• Reklam
10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    02-08-2006
    Mesajlar
    61
    Karizma Gücü
    0

    Kur’an Işığında Şefaat İnancı

    2- Tarikat ve Cemaatlerde Ölüden Yardım İsteme
    Kur’ân’ın birçok âye*ti, “Allah’tan başka*sına dua etme”yi müşriklerin en belirgin özelliklerinden sayar[18]. İnsanlar en çok dua ve ibadet ko*nusunda yanıldıkları için elçiler uyarılarını bu iki konuda yoğunlaştırmışlardır. Namaz, oruç, hac, zekat, helaller ve haram*larla ilgili âyet sayısı az olduğu halde Kur’ân’ın büyük bir bölümü, Allah’tan baş*kasına ibadeti, darda kalınca başkasından bir şey beklemeyi şirk sayıp yasak*lamaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

    “Darda kalmış kişi dua ettiği za*man onun yar*dımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzü*nün hakimleri yapıyor? Allah ile be*raber başka bir tanrı mı var? Ne ka*dar az düşünüyor*sunuz.” (Neml 27/62)

    Bu konuda hadis uydurulmuş, ilgili ayet ve hadisler başka yönlere çekilmiş ve sınırlar aşılmıştır.

    a- Uydurulan Hadis
    Ölüden yardım isteme konusunda şu hadis uydurulmuştur: “İşlerinizde ne yapacağınızı şa*şırdığınızda kabir ehlinden yardım is*teyiniz[19].”

    Bu, Aclûnî’nin Keşf’ül-Hafâ adlı kita*bında yer alır. Aclûnî, bu söz için “İbn-i Kemal Paşa’nın el-Erbaîn’inde böyle geçer.” ifadesini kullanır. İbn-i Kemal o sözü peygamberimize mal etmiş ama hiçbir kaynak gös*termemiştir[20]. Bununla kalmamış, sözün doğruluğunu ispat için fel*sefi izahlara girmiştir. Kimi tarikatçılar da bu sözden hareketle “bir veli ölünce ruhu, kı*nından çıkmış kılınç gibi olur[21]” derler.

    Aclûnî, halk ara*sında hadis diye bilinen sözleri toplamış ve onların doğrusu ile asılsız ola*nını ayırmaya çalışmıştır. Bu sebeple o kitapta çok sayıda uydurma ha*dis vardır. Kitabın başında Peygamberimizin şu sözü vardır: “Kim benden söylemediğim bir şeyi naklederse cehennemde oturacağı yere hazırlansın[22].”

    b- Tahrif edilen âyetler
    Kur’ân’da hem ibadet, hem de dua kelimeleri geçer. İbadet, kulluk etmek; dua, çağrıda bulunmak, yardım istemek anlamınadır. Tefsir ve meallerin çoğunda, duaya “ibadet” anlamı verilerek asıl anlamın kaybolmasına yol açılmıştır. İbadet, yapılan duanın kabul edilmesi maksadına yönelik olacağı için bu iki kelime arasında sıkı bir bağ vardır. Bu sebeple Peygamberimiz; “Dua ibadetin iliği*dir, özü*dür[23]” buyurmuştur. Ama dua, ibadet diye tercüme edilince, birini olağan dışı yollarla yardıma çağırmanın ibadet olduğu anlamı kaybolur. Bu da bir tahrif sayılabilir.

    Tahrîf, harf kökündendir. Harf sözlükte uç, kıyı, sivri ve keskin taraf anlamlarına gelir[24]. Sözü tahrif, iki tarafa yüklenebilecek anlam taşıyan bir sözü yalnız bir tarafa çekmektir[25]. Şu ayette tahrif, örneklerle açıklanmıştır.

    “Kimi Yahudiler kelimeleri yerlerinden tahrif ederler (yerleşik anlamlarından kaydırırlar). “سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا” “وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ” bir de “رَاعـِنَا“ derler. Bunu dillerini bükerek ve dine saldırarak yaparlar. Eğer bunların yerine “سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا” “اسْمَعْ” bir de “انظُرْنَا“ deselerdi elbette daha iyi ve daha doğru olurdu. Ama tanımazlık etmelerinden dolayı Allah onları lanetledi. Artık pek az inanırlar.” (Nisa 4/46)

    Ayette geçen üç cümleden her birinin iki anlamı vardır.

    1- “سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا” cümlesinin bir anlamı “dinledik ve sıkı tuttuk” diğeri ise “dinledik ve isyan ettik” şeklindedir. Çünkü (asâ = عصى); hem isyan, hem de değneğe sarılır gibi sarılma anlamına gelir[26].

    Eğer “سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا” “Dinledik ve boyun eğdik” deselerdi sözü başka anlama çekme, yani tahrif imkanı kalmayacağından daha iyi ve daha doğru olacaktı.


    2- “وَاسْمَعْ غـَيْرَ مُسْمَعٍ” cümlesinin bir anlamı, “lütfen dinle, sana söz söylemek haddimize değil ama..” diğeri ise “dinle, söz dinlemez adam[27]” şeklindedir. Eğer sadece “dinle” anlamına gelen, “اسْمَعْ ifadesi kullanılsaydı başka anlama çekilemezdi.


    3- “رَاعـِنَا“ cümlesinin anlamlarından biri “bizi güt” diğeri “bizi gözet” şeklindedir. “Bizi güt” sözünde bir iğneleme vardır. Yani “Sen bizi hayvan güder gibi gütmek istiyorsun, öyleyse güt.” demiş olurlar. Dillerini biraz eğer, ayn harfini uzatarak raînâ derlerse “bizim çoban” demiş olurlar. Eğer bunun yerine “انظُرْنَا“ deselerdi “bizi gözet” dışında bir anlama çekilemezdi.

    Kur’ân ancak böyle tahrif edilebilir. Çünkü o, milyonlarca insanın hafızasındadır ve sayısız nüshası bulunmaktadır. Onu başka bir şekilde tahrif mümkün değildir.

    Ayette yer alan,“… Bunu dillerini bükerek ve dine saldırarak yaparlar.” cümlesi tahrif için kötü niyeti şart koşmaktadır. Yoksa birden faza anlam içeren bir sözle ilgili her yanlış tercih tahrif kapsamına girmez. “Dua” kelimelerine bir delile dayanmadan “ibadet” anlamı verenler bunu dine saldırma amacıyla yapmamış olabilirler. Ama dine saldırmak isteyenlere alet oldukları da bir gerçektir. Ahkaf Suresinin 4, 5 ve 6. âyetlerini örnek vererek, duaya ibadet anlamı vermenin, âyetleri nerelere taşıdığını görmeye çalışalım:

    Allah Teâlâ şöyle buyurur: “De ki, baksanıza, Allah’ın yakınından neyi çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onların yer*yüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir payı mı bulunuyor? Bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım. Eğer doğru sözlü kimseler iseniz.

    Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi*sine cevap vere*meyecek kimseleri çağı*randan daha sapık kimdir? Oy*saki bunlar on*ların çağrısın*ın farkında değillerdir.

    İnsanlar, ahirette bir araya getirildiği gün, bunlar onlara düşman olacak ve onların kulluğunu kabul etmeyeceklerdir.” (Ahkaf 46/4,5,6)

    Bir çok meâlde bu ayetlere, şu şekilde anlam verilmiş*tir: “De ki: Söylesenize, Allah’ı bırakıp taptığı*nız şeyler yeryüzünde ne yaratmışlar, göster*senize bana. Yoksa onların göklere ortaklık*ları mı vardır? Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, bundan evvel (size indirilmiş) bir kitap yahut bir bilgi kalıntısı varsa onu bana getirin.

    Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapan*dan daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.

    İnsanlar bir araya toplandıkları zaman (müş*rikler) onlara (tapındıklarına) düşman kesilirler ve onlara kulluk ettiklerini inkar ederler. (Ahkaf 46/4,5,6)[28]”

    Dua’ya iba*det anlamı verince, ona bağlı olarak yeni anlam kaymaları kaçınılmaz hale gelmiştir. Hata, hatayı doğurmuş, yukarıdaki üç ayetteki hata sayısı beşe çıkmıştır. Bu hatalar şunlardır:

    1) Duaya İbadet Anlamı Veril*mesi
    “Dua, çağrı anlamına mastar*dır. Daha sonra küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya iletilen istek ve ihtiyaç anlamına örf olmuş, isim olarak da kullanılmıştır. “Dua dinledim, dua okudum” denmesi bundandır[29].”

    İbadet ise taat anlamına gelir; taat boyun eğmek demektir, daha çok emre uymak ve izinden gitmek anla*mında kullanı*lır[30]. Türkçe’de buna kulluk denir. Terim olarak ibadet, Allah’ın emrini yerine getirmek için sa*mimi niyetle namaz kılma ve oruç tutma gibi ey*lemlere verilen addır.

    Dua ile ibadet arasında sıkı bir bağ vardır. İbadetin asıl hedefi duadır. Yani insan, Allah’a ibadet ederek bazı isteklerini elde etmek ister. Allah Teâlâ da dualarımızın kabulü için hem namaz kılmamızı, hem de sabırlı olmamızı emrederek şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Sabır göstererek ve namaz kılarak yardım isteyin. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 2/153) Bir ayet de şöyledir: “Kullarım sana beni sorarlarsa, ben yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler. Bana güvensinler. Belki olgunlaşırlar.” (Bakara 2/186)

    Kişi, Allah’tan istekte bulunduğu zaman ona daha iyi kul olma gayreti içine girer. Bu se*beple ibadet kabuk, dua öz gibidir. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: “Dua ibadettir[31]. Dua ibadetin iliği*dir, özü*dür[32].” Çünkü asıl amaç, Allah’a isteklerini kabul ettirmektir. Dua ye*rine ibadet kelimesi kullanılınca bu ilişkiler tümüyle kaybolur. O zaman insanlar, aracılardan medet ummaya başlarlar.

    İsteklerini bir veli, bir ruhani aracılığı ile Al*lah’a sunan, önce onu razı etmek ister. Ona, hediyeler, adaklar sunar, manevi huzurunda eğilir. Bunun ona kulluk yani ibadet olduğu Ahkaf 6. ayette şöyle ifade edilmiştir:

    “O insanlar bir araya getirildiği gün, bunlar onlara düşman olacak, onların kulluğunu (ibadetlerini) kabul etmeyeceklerdir.” (Ahkaf 46/6)

    Şu ayet de bu işin şirk olduğunu hükme bağlamaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “De ki ben sadece Rabbime duâ ederim; ona kimseyi şirk koşmam.” (Cin 72/20)

    Sonuç olarak, dua’ya ibadet anlamı vermek, bazı ayetleri Kur’ân’dan çıkarıp atmak gibidir. Mesela bu tavır, yukarıdaki üç ayeti puta tapanlara has hale getirmiştir. Allah Teâlâ, iba*det ve dua kelimelerini farklı yerlerde kullandığına göre Kur’ân’ın tefsirini ve çevirisini yapanların bu farkı önemsemeleri gerekir.

    2) “Men” Kelimesine “mâ” Anlamı Verilmesi
    Arapça’da “men” kimse veya kimseler anlamına gelir ve akıllı varlıklar için kullanılır[33]. “Mâ” ise şey veya şeyler demektir. Ahkaf 5. âyette üç kere “men” kelimesi geç*er. Dua’ya ibadet anlamı verenler, onlardan ikisine “men = kimse” üçüncüsüne de “mâ = şey” anlamı vermek zorunda kalınca ayetin anla*mı esastan değişmiş, şu hali almıştır: Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapan*dan daha sapık kim olabilir? Bu meale göre yardıma çağrılanlar putlar olur ve bir ruhanîyi yardıma çağıran kişi âyetin kapsamına girmez. Ama bir anlam kayması yapmadan “men” kelimesine “kimse veya kimseler” anlamını verince şu meal ortaya çıkar: “Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi*sine cevap vere*meyecek kimseleri çağı*randan daha sapık kimdir?” Bu doğru anlam, bir ruhanîden yardım istemenin önünü kapar.

    Bu hata, zorunlu olarak aşağıdaki hataları doğurmuştur:

    3) “Hum هم” Zamirine “hiye هي ” Anlamı verilmesi
    “Bunlar” diye tercüme edilen hum, Arapça’da akıllı erkek varlıkları gösterir. Ama “Men”e “şeyler” anlamı verildiği için hum zamirine de ya “men”in lafzını gösteren “huve” ya da manasını gösteren “hiye” anlamını verme zorunluluğu doğmuştur. Bu hafife alınamayacak bir hatadır.

    4) Cem’i Müzekker Salime Yanlış Anlam Verilmesi
    “Habersizdirler” diye tercüme edilen “gâfilûn” kelimesi cem’i müzekker salimdir; yani akıllı erkekler için kullanılır. “Men”e “şeyler” anlamı verilmesi bu anlamı da yok etmiştir. Bu da önemli bir hatadır.

    5) Ahkaf Suresinin 6. Ayetine Dikkat Edilmemesi
    “Men”in “şeyler” diye tercüme edilmesi, 5. âyetle 6. âyetin ilişkisini koparmıştır. Bu ilişkinin kopmamasının tek yolu o kelimenin “kimseler” diye tercüme edil*mesidir. Ayet şöyledir:

    “İnsanlar ahirette bir araya getirildiği gün, bunlar onlara düşman olacak ve onların kulluğunu kabul etmeyeceklerdir.”

    Putlar ahirette, canlanıp insanlarla bir araya gelmeyeceğinden âyette sözü edilenler, hesaba çekilen akıllı varlıklardır. Bunlar da ruhlarından medet umulan büyüklerdir.

    Ayetlerin mealindeki bu hatalar, türbe ziyareti ile ilgili şu inanca yol açmıştır: “Allah bu sevgili kullarına bazı yetkiler, imkanlar, özellikler bahşetmiştir, bunlar şefaatçilerimizdir, bizler günahkar ol*duğumuz için doğrudan Allah’tan istemeye yüzümüz yok, belki bunlar sayesinde Allah dileklerimizi kabul eder.[34]”

    Bu gibi yanlışlar sebebiyle, ölmüş bir din büyüğünü Allah’ın yakın dostu saymak, ona hayali yetkiler verip Allah’a onun aracılığı ile ulaşmaya çalışmak İslam aleminin en te*mel hastalıklarından olmuştur. Ahkaf 4. âyete doğru anlam verince bu yol tamamen tıkanır. Ayetin doğru anlamı şöyledir:

    “De ki, baksanıza, Allah’ın yakınından neyi çağırıyorsunuz? Gösterin bana, onların yeryü*zünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onla*rın göklerde bir payı mı bulunuyor? Bu konuda bana, bundan önce gelmiş bir kitap veya bir bilgi kalıntısı getirin bakalım. Doğru sözlü kimseler iseniz.”

    Bu tenkitler, yukarıdaki üç ayet esas alınarak yapılmıştır. Aynı hatalar, içinde dua kökünden kelimeler bulunan bir çok ayetin Türkçe’ye çevril*mesinde de görülmektedir. Daha garibi, birkaçı dışında bütün Türkçe meallerde aynı hataların tekrarlanmış olmasıdır. Bu da, Allah’ın asla bağışlamayacağını bildirdiği şirk günahını, Müslümanların kolayca işlemesine yol açmıştır.

    Kur’ân meali yapanların bu hatalara, bilerek ve isteyerek düştüğü söylenemez. Ama onların çoğu Allah’ın ne dediğine bakma yerine önceki alimlerin bu âyetleri nasıl anladığına bakarlar. Bu da, vaktiyle yapılmış bir hatayı kemikleştirir.


    c- Ölüden Yardım İsteyenlere Örnekler
    1- Said Nursî Örneği
    Nurcular şu şiiri, Abdülkadir Geylânî’nin, sekiz asır önce Said Nursi için yazdığını iddia ederler:

    “Bizi aracı yap, her korku ve darlıkda.

    Her şeyde her zaman, candan koşarım imdada

    Ben korurum müridimi korktuğu her şeyde.

    Koruyuculuk ederim ona, her şer ve fitnede.

    Müri*dim ister doğuda olsun is*ter batıda

    Hangi yerde olursa olsun yetişirim imdada[35]”

    Bu iddiayı Said Nursî’nin 23 şakirdi yapar[36]. İspat için, cifr[37] denen hayali şeylere dayanır ve şiirde, Abdulkadir Geylânî’nin şu anlamı sakladığını söylerler: “Müridim Said Kürdî, Rusya’da esirken kuzeydoğu Asya’dan bidatçıların eliyle Asya’nın batısına sürgün edildiği ve Sibirya taraflarından kaçıp çok fazla yeri dolaşmak zorunda kaldığı sırada Allah’ın izni ile ona yardım ederim ve imdadına yetişirim.”

    Yardımın nasıl gerçekleştiği de şöyle anlatılıyor: “Evet Hazret-i Gavs’ın “müridim” dediği Said, esir olarak üç sene Asya’nın kuzeydoğusunda, yok edici zorluklar içinde hep korundu. Üç-dört aylık yolu, kaçarak aşmış, çok şehirleri gezmiş ama Gavs’ın dediği gibi hep koruma altında olmuştur.

    Üstadımız diyor ki: “Ben sekiz-dokuz yaşında iken, nahiyemizde ve etrafında bütün ahali Nakşî Tarikatında ve orada Gavs-ı Hîzan adıyla meşhur bir zattan yardım isterken, ben akrabama ve bütün ahaliye aykırı olarak “Yâ Gavs-ı Geylanî” derdim. Çocukluk itibariyle ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şeyim kaybolsa, “Yâ Şeyh! Sana bir fatiha, sen benim bu şeyimi buldur” derdim. Şaşırtıcıdır ama yemin ederim ki, böyle bin defa Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiştir[38].”

    Bu inancın Kur’ân’a aykırılığını gösteren âyetler daha önce okunmuştu. Bir âyet de şöyledir:

    “Darda kalmış kişi dua ettiği za*man onun yar*dımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzü*nün hakimleri ya*pıyor? Allah ile be*raber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsu*nuz..” (Neml 27/62)

    Güç yetirilemeyen konularda baş*ka*sından yardım alınabilirse artık kim Allah’a sığınır? Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

    “De ki, Allah’ın dışında kuruntu*sunu ettikle*ri*nizi çağırın bakalım; onlar, sıkıntınızı ne gi*der*meye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yeti*rebilirler.

    Çağırıp durdukları bu şeyler de Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahme*tini umar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur.” (isrâ 17/56-57)

    “Allah neyi gizlediğinizi, neyi açığa vurduğu*nuzu bilir.

    Allah’ın yakınından çağırdıkları ise bir şey ya*ratamazlar; esasen kendileri yaratılmıştır.

    Onlar ölüdürler, diri değil. Ne zaman dirile*ceklerini de bilemezler.” (Nahl 16/19-21)

    “Onlara sorsan; “Gökleri ve yeri, kim yarattı?” diye, kesinkes “Allah” diyeceklerdir. De ki: “Allah’ın yakınından neyi çağırdığınıza baktınız mı? Allah bana bir sıkıntı vermeyi istemiş olsa, onlar bu sıkıntıyı fark edebilirler mi? Ya da Allah bana iyilik etmeyi istemiş olsa, onlar onun bu iyiliğini önleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Dayanacak olanlar ona dayansınlar.” (Zümer 39/38)

    2- Fethullah GÜLEN Örneği
    Fethullah GÜLEN, Peygamberimizin amcası Hamza’nın kendine, sayılamayacak kadar çok yardım ettiğini iddia eder ve onlardan birini şöyle anlatır:

    Ankara’dan İstanbul’a geliyoruz… “Kartal civarına kadar geldik. Hava hafif hafif yağıyordu. Oralarda çukurca bir yer varmış; tam biz oraya yaklaşmıştık ki, yağmur olanca hızıyla şiddetlendi. Rampanın dibine indiğimizde de bujileri su aldı ve araba stop etti. Bir-iki dakika içinde su kabardı ve bizim arabayı yüzdürmeye başladı. Her geçen dakika su daha da kabarıyor ve bir afet halini alıyordu. Öyle ki kısa bir müddet sonra kalas yüklü kamyonları bile kaldırıp, sağa sola sürüklemeye başladı. Camı biraz açayım, dedim, içeriye dolan su üçümüzü de sırılsıklam ıslattı. Hemen camı kapattım. Elden bir şey gelmiyordu. Koca otobüs ve kamyonlar dahi suyun yüzünde adeta saman çöpüne dönmüşlerdi. Hatta onlardan birkaçı, sağımızdan, solumuzdan geçerken “Geçen sene burada bir sürü taksi sürüklendi gitti.” diyerek moralimizi de bozdular… Ya araba kıyıdaki bariyerlere vurur da parçalanırsa; halbuki emanet.. durmadan bunları düşünüyorum…

    Bir ara baktım büyük bir kalas bize doğru geliyor. Aklımdan, şu kalas bizim ile sütre arasında dursa hiç olmazsa araba kıyıdaki sütrelere çarpmaz diye düşündüm ve tam o esnada arkadaşlara “dua edin” dedim. Kendim de “Ya Seyyidena Hamza! Ya Seyyidena Hamza!” diyerek o yüce ruhu, imdadımıza göndersin diye Cenab-ı Hakk’a dua ettim. Üzerimize doğru gelmekte olan kalas, yanımızdan geçerek gözden kayboldu… Ve hayrettir selin mecrası birden değişti, hızı da azaldı… Olayın şahitleri var. Bu değişikliği ve birden selin hızının azalmasını fiziki kanunlarla izah imkansız. Hiçbirimizin şüphesi kalmadı ki, Cenab-ı Hakk o mukaddes ve yüce ruhu istihdam buyurdu ve yardımımıza gönderdi… [39].

    Hem “Ya Seyyidenâ Hamza! Ya Seyyidenâ Hamza!” yani “Efendimiz Hamza, efendimiz Hamza yetiş!..” diyor, hem de “o yüce ruhu, imdadımıza göndersin diye Cenab-ı Hakk’a dua ettim” diyor.

    Bunun neresi Allah’a dua?

    Sonra şöyle diyor:

    “Ehl-i tahkik, şahıslardan istimdat etmeyi mahzurlu görürler. Kanaatimce her meselede olduğu gibi, bu meselede de ölçüyü iyi ayarlamak, ifrat ve tefritten kaçınmak gerekir. Bize göre büyük ve mukaddes ruhlardan istimdat olabilir; fakat kalbin ibresi her an Cenab-ı Hakk’ı göstermelidir. Yani bu büyüklere, vesile ve vasıtalıktan öte tasarruf adına hiçbir paye verilmemelidir. Zaten onları vesile olarak istihdam buyuracak da yine Cenab-i Hak’tır. O dilemedikten sonra, hiç kimsenin, hiçbir meselede yardımcı olması, bir şey yapması mümkün değildir. Ama, Hak tecelli eyleyince her işi âsân eder; halk eder esbabını bir lahzada ihsan eder.” Bu hususu da böyle tespit ettikten sonra: Büyük ve mukaddes ruhlar ceset kafesinden kurtulduklarında, adeta bir melek haline gelirler… Hele bunlardan, canlarını yüce, yüksek bir ideal ve davaya adamış olanlar, kendileriyle aynı düşünceyi paylaşanları Allah’ın izniyle her zaman destekler, onlara arka çıkar ve onları korurlar. Ama, arz ettiğim gibi frekans birliği şarttır”.

    İsa’ya Allah diyen Katolikler de benzeri ifadeleri kullanarak şöyle diyorlar: “İsa kendiliğinden bir şey yapamaz. Her şeyi kendisini gönderen Baba’dan alır[40]. Şimdi o, Baba’nın yanında Hıristiyanların avukatlığını yapıyor. Onlar lehine aracılık etmek için hep canlıdır. Allah’ın huzurunda daima hazır bulunmaktadır”[41]. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

    “İşte Rabbiniz olan Allah… Hakimiyet onundur. Onun yakınından çağırdıklarınız bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.

    Onları çağırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size karşılık veremezler; kıyâmet günü de sizin ortak saymanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, her şeyin iç yüzünü bilen Allah gibi, haber ver*emez.” (Fatır 35/13-14)

    “De ki: “Sizi karanın ve denizin ka*ranlıkla*rın*dan kurtaran kim*dir? Bundan bizi kurtarırsan şük*reden*lerden olacağız diye ona gizli gizli yalvarır yakarır*sınız.”

    De ki: “Allah sizi ondan ve her sı*kıntıdan kur*tarır, sonra da ona ortak koşarsınız.” (En’am 6/63-64)

    “Gemiye bindiklerinde, şirkten uzak bir şe*kilde, yalnız ona boyun eğerek Allah’a yalvarırlar. Allah onları karaya çıkardı mı, bir de bakarsın ona eş koşmaya kalkışıyorlar.” (Ankebut 29/65)

    Hamza gibi şehitlerin ölmediğini ispat için şu ayete dayanılıyor: “Allah yolunda öldürülenlere ´ölülerª demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ama siz bunu fark edemezsiniz.” (Bakara 27154) Allah, “siz bunu fark edemezsiniz” dediğine göre bize söz düşmez. Onlardaki canlılık, insanın fark edebileceği cinsten olsaydı, öncelikle Peygamberimiz fark eder, Hamza’nın ölümüne pek fazla üzülmezdi. Abdullah b. Mes’ud diyor ki; “biz onun, Hamza’ya ağla*dığı kadar bir şeye ağladığını görmedik. Onu kıbleye doğru koydu, cesedinin ba*şında durdu ve sesli olarak, hıçkıra hıçkıra ağ*ladı”[42].

    Konu ile ilgili diğer âyetler şöyledir:

    “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. Hayır, onlar diridirler, Rableri katında rızıklanırlar.

    Onların içleri açılır; çünkü onlara Allah, kendi ikramından vermiştir. Arkadan gelip kendilerine henüz katılmamış olanlar adına da sevinirler. Çünkü onları korkutacak veya üzülmelerine sebep olacak bir şey yoktur.

    Allah’ın nimeti ve ikramı sebebiyle de sevinirler. Allah, mü*minlerin alacağı karşılığı azaltmayacaktır.” (Al-i İmran 3/169-171)

    Bir an için “siz bunu fark edemezsiniz” hükmünün olmadığını ve iyi müminlerin onların farkına vardığını düşünelim. Bu durumda fark edilecek tek şey, içinde bulundukları nimetler olur. Bu, onların insanlara yardım edeceğine delil olmaz. Onlardan yardım isteyenlerin durumu, şu ayette açıklanandan başkası değildir:

    “Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi*sine cevap vere*meyecek kimseyi çağıran*dan daha sapık kimdir? Oy*saki bunlar onların çağrısından habersizdirler.” (Ahkaf 46/5)

    Mekke müşrikleri de tanrılarında var saydıkları gücü Allah’ın verdiğine inanırlardı. Kabe’yi tavaf ederken şöyle der*lerdi:

    “Lebbeyk lâ şerîke lek illâ şerî*kun huve lek temlikuhu ve mâ me*lek”

    “Emret Allah’ım, Senin hiçbir ortağın yoktur. Yalnız bir ortağın vardır ki, onun da bütün yetki*le*rinin de sahibi sensin.”

    Bu, delilsiz bir iddiaydı. Bunu bize nakleden İbn Abbas diyor ki, onlar “Lebbeyk lâ şerîke lek = Emret Allah’ım, Senin hiçbir ortağın yoktur.” dediklerinde Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle derdi: “Yazıklar olsun; burada kesin, burada ke*sin[43]”.

    Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

    “Desen ki: ‘Gökten ve yerden size rızık veren kim? Ya da işitmenin ve gözlerin sahibi kim? Kimdir o diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran? Ya her işi düzenleyen kim?’ Onlar: ‘Allah’tır!’ di*yeceklerdir. Deki; ‘O halde ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız?’

    İşte sizin gerçek Rabbiniz Allah budur. Hakkın ötesi sapıklık değildir de ya nedir? Nasıl da çevrili*yor*sunuz?” (Yunus 10/31-32)

    Bizi, merkezi yönetimin tayin ettiği kişiler idare eder. Mesela vali, devleti ve hükümeti temsil eder. Kimileri de Allah’a yakın gördüğü bazı kişileri Allah’ın tayin edip yetki verdiği kişiler olarak kabul ediyor. Tayin belgesi olmayan kişiyi vali saymak, nasıl merkezi idareye baş kaldırma anlamına geliyorsa Allah’ın verdiği bir belgeye dayanmadan bazı kimseleri Allah’a ait yetkilere sahip görmek de Allah’a baş kaldırmak olur.

    Hamza’yı, Abdulkadir Geylânî’yi veya başkasını yardıma çağıranlarla zaman zaman şöyle konuşmalar yaparız:

    Bayındır- Onlar sizi tanıyor mu?

    - Allah tanıtamaz mı?

    Bayındır- Onlar sizi duyabilirler mi?

    - Allah duyuramaz mı?

    Bayındır- Onlar sizin konuştuğunuz dili bilirler mi?

    - Allah öğretemez mi?

    Bayındır- Peki onlar ölmemişler midir?

    - Onlar ölmezler, desem okuduğun ayetlere göre bunun bir faydası yoktur.

    Bayındır- Demek Allah Teâlâ önce onlara dirilik verecek, sonra sizi ona tanıtacak, sesinizi duyuracak, dilinizi öğre*tecek ve sizi anlamasını sağlayacak; sonra da sizin lehinize aracılık yapmasına, kendine karşısında sizi sa*vunmasına müsaade edecek. Size göre aynı anda on binlerce kişi onlara baş vurmakta ve yardım istemektedir. Bunların her birini anlaması ve sıraya koyması da gerekecektir. Bu, ancak hayal aleminde olabilir!

    Allah Teâlâ şöyle buyurur:

    “Allah’ın yakınından çağırdıklarınız da, sizin gibi kullardır. Eğer haklıysanız onları çağırın da size cevap versinler bakalım.

    Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tuta*cak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: “Ortakları*nızı çağırın sonra bana tuzak kurun, hiç göz aç*tırma*yın.”

    “Çünkü benim velim Kitap’ı indiren Allah’tır. O, iyilere velilik eder.”

    “Onun yakınından çağırdıklarınız kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler.” (Araf 7/191-197)


    3- Mahmut USTAOSMANOĞLU Örneği[44]
    Bu zatla aramızda, şöyle bir konuşma geçmişti:

    M. Ustaosmanoğlu- Siz ne derseniz deyin; biz evliyânın ve büyük şeyhlerin ruhlarının Allah ile kullar arasında vasıta ol*duğuna ina*nı*rız. Onların ruhaniyet- inden medet umar, yardım isteriz.

    Bayındır- Peki ya “iy*yâke nestaîn= yalnız senden yardım isteriz” (Fatiha 1/5) âyeti ne*rede kaldı? Bu ayeti her namazda okuruz. Bunun sebebi ne olabilir?

    Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şurası bir gerçek ki, insanı yaratan biziz. Ona şahdamarından da yakın olduğumuzdan biz, içinin ona ne fısıldadığını biliriz.” (Kaf 50/16)

    Allah şah damarımızdan yakın oldu*ğuna göre büyüklerin ruhları nerede boş*luk bulur da araya girerler?

    M. Ustaosmanoğlu- Abdülkadir Geylânî haz*retleri bir şiirle*rinde buyururlar ki:

    “Müri*dim ister doğuda olsun is*ter batıda

    Hangi yerde olsa da yetişirim imdada[45]”

    Bayındır- Bu, çok sa*yıda âyete açıkça ay*kı*rıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

    “Darda kalmış kişi dua ettiği za*man onun yar*dımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzü*nün hakimleri ya*pıyor? Allah ile be*raber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsu*nuz.“ (Neml 27/62)

    M. Ustaosmanoğlu- Sen Abdülkadir Geylani’ye inan*mıyorsan se*ninle konuşacak bir şeyimiz yok*tur.

    Bayındır- Abdülkadir Geylani’ye inanmak imanın şartlarından değildir. Biz ondan değil, Allah’ın kitabından sorumlu tutulacağız.

    Bu örnekler, Müslümanların Müslümanlıkla ne ölçüde ilgili olduklarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.



    (Kur’an Işığında Aracılık ve Şirk- Prof. Abdulaziz Bayındır)

    http://www.suleymaniyevakfi.org/modu...ILIKveSIRK.pdf

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    16-09-2008
    Mesajlar
    22
    Karizma Gücü
    0
    Bakara 48 Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz
    Enam 70 Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felakete duçar olmaması için Kur'an ile nasihat et. O nefis için Allah'tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden helake sürüklenmiş kimselerdir. İnkar ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır.


    Enam 51 Rab’lerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları (vahy) ile uyar ki onların Allah’tan başka velileri ve şefaatçıları yoktur. Umulur ki korunurlar.
    Bakara 123 Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler
    Secde 4 Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?
    Bu ayetlerde görüldüğü gibi hesap gününde Allahtan c.c. başkasının kesinlikle şefaat etme yetkisi yok.Sadece ve sadece Allah şefaat edecek.Allahın kitabında kesinlikle çelişki olmadığına göre izin verilenlerle ilgili ayetleri nasıl anlamamız gerekir?
    Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için dünya hayatından birçok kez tanık olduğumuz bir örnek verelim.Günümüzdeki mevcut yasalara göre de nitekim zaman zaman af (şefaaat) izni çıkmaktadır.Siyasi otorite mecliste bu konuyu tartışarak kimlerin bu af izniniden istifade edip yararlanabileceğini belirler.
    Bu af yasasından yaralanabilecekler için,bu izin ne anlama gelir ??
    Ey ahmet sana af izni çıktı, hadi git bu izinle istediğin kişileri hapisten çıkar anlamına mı, yoksa sen bu izinden yararlanıp hapsiten kurtuldun anlamına mı
    Eğer aksi olsaydı bu adaletsizlik olmazmıydı. Elbetteki evet.İnsanlar bile bu adalete riayet ederken, adillerin en adili olan Subhanallahi ve teala böyle bir adaletsizlikte bulunabilrmi?
    Düz mantıkla bile düşündüğümüzde, hesap gününde Allahtan başkasına şefaat yetkisinin verildiğini kabul edecek olursak, bir insan peygamber olsa dahi milyarlarca insanın dünya hayatında saniye saniye ne kadar iyilik ne kadar kötülük yaptığını neye göre ve nasıl bilecek, bu insanların hatalarını günahlarını hangi güçle ayırd edip kimlerin bağışlanmayı hak etiğini belirleyecek.Böyle bir güç Allahtan başka kimde olabilir?
    Kaldıki Subhan olan Allah, peygamberlerinde diğer insanlar gibi hesap vereceğini buyurduğu halde
    Araf 6- Kendilerine peygamber gönderilmis olanlara soracagiz, GÖNDERİLEN PEYGAMBERLEREDE KESİNLİKLE SORACAĞIZ
    Peygamberin şefaatini umanlar kesinlikle büyük bir pişmanlıkla aldanacaklardır.Zira bu kişiler için peygamber şefaatçi değil şikayetçi olacaktır
    Furkan 30 Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler.


    Eğer Allah kendisinden başkalarına şefaat etme yetkisi verecekse kim bunlar niye tek bir ayette bile bir açıklama yok.Yoksa Allah bizlere hesap gününüde sürpriz yapıp, bakın işte bunlar size dünya hayatınızda iken ismini bildirmediğim şefaatçileriniz mi diyecek.
    Zümer 43 Yoksa onlar Allah'ın yanısıra şefaatçılar mı edindiler? De ki: Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi
    Zümer 44 De ki: şefaatin tamamı Allaha aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz
    Subhan olan Allah, hem şefaatin tamamının kendine ait olduğunu söyleyecek, sonrada bunu başkalarıyla paylaşacak. Allah çelişkili konuşur mu ?


    Enam 94 Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve (dünyada) size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız. Yaratılışınızda ortaklarımız sandığınız şefaatçılarınızı da yanınızda göremeyeceğiz. Andolsun, aranız açılmış ve (tanrı) sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir.


    Araf 53 (Fakat onlar), Onun tevilinden başka bir şey beklemiyorlar. Tevili geldiği (haber verdiği şeyler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmişler. Şimdi bizim şefaatçılarımız var mı ki bize şefaat etsinler veya (dünyaya) geri döndürülmemiz mümkün mü ki, yapmış olduğumuz amellerden başkasını yapalım? Onlar cidden kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler (putlar) da kendilerinden kaybolup gitti.

    Yasin 23 "O'ndan başka tanrılar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar dilerse onların şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramazlar

    Rum 13 (Allah'a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçı çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkar edeceklerdir.
    Bu ayetlerde Allahın yanısıra şefaatçi edinen müşrikler ağır bir şekilde itham ediliyor.Pe ki ya bizler Allahın izin verdikleri şefaat edebilirler diye inanırsak ne farkmız kalır onlardan.Müşrikler şefaatçi seçiminde hata ettiler putları şefaatçi kıldılar bizler ise peygamberleri ve salih kulları seçiyoruz mu diyeğiz.Sonuç itibarıyla müşriklerin putları, salih kabul ettikleri kişilerin temsilleri değilmi
    Enbiya 51- And olsun ki biz daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik . Biz onu biliyorduk.
    Enbiya 52- O zaman o, babasına ve kavmine: "Bu saygı (akifun) duyduğunuz temsiller (temasilu) nedir?" demişti


    Gelelim Allahın izin verdileri ile ilgili ayetlere
    Günümüzdeki meal yazarlarının büyük çoğunluğu sünni dinine sahip oldukları için, şefaatle ilgili ayetleri bu inanca göre göre aynen yahudiler gibi çarpıtmışlardır.Malum sünni dininde peygamberlerin, alimlerin,şehitlerin
    şefaat etme yetkisi vardır.Bu inancın kaynağıda tabiki hadislerdir.


    Sebe 23 Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu, derler. O, yücedir, büyüktür. (şaban piriş)
    Şimdide aslına sadık olarak ayeti yazalım

    Sebe 23 Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasına şefaat fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu, derler. O, yücedir, büyüktür.
    Aradaki korkunç farkı anlayabildiniz mi ? Bakınız bir kaç harf değişikliği ve anlam tamamen şirk dininne göre uyarlanabiliyor. İlkinde Allahın bazi kişilere şefaat yetkisi vereceği anlaşılırken, diğerinde, Allahın izin verdileri kişilerin Allahın şefaatinden yaralanabilecekleri gayet net anlaşılıyor.
    Şefaatle ilgili çarpıtılan diğer ayetler

    Meryem 87- (O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.(buda elmalıdan )
    Doğrusu
    Meryem 87 O gün Rahman (olan Allah)'ın nezdinde söz ve izin alandan başkaları şefaata sahip olmayacaktır



    Taha 109- O gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez. (Elmalı)
    Doğrusu
    Taha 109 O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasına şefaat fayda vermez.
    Zuhruf 86- Onların Allah'ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir.(Elmalı)

    Doğrusu
    Zuhruf 86 Allah'tan başkasına yalvaranlar, şefaate sahip olamazlar.(la yemliku)Ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna
    ayette '' la yeşfeu'' ( bakınız bakara 255) şefaat edemezler diye bir ibare yok.Elmalı ne hikmetse?? mülk kökünden gelen yemliku kelimesini şefaat etnek olarak çevirmiş.
    Şefaat etmek, ile şafaate sahip olmak tamamen farklı şeyler
    Konunun başında belirtiğimi gibi,Allahu Teala hesap gününde, hesaptan sonra bağışlanmayı hak edenler için şefaat (af) izni çıkartacak. İşte bu şefaaat izniniden istifade edecekler, dünya hayatında iken Allahtan başkasına yalvarmayanlar,Allahın kitabına şahitlik edenler (zuhruf 86) Allahı razı edecek sözlerde bulunanlar (taha 109) Allah tealanın şefaat iznine layık olup günahları bağışlanarak cehenneme girmekten kurtulacaklar.

    Bakara 255- Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.
    Bu ayetteki izin meseleside maalesef çarpıtılarak '' bakın Allahın izni olmadan kimse şefaat edemez'' geçiyor, demekki Allahın izin verdikleri kimseler şefaat edecekler diye insanları saptırıyorlar. Peki ya bir önceki ayeti nereye koyacağız
    254- Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdir.
    bakara 255 teki izin ne anlama gelir
    Allah’ın izniyle’ tabiriyle Allah’ın otoritesinin sınırsızlığı ve bütün inisiyatifin Allah’ın elinde olduğu vurgulanmak suretiyle konuya farklı bir uslubla, anlatım tekniğiyle açıklık getirilmektedir

    Bu ifade şekli Kuran’ın anlatım tekniklerinden biridir. Bu konuda şu ayet de örnek verilebilir:

    Bundan böyle sana Kur'ân'ı okutacağız da unutmayacaksın.
    Yalnız ALLAH'IN DİLEDİĞİ BAŞKADIR. Çünkü o açığı da bilir, gizliyi de. (A’la suresi 6-7. ayetler)

    Görüldüğü gibi ‘Allah’ın dilediği başka’ ifadesiyle yine Allah’ın mutlak inisiyatif sahibi olduğu vurgulanmaktadır. Yani bir kul unutmamaya ne kadar gayret etse de Allah dilerse unutabilir. Kainatta olup biten herşey Allah’ın onayını aldıktan sonra cereyan etmektedir.
    ‘Hiçbir yaprak O’nun izni olmaksızın düşmez’ ayetini hatırlayalım.

    Demek ki bu ‘Allah’ın diledikleri hariç’ kalıbı Peygamberimizin bazı ayetleri unuttuğu anlamına gelmemektedir. Allah dilerse unutabilirdi. ‘Allah unutmasını dilemiştir’ şeklinde bir beyan mevcut değildir.

    Tıpkı bunun gibi ‘Allah’ın izni olmadan kimse şefaat edemez.’ cümlesinden Allah’ın birilerine şefaat için izin vereceği anlamına gelmez. Yani kısaca Allah bu ayette müşriklere meydan okuyarak şu mesajı vermektdir
    Siz ey müşrikler; birilerinin Allah katında şefaatçi olacağına inanıyorsunuz.Peki benim iznim olmadan bunlar nasıl şefat edecek


    Necm 26 Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz
    Peki bu ayeti nasıl anlamamız gerekir ?
    Dikkat edilirse ayette hesap gününe dair hiç bir vurgu yoktur.Allahtan başkasının şefaatinin olmadığını bildiren ayetler de ise sürekli hesap gününe vurgu vardır.Bu vurgu çok önemli bir ayrışımdır. O takdirde meleklerin şefaatinin dünya hayatında olduğunu kuranın bütünlüğünde anlayabilriz.Evet meleklerin şefaati dünya hayatında vardır.
    İlgili ayetler
    Enfal 9- O vakit siz Rabbinizden yardim diliyordunuz. O da: "Ben iste ardarda bin melekle size yardım ediyorum" diye duanizi kabul buyurmustu.
    Enfal 10- Bunu da Allah size sirf bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz yatissin diye yapmisti. Yoksa zafer ancak Allah katindandir. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.
    Enfal 11- O sirada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, seytanin vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarinizi saglam durdurmak için gökten üzerinize yagmur indiriyordu.
    Enfal 12- Iste o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüregine korku salacagim, hemen boyunlarinin üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun".
    Tevbe 25- Inkâr kabul etmez bir durumdur ki, Allah size birçok yerde yardim etti. Özellikle Huneyn Günü ki, o gün kendi çoklugunuz size güven vermisti de o gün size onun bir faydasi olmamisti. Yeryüzü bütün genisligine ragmen basiniza dar gelmisti. Sonra da bozguna ugrayarak gerisin geri dönüp kaçmaya baslamistiniz.
    Tevbe 26- Sonra Allah, Resulünün üzerine ve müminlerin üzerine sekinetini (kalplere huzur veren rahmetini) indirdi ve gözle görmediginiz (melek) orduları indirdi de kendisini tanimayan kâfirleri azaba ugratti. Ve o kâfirlerin cezasi iste budur.


    Zaten şefaat kavramı yardım anlamınıda içinde barındırmaktadır.Dolayısıyla dünya hayatında Allahın razı olduğu kimseler için, Allahın izni ile meleklerin şefaati (yardımı) vardır
    SONUÇ
    Ahirette, Allahtan başkasının şefaatine inanalar Allaha ortak koşmaktadırlar.Zira Subhanallahi ve teala
    ŞERİKİ YEVMİDDİN değil
    MALİKİ YEVMİDDİN dir
    İşte namaz ve işte fatiha suresi
    Fatiha suresinde okuduğumuz bu ayet herhangşi sıradan bir dua değil, her gün her namazda Allaha verdiğimiz sözdür.Sözünden dönüp birilerinin hesap gününüde şefaat yetkisine inamak ise şüphesiz Allaha ortak koşmaktır


    http://www.hanifdostlar.net/forum_po...p?TID=512&PN=1 sitesinden alıntıdır.
    Bu mesaj en son " 27.09.08 " tarihinde saat 11:50 itibariyle gercegigormek tarafından düzenlenmiştir...

  3. #3
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Daha önce de Şefaatle ilgili konu açılmıştı , HAMZA kardeşimin bu konuda çok güzel bir yazısı vardı ;

    Şimdi; Şefaat sözlük anlamında, bir başkasını desteklemek üzere ona katılmak, yardımcı olmak, aracılık yapmak türünden ifade edilmektedir.
    Yukarıda bu konu ile ilgili ayetlerin hepsi doğrudur. Ancak Ayetleri surelerin içinden çekip alırken hangi konu bütünlüğünden alınıyor buna dikkat edilmeliydi. Cunkü, Sureler içindeki ayetlerle konu birliği içindedir. Oradan alıp neyi ifade ettiğini bilmediğiniz ayet sizi istediğiniz yola çıkarmayabilir. Eee Kuran-ı Kerim'de bir bilimle ilgilidir. Bu safta yıllarını veren insanlarda var. Ben bu konulara girip lafı uzatmak istemiyorum. Şefaati iki kısımda inceleriz

    1- Allah'a Peygambere, Kuran'a, dine, Ahiret'e yani tümüne inanmayan kafirin durumuna ne yazıkki şefaatci yoktur. Allah bunları Cennete almayacağı gibi, kimseyede bağışlanması için şefaat yetkisi vermeyeceğini söylüyor. Cunku Allah'ı reddedene rabbin ne yapacağı belli. İşte Kuran'da şefaatcileri yoktur, bu yetki verilmeyecektir diyen ayetler bu hükümdedir.

    2-Allaha ve yukarıdaki kurallara uyduğu halde, nefsani ve şeri günahları olanlar veya günahları olmayıpta cennetteki yerinin yükseltilmesi için Allah uygun gördüklerine şefaat yetkisi vereceğini söylüyor. Bu ayetleri doğru yerlere oturtursanız size hemen cevap verir yoksa böyle kör döğüşü gibi anlamlar kargaşası olur. Saygı ile
    HAMZA...

    Benim merak ettiğim , neden Hadisler sözkonusu olduğunda hemen bakın çelişkili hadisler var diyenler , ilk bakışta çelişkili gibi gözüken ayetleri kendi kafalarına göre tevil edip Şefaati yok sayıyorlar ?

    Eğer bu durum hadislerde olsaydı hemen her zaman yaptıkları gibi bakın birbiri ile çelişen hadisler var , hadislere güvenilmez diyeceklerdi .

    Nedense işlerine gelmeyen ayetleri kendi kafalarına göre yorumluyorlar.Ayetler çok açık bir şekilde ;

    Meryem Sûresi

    87 - Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır

    Tâ-Hâ Sûresi

    109 - O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.


    Allah'ın izin verdiği kimselerin şefaat etme hakkı bulunduğu belirtiliyor.Ki Peygamberimizin de sözleri bu yöndedir.Ama nedense birileir ısrarla Peygamberi devre dışı bırakmak istedikleri için illede kendi anladıkları gibi İslamı dayatmaya çalışıyorlar.Bizim rehberimiz Hz.Muhammed (sas) , biz Kuranı Kerimde O 'na uymakla emrolunduk , siz de kim olduğunubile bilmediğiniz , internette açtıkları bir siteyle sizi kendi inandığınız Peygambere karşı ayaklandırıp arkanızdan kıs kıs gülenlerin peşinden gidin.





    selam ve dua ile,
    En-am Suresi 68.Ayet;

    Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma.

  4. #4
    NuruLikA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2008
    Mesajlar
    939
    Karizma Gücü
    5
    Gerci student kardes açıklama yapmış ama bende bazı acıklamalar yapayım.

    kopyala yapıştır yaptıgınız yazılarınızda anlayamadğınız çok nokta var her kişinin fikrine uymayan hadisleri inkar etmesi sahtekarlıktan başka birşey değildir.o yüzden sürdüğünüz davayı sadakatsiz ve askıda buluyoruz bakıyorum ki vehhabilik fikri sizide sarmış.

    Sahabilerin (r.t.a.ecmain) ittifakla haber verdiği hadislere inanmayan ve güvensizlik ile nazar eden kişi, Zatı Nuraniyeler olan Eshabi Kiramın kitap halina getirdiği Kurana ne diye inansın ki ??

    haksız mıyım? o zaman kurandan da şüphe duyun.madem hadislerin hepsi guvensiz o halde kuranda guvensiz (haşa)

    şefaat haktir.vaktaki resulullahına avucundaki taşlar dahi tesbih etti o halde neden kabirdeki yeryuzunun halifesi olan insan duymasın..allahın izni ile şefaat etmesin.tasarruf etmesin

    Müslümanları şirke girmekle itham eden mezhebsizlere ve rafizi vahhabilere karşı Allahu teala ayetinde demiş ki:

    Güç işleri yapanlara yemin ederim (naziat 5)

    bu ayet için alimlerimiz evliyaların ruhlarının tasarrufda olduğunun delilidir demişleridir.

    kendi kendinizi yalanlıyorsunuz kurana sadığız diyorsunuz halbuki ayetleri inkar ediyorsunuz allah demiş ki:

    (Cin, Onun her istediğini, kale, resim, büyük kazanlar ve yerinden kaldırılamayan çanaklar yaparlardı,) [Sebe 13]

    cinler yaparda evliyalar yapamaz mı? cinler melekler ve ruhlar kadar kudretli olmadıgı halde?

    delilllerimiz coktur

    (O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allahın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) [Taha 109]

    (Rahman olan Allahın
    nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.)[Meryem 87]

    (Bu iki âyette ancak Rahmanın izin verdikleri şefaat eder deniyor.)

    (Allahı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik edenler şefaat eder.)
    [Zuhruf 86]
    (Putlar şefaat edemez, ama ehl-i hak şefaat eder deniyor.)

    (Onlar, Onun [Allahın] rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28]
    (Şefaat yetkisine sahip olanlar bile, ancak Allahın hoşnut olduklarına şefaat edebilirler. Yoksa kâfirlere şefaat edilmez.)

    Sadece Allah'ın dilediği ve Razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.
    Necm 26

    Melekler de ancak, Allah'ın hoşnut olduğuna şefaat edebiliyor.

    Allahın izni olmadan kim şefaat edebilir?)
    Bakara 255

    Allahın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.Yunus 3

    Allah, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez, şefaati fayda vermez.
    Sebe 23

    Bu üç âyet de ancak şefaatin Allahın iznine bağlı olduğunu gösteriyor.


    Bütün şefaatler Allahın iznine bağlıdır.
    Zümer 44

    Demek ki şefaat çeşidi de, şefaat ediciler de çoktur.

    Şefaat edicilerin
    Peygamber, melek v.s.nin şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.Müddesir 48

    Demek ki şefaat sadece günahkâr müminleredir, kâfirlere şefaat yoktur.


    O gün zalimler
    [kâfirler] için, müşfik bir dost, sözü dinlenecek şefaatçi de yoktur.Mümin 18

    Zalimlere şefaat yok deniliyor, müminlere denmiyor. Kâfirler için dost ve şefaatçi yok demek, Müminler için dost ve şefaatçi var demektir. Mesela meleklerin müminler için dua ettiği bildirilmektedir. [Mümin suresi 7,8,9] Meleklerin duası elbette kabul olur.
    Bu mesaj en son " 29.09.08 " tarihinde saat 00:36 itibariyle NuruLik@ tarafından düzenlenmiştir...
    Maahazâ Cenab-ı Hak da dünyayı (Allah'ta alıkoyan) terk etmeye dâvet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise kayıtlı ve kelepçeli olarak sevkedilmezden evvel, Allah’ın dâvetine icâbet et.

    Biri de sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış, Vücudunu Mucidine (c.c) feda et, Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın. Çünkü feda etmediğin takdirde ya bâd-i heva zail olur, gider, veya Onun malı olduğundan yine Ona döner.

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    16-09-2008
    Mesajlar
    22
    Karizma Gücü
    0
    Şefaatle ilgili ayetleri çeşitli kaynaklardan tekrar ele alıp incelemenizi tavsiye ederim. Ve yukarda astığım yazıyı bir kere daha dikkatli bir şekilde okumanız faydanıza olur kanaatindeyim.

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    şiadada ehli sünnettede şefaat vardır kuran ayetlerinde ve sahih hadislerinde mevcuttur .şefaatı inkar eden ise vahabilerdir .onlarında kuran ayetini tefsir ederken şefaatle ilgili ayetleri tümünü ele alıp öğle tefsir edilir .eğer böğle yapılmazsa ozaman yanlış fikirler ortaya çıkar
    şefaat kuan ayetinde ve hadiste mevcuttur vesselam

    Şefaat
    Mead bölümünde ***** konusu edilen önemli konulardan biri de şefaat konusudur. Lügatte yama anlamını ifade eden şefaat, ıstılahta birinin günahlarının bağışlanması için yapılan aracılık anlamını ifade etmektedir.

    Kur'an-ı Kerim ayetlerinde şefaat konusuna işaret edildiği gibi, Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları'ndan gelen hadislerde konu daha detaylı olarak açıklanmıştır.

    Biz burada şefaat konusunu detaylı olarak inceleyemeyiz. Ama en azından konunun ana hatlarına işaret etmeden geçmemiz de doğru olmaz. Dolayısıyla en azından konunun ana hatlarına özet olarak işaret etmeyi zorunlu görüyoruz.

    Her ne kadar yüzeysel bir bakışla Kur'an-ı Kerim'e baktığımızda, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinin anlamı şefaati mutlak olarak reddeder gibi görünüyorsa da, ancak Kur'an-ı Kerim'in şefaatle ilgili olan ayetleri bir araya getirilip, birlikte değerlendirildiğinde, Kur'an-ı Kerim'in mutlak olarak şefaati reddetmediği ve sadece Allah'ın izni olmadan yapılacağı düşünülen şefaati veya bazı kafirlerin itikadı olan putların şefaati gibi, şefaatin bazı türlerini reddettiğini görmekteyiz.

    Velhasıl Kur'an-ı Kerim'in: "O gün Rahman'ın kendisine izin verdiğinden ve sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez."[16] "...O'nun izni olmadan, hiç kimse O'nun yanında şefaat edemez...." [17] "...O'nun izni olmadan hiç kimse şefaat edemez...." [18] "İman edip Rahman olan Allah'tan bir söz alan hariç, hiç kimse o gün şefaate sahip olmaz" [19] ayetleri ve benzeri diğer ayetler Allah Teala'nın izniyle şefaat olunacağını açıkça ortaya koymaktadır.

    Ayrıca, Allah Teala kıyamet günü şefaat edecek ve şefaati makbul olacaklardan örnekler vererek şöyle buyurmuştur: "Rahman çocuk edindi" dediler. Hayır; melekler şerefli kılınmış kullar*dır. Allah'tan önce söz söyleyemezler; ancak O'nun emri üzerine iş yaparlar. Allah, onların yaptıklarını ve yapmakta olduklarını bilir. Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler; O'nun korkusundan titrerler."[20]

    Yine Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir işe yaramaz." [21]

    Bu ayetler kıyamet günü meleklerin Allah Teala'nın izniyle şefaat edeceklerini ve Allah Teala'nın razı olduğu kimseler üzerinde onların şefaatinin makbul olacağını göstermektedir.

    Keza İslam müfessirleri Hz. Resulullah (s.a.a) hakkında nazil olan "Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Belki de Rabbin seni (Makam-ı Mahmud'a) övülecek makama yükseltir" [22] ayetinde geçen övülecek makamdan maksadın şefaat makamı olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir.

    O halde bu ayet-i kerime Hz. Resulullah için de şefaat makamını ispat etmektedir.

    Görüldüğü üzere bu ayetler Kur'an-ı Kerim'in, şefaati mutlak olarak reddetmediğini ve Allah Teala'nın izniyle bazı mukaddes insan ve meleklerin şefaat edeceklerini ortaya koyuyor.

    Hadislerde Şefaat
    Hadislere gelince, hem Hz. Resulullah (s.a.a), hem de Ehl-i Beyt İmamları'dan konu hakkında gelen hadisler şefaat konusuna daha da açıklık getirmiştir. Kimlerin şefaat edebileceği ve kimlere şefaat olunabileceği hususu genişçe beyan edilerek, şefaat konusunun İslam dininin temel ilkelerinden biri olduğu açıkça gözler önüne serilmiştir.

    Bizim tevatür haddini aşan bu hadislerin tamamına değinme imkanımız yoktur. Ancak numune olarak onların bazısına işaret edeceğiz.

    Hz. Resulullah şöyle buyurmuştur: "Her peygamberin müstecab duası vardır. Her peygamber o duasını acilen etmiştir. Ancak ben duamı, ümmetime şefaat için kıyamet gününe saklamışım. Benim şefaatim ümmetimden Allah'a ortak koşmadan ölenlere nail olacaktır." [23]

    Yine Hazret şöyle buyurmuştur: "Bana beş şey verildi.... onlardan biri şefaat etmektir. Ben onu ümmetime saklamışım. O, Allah'a şirk koşmayanlar içindir."[24]

    Yine Hazret şöyle buyurmuştur: "Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler içindir. İhsan ehline gelince onlar için bir sorun yoktur" [25]

    Yine Hazret şöyle buyurmuştur: "Üç taife Allah katında şefaat edecektir: Peygamberler, alimler ve şehidler." [26]

    Yine Hazret şöyle buyurmuştur: "Ben ümmetimin yarısını cennete götürmekle şefaati seçmek arasında muhayyer kılındım. Ben şefaati seçtim. Çünkü şefaat daha kapsamlı daha yeterlidir. Şefaatin takva ehli için mi olduğunu sanıyorsunuz? Hayır o günahla kendini lekeleyen günah ehli içindir." [27]

    Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Üç şeyi inkar eden bizim şiamız (takipçimiz) değildir: Miracı, kabir sualini ve şefaati."[28]

    Bu hadislere benzer onlarca hadis vardır. Bütün bu hadisler ve yukarıda işaret ettiğimiz ayetlere rağmen, bazılarının şefaat konusunda tereddüt etmesi, doğrusu tevcih edilecek bir konu değildir.

    Kimlere Şefaat Olunacak?
    Yukarıda naklettiğimiz ayet ve hadislerden şefaatin meşruiyeti anlaşıldığı gibi, şefaatin şartlarından bazıları da anlaşılmış olur.

    Bir kere bir kimsenin şefaat kapsamına girebilmesi için ilk şart, şefaat edilecek kişinin tevhid ehli olup Allah Teala'ya şirk koşmamasıdır. Bu konu, Hz. Resulullah (s.a.a)'in hadisinde açıkça belirtilmesiyle birlikte, Allah Teala'nın, meleklerin sadece Allah'ın razı olacağı kimselere şefaat edeceklerini bildiren ayetinden de anlaşılmaktadır.

    Şefaate nail olmanın ikinci şartı, halisane bir kalple Allah Teala'ya inanmaktadır.

    Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Benim şefaatim, kalbi dilini ve dili de kalbini onaylayacak bir şekilde halisane bir kalple Allah'ın birliğine ikrar edenler içindir." [29]

    Şefaate nail olmanın üçüncü şartı, Ehl-i Beyt'e karşı kin ve düşmanlık beslememektir.

    Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Mü'min kimse arkadaşına şefaat edecektir. Meğer ki, arkadaşı Ehl-i Beyt'e karşı kin ve düşmanlık besleyen ola. Eğer böyle olursa, ona bütün mürsel peygamber ve mukarrep melekler şefaat etseler dahi, şefaatin ona bir faydası olmayacaktır." [30]

    Şefaatin dördüncü şartı, namazı hafife almamaktır. Hz. İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyuruyor: "Babam (İmam Sadık) vefat edeceği sırada yanına gittim. Babam bana şöyle buyurdu: "Ey oğlum namazını hafife alana bizim şefaatimiz nail olmayacaktır." [31]

    Şefaatin beşinci şartı, Hz. Resulullah'ın şefaat edeceğini yalanlamamaktır. Hz. İmam Rıza Hz. Ali (a.s)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim, Hz. Resulullah (s.a.a)'in şefaatini yalanlarsa, ona nail olmayacaktır." [32]

    Yine Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Kim, benim havuzuma (Havz-u Kevser'e) inanmazsa, Allah onu oraya dahil etmeyecektir. Kim de, benim şefaatime inanmazsa, o günde Allah onu benim şefaatimden mahrum koyacaktır." [33]

    Şefaatin bu zikrettiklerimiz dışında bazı diğer şartları da olabilir. Biz şimdilik bu şartları gördük.

    Kısacası, yukarıda da işaret ettiğimiz üzere, şefaat kelimesinin lügatteki anlamının yama olduğunu görmüştük. Zaten kıyamet günü olacak şefaate de şefaat denilmenin şefaat edecek olan kimsenin, şefaat edeceği insanın eksik kalan yönlerini kendi şefaatiyle tekmil etmesinden dolayıdır. Nasıl ki, beyaz bir elbiseye siyah bir kumaştan yama vurulmaz ve o elbisenin kendi renginden olmasa da, onun rengine uygun bir kumaştan olmasına dikkat edilirse, bizler de, Hz. Resulullah, Ehl-i Beyt İmamları ve diğer şefaat edecek kimselerin şefaatlerine nail olabilmemiz için, amel ve özellik yönünden onların rengine yakın olmaya çalışmalıyız. Aksi taktirde onların şefaati bizleri kapsamı dahiline almayacaktır.

    Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamberlerin davetlerini kabul ediniz, onların emirlerine teslim olunuz. Amellerinizle onların dediklerine uygun olun. Eğer böyle olursanız onların şefaatleri size nasip olacaktır." [34]

    Kimlere şefaat olunmayacak?
    Yukarıda zikrettiğimiz ayet ve hadislerden anlaşıldı ki, zikredilen şartlara haiz olmayanlar şefaate nail olmayacaklardır.

    Ayrıca Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de cehenneme giden bir grubun şefaate nail olmama sebeplerini şöyle açıklıyor: "Cennet ehli o azgın suçlulara soracaklar: "Sizi şu cehenneme sürükleyen nedir?" diye. Onlar diyecekler ki: "Biz namaz kılanlardan olmadık, yoksula da yedirmezdik, batıla dalanlarla beraber de dalıyorduk, hesap gününü de yalanlardık, sonunda yakin (ölüm) gelip bize çattı." Artık şefaatçilerin şefaati de onlara bir fayda vermedi." [35]

    Görüldüğü üzere; bu ayet-i kerime, o insanların yukarıda işaret ettiğimiz şefaat olunmanın şartlarından yoksun olduklarından dolayı şefaatten mahrum kaldıklarını açıkça gözler önüne sermektedir.

    Kimler Şefaat Edecekler?
    Yukarıda işaret ettiğimiz hadislerden de anlaşılacağı üzere, kıyamet gününün en büyük şefaatçisi Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a)'dir.

    Hazret şöyle buyuruyor: "Kıyamet günü ben, Allah'ın izniyle Allah katında ümmetimin günahkarları için şefaat edeceğim ve benim şefaatim kabul olacaktır. Benim Ehl-i Beyt'im de o günde şefaat edecektir ve onların şefaatleri de Allah katında kabul olacaktır."[36]

    Diğer peygamberler onların vasileri ve mü'minler de şefaat edeceklerdir.

    Peygamber-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdular: "Peygamberler, ihlasla Allah'ın birliğine inananlara şefaat edip onları ateşten kurtaracaklardır." [37]

    Melekler, alimler, şehidler ve Kur'an-ı Kerim de şefaat edecektir. Meleklerin şefaat edeceğine dair ayeti yukarıda görmüştük. Kur'an-ı Kerim, alimler ve şehidlere gelince, Hz. Resulullah ve Ehl-i Beyt İmamları'ndan gelen hadisler bu konuya açıklık getirmiştir.

    Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdular: "Biliniz ki, Kur'an-ı Kerim mahşer günü şefaati kabul gören bir şefaatçidir." [38]

    Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Üç taife Allah katında şefaat edecektir: Peygamberler, alimler ve şehidler."[39]

    [17]- Bakara: 255

    [18]- Yunus: 3

    [19]- Meryem: 87

    [20]- Enbiya: 26, 27, 28

    [21]- Necm: 26

    [22]- İsra: 79

    [23]- Sahih-i Buhari hadis no: 5829, 6920, Müslim hadis no: 296, Tirmizi hadis no: 3526, İbn-i Mace hadis no: 4297, Müsned-i Ahmet hadis no: 7389

    [24]- Sahih-i Buhari hadis no: 323, 419, Müslim hadis no: 810, Nisai hadis no: 429, Daremi hadis no: 1353, Müsned-i Ahmet hadis no: 18902, 20352 vs.

    [25]- Men La Yahzuruh-ül Fakih Şeyh Saduk'un c. 3 s. 376, Bihar-ül Envar c. 8 s. 34, Uyun-u Ahbar-ı Rıza c. 1 s. 136, Tirmizi hadis no: 2360, İbn-i Mace hadis no: 4300, Ebu Davut hadis no: 4114, Müsned-i Ahmet hadis no: 12745

    [26]- El- Hisal Saduk'un 142

    [27]- Sünen-i İbn-i Mace hadis no: 4301, Müsned-i Ahmet hadis no: 5195

    [28]- Emali-i Saduk s. 37, Bihar-ül Envar c. 6 s. 223

    [29]- Müsned-i Ahmet hadis no: 7725, 10295

    [30]- Sevab-ül A'mal Şeyh Saduk'un s. 251

    [31]- Usul-u Kafi c. 3 s. 270, c. 6 s. 401, Tehzib Şeyh Tusi'nin c. 9 s. 107

    [32]- Uyun-u Ahbar-ı Rıza c. 2 s. 66

    [33]- Minhac-ün Necat: 54

    [34]- Mizan- ül Hikmet 123

    [35]- Müddessir: 40, 48

    [36]- Mizan-ül Hikmet c. 5 s. 122

    [37]- Tefsiri Numune c.25 s. 257

    [38]- Mizan-ül Hikmet c.5 s.122

    [39]- El- Hisal Saduk'un 142

  7. #7
    Asitane ve yine hasret... <span style='color: #7FFFD4'><span class='glow_7FFFD4'>excalibur66</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-03-2007
    Mesajlar
    33,043
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    etrafa bakınca islam öncesi mekke gibi.arada fark göremiyorum.hala islama rağmen ölülerden medet umulmakta.ölülere kalkda gel denilmekte.üstelik bunun anlamsızlığını söyleyince senide taşlıyorlar.tıpkı peygamberimize yaptıkları gibi........
    CHP'de inanılmaz değişim!Artık CHP'ninde oy kullanmayı becerebilen bir başkanı var
    İyi Günde Sevmedim ki Kötü Günde Terk Edeyim
    En Kötü Gün Bugünse Bugün de FENERBAHÇE !

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    şehitlere ölü demeyin zira onlar allah katında rızıklandırılıyorlardır ama sizfarkına varamazsınız.dinimizde ölmek demek yok oluş değildir .beden öle bilir ama o insanın allah katındaki yeri vardır ve bunlarda aciz kullar değildir .sen duanda allahım duamı hz muhammedin s.a..a makamı için veya onun senin katındaki değeri için kabul eyle dediğin zaman günahmı kazanırsın .yukarıdaki konuyu iyi oku kuran ayetleriyle ispatlaNMIŞ VE HADİSLERLEDE tasdik edilmiş vesselam şefaat haktır

  9. #9
    Asitane ve yine hasret... <span style='color: #7FFFD4'><span class='glow_7FFFD4'>excalibur66</span></span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-03-2007
    Mesajlar
    33,043
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    12
    Alıntı hamza76 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    şehitlere ölü demeyin zira onlar allah katında rızıklandırılıyorlardır ama sizfarkına varamazsınız.dinimizde ölmek demek yok oluş değildir .beden öle bilir ama o insanın allah katındaki yeri vardır ve bunlarda aciz kullar değildir .sen duanda allahım duamı hz muhammedin s.a..a makamı için veya onun senin katındaki değeri için kabul eyle dediğin zaman günahmı kazanırsın .yukarıdaki konuyu iyi oku kuran ayetleriyle ispatlaNMIŞ VE HADİSLERLEDE tasdik edilmiş vesselam şefaat haktır
    tabii bunu hakediyorsa.
    bugün pkk lılar bile ölülerini şehit ilan ediyor.bu ortamda yaşıyoruz....
    CHP'de inanılmaz değişim!Artık CHP'ninde oy kullanmayı becerebilen bir başkanı var
    İyi Günde Sevmedim ki Kötü Günde Terk Edeyim
    En Kötü Gün Bugünse Bugün de FENERBAHÇE !

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    ama allah yolunda bunuda herkes kendi ölüsüne şehit diyor hiristiyanlar dahi ama önmeli olan allahın kabul ettiği şehit şehitlik allahın dini üzere olur kim ne derse desin onların sözü değil allahın kitabı ve peygamberinin s.a.a sözü esaatır sanada katılıyorum .çocuk eroyin içip ölüyor veya intihar ediyor hemen oğlum şehit diye annsi feryat edenler gördük vesselam

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Hristiyanlık İnancı
    TOPLUM VE İNSAN bölümünde karanlıkadam34 tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 17.08.11, 10:49

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •