• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    Dr.House adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-08-2008
    Mesajlar
    777
    Karizma Gücü
    0

    12 Eylül 28. yılında

    Askeri darbe 28. yılında da protestolarla kınandı. 78'liler Girişimi'nin 12 Eylül askeri darbesini protesto etmek için düzenleyeceği yürüyüşe polis gösterinin izinsiz olduğunu öne sürerek izin vermedi.

    28 yıldır protestolar sürüyor

    78'liler Girişimi'nin 12 Eylül askeri darbesini protesto etmek için düzenleyeceği yürüyüşe polis, gösterinin izinsiz olduğu gerekçesiyle gösteriye izin vermedi. Bunun üzerinesloganlar atarak Taksim Atatürk Anıtı önüne gelen grup ile polis arasında gerginlik yaşandı. Grup sözcüsü Celalettin Can burada yaptığı açılamada, darbenin 28. yıldönümünde bile 12 Eylül "faşizminin" sürdüğüne dikkat çekti. Sözcü Can, “12 Eylül’le birlikte Türkiye toplumunu, emperyalizmle işbirliği içinde düşmanın arka bahçesi gören yönelimlerin deney alanı yaptınız. gözaltına aldığınız bir milyon insanı bu deneyin kobayı olarak kullandınız” dedi.

    Harbiye'deki TRT İstanbul Radyosu önünde toplanan ve kendilerini 'Genç Siviller' olarak niteleyen grup da, ''Bir daha asla'', ''Darbeciler yargılansın'' şeklinde dövizler açtı. Grup adına basın açıklaması yapan Turgay Oğur, 28 yıl önce bugün saat 03.59'da evlerinde uyurken askeri müdahale dolayısıyla TRT Radyosu'nun sesiyle uyandıklarını belirterek, bu durumu protesto ettiklerini söyledi. ''1982 anayasası ile 28 yıldır her gece bu darbe tekrarlanıyor'' diyen Oğur, bundan sonra bir daha gece yarıları yataklarından kaldırılmamak için bu gece yataklarından kalktıklarını kaydetti.

    68’liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Targan da yaptığı yazılı açıklamada 12 Eylül’ün üzerinden 28 yıl geçmesine karşın açtığı yaraların kapanmadığını belirterek şu ifadelere yer verdi: “12 Eylül faşizminin gayrı meşru çocuğu olan bugünkü kirli siyasal erk asıl bu yanıyla sorgulanmalı ve böylesi bir kimliğe sahip bu siyasal yapıdan demokrasi beklentisi içinde olanlar artık uyanmalıdırlar. tarihin ve toplumun mahkum ettiği 12 Eylül dönemi denli onun uzantıları da mahkum edilmelidir.”


    Sivil Toplum Örgütleri'nin 12 Eylül tepkileri

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç,12 Eylül askeri darbesinin 28. yılı nedeniyle bir açıklama yaptı. Kılıç, 12 Eylül askeri darbesinin izlerini aradan geçen 28 yıla rağmen hala sürdüğünü söyleyerek, “Türkiye, 12 Eylül’ün üzerinden 28 yıl geçmiş olmasına rağmen hala tarihinin bu karanlık parçası ile yüzleşebilmiş değildir. Bu nedenle 12 Eylül düzeninin izleri bugün de yaşamın tüm alanlarında varlığını sürdürmektedir” dedi. 12 Eylül 1980 tarihinin sadece bir tarihi değil, yaklaşık 1 milyon kişinin gözaltına alındığı, binlerce ton kitabın yakıldığı, insanların işkencelerde idam sehpalarında öldürüldüğü, sendikaların kapatıldığı, bütün demokratik mekanizmaların ortadan kaldırıldığı karanlık bir dönemin başlangıcı olduğunu söyleyen Kılıç, “12 Eylül, demokrasinin, özgürlüklerin kısıtlanması, her türden hak arama arayışının ve örgütlenme girişimlerinin baskı altına alınması, eğitim-sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, gençlerin geleceksizliğe mahkum edilmesi, toplumun gerici-milliyetçi düşüncelerin etkisi altında şekillendirilmesinin önünü açmış olmasıyla hatırlanmaktadır” diye konuştu.

    Kılıç çözüm önerisi hakkında "Tüm toplum kesimlerinin katılımıyla demokratik bir tartışma ortamı yaratılmalı, özgürlükçü, demokratik ve hakları güvence altına alan yeni bir anayasa hazırlanarak, yurttaşların demokratik hak ve özgürlüklerinin korunması, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının giderilmesi devletin anayasal sorumluluğu olmalıdır. Bu noktada atılacak ilk adım, örgütlenme ve ifade özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılması olmalıdır. 12 Eylül ve 12 Eylül’ü oluşturanların yaratmış oldukları hukuksuzluğu ortadan kaldırmanın yolu temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmaktan ve örgütlü toplumu geliştirmekten geçmektedir” dedi.
    Türk Dişhekimleri Birliği de, 12 Eylül askeri darbesinin 28. yıldönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, 12 Eylül’ün dönemindeki uygulamalar eleştirdi. Açıklamada, şöyle denildi: “12 Eylülle başlayan süreç, Türkiye'yi siyasal, sosyal, hukuksal ve bilimsel alanlarda büyük tahribata uğratmıştır. Tüm toplum olarak bir travma yaşadığımız bu süreçte; hukuk, adalet, bilim, emek ve çalışma hayatı yok edilmiş, demokratik hak ve özgürlükler kısıtlanmış, Türkiye'nin siyasi demokratik gelişim sürecini engellemiş, partiler ve çok sayıda demokratik kitle örgütü kapatılmıştır. Ülkemizi her anlamda geriye götüren 12 Eylül, aradan geçen 28 yıla rağmen bugün hala güncelliğini ve etkisini korumaktadır. Bugün hala, 12 Eylül yöneticileri tarafından çıkarılan yasalar ve kurumlar geçerliliğini korumaktadır. Toplum olarak 12 Eylül'ün karanlık yüzüyle hesaplaşamadığımız sürece, yaralarımızı tam anlamıyla sarmamıza ve ileriye bakmamıza imkân yoktur." Açıklamada, DİSK'in organize ettiği İzmir Gündoğdu Meydanı'nda yarın yapılacak "Emek ve Demokrasi Mitingi"ne destek verdikleri de belirtildi ve "Aydınlık ve güvenli gelecek için yanlışları düzeltmeye, toplumsal mutabakata hep birlikte 'evet' diyoruz” denildi.


    Kanlı 12 Eylül darbesinin 28. yıldönümü

    12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen kanlı askeri darbenin üzerinden tam 28 yıl geçti. 12 Eylül günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan kurulu Milli Güvenlik Konseyi yönetime el koydu, genel sekreterliğinde de organeral Haydar Saltık atandı. Darbe, sivil siyasetin üzerinden silindir gibi geçerek Türkiye’nin demokratikleşmesine ağır darbe indirdi. Türkiye tarihinin en büyük insan hakları ihlaline imza atan faşist cunta, toplumsal muhalafeti susturdu, gericiliğin önündeki seti kaldırdı. Darbeyle Türkiye siyaseti “Türk-İslam” senteziyle yeniden tasarlandı. Solu ezip geçen, cunta, şeriat odaklarının ise önünü açarak 1980 sonrası iktidarlar için “İslam referansı” gereğini açıkça ortaya koydu. “Devlet içindeki çeteler” ve “gerici akımlar” hızla güçlendi. Arjantin ve Yunanistan gibi dünyanın pek çok ülkesinde cuntacılar yargılanarak ağır cezalar alırken, Türkiye’deki cuntacılar Anayasa’nın geçici 15. maddesine sığınarak yargılanmaktan kurtuldular.

    Darbe sonrası TBMM lağvedilirken dönemin Başbakanı Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel ve CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in de aralarında bulunduğu 16 siyasetçi Zincirbozan’a gönderildi. Yazar ve yayımcı İlhan Erdost mahkemeye götürülürken cezaevi aracı içinde dövülerek öldürüldü. Yüz binlerce işçinin sendikal gücü DİSK, 11 yıl kapalı kaldı ve yöneticileri ve üyeleri işkencelerden geçirildi. Barış Derneği davasında yargılanan ülkenin aydınları yıllarca cezaevlerinden çıkamadılar. 17 yaşındaki Erdal Eren’in de aralarında bulunduğu 50 kişi asıldı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri yeniden kuruldu. Yüksek Öğretim Kurumu’yla (YÖK) üniversitelerin özerkliğine son verildi. 1961 Anayasası’nı rafa kaldıran darbeciler, temel hak ve özgürlüklerle düşünce özgürlüğünü kısıtlayan, sosyal devletle ilgili yasal güvenceleri ortadan kaldıran baskıcı anayasayı getirdi.

    12 Eylül darbecileri uygulamalarını “Atatürkçülük” maskesi altında gerçekleştirdi. Ortaöğretim müfredatlarına zorunlu din dersleri konuldu, İmam hatip okullarının sayısı arttırıldı, şeriatçı hareketler hızla yoksullaşan ve umudunu yitiren kitleler tarafından destek buldu.



    ABD destekli

    Yıllar sonra darbenin, “ABD yapımı” olduğu ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze'nin “bizim çocuklar başardı” sözleriyle ortaya çıktı.

    1970’lerin sonlarında Türkiye’de toplumun tüm kesimlerinde muhalif dalga yükselirken ABD’nin bölgedeki planlarının uygulayacak bir yönetimin iktidara getirilmesi için darbe gerekiyordu ve bunun için art arda provokasyonlar tezgahlandı. Sağ-sol gerginliği siyasi cinayetleri besledi. 1 Mayıs 1977, Kahramanmaraş, Sıvas, Malatya, Çorum katliamları darbeye zemin oluşturacak kaos, panik, korku ortamlarını hazırladı. Devletin kurumlarında görevli bazı kimseler, tetikçi olarak ülkücüleri kullanarak “derin devlet, kontragerilla” adı verilen gizli yapılanmalarla hala travmaları yaşanan katliamlara imza atarken, ülkenin düşünen, yazan sanatçıları, gazetecileri, sendikacıları katledildi. Gazeteci Abdi İpekçi, İlhan Darendelioğlu, Prof.Dr. Cavit Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Gün Sazak, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, bu süreçte kurşunlara hedef oldular.


    Kaynak:http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=4408


    -------------------------------------------------------------


    Darbecilere Kucak Açan Bugün ki Sözde Mücahitler Dün Askeri Yönetimi Alkışlıyordu

    Soruaşam hiç hata yaptınız mı?
    İnönü: Çok hata yaptım ama aynı hatayı iki kez yapmadım.







  2. #2
    ๖ۣۜ♥(ㅑㅅㅣㄴ'ㅣㅁ)๖ۣۜ♥ <span style='color: #FF1493'>мerve</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-07-2005
    Mesajlar
    10,074
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    Ece Temelkuran'ın bugünkü yazısından alıntı..

    Kenan Paşaaa! Kenan Paşaaa!
    Bugün 21 dakikalığına öl. Öl. 21 dakika öl ve geri gel, yeniden ve yeniden öl sonra, yeniden ölmek için yeniden diril. Kaç çocuğu katlettiysen o kadar kere, hepsi için öl sen bugün. Kenan efendiiii! Bugün 12 Eylül; bu memleket seni en derin ve en taze intikam hisleriyle selamlar! Bir gün çıkacağın sanık kürsüsünde salya sümük ağlarken korkudan yerlerde süründüğünü görmek dileğiyle...
    Ve bunu ne kadar kalpten söylediğimi anlatamam Kenan Paşa!


    Yorum yapmama gerek kalmadı..
    мiiiiiiv
    dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli,
    benim dinim senin yüzünle övünür, ey sevgili.
    Aşk'a düştüm , üstüm başım 'Sen' oldu...


  3. #3
    Dr.House adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-08-2008
    Mesajlar
    777
    Karizma Gücü
    0
    12 Eylül 1980 darbesinin öncesi ve sonrasında "78 kuşağı" diye adlandırılan gençlerin yaşadığı trajikomik gerçek öykülerin yer aldığı kitap yeni öykülerle genişliyor.

    3. Baskısını yine 12 Eylül'ün yıldönümünde yapan kitapta, bu kez Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan işkence yöntemleri de tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. İşte, Diyarbakır Cezaevi Gerçeğiyle Yüzleşme Araştırma ve Adalet Komisyonu raporundan akıllara durgunluk veren işkence yöntemleri:

    FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları sökerdi. El ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat bırakırdı.

    KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.

    ZlNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla itilir. Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.

    GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven kenarlığına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanıp kapı kapatılır, tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öyle kalırdı. Koşuşturulur, zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşerdi.

    AYAKTAN ASMA/TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan "tepe ol" komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın on kıtası okutulurdu.

    KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın "yıkıl" komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır ve böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.

    RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girip, "ranza altı ol" komutunu verince, koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerdi. Herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekiyordu. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kaldığından, gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlardı.

    KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılırdı. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır, tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenirdi. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam ederdi.

    KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir, her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir, bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenirdi. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem tutuklular ayakta duramayacak duruma gelene kadar sürerdi.

    SEHPA: Tutuklu gece koğuştan alınıp, koğuş koridorunda gardiyan ve subaylardan mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanırdı. Mahkeme, tutukluyu idam cezasına çarptırır, ikinci katın merdiven kenarlığına bir ip geçirilip, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır, tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.

    COP SOKMA: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokardı. Sonra bu copu kendisine ya da bir başka tutukluya yalatırlardı.

    ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.

    LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilirdi.

    KiTAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap verilir, tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulurken, diğer tutuklular bu sözcükleri tekrarlarlardı. Sabahtan akşama kadar yapılan bu işlem sırasında, tutuklular ayakta durmak zorundaydı.

    MARŞ SÖYLETME: Cezaevinde bulunan herkes elli'yi aşkın marşı ezberlemek zorundaydı. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilirdi.

    ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilirdi. Gardiyanın "öl" komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.

    SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardı. En çok uygulananları şunlardı: Koğuşta kalan tutukluların eline beş adet sigara verilir, sigaraların tümü yakılarak devamlı ağzında tutulurdu. Gardiyanın "çek-bırak" komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir, sigaralar-filtreleri dahil- tutuklulara yedirilirdi. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, havasızlık ve dumanla boğulma ortamı yaratılırdı.

    BANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya götürülürdü. Banyoda sabun kullanılmazdı. Hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılırdı. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır, "Yat-sürün" komutuyla tutuklular yerlerde süründürülerek koğuşlarına götürülürdü.

    SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az beş kez sayılırdı. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçer, sayım talimi yaptırılır, yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol ile, çöker kalkarlardı.

    GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulurdu. Nöbet sırasında devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vururdu.

    LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır, İki kişi çırılçıplak soyundurulur, bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklardı. Gardiyanın "uygun adım marş" demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar, diğer tutuklular zorunlu olarak bunları izlerdi.

    PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardı. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanırdı. Tutuklulara bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenirdi.

    İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir, diğer tutuklulara, yerde yatan tutuklunun yüzüne işemesi istenirdi..

    TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla tecavüz ederlerdi. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak birbirlerine tecavüz etmeleri istenirdi.

    HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerliydi. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatardı.

    VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek zorunda bırakılırdı. Aynı battaniyenin altında yatırılırlardı. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır, karavanadaki yemeklere karıştırılır ve bu yemekler tüm tutuklulara yedirilirdi.

    AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerliydi. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktı.

    KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktı. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara yukarıdaki işkence yöntemleri uygulanırdı.

    GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlardı.

    AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesine ve diğer görüşmelere gidip gelirken tutuklulara dayak atılırdı. Görüşlerde hiçbir şey konuşulmaması tembih edilirdi. Tutuklular avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlardı.
    MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirlerdi. Elleri arkadan kelepçeli olurdu. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürlerdi.

    Soruaşam hiç hata yaptınız mı?
    İnönü: Çok hata yaptım ama aynı hatayı iki kez yapmadım.







 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. '11 Eylül de; 12 Eylül de ABD’nin işi'
    SİYASET ve POLİTİKA ARENASI bölümünde gdsnsnsnsnsns tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 14.09.11, 16:49
  2. ++90.000 Şehidimizi 90.Yılında Anma++
    2003 - 2004 Konuları bölümünde xavalon tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 16.12.04, 16:40

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •