zor günlerde bir

    `inançsıza' bağışladıkları dostluğu hiç unutmadım. Din hakkında

    düşünmeye başladım, `din bir afyondur' ezberinden `din nedir' sorusuna

    geçtim, insanların ve toplumların hayatında dinin yerini merak ettim.

    Gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösterişli bir rozet gibi

    yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm. İçinde bir vahşetle,

    bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla

    varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda,

    ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel

    bir değer olduğunu fark ettim. Dindar olmadım, inançlı olmadım. Hálá

    da değilim. Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde. Ama din fikrini,

    gerçek dindarları seviyorum. Tanrı'yla ilişkim ise anlatılması çok zor

    çelişkilerle dolu. Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi

    hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum

    ama annemi `ona' emanet ediyorum. Artık ne ölümden ne de ölümden

    sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla

    karşılaşıp yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi ona sığınıp

    gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum. Din hocası cehennemi anlatana

    kadar süren kuvvetli bir inanca dayalı `ilişkim' şimdi bir başka

    biçimde sürüyor, onun adına yeryüzünde cehennemi yaratanları, onun

    adıyla gösteriş yapanları, onun adına benim gibi `inançsızlara'

    öfkelenenleri, onun adını sadece insanları korkutmak için kullananları

    `onunla' arama sokmuyorum. Tanrı'dan bir beklentim yok. Ona duyduğum

    sevginin, eğer o varsa, bir beklentiden ya da bir korkudan

    kaynaklanmadığını o biliyor. Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine

    sığınan biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam

    edeceğimi de. Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler,

    başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam,

    benim tanrım her şeyden önce `başkaları için kötülük düşündün mü' diye

    soracak bir tanrı. Başkaları için kötülük düşünmezsem, onun varlığına

    inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum. Affetmezse de

    gücenmeyeceğim. Çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar

    sofralarının huzurunu hiç unutmadım. Bugün, bir tek kez öyle bir

    huzurla iftar yapabilmek isterdim. O huzuru hissedenler, dilerim, o

    huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar. Ben bir daha o huzuru

    bulamayacağım. Ama, `yanağını dışarının soğuğunu hissederek cama

    dayayıp, evin çaprazındaki caminin ışıklarının yanmasını bekleyen'

    çocuğu anlatmayı hep deneyeceğim. Sanırım bunu hiçbir zaman tam da

    beceremeyeceğ im
    Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir.Güçlü bir halkın ise güçlü adama ihtiyacı olmaz.
    (Viva Zapata)
    Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz,10 kişiyi öldürseniz seri katil olursunuz,1 milyon kişiyi öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar!
    1 kişi ölürse trajedi olur,1 milyon kişi ölürse istatistik [(stalin)saol dalamper ]
    Türkforumun en sıcakkanlı üyesi

  3. #3
    Dantedark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2008
    Mesajlar
    1,656
    Karizma Gücü
    5

    Eski Ramazan hikayeleri 3

    Ramazan günlerinde Sultanahmet, Beyazıt, Fatih, Eyüp gibi hem büyük hem de avluları müsait camilerin üstleri kapalı avlularında çeşitli sergiler kurulurdu. Küçük dükkanlar olan bu sergilerde, Kur'an-ı Kerim ve diğer dini kitaplar, tesbihler, yüzükler, hacıyağı gibi kokular ve buna benzer şeyler satılırdı. Bu sergilerde genel Ramazan adabına uyarak, ancak ikindi namazından sonra alışverişe açılırdı. Bu basit alışveriş, bazı kimselere çok keyif verirdi. İkindiden iftara kadar olan zamanlarını, bu sergiler önünde dakikalarca durarak, arada bir de küçük bir şey alarak geçirirler, böylece iftar vaktinin nasıl geldiğinin farkında olmazlardı. Rivayete göre, Sultan Mahmut'da bu sergileri pek sever, tebdil olarak bazı ikindi üstleri Beyazıt Camii'ne gelir, namazdan sonra tanıdığı birisinin küçük sergisinde oturarak saatlerce, alışveriş edenleri, tesbihleri, dini levhaları seyredenleri, çeşitli kokular sürdüğü halde beğenmeyenleri, zevkle izlerdi. İkindi üstleri bir de kahvehanelerin hazırlıkları olurdu. Büyük camilerin yakınlarında olan bu kahvelerin önleri, ağaç gölgeleri ile daima serin olurdu. Bazı kimseler, ikindi namazından sonra buralara gelmeyi adet edinmişlerdi. Kahvehanelerdeki alçak iskemlelere oturarak, koyu sohbetlere dalar, böylece iftar vaktinin nasıl geldiğinin farkında olmazlardı. Ramazan olduğu için şüphesiz bu kahvelerde hiçbir şey yenilmez, iştahlar iftardan sonraya bırakılırdı. Yine bazı meraklılar, iftardan sonra da kahvelerini evlerinde içmeyip, bu kahvehanelere koşarlar, acele acele bir iki çay, kahve içer, çubuklarını tüttürürler, sonra da yine camilere koşuşurlardı. Teravi bittikten sonra da kahvehane ve çayhanelerin cümbüşlü saatleri başlardı. Bu kahvehanelerin arasında sahura kadar açık olanları bulunur, gelenlertatlı sohbetler yapar, kağıt oyunları yada tavla, dama oynarlardı.
    Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir.Güçlü bir halkın ise güçlü adama ihtiyacı olmaz.
    (Viva Zapata)
    Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz,10 kişiyi öldürseniz seri katil olursunuz,1 milyon kişiyi öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar!
    1 kişi ölürse trajedi olur,1 milyon kişi ölürse istatistik [(stalin)saol dalamper ]
    Türkforumun en sıcakkanlı üyesi

  4. #4
    ATmaCA53_53 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-08-2008
    Mesajlar
    189
    Karizma Gücü
    0
    ellerine sağlık kardeşim çok güzel özetlemişsin, o eski günleri yaşıyamazsakta bunu yaşatmayı akrabalarımızı iftara davet etmek, arkadaşlarımızla teravihe gitmek, aynı çoşkuyu, aynı mutluluğu bugünde yaşıyabiliriz, yeterki sen iste...

  5. #5
    Dantedark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2008
    Mesajlar
    1,656
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı ATmaCA53_53 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    ellerine sağlık kardeşim çok güzel özetlemişsin, o eski günleri yaşıyamazsakta bunu yaşatmayı akrabalarımızı iftara davet etmek, arkadaşlarımızla teravihe gitmek, aynı çoşkuyu, aynı mutluluğu bugünde yaşıyabiliriz, yeterki sen iste...

    saol arkadaşım elimden geldiğince yardımcı olmaya sizleri bu mübarek ay da mutlu etmeye çalışıyorum
    Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir.Güçlü bir halkın ise güçlü adama ihtiyacı olmaz.
    (Viva Zapata)
    Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz,10 kişiyi öldürseniz seri katil olursunuz,1 milyon kişiyi öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar!
    1 kişi ölürse trajedi olur,1 milyon kişi ölürse istatistik [(stalin)saol dalamper ]
    Türkforumun en sıcakkanlı üyesi

  6. #6
    Dantedark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2008
    Mesajlar
    1,656
    Karizma Gücü
    5

    Ramazan fıkrası 1(Sahruda öne alsalar)

    Arkadaşlar ramazan ciddiyet gerektirir ama bir yere kadar hadi birazda gülelim

    Bektaşi babasına sormuşlar:

    - Baba erenler, ramazan hakkında ne düşünüyorsun?

    Bektaşi babası:

    - Vallahi, demiş; iftara bir şey dediğim yok ama, şu sahuru da öğleye
    alsalar daha iyi olurdu.
    Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir.Güçlü bir halkın ise güçlü adama ihtiyacı olmaz.
    (Viva Zapata)
    Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz,10 kişiyi öldürseniz seri katil olursunuz,1 milyon kişiyi öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar!
    1 kişi ölürse trajedi olur,1 milyon kişi ölürse istatistik [(stalin)saol dalamper ]
    Türkforumun en sıcakkanlı üyesi

  7. #7
    Dantedark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2008
    Mesajlar
    1,656
    Karizma Gücü
    5

    Ramazan fıkrası(Aklıma bir şey gelmiyor)

    Hoca Nasrettin bir Ramazan günü, namaz vaktinden epeyce önce,
    vaaz dinlemek üzere mahalle mescidine gitmiş. Kürsünün yakınına
    bir yere oturup, cemaatle birlikte vaaz edecek hocayı beklemeye
    başlamış. Bir süre sonra mescidin imamı gelmiş ve çıkmış
    kürsüye. Uzunca bir süre düşünüp etrafına sıkıntılı sıkıntılı baktıktan
    sonra:

    -"Ey cemaat" demiş, "Benim size söylemekten aciz bir adam
    olmadığımı biliyorsunuz. Fakat bugün aklıma bir şey gelmiyor,
    konuşacak bir şey bulamıyorum."

    Kürsünün hemen yakınında bulunan Nasrettin Hoca, ayağa kalkmış
    ve yetiştirmiş cevabı:

    -"Aklına bir şey gelmiyorsa, kürsüden inmek de mi gelmiyor be
    mübarek adam?"
    Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir.Güçlü bir halkın ise güçlü adama ihtiyacı olmaz.
    (Viva Zapata)
    Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz,10 kişiyi öldürseniz seri katil olursunuz,1 milyon kişiyi öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar!
    1 kişi ölürse trajedi olur,1 milyon kişi ölürse istatistik [(stalin)saol dalamper ]
    Türkforumun en sıcakkanlı üyesi

  8. #8
    Dantedark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2008
    Mesajlar
    1,656
    Karizma Gücü
    5

    Ramazan fıkrası 4 (Bir eşek bir öküz)

    İki softa, ramazanda bedava yiyip içeriz diye bir Bektaşi köyüne
    misafir olurlar. Hoşbeşten sonra, içlerinden biri tuvalete gider.
    Bektaşi, bu softaları kontrol etmek için odada kalana sorar:
    – "Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?" O da
    kendini üstün göstermek için "Bırak şunu, eşeğin tekidir", cevabını
    verir. Biraz sonra öteki softaya da aynı soruyu sorar:
    – "Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?" Bu
    softa da öteki gibi "Bırak şunu, öküzden farkı yoktur", cevabını verir.
    Akşam olunca iftar sofrası kurulur. Fakat tepsinin üzerinde arpa ile
    samandan başka bir şey göremeyen softalar hayretle sorarlar:
    – "Bunlar ne erenler?"
    Bektaşi gülerek cevap verir:
    – "Biriniz eşek, ötekiniz öküz. Sizin için bunlardan daha iyi azık
    olur mu?"
    Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir.Güçlü bir halkın ise güçlü adama ihtiyacı olmaz.
    (Viva Zapata)
    Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz,10 kişiyi öldürseniz seri katil olursunuz,1 milyon kişiyi öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar!
    1 kişi ölürse trajedi olur,1 milyon kişi ölürse istatistik [(stalin)saol dalamper ]
    Türkforumun en sıcakkanlı üyesi

  9. #9
    Dantedark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2008
    Mesajlar
    1,656
    Karizma Gücü
    5

    ramazan fıkrası 5(oruç tutayım diye bozdum)

    Aylardan Temmuz. Günler oldukça sıcak ve uzun. Aylardan Ramazan.
    Sabah erkenden başlayıp, gün boyu tırpanla ot biçmiş Tonyalı.
    Hararetten, dili bir karış dışarıda varmış evine.
    Kafaya takmış, orucu bozacak ama, arkadaşı bırakmıyor:
    – Orucunu bozma, aha şunun şurasında akşama ne kaldı ki?
    Bir punduna getirip bozmuş orucunu Tonyalı. Arkadaşı:
    –Ne yaptın? Nasıl bozdun orucu? Deyince cevap vermiş Tonyalı:
    –Baktum ki, orucu bozmazsam susuzluktan öleceğum. Ölürsem
    bir daha Allah için oruç tutamayacağum. Dedum, ey Rabbum,
    yaşayup senin için oruç tutayim diye orucumu kestum.
    Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir.Güçlü bir halkın ise güçlü adama ihtiyacı olmaz.
    (Viva Zapata)
    Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz,10 kişiyi öldürseniz seri katil olursunuz,1 milyon kişiyi öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar!
    1 kişi ölürse trajedi olur,1 milyon kişi ölürse istatistik [(stalin)saol dalamper ]
    Türkforumun en sıcakkanlı üyesi

  10. #10
    Dantedark adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2008
    Mesajlar
    1,656
    Karizma Gücü
    5

    ramazan fıkrası 6(ramazan bey)

    Adamin biri 2 kilo kahve ile eve gelmis. Hanim.
    - niye aldin evde vardi
    - eee ramazan geliyor
    ertesi gün 1 çuval seker ile hanim:
    - evde daha çok vardi
    - eeeeee ramazan geliyor
    Kadın bir gün evde iken komsular ramazan diye bir adamdan söz
    etmisler kadin bütün ramazan bayrami hazirlik paketini almis
    vermis ve demis ki buyrun ramazan bey bizde bunu sizin için
    hazirladik.
    Güçlü bir adamı zayıf bir halk meydana getirir.Güçlü bir halkın ise güçlü adama ihtiyacı olmaz.
    (Viva Zapata)
    Bir kişiyi öldürürseniz katil olursunuz,10 kişiyi öldürseniz seri katil olursunuz,1 milyon kişiyi öldürürseniz sizi barış konferansına konuşmacı olarak çağırırlar!
    1 kişi ölürse trajedi olur,1 milyon kişi ölürse istatistik [(stalin)saol dalamper ]
    Türkforumun en sıcakkanlı üyesi

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Diyet Hikayeleri
    2005 Konuları bölümünde KeLebeK tarafından açılmış
    Yanıt: 3
    Son Mesaj: 02.03.06, 23:36

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •