Birkaç gündür televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında bitmek bilmeyen Brezilya dizileri gibi izleyip duruyoruz…
Paranın tadını alınca biat etmeyi unutup akçeli yollara dalan AKP’li milletvekilleri, il başkanları, belediye başkanları ve üst düzey parti yöneticilerinin karıştığı yolsuzluk dosyaları bir bir ortaya dökülmeye başlayınca Başbakan Erdoğan yine esip gürlemeye başladı.
AKP’yi, 1’e karşı 10 oy ile laiklik aleyhindeki hareketlerin odağı olarak suçlu gören Anayasa Mahkemesi kararından sonra pek sesi soluğu çıkmayan Başbakan Erdoğan, Deniz Feneri’nin ışığında aydınlanmaya başlayan yolsuzlukların ucu kendisine dokununca, ortalığı yıkıp viran eyledi.
Mensubu olmakla övündüğü Kasımpaşa’nın hemen yanı başında yer alan ve hırsızlarıyla ünlü Hacıhüsrev kapkaççılarının, polise suçüstü yakalandıklarında yaptıkları gibi feryat figan ederek yine CHP’ye, Deniz Baykal’a ve bizi kendisine karşı işbirliği yapmakla suçladığı Aydın Doğan grubuna saldırmaya başladı.
Kendisine konuşmak için fırsat yaratmak amacıyla partisinin ilçe kongrelerine giderek, eline geçirdiği mikrofonlardan CHP’yi, Deniz Baykal’ı suçlamaya çalıştı… Hakkındaki iddiaların, sahibi olduğu yayın organlarında haber yapılmasına izin verdiği için Aydın Doğan’ı şantaj ve tehdit ile susturmaya kalktı.
İlçe kongresini izlemek için salonu dolduran ve biat kültürüne alıştıkları için gözlerinin önündeki soygunu, yolsuzluğu bile sorgulamaktan korkan bir avuç acizin slogan ve alkışlarla gaz verdiği Başbakan coştukça coştu ve sahte demokrasi maskenin ardına gizlediği gerçek yüzünü ortaya koydu.
Doğrusunu isterseniz derin bir endişe içindeyim…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti dehşet verici bir başbakan portresi ile karşı karşıyadır. Öyle bir portre ki bu; şimdiye kadar görülmemiş derecede nezaket, siyasi üslup ve ahlaki değer ölçülerini aşan, uygar bir ülke lideri profilinin dışında kalan, kontrol edilemez derecede öfkeli, kaba ve saldırgandır. Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dünya liderinin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yakışmamaktadır.
Bu dehşetengiz derecede korkunç portrenin oluşmasına yol açan tek şey ise suçluluk telaşıdır. Türkiye’nin en zengin işadamı Rahmi Koç’un, “Kaynağı belli olmayan 1 milyar dolar serveti var” iddiası karşısında sus pus kalan Başbakan Erdoğan’ın bu muazzam zenginliğe nasıl ulaştığı ortaya çıkmıştır artık. Ne utanç vericidir ki bunu da bir başka ülkenin savcıları yapmıştır.
Evet, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Alman savcıları tarafından Deniz Feneri adı altında örgütlenen bir yolsuzluk çetesinin, halkın dini inançlarını ve insani duygularını sömürerek topladığı paralardan çıkar sağlamakla suçlanmaktadır. Bu kelimenin tam anlamıyla bir skandaldır. Utanç verici bir yüz karasıdır. Hiçbir demokrasi, böyle bir ayıbı, utancı kaldıramaz ve bu utancın muhatabını gereğini yapmaya, işgal ettiği şerefli makamı bir an önce terk etmeye zorlar.
Ama gelin görün ki, her türlü ahlaki değerlerin ayaklar altına alınıp çiğnendiği bu ülkenin Başbakan’ı, “Alnıma sürülen bu lekeyi nasıl temizlerim?” diye kendine soracağına; “Çıkın bu ayıbı temizleyin. Ülkemin onurunu lekelemeyin” diyen Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Deniz Baykal’ı suçluyor. Dünyanın her yerinde gündemi sarsan haber niteliği taşıyan bu olayı görmezden gelen biat medyasının dışında kalan bir medya grubunun sahibini, bu iddiaları haber yaptığı için tehdit ediyor, şantaj yapıyor.
“Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler”miş ya; bunu yaparken de “Benden bu ihaleyi, şu frekansı, bilmem hangi imar tadilatını istedi. Kabul etmediğim için hakkımdaki iddiaları haber yaptırıyor” diye demokrasilere yakışmayan bir icraatını daha itiraf ediyor.
Gidin bakın Allah aşkına; demokrasinin, demokratik kurum ve kuralların geçerli olduğu hangi ülkede bir başbakan, işadamlarını karşısına alır da kamu ihaleleri, imar planı tadilatları vs konularda pazarlık yapar? İngiltere ya da Fransa başbakanının böyle bir şey yaptığını duydunuz mu şimdiye kadar? Duyamazsınız çünkü yapamazlar. Devlet anlayışının hâkim olduğu ülkelerde bunu yapan bir başbakan o koltukta oturamaz.
Şimdi siz kalkacaksınız devlet adına halk için, ülke için hizmet vermeniz gereken bir makamı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başbakanlık makamını İHALE TAKİP MERKEZİ'ne çevireceksiniz. Bu onurlu makamı, işinize geldiği sürece demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti kurallarına aykırı olarak gayrı ahlaki kullanıp, işadamlarını buna alıştıracaksınız, sonra da nasırınıza basılınca kalkıp; bu yanlışın altını çizenlere ahlak, hak, hukuk dersi vereceksiniz, olmadı tehdit edip, şantaj yapacaksınız…
Yemezler…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üstüne gölge düşüren bu kara lekenin hesabını er geç vereceksiniz…
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla