II- ARACILIK İNANCI
Kur’ân’ın şirkle ilgili âyetlerinde, tapılan ve yardıma çağrılan hayali ilahların yeri “من دون الله = Allah’ın dûnundan” kavramıyla ifade edilir. Dûn sözlükte; üstün zıddı, en üst merte*beden beri, ondan aşağıca, başka ve en yakın anlamlarına gelir[1].” Allah’ın dûnundan, sözü de Allah’tan aşağı seviyede demek olur. Müşrikler, Allah ile kendi aralarında aracılık yaptığına inandıkları varlığı insandan üstün, Allah’a yakın sayar; onu bir yönüyle insana, bir yönüyle de Allah’a benzetirler. Din büyükleri, ata ruhları ve din adamları da bu konuma getirilir. Hak dinin dışındaki dinler, böyle bir yapılanma içindedirler.

Allah Teâlâ, bazı Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında şöyle buyurur: “Hahamlarını ve rahiplerini, Allah’ın yakınından rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen emir, sadece tek bir Tanrı’ya kul olmaları idi. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, onların şirkinden uzaktır.” (Tevbe 9/31)

Adiyy b. Hatim diyor ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve seleme geldim, boynumda altın haç vardı. “Adiyy, at o putu” dedi. Ondan şu ayeti işittim: “Hahamlarını ve rahiplerini, Allah’ın yakınından rabler edindiler…” Dedi ki, “Onlar bunlara ibadet etmediler, ama bir şeyi helal sayarlarsa helal saydılar, haram sayarlarsa haram saydılar[2] Onları rab edinmeleri böyle oldu.

Doğru yolda, yani sırat-ı müstakimde olmak isteyen her insanın önüne engeller çıkar. Çünkü sırat-ı müstakim, Şeytanın çalışma sahasıdır. O, tuzaklarını orada kurar. Şeytan, Allah’tan yetki alınca şöyle demişti: “Ne olursa olsun, onlar için, senin doğru yolunun üstünde oturacağım. Sonra onlara sağlarından sollarından, üstlerinden altlarından geleceğim. Göreceksin, onların çoğu, sana teşekkür etmeyecektir”. (Araf 7/17)Şeytan ve yardımcıları, doğru yolun üstünde oturur, oraya gelenlere aracılardan bahseder, onların Allah’a yakın ve onunla dost olduklarını, Allah ile olacak işlerde desteklerine ihtiyaç olduğunu, arabulucu ve şefaatçi olabileceklerini söylerler. Hayali hikayeler anlatarak Allah’ın onları kırmayacağını iddia ederler. Dolayısıyla onlara teslim olma gereği üzerinde dururlar. Bu konuda en büyük desteği, aklını kullanmayan insanlardan ve gelenekten alırlar. Böylece o insanlar Allah’tan önce, aracı saydıkları varlıklara kul olurlar. Bu da onların Allah ile ilişkilerini keser. Buna iki örnek verilecektir; bir ehl-i kitaptan Katolikler, diğeri de Taoistlerdir.

1- Allah

Katoliklere göre Allah birdir; ondan başka Tanrı yoktur[3][4][5][6][7][8][9]. Allah’ın Baba olarak adlandırılması, her şeyin başlangıcı ve aşkın otorite sahibi olmasından ve tüm çocuklarının üstüne titreyen sevgi dolu iyiliğinden dolayıdır. Allah ne erkektir, ne kadın; Allah, Allah’tır[10]2- İsa (Oğul)

[11]. Baba onu kutsal ruhla meshetmiş, rahip, peygamber ve kral yapmıştır[12]. O, kendiliğinden bir şey yapamaz. Her şeyi kendisini gönderen Baba’dan alır[13]. Şimdi o, Baba’nın yanında Hıristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık etmek için hep canlıdır. Allah’ın huzurunda daima hazır bulunmaktadır[14][15]

Bu anlayışa göre Kutsal Tanrı yani Allah ile günahlı insan arasında büyük bir boşluk vardır. Oklar günahlı insanın Allah’a ve onun sunduğu bol ya*şama ulaşmak için gösterdiği çabayı simgele*r. Bu çaba, Allah’tan karşılık beklenerek yapı*lan iyilikler, arayış içinde felsefeden felsefeye koşma ya da dinsel inanç biçiminde kendini gösterir.



Hıristiyanlarda İsa’nın konumu[16]


Hıristiyanlara göre Allah ile insan arasındaki kuzu İsa’dır. O kendini, insanlığın kurtuluşu için kurban etmiştir.

Pavlus’un[17] Timoteos’a mektubunda şu söz yer alır: “Tek bir Allah ve Allah ile insanlar arasında tek bir Aracı vardır. Bu da in*san olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa’dır[18]Havariler zamanında İsa, gerçek anlamda insan sayılırdı. Onun Allah’ın oğlu olduğu kararı üçüncü yüzyıldan sonra Antakya’da alındı[19]325’te toplanan Ökümenik İznik Konsili, İsa’nın yaratılmış olmadığına, Baba’dan doğduğuna ve onunla aynı özden olduğuna karar verdi[20]

431’de, üçüncü Ökümenik Efes konsili şu kararı aldı: “İsa, kendi kişiliğini, akıllı ruhla canlandırılmış bir bedenle birleştirerek insan olmuştur. Meryem Ana ise, gerçek anlamda Tanrı’nın Anasıdır.”

“Rabbimiz Mesih İsa’nın mükemmel Tanrılığa ve mükemmel insanlığa sahip, gerçek Tanrı ve gerçek insan olduğunu, akıllı bir ruhtan ve bedenden oluştuğunu, Tanrılık açısından Baba ile, insanlık açısından da bizimle aynı özde olduğunu, günah dışında hepimize her şeyde benzer olduğunu, Tanrılık açısından yüzyıllar öncesinden Baba’dan doğduğunu, insanlık açısından bizim esenliğimiz için bakire Meryem’den doğduğunu oybirliği ile kabul ettiğimizi resmen beyan ederiz[21]Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler; Hıristiyanlar da “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bunlar dillerine doladıkları kendi sözleridir. Kendilerinden önce kâfir olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah kahretsin onları! Bu iftiraya nereden sürükleniyorlar? (Tevbe 9/30)

Gerçek Allah ve gerçek insan: İsa’yı İnsanla Allah arasında aracı sayabilmek için ona gerçek Allah ve gerçek insan demişlerdir. Katolikler bunu şöyle açıklıyorlar:

“Mesih İsa, gerçek Allah ve gerçek insandır. İşte bu nedenle insanlarla Allah arasında tek aracıdır[22]. Şimdi o, Baba’nın yanında Hıristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık etmek için hep canlıdır. Allah’ın huzurunda daima hazır bulunur[23][24]

[25][26]Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah Meryem’in oğlu Mesih’tir” diyenler tam kâfir oldular. Oysa Mesih şöyle demiştir: “Ey İsrail oğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kul olun. Şurası bir gerçek ki; kim Allah’a şirk koşarsa Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir. Zalimlerin yardımcıları da olmaz”. (Maide 5/72)

3- Kutsal Ruh
[27]. O da aracı ve şefaatçi olur. Pavlus’un Romalılara mektubunda şu ifadeler yer alır: “Kutsal Ruh, bizim zayıflığımıza yardım eder, çünkü nasıl dua etmemiz gerektiğini bilmiyoruz; ama Ruh’un kendisi sözle anlatılama*yan iniltilerle bizim için şefaat eder. İnsanların yüreklerini araştıran Allah, Ruh’un düşüncesinin ne olduğunu bilir. Çünkü Ruh, Allah’ın isteğine göre kutsallar için şefaat eder. Allah’ın işlerinin etkeni olan Kutsal Ruh, duanın da efendisidir[28][29]

4- Meryem Ana
Katoliklere göre Meryem Ana, gerçek anlamda Tanrı’nın Anasıdır[30]. “Onun analığı bitmemiştir. Yinele*nen arabu*luculuğu ile ebedi esenlikler sağlayan arma*ğanları garanti altına almaya devam etmektedir. Meryem Ana’ya Kilise’de avukat, yardımcı, yardıma koşan, arabuluculuk yapan derler[31]Onlar bu sözleriyle Meryem Ana’yı tanrı yapmış olurlar. Bir gün Allah şöyle diyecektir: “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara sen dedin mi ki, “Beni ve anamı Allah ile aranızda iki aracı tanrı edinin?” İsa şöyle diyecektir: “Senin böyle şeyle ne ilgin olur? Benim doğru olmayanı söylemem olacak şey değildir. Eğer söylediysem, elbette bilirsin. Sen, benim içimde olanı bilirsin ama ben senin içinde olanı bilmem; bütün bilinmeyenleri bilen sadece sensin.”

“Bana ne emrettiysen onlara onu söyledim. Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kul olun dedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara tanıktım. Beni vefat ettirdikten sonra onları sadece sen görüp gözettin. Sen her şeye tanıksın.” (Maide 5/116-117)


5- Havariler
Havariler[32], İsa aleyhisselama destek veren 12 kişidir. İsa, İsrail oğullarının[33] kendini tanımazlık ettiklerini sezince; “Allah yolunda bana kim yardım eder?” demişti. Havariler; “Allah için bizler yardım ederiz. Çünkü biz Allah’a inandık. Şahit ol; biz ona teslim olmuş kimseleriz” diye cevap vermişlerdi. (Al-i İmran 3/52)

Elimizdeki İncil’e göre İsa çarmıha gerilip defnedildikten üç gün sonra kabrinden çıkmış, Celile’de 11 havarisine gö*rünmüş ve şöyle demiştir: «Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.» (Matta 28/16-20).

Bu sözler İncil’e ait olamaz. Gerçek İncil yalnız Allah’ın sözlerini içerir. İsa’nın ölümünden sonra havarilerine göründüğü iddiası kabul edilemez. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İsrail Peygamberlerinin arkasından Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğru sayan bir elçi olarak gönderdik. Ona da yol gösterici ve aydınlatıcı olan İncil’i verdik. O, önündeki Tevrat’ı doğru sayan, yol gösteren ve sakınanlara öğüt veren bir kitaptır.” (Maide 5/46)

“Meryem oğlu Mesih sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Annesi dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Şimdi sen onlara bu belgeleri nasıl açıkladığımıza bak. Bir de onların yalana nasıl itildiklerine bak!” (Maide 5/75)

İsa aleyhisselam vefat edince dünya ile ilişiği kesildi. O, ahirette Allah’a şöyle diyecektir:

“İçlerinde bu*lunduğum sü*rece on*ları gö*zeti*yordum. Beni vefat etti*rince artık onlar üze*rine gö*zetle*yici yalnız sen oldun. Sen her şeyi gö*rüp gözetirsin.” (Mâide 5/116-117)

Dolayısıyla İsa’nın vefatından sonra söy*lediği iddia edilen yukarıdaki sözler; ne İncil’in bir parçası ne de İsa aleyhisselamın sözü olabilir.

İncil’e yapılan bu tür eklemelere dayanılarak havarilere ruhani yetkiler verilmiştir. Bu eklemelerden birine göre İsa, 12 havarisinden bir kurul oluşturmuş ve başına Petrus’u getirmiş, ona şöyle demiştir: “Göklerin egemenliğinin anahtarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak. Yeryüzünde çözeceğin her şey, göklerde de çözülmüş olacak.” (Matta 16/19)

Bağlama ve çözme yetkisi şöyle yorumlanmıştır: Havarilerin, topluluğa (Kiliseye) kabul edecekleri veya topluluktan reddecekleri kişiler, Allah tarafından da kabul veya reddedilecektir. Kiliseyle barışma, Allah ile barışmadır[34].

6- Kilise
Katoliklere göre Kilise, hiyerarşik organlardan ve Mesih’in mistik bedeninden oluşmuş bir topluluktur. Göksel armağanlarla donatılmıştır. Kilisenin, biri insani diğeri ilahi olan iki farklı yapısı vardır[35]. Kilise insanlıkla Allah arasındaki birleşmenin işareti ve aracıdır[36].

7- Rahipler
Katoliklere göre rahipler, insanların Allah ile olan ilişkilerinde günahlara karşılık adaklar ve kurbanlar sunmak üzere atanan kişilerdir[37]. Bu tanım İbranilere Mektupların 5. bölümünün 1. cümlesine dayanılarak yapılmıştır. Bu Mektuplar, elimizdeki İncil’in bir bölümüdür. Onların giriş cümlesine göre mektupları kimin yazdığı belli değildir.

Katolik rahipler; episkoposlar, Papa ve papazlar olmak üzere üç bölümde incelenecektir.

a- Episkoposlar: Episkopos, gözetmen ya da başkan anlamına gelir. Onlar Kilise’nin en yetkili kişileridir. Katoliklere göre Kilise, Mesih’in yeniden gelişine kadar yöneticilik sorumluluğunu üzerlerine alan havarilerin takipçileri episkoposlar aracılığıyla havariler tarafından eğitilmeye, kutlulaşmaya ve yönetilmeye devam eder[38]. Episkoposları dinleyen Mesih’i dinlemiş, onları reddeden Mesih’i ve Mesih’in gönderdiği kişiyi reddetmiş olur[39].

b- Papa: Papa, Havari Petrus’un halefi ve episkoposlar kurulunun lideridir. Bu kurulun bütün Kilise üzerinde tam ve yüce bir yetkisi vardır. Bu yetki, yalnızca Papa’nın rızasıyla ortaya konabilir[40]. Her episkopos, Petrus’un halefi ve episkoposlar kurulunun önderi olan Roma episkoposu yani Papa ile birlik içinde görev yapar. Papa ve episkoposlar kurulu yanılmazdır[41].

Katoliklere göre Rab İsa, Havari Petrus’u Kilisenin gözle görülür temeli yaptı. Ona Cennetin anahtarlarını verdi. Havari Petrus’un halefi, Roma Kilisesi episkoposu olan Papa, Mesih İsa’nın Vekili ve yeryüzündeki bütün Kilise’nin çobanıdır[42]. Papa, “canların üzerinde Tanrısal atama sayesinde yüce, tam, dolaysız, evrensel yetkiye sahiptir[43].”

c- Papazlar: Rahip veya Kahin denen papazlar Katoliklere göre “Al*lah’la ilgili konularda insanları temsil etmek için atanırlar[44]” ve episkoposlarının yönetimi altındaki episkoposluk bölgesinde görev yaparlar[45]. Papazlığın kaynağı Mesih’in bizzat kendisidir. Papazlığı o kurdu; ona yetki, misyon, yönelim ve güç verdi[46]. Papaz, kişisel yetkisiyle insanlara; “seni Baba’nın adına vaftiz ediyorum, seni bağışlıyorum” diyebilir[47].

Nazianzlı Gregorius genç bir papaz iken şunları yazmış: “…. Papaz kimdir? Papaz gerçeğin savunucusudur. Meleklerle birlikte dikelmekte, başmeleklerle birlikte hamd etmekte, mihrap üzerinde kurbanları sunmaktadır. Mesih’in rahipliğine katılmakta, yaratığı yeniden biçimlendirmekte, yaratığı Tanrı suretine yeniden kavuşturmakta, öbür dünya için yaratığı yeniden yaratmakta, daha da önemlisi kendi tanrılaştığı gibi tanrılaştırmaktadır da[48].”


8- Vaftiz: Vaftiz, Yunanca suya batırmak demektir. Katoliklere göre Vaftiz, Hıristiyan olmanın ilk şartıdır[49]. Rab İsa, günahların bağışlanmasını inanca ve vaftize bağlamıştır[50]. Vaftiz sırasında alınan bağış öylesine tam ve eksiksizdir ki, ne ilk günahta ne de özgür irade ile işlenen günahlarda silinecek bir şey veya cezası ödenecek bir suç kalır[51]. “Vaftiz, Baba Tanrı’da Oğlu aracılığıyla Kutsal Ruh’ta yeniden doğuşu sağlayan lutfu verir. Çünkü Tanrı’nın ruhunu taşıyanlar Oğul’a yönelirler, Oğul onları Baba’ya takdim eder, baba da onlara bozulmazlık verir[52].”


9- Günah Çıkarma: Katoliklere göre “yalnız Allah günahları bağışlar”. Bir Kilise ruhanisi “günahların bağışlandı” derken Allah’a ait bir yetkiyi kullanır[53]. Bu sebeple ne kadar büyük olursa olsun Kilise’nin bağışlayamayacağı günah yoktur[54]. Günahları bağışlama yetkisi yalnız Papa’ya ve onun tarafından yetki verilen yerel episkoposa ya da papaza aittir[55].

Allah Teâlâ şöyle buyurur: “… Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir?” (Al-i İmran 3/135) Bunu Katolikler de kabul ettiğine göre Allah tarafından verilmiş bir yetkiye dayanmadan, günah bağışlamaya kalkmaları büyük bir yetki ihlali olur.

10- İlahlar PiramidiKatoliklere ait yukarıdaki bilgileri değerlendirdiğimiz zaman karşımıza bir ilahlar piramidi çıkar. En üstte Allah vardır. Sonra sırayla İsa, Kutsal Ruh, Meryem Ana, Havariler, Papa, Episkoposlar ve Papazlar gelir. Bunların her birine Allah’a ait yetkiler verilmiş, Kutsal Ruh dışındakiler yarı tanrı, yarı insan sayılmışlardır. Bu, o varlıkları Allah’a ortak koşmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Hahamlarını ve rahiplerini, Allah ile kendi aralarında aracı rabler edindiler. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen emir, sadece tek bir Tanrı’ya kul olmaları idi. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, onların şirkinden uzaktır.” (Tevbe 9/31)

“Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler tam kâfir oldular. Oysa tek Tanrı’dan başka tanrı yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, onlardan kâfir olanları, elem verici bir azap elbette çarpacaktır.” (Maide 5/73)

“Kilise, hiyerarşik organlardan ve Mesih’in mistik bedeninden oluşan bir topluluktur. Göksel armağanlarla donatılmıştır. Biri insani diğeri ilahi olan iki farklı yapısı vardır[56]. Kilise insanlıkla Allah arasındaki birleşmenin işareti ve aracıdır[57]. Mesih’e benzeyen kilise görevlileri Mesih’in kullarıdır. Çünkü söyledikleri sözler ve verdikleri ihsan kendilerinin değil, başkalarına verilmek üzere kendilerine emanet edilen Mesih’in sözü ve ihsanıdır[58][59][60]

Taoizm, Çin’in temel inançlarındandır. Kurucusu sayılan Lao-Tzu’nun, Konfüçyüs’ten 53 yaş büyük olduğuna inanılır. Lao-Tzu, hayatının sonuna doğru Çin’den çıkıp batıya gitmiş ve orada Buda’ya dönüşmüştür. Bu sebeple Tao; Konfüçyüsçülük, Budizm, ve Hint dinlerinin ortak değeri olmuştur.

“Ya Muhammed, seninle o gerçeği (Kur’ân’ı), müjdeci ve uyarıcı olasın diye gönderdik. Her ümmetin geçmişinde bir uyarıcı, kesin vardır.” (Fatır 35/24) Allah’ın kitapları da Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân’dan ibaret değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şurası kesin ki, biz elçilerimizi açık belgelerle gönderdik ve beraberlerinde kitap ve ölçü indirdik. Bunu, insanlar adil bir düzen kursunlar diye yaptık.” (Hadîd 57/25)

Taoistlerin geçmişinde de mutlaka bir peygamber ve tebliğ ettiği bir kitap vardır. İbrahim ve İsmail peygamberlerin gelmesinden sonra eski Mekkeliler şirke düşmüşlerdi. Hıristiyanların büyük bir bölümü ise, ömrünü şirkle mücadeleyle adamış İsa aleyhisselamı ve Kutsal Ruh’u yani Cebrail’i sonradan Allah’a ortak saymışlardır. Her toplumda benzeri durumlar olmalıdır. Çünkü toplumların inanç yapılarında güçlü bir Allah inancı olduğunu, onunla ilişki kurduğuna inanılan aracı tanrılar ve tanrısal kişiler bulunduğunu görüyoruz. Bu, İslam öncesi Mekke toplumu ile Hıristiyanların bir çoğunda görülen yapılanmaya birebir benzemektedir.

Aşağıdaki tablo, bu benzerliği sergilemektedir.


1- Tao
[61][62][63][64][65][66][67][68]Tao ile kastedilenin Allah Teâlâ olduğu açıktır.

2- Te
Tao’nun gerçek varlığının ortaya çıkışı[69], insanda ve öteki varlıklarda görünen halidir. Bütün varlıkları Tao meydana getirir; Te besler, büyütür, şekil verir ve kuvvetini tamamlar. Her varlık Tao’yu yükseltir ve Te’ye değer verir[70].

Yin - Yang: Bunlar kainat düzeninin yönlendirici ve yönetici iki büyük gücünün evrensel simgesidir. Bu iki güç birbirinden bağımsız olarak varlıklarını sürdüremezler[71]. Her şey Yin ve Yang’ın gizemli ilişkisi sonucu latif alemden dünyaya çıkartılır. Bu prensibi Tao yaratmış, sonra Tao’nun yaratma gücü Yin-Yang ikilisine geçmiştir. Bu noktada Te bu iki kuvveti birlik içinde uyumlu bir biçimde tutar[72].

“Tao’dan bir doğar, birden iki (Yin ve Yang)[73][74]Tao’nun yaratma vasfı Te’ye verilmiştir. O bunu, Yin ve Yang ikilisi ile gerçekleştirmektedir. Yaratılan her şeyi Te kontrol eder.

3- Ölümsüz Ruhlar ve Latif Güçler
“Tao ile hayatına düzen veren için karanlık ile aydınlık, hayat ile ölüm arasındaki aldatıcı sınırlar kalkar. Pek çok yüksek ruhlu varlığın dostluğunu kazanır. Onlar arasında, olumsuz etkilenmelerden korunur ve yok edilemez yaşama gücüne sahip olur. Böylece ölümsüzlüğe ulaşır[75].” “Ağaçlar ve hayvanlar, insanlar ve böcekler, çiçekler ve kuşlar… Bunlar yıldızlardan evrene akan latif güçlerin canlı hayalleridir. Onlar birbirleriyle ve yeryüzündeki varlıklarla karşılaşarak onlarla birleşerek tüm canlılara hayat verirler.”[76]