• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
39 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Srebrenica <s>hakdin</s> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-04-2005
    Mesajlar
    11,064
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10

    En yıkıcı köktencilik;köktenlaikçilik

    İsveç'in İstanbul Başkonsolosu İngmar Karlsson'a göre, Türkiye'deki tek yıkıcı köktencilik hareketi, sadece köktenlaikçilik



    İsveç'in İstanbul Başkonsolosu Ingmar Karlsson, Türkiye'deki yıkıcı köktenciliğin, kökten laikçilik olduğunu söyledi. Türkiye'nin doğru yolda ilerlediğini belirten Karlsson, AB istikametinde muhalefetin de yapıcı olması gerektiğini vurguladı.

    Başkonsolos Karlsson, 2001 yılından bu yana İstanbul'da görev yapıyor. Daha önce Prag, Bratislava, Şam ve Amman gibi başkentlerde de görev yapan Karlsson, diplomatlık kariyerine İstanbul'da nokta koyacak.

    Başkonsolosluk görevini Torkel Stiernlöf'e devredecek olan Karlsson, kariyerine akademik dünyada devam edeceğini söyledi.

    İSVEÇ'İN BAKIŞINI TÜRKİYE DEĞİŞTİRDİ

    İsveç'in İstanbul Başkonsolosu Karlsson, görev süresinde yaptıklarını ve Türkiye'nin katettiği gelişmelere ilişkin soruları cevapladı. İsveç hükümetinin Türkiye'ye bakışının son yıllarda değiştiğine yönelik bir soruya, "Aslında tam tersi. Türkiye'de yaşanan büyük değişim, İsveç'in tutumunu değiştirdi" karşılığını veren Karlsson şunları söyledi: İsveç Türkiye'yi eleştirince 'Stockholm, Ankara'yı AB içinde istemiyor' gibi bir algının eskiden beri var olduğunu biliyoruz. Biz, Türkiye'nin Avrupa Birliği yoluna girmesi için eleştiriyorduk. Biz geldiğimizde pek çok insanın şüphesi vardı. Bize, 'İsveç'i yanlış anlamışız. Bizi, Avrupa dışında tutmak için eleştiriyorsunuz sanmıştık. Aslında Avrupa içinde olmamız için eleştiriyormuşsunuz' dediler."

    Başkonsolos Karlsson, Türkiye'nin reform sürecine de devam etmesi gerektiğini vurguladı. Fransa'nın Türkiye karşıtı tutumunu da eleştiren İsveçli diplomat, "Reform süreci devam ederse Türkiye'yi AB dışında tutulamaz. Kafkasya'daki kriz sırasında, Fransa dışişleri bakanını dinliyordum. Bakan, Rusya'nın Avrupa ülkesini işgal etmesinin kabul edilemez olduğundan bahsetti. Benim bildiğim Gürcistan, Türkiye'nin doğusunda" diye konuştu.

    MUHALEFET, KENDİSİNİ DEĞİL TÜRKİYE'Yİ DÜŞÜNMELİ

    Pek çok sorun bulunmasına rağmen Türkiye'nin "doğru yolda" olduğunu belirten İsveçli konsolos Karlsson şu ifadeleri kullandı: "Avrupa'daki pek çok insanın eksikliğini gördüğü şey, yapıcı muhalefet. Bu temel sorun. Ülkelerin, kendi küçük çıkarı için değil ülkenin çıkarı için çalışan muhalefetlere ihtiyacı var." Türkiye'deki sol partilerin "parti yapısında sıkıntılar olduğunu ve reform yapmanın ya da lideri değiştirmenin çok zor olduğunu" dile getiren Karlsson, "Siyasi partiler kanunu gözden geçirilmeli." dedi.

    İsveçli diplomat, bununla birlikte, memleketindeki sosyal demokrat partilerin CHP ile değil AK Parti ile teması olduğunu anlattı ve ekledi: "İsveçli sosyal demokratlar, Sosyalist Enternasyonal'de CHP'yi çok eleştiriyor."

    LAİKLİĞE YÖNELİK TEHDİT YOK

    Türkiye'de laikliğe yönelik tehdit görmediğini de vurgulayan İstanbul Başkonsolosu Karlsson, seçimlerde dini bir programla Türklerin karşısına çıkacak bir partinin yüzde 10'u aşamayacağını söyledi. Başkonsolos, Türkiye'deki liberallerin ve sosyal demokratların AK Parti'ye destek verdiğini de hatırlatarak, "Türkiye'deki yıkıcı köktenciliğin, kökten laikçilik olduğunu söylemek zor değil." ifadesini kullandı.

    İsveç'in verdiği burslarla 200 kadar Türk öğrencinin İsveç'te öğrenim gördüğünü belirten Karlsson, bu öğrencilerden bazılarının başörtülü olduğunu belirterek, "Bu kişiler, İsveç'in laik sistemine tehdit olarak görülmüyor." dedi.

    Herkesin düşündüğünü ve inandığını söyleyebilmesi gerektiğini anlatan Karlsson, "19. yüzyılın başlarında da İsveç'te benzer bir durum yaşandı. 1850 ve 60'larda Amerika'ya büyük göçler oldu. İsveç'teki ekonomik durum kötüydü. Bununla birlikte insanlar, hükümetin kendilerine neye inanmaları noktasında baskı yaptığını düşündüğü için göç etti" dedi. Avrupa Birliği raporlarında azınlıklarla her türlü sıkıntının yazıldığını; ancak başörtüsü gibi çoğunluğun yaşadığı sıkıntılardan bahsedilmediğinin hatırlatılması üzerine Karlsson, bu sorunun AK Parti'ye karşı açılan kapatma davası ile gündeme geldiğini söyledi.

    Türk demokrasinin birinci sınıf bir demokrasi olması önünde Güneydoğu sorununun durduğunu da ifade eden Karlsson, "Siyasi partiler yasaklanınca, PKK Kürtlerin tek sözcüsü konumuna geliyor." dedi. Askerin rolü ve anayasanın da birinci sınıf bir demokrasiye engel teşkil ettiğini vurgularken, Prof. Ergun Özbudun'un iyi bir anayasa taslağı ortaya koyduğunu hatırlattı.

    Ingmar Karlsson, Türkiye'de yeni bir orta sınıfın geliştiğini, bu kesimin siyasette sesini yükselttiğini anlatırken şöyle konuştu: "Siyasetin İstanbul'dakiler tarafından yapılmasına izin vermek istemiyorlar. Türkiye sosyolojik ve ekonomik bir değişimden geçiyor. Daha demokratik; ancak biraz da muhafazakâr oluyor toplum." Bu değişimin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın aleyhine olduğuna da dikkat çeken Karlsson, "Baykal, seçim kazanmak istiyorsa kendine yeni bir halk bulmalı." dedi.

    Bir soru üzerine Karlsson, Samuel Huntington'ın "Medeniyetler Çatışması" tezine de değindi. Karlsson, çatışmanın dinler arasında değil dinin kendi içinde olduğunu savundu: "Medeniyetler Çatışması var ama bu dinler arasında değil. Dinler içinde. Modern, olumlu ve dışarıya açık insanlarla, yazılara bakıp geri dönmek isteyenler arasında." diye konuştu.

    KASIMPAŞASPOR'U DESTEKLEDİM

    İsveç'in İstanbul Başkonsolosu Karlsson, diplomatlık dışındaki zamanlarda Belgrad Ormanları'nda yürüyüş yaparak golf oynamayı sevdiğini söyledi: "İstanbul büyük bir kent ama il dışına çıkabiliyorsunuz. Belgrad Ormanları'na giderek yürüyüş yapıyordum. Ayrıca golf oynadım. Bunun dışında seminerlerimiz oluyor. En son Çorlu'ya gittik. Artvin'den Antakya'ya 30 kadar ili gezdim. Güzel bir deneyim oldu. Edirne'de seminerimiz vardı. Şahin Alpay da oradaydı. Ben Edirne'ye 11 kez gittim. Türk akademisyenler ilk kez gitmiş."

    Kasımpaşaspor'u desteklediğini belirten Karlsson, "Zayıf takımları destekledim hep. Tobias Linderoth yüzünden Galatasaray'a da destek veriyorum. Kenneth Anderson Fenerbahçe'de oynarken bu takımı destekliyordum." diye konuştu.

    Karlsson, İstanbul'da, 'İslam ve Avrupa: İnanç Ayrılığı Yaşam Birliği', 'Din, Terör ve Hoşgörü' ve 'Avrupa'nın Üvey Evlatları' isimli kitapları kaleme aldı.

    http://www.haber10.com/haber/139121

    Dışardan farklımı gözüküyor Türkiye ?
    Faşist değilim.Lakin dün Van da PKK cenazelerinde Kürdistan diye nara atanlar.Bugün "İş makinelerini buraya gönderin,doktorları buraya gönderin,polis gelsin,mehmetçik bize yardım etsin.." diyenlere : İŞ MAKİNALARINI YAKTINIZ, DOKTORLARI ÖLDÜRDÜNÜZ,POLİSİ TAŞLADINIZ,MEHMETÇİĞİ ŞEHİT ETTİNİZ, EDENLERE YARDIM ETTİNİZ... Demekten kendimi alamıyorum..!

  2. #2
    ATATÜRK yazamayangafiller NİMa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    7,981
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Tabii git elin isveçlisine sor anlatsın sana. Türkiye'yi..
    Sende dinle ve şakşakla...
    Yakışır..

    Nedir bu gavura duyulan saygı ve güvenin kökeni?
    Hatta verin onlar yönetsin memleketi. Zaten üç aşağı beş yukarı öyle oluyor...

    Yalayın yutun elin emperyalistinin nutuklarını, her tarafı sosyal demokrat olsa ne olur?
    Gitsin kralının eteklerini öpsün sonra da sosyal demokrasi nutukları atsın.

    İsveç liboşu gelmiş burada takılıyor, kendi çöplüğünde, PKKlıların, Talabanların özgürlük cenneti isveçinde ötsün..
    Bu liboşlara burada ötme cesaretini verenler, bu platformu sağlayanlar ve şakşakcıları utanmalılar...

    En yıkıcı köktencilik emperyalizmdir.

  3. #3
    <span style='color: #8B0000'>Tek Adam</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    21-09-2007
    Mesajlar
    8,693
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Haçlı & Dinci birliği devam ediyor. Amaç Türkiye Cumhuriyetine zarar vermek.
    “Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.”

    Ülke ne zaman darda kalsa bir KEMAL çıkıyor!

  4. #4
    Dr.House adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-08-2008
    Mesajlar
    777
    Karizma Gücü
    0
    İşine Gelmedigi Zaman Yahudi,Hristiyan İşine Geldigi Zaman En İyi Adam.Patlak Ampüller Ancak Bunu Becerebilir

    Soruaşam hiç hata yaptınız mı?
    İnönü: Çok hata yaptım ama aynı hatayı iki kez yapmadım.







  5. #5
    PasakLi_Kont adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-03-2008
    Mesajlar
    1,802
    Karizma Gücü
    5
    laiklik kabaca pozivtizm dünyanın her tarafında trvamalar yaratmış halada travmaları toplumların üzerinden eksik etmemektedir.

    en son örneğini tunusta ve bazı batı afrika ülkelerinde görüyoruz.

    pozivitimin arkasındaki prejektör güç mason locaları, rotary külüpleri felandır.

    çünkü laiklik din ve dinin kurumlara olan etkisiyle savaşır.

    sosyalizmin zıddı kapitalizm ise..

    laisizmin başlangıctaki zıddı klise idi. halbuki eşit mesafa li yaklaşım olayı benimsenmek isterken din ve dinin toplum üzerindeki etkisini bitiremedikleri için din hala birincil düşmandır.
    Bizi yok edecekler şunlardır dedi Gandhi, “İlkesiz siyaset, vicdanı sollayan eğlence, çalışmadan zenginlik, bilgili ama karaktersiz insanlar, ahlâktan yoksun bir iş dünyası, insan sevgisini alt plana itmiş bilim, özveriden yoksun bir din anlayışı.

    Bugün kendini ifade edemeyenler bir gün mutlaka sinelerindeki heyecan ve ızdırabı çevrelerine duyuracak, şimdilerde hafakanlarla yutkunmalarına karşılık gelince sükûtun o en müessir şiirlerini inşad edeceklerdir -MFG-

    Bir ördek dedi ki: Hızır divanından bir ferman çıktı, bundan sonra bütün sular serbesttir. Timsah ona cevap verdi: Unutma ki benim için de serbesttir.

  6. #6
    Uye FLoRa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2008
    Mesajlar
    11,292
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı PasakLi_Kont tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    laiklik kabaca pozivtizm dünyanın her tarafında trvamalar yaratmış halada travmaları toplumların üzerinden eksik etmemektedir.

    en son örneğini tunusta ve bazı batı afrika ülkelerinde görüyoruz.

    pozivitimin arkasındaki prejektör güç mason locaları, rotary külüpleri felandır.

    çünkü laiklik din ve dinin kurumlara olan etkisiyle savaşır.

    sosyalizmin zıddı kapitalizm ise..

    laisizmin başlangıctaki zıddı klise idi. halbuki eşit mesafa li yaklaşım olayı benimsenmek isterken din ve dinin toplum üzerindeki etkisini bitiremedikleri için din hala birincil düşmandır.
    Epey bir travmaya uğramış gibi bir yorum olmuş bu..geçmiş olsun
    [COLOR="Red"][B][CENTER]CHP ye karşı hazımsızlığı olan Atatürk düşmanı&dinci&bölücü&yolsuz-hırsız&satılmış&kansız kesim ve
    kesimin ,ezberci şakşakçı destekçileri olan ,geri kafalar
    iyi izleyin!
    CHP nin yükselişini[/CENTER][/B][/COLOR]

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    25-10-2006
    Mesajlar
    10,900
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı PasakLi_Kont tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    l
    laisizmin başlangıctaki zıddı klise idi. halbuki eşit mesafa li yaklaşım olayı benimsenmek isterken din ve dinin toplum üzerindeki etkisini bitiremedikleri için din hala birincil düşmandır.
    Peki Laisizm kiliseye neden cephe almış ?

    Ben şahsen, dinin toplum üzerindeki etkisine inanan ve dinin sosyal bir gerçeklik olduğunu kabul eden bir insanım. Zaten sizin de bildiğiniz gibi muhafazakar denilebilecek bir toplum içerisinde yaşıyoruz. Fakat bu toplumu diğer toplumlar ile karşılaştırdığımızda, arada bariz farklar ortaya çıkıyor. Muhafazakar bir toplumuz ama, diğer toplumlardan her alanda daha aşağı seviyedeyiz. Neden böyleyiz peki ? Dinin toplum üzerinde bir etkisi olmadığından mı yoksa kabul ettiğimiz gibi dinin toplum üzerinde bir etkisi olduğundan mı ?

    Bence dinin toplum üzerinde bir etkisi var. Ama bir işe yaramıyor. Karşımızda, bilimsellikten uzak, masallaştırılmış, çocukluktan itibaren bize öcü gibi gösterilen, dini kuralların yerine hurafelerin hüküm sürdüğü garabet bir din anlayışı ve bunun sonucunda da uyuşturulmuş bir toplum var.

    Şimdi bu anlayış üzerinden mi yaşamayı tercih edelim, yoksa bu köhnemiş anlayışı bir taraftan düzeltmeye çalışarak, siyasetten uzak tutup, düşüncelere ve eylemlere mi önem verelim ?
    Bu mesaj en son " 18.09.08 " tarihinde saat 20:57 itibariyle Tuğrul tarafından düzenlenmiştir...

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    01-09-2008
    Mesajlar
    309
    Karizma Gücü
    0
    dogru söylemis. aklin yolu birdir

  9. #9
    PasakLi_Kont adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-03-2008
    Mesajlar
    1,802
    Karizma Gücü
    5
    Alıntı Baybars tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Peki Laisizm kiliseye neden cephe almış ?

    Ben şahsen, dinin toplum üzerindeki etkisine inanan ve dinin sosyal bir gerçeklik olduğunu kabul eden bir insanım. Zaten sizin de bildiğiniz gibi muhafazakar denilebilecek bir toplum içerisinde yaşıyoruz. Fakat bu toplumu diğer toplumlar ile karşılaştırdığımızda, arada bariz farklar ortaya çıkıyor. Muhafazakar bir toplumuz ama, diğer toplumlardan her alanda daha aşağı seviyedeyiz. Neden böyleyiz peki ? Dinin toplum üzerinde bir etkisi olmadığından mı yoksa kabul ettiğimiz gibi dinin toplum üzerinde bir etkisi olduğundan mı ?

    Bence dinin toplum üzerinde bir etkisi var. Ama bir işe yaramıyor. Karşımızda, bilimsellikten uzak, masallaştırılmış, çocukluktan itibaren bize öcü gibi gösterilen, dini kuralların yerine hurafelerin hüküm sürdüğü garabet bir din anlayışı ve bunun sonucunda da uyuşturulmuş bir toplum var.

    Şimdi bu anlayış üzerinden mi yaşamayı tercih edelim, yoksa bu köhnemiş anlayışı bir taraftan düzeltmeye çalışarak, siyasetten uzak tutup, düşüncelere ve eylemlere mi önem verelim ?

    iktidar ve toprak kavgası nedeniyle cephe almıştır. kaderi biçimlendiren kutupların ekseninde acıdan kaçıp zevke yönelme durum ve çatışmaları vardır.

    ortacagda fikir tartışmalarının eksariyatı vahiy ve akıl etrafında dönüyordu. dindar kesim ve klise vahiy eksenli çalışırken klise etrafında bir hiyareşi kurdu. din adamları dışındakiler ise kendileriniz züht adı altında sağa sola savurup sadece ruhlarına ve din adamlarına hizmet etmeye başladılar. doğallaşma adına paganlaştılar v.s avrupada şehirleşme o nedenle çok eski değildir yeni olmasıyla birlikte burjuva (burc yani kale şehir) çok etkili olmuştur avrupa ve dünya tarihinde. ilginç olanın geç başlamasıyla birlikte mimaride her zaman güçlü olmasıdır. bunuda sınıf farklılıklarının çeşitliliğine bağlıyorum. fakat bir kısım insanda iki durumu kaynaştırmayı düşünüyordu bunlara filozoflar ibn-i rüştçü denilir. endülüs topraklarında yetişmiş daha çok aristonun kitaplarıyla büyüyen nesildi. aristoyu onlara tanıtan ibn-i rüşt olduğu için bu guruba o isim verilmiştir. yani ''yarın ölecekmiş gibi bu dünya, hiç ölmüyecekmiş gibi ahiret için çalışın'' hadisi mucibinve vahiy e matığı kaynaştırmaya çalışanlardı. fakat bunlar enginizosyoncular tarafında öldürülmüş ve italya/fransaya sürülmüşlerdir. ilk üniversiteleri kurdukları için ilk laik-libarellerde bunlardır. dikkat edilirse batıdaki köklü üniversitelerin amblemleri din menşeli. hatta rektörün karşılığı bizdeki şeyht ir.

    laikliğin özündeki algılayış sekülerleşmedir. sekülerleşme dinden uzaklaşma, insanları din etkisinden caydırma kısaca dünyalaştırmadır. toprak yani dünya da din adamlarının elinde olduğu için kavga kaçınılmaz oluyor.

    seküler anlam, dinlerin haber verdiği ve dünya hayatını olgunlaşarak oraya hazırlık süreci olarak gördüğü ebedi cenneti, yeryüzü cennetiyle ikame etmek olarak belirlenmektedir. ölümden sonraki cenneti bir kenara bırakmalı, yeryüzünde hemen ve şimdi cennet kurmaya çalışmalıdır. bilimsel bilgi, teknoloji, üst bir denetime tabi olmayı reddeden beşeri güç ve ulus devletin -gizli veya açık, rafine veya kaba yöntemlerle- beşeri hayatın tümünü planlamasıyla yeryüzü cenneti kurulacaktır der.

    batıda sekülerliği ilk üreten manastırdır. çatışma kilise ile krallar arasında toprak üzerindeki hakimiyet ihtilafından çıktı. o güne kadar toprak tanrıya, yani kiliseye aitti; krallar ve laikler vatan fikrini öne çıkararak toprağı sekülerleştirdiler. bu aslında kilisenin toprak üzerindeki hakimiyetine karşı, toprağı kralların mülkiyetine geçirmeyi hedefleyen bir işlemdi ve bunu vatan fikrini yücelterek, vatan sevgisini kutsallaştırarak yaptılar. vatan fikri olmasaydı ne ulus devletler ne milliyetçi ideolojiler mümkün olurdu. zaman içinde toprak gibi kilisenin denetiminde olan bütün dünyevi alanlar (siyaset, hukuk, bilim, iktisat, beden-cinsellik, eğlence, sanat, sinema, medya, spor vs.) dinden özerkleştirildi, bu alanların tümü insanın krallığına devredildi (yani krallar, senyörler ve burjuvazi söz sahibi oldu), böylelikle din, yani kilise hayatın dışına çıkartıldı. hz. isa, iblise insan yalnızca ekmekle yaşamaz, fakat allahtan bir sözle yaşar (matta, 4:4) demişti. aydınlanmacılar, kilise ile kavga ede ede allahın sözünü unuttular, dünyayı ekmeğe indirgediler. pekiyi, bunun bizim dinimizle, tarihimizle ve pratiklerimizle ne ilgisi var?


    gelelim bizim geri kalmışlığımıza. osmanlının 700 yıl ayakta kalması hiçte geri kalmışlıkla açıklanacak bir durum değildir. din sadece dini yaşam değil; gelenek, kültür, anene, his, duygu ve özelliklede bilinçaltına yerleşmiş yazılı olmayan kanunlardır. böyle cetrefil bir alem de tekdüze düzen beklemek nesnellik olur.

    daha gerisi selçuklu ve ortadoğu moğol istilası ila düzenli haçlı seferlerinden epey bir yara almış medeniyetine dair maddi donelerini domino hızıyla yıkılmıştır. akabinde bu durumlara tepki olsun diye savaş sonucu boşluğunda tarikatler, etkileşimler, görüşler çıkmıştır en etkili olanı gazali ve fahreddüni razi dir. bu iki ekol kısmen dünyadan uzaklaştırır, mistikleştirir. diğer görüşlerde zıddı olan dünyaya kapılmışlardır haşhaşiler ve savaş yönüyle selefiler.

    fakat özetle söylemek istediğim birinci dünya savaşı enerji üzerinden islam ve din toplumlarını kendine kobay yapmaktı. bu şımarık yüzünü hala göstermektedir. itilaf devletlerinin osmanlı üzerinden kazandığı zafer yalancıdır ve hala sürmektedir bu savaş.

    batı laisizmi nihilizm üretiyor. batı-dışı toplumlara sekülerleşmenin/sekülerleştirmenin desteğinde empoze edildiği yolunda güçlü bir kanaat olduğunu ve buna mutlaka bir çare bulunmasını söyleyen düşünürler çıkmaya başladı. bu bilim ve yaklaşım tarzı diyalog ve hoşgörü nun anlamını anlayanlar tarafından organize ediliyor.

    biz geri kaldık. bir daha ilerlemiyecegiz anlamına gelmez. mükemmel bir varlıkta, fakat kusurlu bir dünyada yaşıyoruz. maddi tabiatın bir parçası olan fizyolojik/biyolojik varlığımız toprak olan dünyevi tabiatımızdır.

    bir emri ilahi ile üfürülmüş olan ruh ise ilahi tabiatımızı teşkil eder. bu iki tabiat iki özerk kategori değil, biri diğerinde içkin bulunmaktadır. dış vechesiyle dünya zaruri, hakiki vechesiyle baki değildir.

    Şimdi bu anlayış üzerinden mi yaşamayı tercih edelim, yoksa bu köhnemiş anlayışı bir taraftan düzeltmeye çalışarak, siyasetten uzak tutup, düşüncelere ve eylemlere mi önem verelim ?

    soruna ise: (dost) dostoyeski, karamazof kardeşlerde o bahtsız yaratık, doğarken birlikte getirdiği tanrı vergisi hürriyetini (ben buna potansiyeli, yaşama ve yaşatma sevincinide ekliyorum) teslim edebileceği birini bulmak için yanıp tutuşmaktadır der.
    Bizi yok edecekler şunlardır dedi Gandhi, “İlkesiz siyaset, vicdanı sollayan eğlence, çalışmadan zenginlik, bilgili ama karaktersiz insanlar, ahlâktan yoksun bir iş dünyası, insan sevgisini alt plana itmiş bilim, özveriden yoksun bir din anlayışı.

    Bugün kendini ifade edemeyenler bir gün mutlaka sinelerindeki heyecan ve ızdırabı çevrelerine duyuracak, şimdilerde hafakanlarla yutkunmalarına karşılık gelince sükûtun o en müessir şiirlerini inşad edeceklerdir -MFG-

    Bir ördek dedi ki: Hızır divanından bir ferman çıktı, bundan sonra bütün sular serbesttir. Timsah ona cevap verdi: Unutma ki benim için de serbesttir.

  10. #10
    asibaşak adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-12-2007
    Mesajlar
    4,760
    Karizma Gücü
    5
    Elin İsveçlisine mi kalmış bunları konuşmak...Ne hadlerine ki bizim yönetim şeklimiz ve laikliğe olan düşkünlüğümüzü eleştirebiliyorlar...Yazıklar olsun ülkem adına bunları konuşturan zihniyete...Zaten verdiniz altın tepside ülkemi gavura ,neden konuşmasın ki değil mi?Bazıları için gurur duyulacak bir durum bu müdahaleler,ne de olsa bizim şıracıların şahidi,elin gavur bozacıları olur..
    Kuvay-i Milliye Kadınları;“Onlar bu vatanın isimsiz kahramanlarıydılar, Vatan size minnettardır”


    Ben Damarlarında Asil Kanın Aktığı Irkım,Benden Bahseder Destanım,Ağıtım,Türküm,
    Ben TÜRK'üm Taa İliklerime Kadar MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'üm....
    Ya Siz Kimsiniz?


 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •