Cam...
Buğu...
İşaret parmağı...
Geriye kalan; yazılası bir sevda...
Gümüşsü bir tebessüm indi yüreğime... sevdan kırmızıya dönmüş, bir gözyaşı şimdi...
Ve; her ne kadar kabullenmesen de, devamlı buğulanan camlarda ismin... bilsen ne kadar acı çekiyorum; seni azad edemediğim için yüreğimden...
Paçalı öldü!..
Artık; kanatlanamayacak maviliklerine; ve sevdanla aramda mekik dokuyamayacak... tebessümlerini, hüznünde boğulduğun gözyaşlarını bana taşıyamayacak; acını yüreğime salamayacak...
Paçalı öldü!..
Ölürken gözlerimin önündeydi; hala bir şeyler taşımaya çalışıyordu bana... avuçlarımdaydı, onurlu tebessümleri; onursuzluğumu yüzüme vurmak ister gibi...bu kadar mı zalim sevdam?!..
Dün yağmurluydu, bugün güneşli hava... tanrı bile karasızlıklarında boğuluyor dünyanın...ilk o değilmiydi zaten ihaneti tadan, iblis’e secde et derken; itaatsizliğin arasında, ihanetle tanışan... ilk gözdesi değilmiydi; adem ile havva... onlarda ihanet etmedimi, dünyanın bütün nimetleri dururken, yasak meyveye suları akarken... ilk o değilmiydi; bağışlamayı öğrenen, bütün ihanetlerine rağmen, ilk göz ağrılarını affeden... onların yüreğine de affetmeyi, bağışlayıcı olmayı aşılamadımı?..
O zaman sen niye affetmiyorsun... tanrıdan daha mı yüce varlığın?..
Paçalı öldü!..
Giderken; senli düşlerimide götürdü... geriye kalan, buğulu bir cam şimdi...
Alıntı


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla