Yazılarınızda beni celbeden özellikle bu kutsiyete dair yaptığınız atıflar.Fakat eserinizdeki haliyle bu atıf,mücerretlerin mücerretini arayıştan ziyade,kasvetli tablonun çerçevesi olmaktan öte birşey ifade etmiyor.
Hatırlar mısınız? Beğenimi ifade ettiğim ''gitmenin vakti'' isimli yazınızda size Zara'nın okuduğu bir uzun havadan bahsetmiştim.'
'Seher yeli bizim ele gidersen,nazlı yare küstüğümü söyleme, söyleme....Ne hallere düştüğümü sorarsa,o yar beni sorarsa... bağrıma taş bastığımı söyleme,ona söyleme,yare söyleme,söyleme...'' diye başlayan o uzun hava:'
'Gezer dolaşırım da bilmem nerdeyim, nerdeyim, nerdeyim... deli deli de gezdiğimi söyleme,ona söyleme,söyleme...'' diye devam ediyor ve:
''Umudumu kestiğimi söyleme,ona söyleme,yare söyleme" diye nihayete eriyor.
Yani diyeceğim o ki
tuhafım,işin aslı haleti ruhiyem sizinkinden farklı değil.Bu konuda; gerçekte eleştirdiğim ve yahut mücadele ettiğim siz değilsiniz,içimdeki yakıcı buhranın sebebi olan hataratlar.
Görünüş noktasına gelince;hiçbir zaman görünenin derdinde olmadım.Hep hayatın gizli bir şuuru olduğuna inandım.Kendisini yok gösterecek kadar gizlenmiş bir şuur.
Kolay kızmıyorsunuz gerçekten,hala çok ketumsunuz
