'DARBECİLER ARAMIZDA DOLAŞIYOR'
Türkiye halkları üzerinden silindir gibi geçen 12 Eylül darbesi, üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen toplumun hafızasında canlılığını koruyor.
Şimdiye kadar hiçbir hükümet 12 Eylül darbecileriyle hesaplaşmayı göze alamadı, darbecileri yargılamayı bile düşünmedi. 28 yıl önce bugün; 12 Eylül 1980. Türkiye’de yönetimin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından ele geçirildiği o ‘şanlı’ tarih... Ve ardından; idamlar, kara zindanlar, tutuklamalar, işkenceler, sürgünler... Sözde çatışmalı siyasi kutuplaşmaya son vermek hedefiyle müdahalede bulunan asker, kısa zamandaki uygulama ve kararlarıyla bu ‘iyi niyet’inin kendi çıkarlarını destekleyen darbeye bulunan bir kılıf olduğunu saklayamamıştı.
1980 yılının 12 Eylül sabahı başlayan sokağa çıkma yasağı ile birlikte karanlık günler bir kuşağın fiziki ve psikolojik işkence görmesine neden oldu. 12 Eylül, öğrencisi, hukukçusu, şairi, sendikacısı kısacası tüm muhalif kesimleri çemberin içine soktu. 12 Eylül 1980 askeri darbesinde 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 52 bin kişi tutuklandı, 7 bin 233 kişi ise sürgüne gönderildi. Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren ile birlikte 50 kişinin idamına karar verildi.
Yani milyonlarca insan için, çektiği birbirinden katı işkence çeşitleri, yanı başında yitirdiği yoldaşları düşünüldüğünde hiç de sıradan anmalarla geçilemeyecek bir yıldönümü bugün... Siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileriyle ‘O gün’ü ve bugünü konuştuk... Ortak görüşleri şuydu: “28 yıl önceki darbe, benzer uygulamalarıyla bugün de Kürdistan’da yürütülüyor, 12 Eylül devam ediyor.”
DTP: AKP darbecilerle hesaplaşmaz
Demokratik Toplum Partisi (DTP) Grup Başkan Vekili ve Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş, Türkiye’de birinci dereceden söz sahibinin hala asker olduğunu açıklayarak, “durumun bu açıdan 12 Eylül 1980 sabahından farklı olmadığı görülecektir. Eğitimden ekonomiye, sağlıktan kültüre, spordan siyasete kadar her konuda askerler görüş belirtmekteler, raporlar hazırlatıp MGK’da karar altına aldırmaktalar” dedi. Genelkurmay Başkanı’nın Diyarbakır’da sivil toplum örgütlerini toplayarak nasihat ve telkinlerde bulunmasını örnek veren Demirtaş, başbakanın veya bakanların yapması gereken durumları askerin üstlenmesini eleştirerek, hükümetin de bu gelişmelere tepki vermediğini hatırlattı. Darbecilerle hesaplaşmak için güçlü bir siyasi iradeye sahip olmanın gerektiğini savunan Selahattin Demirtaş, ancak Türkiye’de hükümetlerin darbenin yarattığı ortamdan rant sağladığını ve darbecilerin emrinde olmayı kendi gelecekleri açısından faydalı bulduklarını kaydederek, devam etti: “Bu konuda diğer ülkelerin deneyimlerine bakıldığında öncelikle güçlü ve kararlı bir siyasi iradenin hesaplaşma sürecinde çok etkili olduğu görülecektir. Ancak AKP hükümetinin bırakın darbeyle ve darbecilerle hesaplaşmayı, neredeyse onlara teşekkür etme noktasında olduklarını görüyoruz. Çünkü bugün AKP’nin Türkiye’de yüzde 47 oy almasının en büyük nedeni 80 darbesiyle birlikte güç kazanmaya başlayan cemaatler, muhafazakarlar ve devlet destekli tarikatlardır. Bu nedenle AKP kendi velinimetleri ile asla ters düşmek istemeyecektir.”
‘Darbenin yarattığı kültürle de hesaplaşmalıyız’
“Başta Kenan Evren ve tayfası olmak üzere o dönem sivil (!) hükümette görev alan başbakan ve bakanlar, sıkıyönetim mahkemelerinin üyeleri, cezaevi komutanları gibi kamuoyunca yakından tanınan ve sorumluluk sahibi olan şahsiyetlerin yargı karşısına çıkarılmaları gerekir. Ölmüş olanların ise gıyaplarında yargılanmaları gerekir” diye konuşan Demirtaş, darbeyle hesaplaşmak için yargılanmaların da yeterli olmayacağını söyleyerek, “darbenin yarattığı kültür ve anlayışla da hesaplaşmak gerekir. Darbenin yarattığı tahribatların toplumdan silinmesi için eğitim sisteminden sağlık sistemine, tarih anlayışından yargı sistemine kadar yaşamın birçok alanında yeni düzenlemeler yapmak gerekir. Sindirilmiş bir toplumu yeniden sorgulayan, okuyan, tartışan ve hakkını arayan bir toplum haline getirmek için özgürlükçü yasalara ve uygulamalara ihtiyaç olacaktır. Şu anda Türkiye’de insanlar vatandaştan çok devletin kulu görüntüsündedirler. Bu duruma artık bir son vermek gerekir” belirlemesinde bulundu.
Şu anda Kürtler dışında hiçbir gücün 12 Eylül faşizmine karşı örgütlü mücadele sergilemediğini belirten DTP Grup Başkan Vekili Selahattin Demirtaş, AKP ve benzeri iktidarların darbecilerle hesaplaşmalarının ise hayal olacağını söyledi. Demirtaş sözlerini şöyle tamamladı: “AKP ve benzeri iktidarların darbe ile hesaplaşmasını beklemek ham bir hayal olmaktan öteye bir şey ifade etmez. Bu iktidarların güçlü alternatifi olabilecek büyük bir muhalefet hareketini yaratarak, iktidarı baskılamak veya iktidara gelmek dışında başka bir seçenek pek görünmüyor. Bunun yolu da işbirliği, ortaklaşma ve birlikte yürümekten geçer. Yani 20 milyon Kürt, 20 milyon Alevi, 10 milyon emekçi, 10 milyon işsiz, ezilen birarada durmayı başarabilmelidir. DTP olarak bu nedenlerden dolayı çatı partisi veya çatı hareketini çok önemsiyoruz. İnanıyoruz ki bu saydığımız çevreler asgari müştereklerde biraraya gelmeyi başarabilirsek Türkiye’nin en ciddi iktidar alternatifini yaratmış olcağız.”
EMEP: 12 Eylül devam ediyor
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek, 12 Eylül darbesinin, geride baskıcı ve inkarcı bir Anayasa bıraktığını belirterek, Türkiye’nin halen böyle bir Anayasa ile yönetildiğini söyledi. Darbenin yapıldığı saatlerde Washington’dan ‘darbeyi yapanlar bizim çocuklar’ denildiğini hatırlatan İmrek; İMF, Dünya Bankası, ABD, uluslararası emperyalist güçler ve Türkiye burjuvazisinin halen 12 Eylül askeri darbesinin sunduğu olanaklardan yararlandığına dikkat çekerek, ekledi: “Askeri faşist yönetimin işçi ve emekçileri, gençlik hareketini, emek ve demokrasi güçlerini ezerek sağladığı koşullardan nemalananlar 12 Eylül’ün tüm sonuçlarından memnundur.” Hükümetlerin değişmesinin ve kurumların el değiştirmesinin fayda getirmediğini savunan Ender İmrek, ‘12 Eylül’ü gerçekleştirenlerin hedeflerine ulaşma çabasından geri durmadıklarını’ ifade etti. İmrek şöyle devam etti: “Seçim kanunu, siyasi partiler kanunu, basın, düşünce, örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller sürüyor. 12 Eylül’ün ekonomik, sosyal, siyasal ve kültür hayatımızda ağırlığı devam ediyor. Yasama, yürütme ve yargıda darbecilerin yasal ve fıli icraatları devam ediyor. AKP de kendisinden önceki hükümetler gibi, 12 Eylül askeri darbesinin olanaklarından faydalanarak ayakta kalmaya çalışıyor. Onca demokrasi lafına ve verilen tatlı sözlere rağmen AKP 12 Eylül’ün koyduğu yasalardan, anayasadan ve fiili durumdan yararlanıyor. Daha önceleri, askeri vesayet ve ‘darbe kurumları’na eleştiriler yönelten AKP, şimdi onların başına oturmaktan memnun görünüyor.”
‘TSK’nin ağırlığı azaltılmalı’
Devletin bazen Kürt sorununu, bazen de ‘şeriat tehlikesi’ni gerekçe göstererek ‘balans ayarları’ yapmaya devam ettiğini açıklayan İmrek, “adına ‘postmodern’ dedikleri darbeler eksik olmuyor. TSK’nin ağırlığı azalmak bir yana daha da artıyor. Kürt sorunundan dolayı operasyonlar ve şiddet dinmiyor. Kan akıyor, canlar yanmaya devam ediyor. Son aylarda gündemi kaplayan Ergenekon Çetesi’nin boyutları da düşünüldüğünde, ne yazık ki, 12 Eylül’ün değişik boyutlarıyla devam ettiğini söylemek mümkün” diye konuştu.
“12 Eylül darbecilerinin çaktığı kazıkları söküp atmak mümkün olmadı. Kürt halkının demokratik hak ve özgürlük talepleri, bu yönlü mücadele, Bahar Eylemleri, işçi ve emekçi hareketi, gençlikteki kıpırdamalar, Alevilerin hak ve özgürlük mücadelesi, farklı çevrelerin tepki ve çabalarına rağmen 12 Eylül’ün ve askerlerin egemenliği devam ediyor. Burjuvazi bu etkinin devam etmesi için sürekli hamleler yapıyor, at değiştiriyor; türlü alternatifler ileri sürerek, emekçi halkı aldatmayı başarıyor. Ne yazık ki güçlü bir halk hamlesi yapılamadı. Ancak, toplumsal harekete bağlı değişim çabalarının sürdüğünü görmek ve umutlu olmak için çok nedenimiz var” değerlendirmesinde bulunan EMEP Genel Başkan Yardımcısı, şu hususlara değindi: “12 Eylül’den sonra çok şeyin değiştiğini, birçok alanda gelişmelerin olduğunu belirtmek gerek. Ancak ne yazık ki darbecileri de cezalandıracak ciddi bir toplumsal hesaplaşma henüz sağlanamadı. Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesi henüz ileri boyutlara ulaşamadı. Evet, 12 Eylül darbesi ve darbecileriyle hesaplaşmayı hala gerçekleştirebilmiş değiliz. Ancak görülmesi gereken bir hesabımızın olduğunu biliyoruz. Ezilen ve sömürülen milyonların; emek, demokrasi ve barış güçlerinin süren mücadelesi var. Bunu unutmuş değiliz. Ezilen ve sömürülen milyonların, burjuvazi ve onların darbecileri ile görülmesi gereken bir hesabı var ve bu hesap mutlaka görülecektir. Dünyanın hiçbir yerinde darbecilerin yaptığı yanına kalmadı. Türkiye’de de bu yönlü mücadele hiç durmadı. Bu mücadele bu gün de sürüyor. Er ya da geç, ama bu hesap Türkiye’de de mutlaka görülecektir.” 12 Eylül’ün sorumluları sıfatıyla bugün için AKP ve TSK’nin, onların arkasındaki güçlerin üzerine gidilmesini öneren İmrek, CHP ve beraberinde ırkçı-şoven güçlerin, MHP’nin, diğer düzen partilerinin de üzerine gitmek gerektiğinin altını çizerek, “1 Mayıs’ta işçi ve emekçilere saldıranların üzerine, 21 Mart’ta Newroz kutlamalarında Kürt halkına saldıranların üzerine gitmek gerekiyor. Ergenekon çetelerini emekli askerlerden ibaret gösteren, Susurluk, Şemdinli, Bin Operasyon ve Türkiye’nin tarihindeki karanlık olayların üzerini örtmeye çalışanların üzerine gitmek gerekiyor” dedi. 12 Eylülcü zihniyetle mücadele edilmesi gerektiğini bildiren Ender İmrek, Demokratik Blok Hareketi ile bu konuda mesafe kat edilebileceğini söyledi. ‘Kürt halkının sıkıştırılmak istendiği cendereyi parçalamanın yolu buradan geçiyor’ diyen İmrek, sözlerini şöyle tamamladı: “Kürt ve Türk kardeşliğinin yolu da buradan geçiyor. Kürt sorununun demokratik çözümü, gerçekten laik, halkın iş ve ekmek sorunlarının çözüldüğü bağımsız ve demokratik Türkiye’yi kurmanın yolu güçlerimizi birleştirerek mücadele etmekten geçiyor. 12 Eylül ile hesaplaşmanın yolu da buradan ilerlemekle mümkün olacaktır.”
SDP: Sorumlu TSK’dir
Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Filiz Koçali, Türkiye için ‘savaşlar ve darbeler ülkesi’ diyerek, 12 Eylül’ün ardından da darbe girişimlerinde bulunulduğunu ve çeşitli zamanlarda başka adlarla gerçekleştirildiklerini hatırlattı. Koçali 1994’de DEP milletvekillerinin parlamentodan çıkartılmalarını da buna örnek verdi. Türkiye’nin özellikle 90’lı yıllarda ‘topyekün savaş’ adı altında başlatılan Kürt sorununda inkar ve imha sürecinin ürünü olarak sürekli darbe ya da darbe girişimleri ile iç içe yaşadığını belirten SDP Genel Başkanı, ülkede hala askeri vesayet rejiminin hüküm sürdüğünü, generallerin devir teslim törenindeki açıklamalarıyla bunun iyice netleştiğini söyledi. Darbe tehlikesinin son bulmadığını da kaydeden Koçali, konu hakkında şöyle konuştu: “Bugün darbeci çete diye bilinen Ergenekon çetesinin 2003 ve 2004 yıllarında iki kez darbe girişiminde bulunduğunu ve bunu tutuklamalar oluncaya kadar devam ettirdiğini biliyoruz. Ama ne hikmetse bu çete ayan beyan ortada olmasına rağmen darbe girişimlerinden suçlanmıyor. İki şeyden suçlanmıyor. Birincisi darbeye kalkışmak. İkincisi de Kürtlere karşı işlenen suçlar. Bu da gösteriyor ki darbe tehlikesinde değişen pek bir şey yok. Mevcut tablo darbe sürecinin ve tehdidinin devam ettiğini gösteriyor. DTP’yi kapatma davası da yeni biçimler altında bu süreci devam ettirmek manasına geliyor. Öte yandan Kürt sorunundaki çözümsüzlüğü derinleştiren askeri operasyonlar tüm hızıyla devam ediyor. 12 Eylül’ün ‘Kürt yok, kart kurt sesi var’ mantığının başka biçimlerde sürdürülmesinden başka mana taşımıyor.” Filiz Koçali, geçmişle hesaplaşma konusunda asgari de olsa demokratik bir ortamın gerektiğini, bunun sağlanması için ise demokrasi karşısında en büyük engel olan Kürt sorununda çözümsüzlüğe ve askeri vesayet rejimine son vermenin gerektiğini anlattı.
Hazırlayan: ALİ BARIŞ KURT
YARIN:
- ÖDP Genel Başkan Yardımcısı ve Alper Taş
- Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Bilge Contepe
- Devrimci İşçi Partisi’nden yazarSungur Savran
- 12 Eylül’ü değerlendiriyor.
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
http://www.yeniozgurpolitika.org/?bolum=haber&hid=37494


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla