78'liler Girişimi'nin 12 Eylül askeri darbesini protesto etmek için düzenleyeceği yürüyüşe polis gösterinin izinsiz olduğunu öne sürerek izin vermedi. 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can da darbenin 28. yıldönümünde bile 12 Eylül “faşizminin” sürdüğüne dikkat çekti.
Polisin izin vermemesi üzerine grup sloganlar atarak Taksim Gezi Parkı’na doğru yürüyüşe geçti. Taksim Atatürk Anıtı önünde grubun önünü kesen polis ile göstericiler arasında gerginlik yaşandı. 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can burada yaptığı açıklamada, 12 Eylül “faşizminin” günümüzde de devam ettiğine dikkat çekerek,“12 Eylül’le birlikte Türkiye toplumunu, emperyalizmle işbirliği içinde düşmanın arka bahçesi gören yönelimlerin deney alanı yaptınız. gözaltına aldığınız bir milyon insanı bu deneyin kobayı olarak kullandınız” dedi. 68’liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Targan da yaptığıyazılı açıklamada 12 Eylül’ün üzerinden 28 yıl geçmesine karşın açtığı yaraların kapanmadığını belirterek şu ifadelere yer verdi: “12 Eylül faşizminin gayrı meşru çocuğu olan bugünkü kirli siyasal erk asıl bu yanıyla sorgulanmalı ve böylesi bir kimliğe sahip bu siyasal yapıdan demokrasi beklentisi içinde olanlar artık uyanmalıdırlar. tarihin ve toplumun mahkum ettiği 12 Eylül dönemi denli onun uzantıları da mahkum edilmelidir.”
Kanlı 12 Eylül darbesinin 28. yıldönümü
12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen kanlı askeri darbenin üzerinden tam 28 yıl geçti. 12 Eylül günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan kurulu Milli Güvenlik Konseyi yönetime el koydu, genel sekreterliğinde de organeral Haydar Saltık atandı. Darbe, sivil siyasetin üzerinden silindir gibi geçerek Türkiye’nin demokratikleşmesine ağır darbe indirdi. Türkiye tarihinin en büyük insan hakları ihlaline imza atan faşist cunta, toplumsal muhalafeti susturdu, gericiliğin önündeki seti kaldırdı. Darbeyle Türkiye siyaseti “Türk-İslam” senteziyle yeniden tasarlandı. Solu ezip geçen, cunta, şeriat odaklarının ise önünü açarak 1980 sonrası iktidarlar için “İslam referansı” gereğini açıkça ortaya koydu. “Devlet içindeki çeteler” ve “gerici akımlar” hızla güçlendi. Arjantin ve Yunanistan gibi dünyanın pek çok ülkesinde cuntacılar yargılanarak ağır cezalar alırken, Türkiye’deki cuntacılar Anayasa’nın geçici 15. maddesine sığınarak yargılanmaktan kurtuldular.
Darbe sonrası TBMM lağvedilirken dönemin Başbakanı Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel ve CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in de aralarında bulunduğu 16 siyasetçi Zincirbozan’a gönderildi. Yazar ve yayımcı İlhan Erdost mahkemeye götürülürken cezaevi aracı içinde dövülerek öldürüldü. Yüz binlerce işçinin sendikal gücü DİSK, 11 yıl kapalı kaldı ve yöneticileri ve üyeleri işkencelerden geçirildi. Barış Derneği davasında yargılanan ülkenin aydınları yıllarca cezaevlerinden çıkamadılar. 17 yaşındaki Erdal Eren’in de aralarında bulunduğu 50 kişi asıldı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri yeniden kuruldu. Yüksek Öğretim Kurumu’yla (YÖK) üniversitelerin özerkliğine son verildi. 1961 Anayasası’nı rafa kaldıran darbeciler, temel hak ve özgürlüklerle düşünce özgürlüğünü kısıtlayan, sosyal devletle ilgili yasal güvenceleri ortadan kaldıran baskıcı anayasayı getirdi.
12 Eylül darbecileri uygulamalarını “Atatürkçülük” maskesi altında gerçekleştirdi. Ortaöğretim müfredatlarına zorunlu din dersleri konuldu, İmam hatip okullarının sayısı arttırıldı, şeriatçı hareketler hızla yoksullaşan ve umudunu yitiren kitleler tarafından destek buldu.
ABD destekli
Yıllar sonra darbenin, “ABD yapımı” olduğu ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze'nin “bizim çocuklar başardı” sözleriyle ortaya çıktı.
1970’lerin sonlarında Türkiye’de toplumun tüm kesimlerinde muhalif dalga yükselirken ABD’nin bölgedeki planlarının uygulayacak bir yönetimin iktidara getirilmesi için darbe gerekiyordu ve bunun için art arda provokasyonlar tezgahlandı. Sağ-sol gerginliği siyasi cinayetleri besledi. 1 Mayıs 1977, Kahramanmaraş, Sıvas, Malatya, Çorum katliamları darbeye zemin oluşturacak kaos, panik, korku ortamlarını hazırladı. Devletin kurumlarında görevli bazı kimseler, tetikçi olarak ülkücüleri kullanarak “derin devlet, kontragerilla” adı verilen gizli yapılanmalarla hala travmaları yaşanan katliamlara imza atarken, ülkenin düşünen, yazan sanatçıları, gazetecileri, sendikacıları katledildi. Gazeteci Abdi İpekçi, İlhan Darendelioğlu, Prof.Dr. Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Gün Sazak, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, bu süreçte kurşunlara hedef oldular.
KUTU: 12 Eylül Bilançosu
- Gözaltına alınanlar: 650 bin
- Fişlenenler: 1 milyon 683 bin
- Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananların sayısı: 230 bin
- İşkencede ölen insan sayısı: 171
- Kuşkulu ölüm: 144
- Açılan işkence soruşturması veya dava sayısı: 9 bin 962 (1982- 1988 arası)
- Cezaevlerindeki gazetecilerin aldığı toplam ceza: 3 bin 315 yıl 3 ay
- Haklarında idam istenenler: 7 bin
- Vatandaşlıktan çıkarılan insan sayısı: 14 bin.
Kaynak:http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=4408
-------------------------------------------------------------------------------------------------
12 Eylül'den Daha Beter Bir Faşizanlıkla Karşı Karşıyayız.Bir Darbeyi Dahi Eleştirmelten Korkan Yöneticilerden Demokrat Olduklarını Bahsetmek Bayagı Gülünç


LinkBack URL
About LinkBacks

aşam hiç hata yaptınız mı?
Alıntı Yaparak Cevapla




