Yazar Nihat Genç, Kutlu Sesleniş Dergisi'ne verdiği röportajda, Yıdıray Çiçek'in sorularını yanıtladı.

Sayın Genç, öncelikle dergimize gösterdiğiniz ilgi ve ayırdığınız vakit için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Size ilk sorumuz, kaos içinde bir görüntü veren Türkiye'nin, nereye doğru sürüklendiğine dair olacak, AKP Türkiye'nin sahibi gibi davranmakta ve "bu ülkede bizden başka kimse yok" duruşu sergilemektedir. Kendinden olmayanı yok saymaktadır. Bu gidiş nereye doğru gitmektedir?

Bence Anavatan Partisi nereye gittiyse AKP de oraya gidecek. Birincisi, eleştiriye hiç tahammülü olmayan bir siyasi yapıdır. Kendi sonlarını kendileri hazırladı. Niçin eleştiriye açık değiller. Çünkü AKP"yi destekleyen dergi gazete ve TV'ler AKP'li işadamlarının atamaları ve şekillendirmesiyle oluştu. Bu yapılar siyasi, edebi ve sosyal yapılar değillerdir, bu medya yapılanması ideolojik bir yapılanmadır, ideolojik yapılanmalar kendi adamlarını kendi torpilleri ve kendi huzurları için tasarlayıp hayata geçirirler. Oysa basın, siyaset, edebiyat dediğiniz şey içinde eleştiri kültürü barındırmalı, yoksa yok olmaya mahkûmdur. Benim ne güzel Müslüman kardeşlerim vardı ve hepsi bu medya yapılanması içinde sessiz kalmak zorunda kalıp entellektüel ve insani hayatlarını bitirdiler. Bugün ülkemizde Mehmet Akifler'den Necip Fazıllar'a büyümüş yetişmiş çok kalabalık ve güçlü bir entellektüel nesil söz konusudur ve bu neslin bütün imkânlarını yani varını yoğunu vicdanını hepsini AKP iktidarının basın yayın organları paramparça etmiştir. Düşünün Akif okuyarak yetişen Akifler'i Sezai Karakoçlar'ı Necip Fazıllar'ı hatta İslam tarihini hatta Yunus Emreler'i Mevlanalar'ı okuyarak yetişen bir büyük nesil, sırf AKP iktidarına toz kondurmamak için vicdanlarını susturmuş ve değil bir Müslüman kalmaları, bir insan olarak hayatımızdan çekilmişlerdir. Görüyorsunuz para nelere kadir. Onlarca arkadaşımız Zaman, Yeni Şafak ve onların uzantısı TV'lerde AKP iktidarına sessiz kalarak kendilerini bitirdiler. Yazık. Ki, ne yazık. Bu topraklar baştan aşağı Müslüman tarihin birikimiyle şenlenmiş ve hepimizin beynini kalbini şekillendirmiştir, işte görüyorsunuz, bu büyük birikimin çocukları sırf AKP'yi korumak adına ve sırf onlardan maaş alıyorlar diye yıllardır sustular ve insanlık karşısında kepaze oldular. Biz Akif"in nesliyiz, haksızlık karşısında susamayız. Sustular.

Biz bu Müslüman tarihin çocuklarıyız, zalimler karşısında hırsızlar karşısında susamayız, ama sustular. Milyarlık holdingler ve milyarlık holdinglerin imkânları evleri ihaleleri maaşları binlerce Müslüman aydını susturdu. Bu kadar büyük bir birikimin AKP iktidarıyla bitirilip rezil ettirilmesi içimi acıtıyor. Biz bu toprakların dualarıyla büyüdük, biz onca savaşın onca trajedinin onca acıların ağıtları türküleriyle büyüdük... Nasıl olur da kendimizi AKP iktidarına teslim ederek, hadi kendimizi teslim ettik, vicdanımızı ahlakımızı varoluşumuzu bu milyarlık İslamcı holdinglerin genel yayın yönetmenlerine nasıl satarız. Gördünüz işte, sattılar. Müslüman değer diye ne varsa hepsini yiyip bitirip rezil ettiler, insan soruyor, birazcık Müslümanlık bıraksalar da geriye, onlardan sonra gelecek nesiller de belki Müslümancı bir laf etmeye çalışır, ama yok, kendilerinden sonra bu topraklara gelecek Müslüman çocukların onurlarını imkânlarını milyarlık holdingleriyle çatır çatır yediler, yiyorlar, yani; koca tarihin imkânlarını birikimini duasını güzelliklerini bitirdiler. Yuh olsun. Bu iktidar çekip gittikten sonra, biz, sonraki nesillere Müslümanlığın ahlakını vicdanını nasıl anlatacağız, ne diyeceğiz... Bize ne diyecekler, şu ANAP'tan şu AKP'den mi bahsediyorsunuz... Onlar hırsızın ta kendisi oldular, onlar hırsızlarla işbirliği yaptılar. Müslümanlar hırsızlarla parti kurar mı, Müslümanlar hırsızların gazetelerinde yazar mı, Müslümanlar hırsızları korur mu? Ne diyeceksiniz?

Türkiye'nin başında "İslamcı" olarak tabir edilen, fakat ABD ve AB'nin dini ve kültürel projelerine hizmet için canla-başla çalışan bir iktidar var, bu tezatlığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tezatlığı, Türk Milleti sizce neden göremiyor?

AKP iktidarı hepimize ders olsun, gördünüz işte Irak'ta öldürülen bir buçuk milyon Müslüman'a seslerini çıkaramadılar, gördünüz işte Hazreti Ali'nin türbesinin bombalanmasına seslerini çıkartamadılar, gördünüz işte, Amerikan köpeklerinin Kur'an-ı Kerim'i mermilerle delik deşik etmelerine seslerini çıkartamadılar, gördünüz işte... Üstelik Basra Körfezi"nin çok zengin petrol şeyhleri bunlarla aynı kafada ve aynı Amerika aynı dünya aynı vurdumduymaz aynı keyif ve sefahat içinde... Dubai dediğin bir İngiliz vilayetidir, bu Körfez ülkelerinin tarihi, kişilikleri, siyasetleri yoktur... Gittiler ve kendilerine siyasetsiz onursuz ve tarihsiz İngiliz kuklası ülkelerin şeyhlerini Müslüman arkadaş diye seçtiler... Onlarla ticaret yapıyorlar, onlar gibi dolar düşünüyorlar, onlar gibi dünya umurlarında değil... Ve Irak'tan yüz binlerce insan göç ediyor, ülkesini terk ediyor ve her gün yüzlercesi ölüyor, ses yok... Ne Avrupalılar ne Amerikalılar ne Türkiye'deki AKP ve Fethullahcılar'dan ses geliyor... Söyleyin bana, bu toprakların tarihi bu denli suskun bir onursuzluğa şahit oldu mu? Olmadı, ama bu ülkenin Cumhurbaşkanı, parlamentosu. Bu ülkenin Başbakan'ı bu ülkenin holdingleri bu ülkenin onlarca gazetesi, bu ülkenin onlarca TV'si ve bu ülkenin yüzlerce her gün kalem oynatan yazarı kendine Müslüman diyor...

Bu yöneticilere "dindar, halkçı" gibi sıfatlar veriliyor. Ama yaşantıları bir dindarın, halkçının yapmayacağı şekilde lüks içinde geçiyor, aşırı bir şekilde paraya, makama ve güce düşkünlük gözleniyor. Siz de yazılarınızda, konuşmalarınızda bu durumu çok sert bir şekilde eleştiriyorsunuz ve sürekli kul hakkının öneminden bahsediyorsunuz. Toplumdaki birçok insan da, bunları örnek alarak, maneviyatını kaybediyor. AKP'lilerin bu kötü örneği, Türkiye'ye sizce neleri kaybettiriyor?

Bu rezilliklerden kurtulmalarının tek yolu var. O da bütün medyaya ve bütün basına ve bütün yazarlara el koymak, sahip çıkmak. Amaçları bu ülkede hiç kimse onlara "Irak'ta bir buçuk milyon Müslüman ölürken kimlerle işbirliği içindeydiniz?" gibi sorularını sonsuza kadar yasaklamaktır. Onların onlarca gazete ve TV'yi türlü yolsuzluk numaralarıyla satın almalarının sebebi budur. Herkesi susturup, dışlayıp sürüp tutuklayıp, meydanı kendilerini yağlayan aşağılık yazarlara emanet etmektir. Böylelikle bu ülkede hiç kimse Irak'ta olup bitenlerden bahsetmesin, hiç kimse yolsuzluklardan bahsetmesin, hiç kimse, onlara, "milyonlarca Müslüman öldürülürken siz kimlerle işbirliği içindeydiniz?" sorusunu sormasın. Bu mümkün mü? Maalesef kısmen mümkün. Çünkü biz Özal ve ANAP dönemlerini gördük ve şimdi AKP dönemine saniye saniye şahit oluyoruz, işte görüyorsunuz, satın alıyorlar susturuyorlar kapatıyorlar yok ediyorlar ve kendilerine bunca rezilliğe rağmen toz kondurtmuyorlar. Şerefsizlik bu kadar mı olur? Onca gazetenin onca TV'nin içinden bir tanesi de çıkıp kardeşim siz kimi kandırıyorsunuz diyemiyor, demedi, demeyecek... Çünkü bunların hepsi ortak bir paranoyayı bölüşüyor. Hepsi her gün anayasa mahkemesi hepsi her gün başörtüsünü gündemde tutarak, tüm dünyayı ve tüm dünyada olup bitenleri örtmek istiyorlar. Düşünün bu ülkeyi beş yüz milyar dolar borcun içine soktular... Düşünün, beş yüz milyar dolar borcu olan bir ülke artık iflah olabilir mi? Düşünün beş yüz milyar dolar borcu olan bir ülkenin çocuklarıyız. Tek tek ağaçlarımızı tek tek çayırlarımızı tepelerimizi sattılar, düşünün, Uludağ'ın sularını İsrail'e sattılar, düşünün, Kaz Dağları'nı, Köroğlu Dağları'nı, düşünün Toroslar'ı, düşünün Kafkasör yaylasını, düşünün Tuz Gölü'nü düşünün Ankara'dan Bursa'ya nerdeyse her tepeyi, düşünün Sinop'tan İstanbul'a, Kastamonu Bartın ormanlarını dağlarını hepsini oydular, ruhsatları kimlere ve hangi ruhsatlarla sattılar... Karıncalarından böceklerine kelebeklerine otlarına meralarına çayırlarına kadar ülkeyi satışa çıkardılar... Bu ülke kültürünün en güzel lafıdır ve en son söylenecek laftır, biz de söyleyelim: bunların yatacak yeri var mı?

Türkiye'nin yanı başında, ABD'nin önayak olduğu bir vahşet yaşanıyor. Bu vahşet Türkiye'de genel manada birçok kişinin umurunda değil... Bir milyon Müslüman'ın öldürüldüğü Irak işgalinde, her gün ölümler devam ediyor. Kimse ne bu acıyı paylaşıyor, ne de bir feryat ediyor. Siz ekranlardan ABD'nin Irak işgali ile ilgili en fazla haykıran, ender kişilerden birisiniz. En fazla hassasiyet sahibi olması gereken İslamcı diye tabir edilen medya, ucu AKP iktidarına, BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a dokunduğu için görmezlikten geliyorlar? Bu durumu, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eee tabiî ki Hz. Ali'nin türbesi bombalanıyor ses yok. Kur'an-ı Kerim'i Amerikan askerleri tarıyor mermilerle yine ses yok burada Ergenekon gibi soruşturmalar ve daha önceki başka türlü şeylerle de Irak'ta bir milyon insanın ölümü göz ardı edilmeye çalışılıyor. Örtülmek isteniyor. Utansınlar diyorum. İnsanlık ölürken acı çekerken mazlumların yanında olmayan insanlar utansın. Zalim insanlarla işbirliği yapmak kadar utanç verici ne olabilir. Sen gaddar insanların, nükleer sahibi insanların kardeşlerini öldüren insanların yanında siyaset yapıyorsun. Ve onların müsaadesiyle onlarla at pazarlığı yaparak orta doğuda nohur almak istiyorsun. Bu utanç verici siyasetten hepimiz ders çıkartacağız. Biz dünya yıkılsa da insanlıktan yanayız. Dünya yıkıldıkça altta kalanlardan mazlumlardan öldürülen insanlardan yanayız. Biz her şeyden önce Müslüman kardeşlerimizin acılarını bölüşeceğiz. Gece onlara dua edeceğiz. Sabahları onları düşüneceğiz. Ama onlar bu acıları ekranlarında gazetelerinde dile getirmiyorlar. Çünkü onlar nükleer bombanın yanındalar, zalimlerin yanındalar, gaddarların yanındalar. Ve bunu da maalesef medyayı ele geçirerek Müslümanlık adına yaptıklarını söylüyorlar. İnsanlık utansın. Ben bu kadar vicdansız, bu kadar gaddar bir siyasetin olabileceğini düşünmüyorum. Ama işte geldi. Başımıza geldi. Bugün iktidardaki insanlar ırakta öldürülen insanlara sesini çıkartmıyorlar. Çünkü gaddarın yanındalar. Zalimlerin ve nükleer bombaların yanındalar. Bundan insanlık utansın ve tarihimiz ders çıkarsın. Bin yıldır bağımsızlığını koruyan ve binlerce yıldır ezanlarıyla türbeleriyle bayramlarıyla kandilleriyle Müslüman geleneklerini yaşatan bu toplum bütün bunlardan büyük dersler çıkarsın. Gençler, anneler, babalar köylerinde kasabalarında okullarında işte bu pis insanları İslam'ın nasıl kullanıldığını ajanlarla, papazlarla işbirliği yapıp Türkiye'nin bağımsız cumhuriyetine karşı gelen Türkiye'nin tertemiz Müslüman kardeşliğine karşı gelen bu pis insanların ruhlarını pisliklerini herkes anlasın. Yapacağımız tek şey bunu herkese anlatmaktır. Ben böyle bir Müslümanlık tarihte görmedim. Bu kadar gaddar bir pislik düşmanlık tarihte görmedim ve ödüm kopuyor. Bir Müslüman olarak utanıyorum. Müslümanlar öldürülürken sesini çıkartmamak ne demek? Bütün bunlardan utanıyorum söyleyecek sözüm yok.

"ABD'nin Irak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri temennisi ile duacıyız" şeklinde ABD'ye mektuplar yazan bir Başbakan tarafından yönetilen Türkiye, merhamet duyarlılıklarını kayıp mı ediyor? Çünkü Türkiye bu insanı ikinci kez tek başına iktidar yaptı? Eskiden soydaşımızın, dindaşımızın, mazlum insanların başına bir felaket geldiğinde Türk Milleti, milyonlarca insanı ile ayağa kalkardı, şimdi ise o felakete destek verenleri baş tacı yapıyor. Ne dersiniz bu duruma?

Buraya kadar gitmenize gerek yok daha geçen aylarda Afganistan'da kaçırılmış iki tane mühendisimizden günlerce haber alınamadı ve Türk medyası buna yeterince eğilmedi. Ama bütün dünya Ağrı dağında PKK'nın kaçırdığı alman turistleri manşet yaptı. Şüphesiz manşet yapılmalı ama bizim kendi mühendislerimiz de manşet yapılmalı. Maalesef şu çok tuhaftır ki PKK'lıların esir aldığı Almanlar'ı serbest bırakıldığı günün hemen ertesi günü Türk mühendisler de serbest bırakıldı. Türk medyasında bu karşılığını bulamadı ya da bizim siyasetimizde bu karşılığını bulamadı. Sanki batının insanları çok daha değerli onların canı kıymetli ama bizlere böcek gibi bakıyorlar. Bizler kaçırılmışız öldürülmüşüz, insan yerine koyulduğumuz yok. Bu değerlendirmeyi başkanımızın ağzından duymak istiyoruz. Yani onların adam öldüren katil subaylarını bile okşayan seven ve mutlulukla ülkelerine dönmesini isteyen bir başbakan aynı şekilde Müslümanların da çektiği acıları birkaç cümleyle dile getirmesi lazım. İnsanlıkta taraf bulamayız o tarafın bu tarafın sahibi olamayız kim ölüyorsa onun yanındayız kim mazlumsa onun yanındayız. Ama Amerika'nın hoşuna gitmek için katillere bile bu kadar sevecen güzel okşayıcı mektuplar yazana temennilerde bulunan Sayın Başbakan'ımızın bu cümleleri insanı ürkütüyor şüphesiz batıdakiler de insandır, onlar da Amerika'larının nükleer bombalarının zoraki askerleridir. Ama biz de insanız bu topraklardaki insanlar da insan. Iraktaki milyonlar da kadın da insan çocuk da insan onları da okşayacak birkaç cümlemiz olsun.

ABD'nin, Ortadoğu Bölgesi'nde Afganistan, Irak şeklinde başlayan işgallerin devamı gelecek mi? Amerika'da yaşanan seçimler öncesi, Bush'un giderayak İran'ı da vuracağı söyleniyor.

Tabi buraları bilemeyiz. Ama Afganistan, Irak haritadan çekildi. Şöyle bir şey hayal edin. Eğer İran da giderse ne olur diye? İran da giderse bir Türkiye haritasını alsınlar Gürcistan'ın bayrağı haçlı bayrağı, Hırvatistan'ın bayrağı haçlı bayrağı, Ukrayna, Yunanistan, Gürcistan ve Irak'ta Amerikan bayrağı ve Kıbrıs'ı da koyun üstüne. Türkiye'nin nasıl bir coğrafya parçasının ortasına düşeceğini, haçlı bayraklarıyla ve Amerikan üsleriyle ve Amerikan egemenliğiyle çevrilmiş bir coğrafyanın ortasında yapayalnız kalacağı çok aşikârdır. Herkesin, İran da giderse bir gün Afganistan gibi olursa, Irak gibi olursa, Türkiye'nin hali ne olur diye biraz düşünmesini isterim. Irak ve Afganistan'ın elden gitmesi 1 günde 2 günde 3 yılda olmadı 30 40 50 yıllık süreçlerde oldu. Bugün Türkiye'nin başına bir şey gelirse de bu 3 yılda 5 yılda gelmez 30 yıl ve 40 yıl gibi uzun bir süreçte olur. Gücünü yavaş yavaş kaybettirerek, aydınlarını yavaş yavaş elden geçirerek, yeni yetişen gençlerin kafalarını medyayla yavaş yavaş bozarak uzun süreli bir propagandayla gençlerimiz yavaş yavaş zehirleyerek bağımsızlığımızla dalga geçerek küreselleşme, özgürleşme gibi yalan kavramlarla insanlarımıza iftira atarak hukuku ele geçirerek ve liseleri üniversiteleri okulları yurtları ellerine geçirerek 20 25 yıl gibi bir süreçte Türkiye'yi de Irak ve Afganistan gibi bir yere döndürmeleri mümkündür. Bu bizim ödümüzü kopartıyor. Herkesi uyanık olmaya çağırıyoruz. Tamam, bizim için bu, biz hayatımız boyunca bağımsızlığımız ve Müslüman geleneklerimiz için savaşacağız ama bizden sonraki yetişecek nesli de diri tutmalıyız, dinç tutmalıyız. Uyanık tutmalıyız. Onun için üniversitelerimiz akademisyenlerimiz ve gazetelerimiz çok çalışmalı bu üstümüze çullanmış Amerika ve Avrupacı yazarların yalanlarını ifşa etmeliyiz, teşhir etmeliyiz. Onların karşısında durup gençlerimizi onlara karşı uyanık tutmalıyız. Yoksa bizim nesil işte biz geldik kavgamızı bayrağımızı elimizde tutuyoruz ve mücadelemizi ve kavgamızı ölene kadar vereceğiz ama biz öldükten sonra tufan diyemeyiz. Bizden sonra da büyük bir gençliğin gelmesi lazım bizim sesimizi bizden sonraki yüzyıllarda da çoğaltması lazım. Benim güttüğüm nokta burasıdır. Biz bu topraklarda yaşıyorken bu toprakları Irak ya da Afganistan yapamazlar ama bizden sonra... Bu kadar medya ele geçirilmişse bu kadar üniversite ele geçirilmişse korkuyorum. Bizden sonraki gençliği nasıl kafa kola alırlar beyinlerini yıkarlar diye çok ürküyor ve korkuyorum.

SKY Türk'te, Serdar Akinan ile birlikte sunduğunuz, "Ne var Ne yok" isimli bir hayli etkili ve izleyicisi olan programınızı, AKP iktidarının medya üzerindeki baskısının, patronunuza zarar vermemesi adına sonlandırma kararı aldınız. Bu kararınızdan geri dönmek gibi durum var mı? Aynı ya da başka bir kanalda, yeni bir program yapmayı düşünüyor musunuz? Medyada, AKP'yi eleştirmek neredeyse imkânsız hale getirildi. AKP, kendi medyasını oluşturdu. Kendinden olmayan medya üzerinde hiçbir zaman görülmemiş bir baskı ve sindirme operasyonu var... Bunu baskıyı ortadan kaldıracak bir yol var mı sizce?

Birçok kimse benim falan filan yerlerde TV konuşması yapacağımı söylüyor. Alakası yok. Ben Serdar Akinan'la yola çıktım. Bundan sonra birşey yaparsam buna Serdar Akinan'la karar veririm. Şimdilik SKY Türk'teyim. SKY Türk bana "seninle çalışmak istemiyoruz" demedi. Şayet derse, ben de başımın çaresine bakarım, ama böyle bir durum yok. Çünkü programı bitirme kararını Serdar'la birlikte aldık, yani üst yönetimin bizim kararımızda hiçbir etkisi uyarısı olmadı. Ben Nihat Genç. Hayatımda otorite tanımadım. Otoriteyle işim olmaz. Yani bu saatten sonra emir almam. Bugüne kadar kimsenin adamı olmadım. Bundan sonra asla olmam. Hiç korkmayın bu halk beni aç koymadı, aç ve yalnız bırakmaz. Bir gün bir yerde yeniden hayatımıza başlarız. İnanılmaz baskı gördük ve gördüğüm göz yıldırtmalar tehditler ve bizatihi ihtarlar ve bitmek bilmeyen mahkemeler ve bizatihi şahsi tehditlerden susmam söz konusu değildir. Ancak bir şok yaşıyorum ve bu şoku anlatmam lazım. Otuz yıldan beri tanıdığım onlarca insan ya da etraf çevre ya da yazarçizer takımı gördüğümüz bu engizisyon işkencelerini, gördüğümüz bu gestapo baskısını andıran olaylara sessiz kaldılar. Canım dediğim arkadaşlarım, yıllarca yemeğimi, çayımı, muhabbetimi bölüştüğüm arkadaşlardan tek biri bana uygulanan baskılara tehditlere karşı tek laf etmedikleri gibi, bir geçmiş olsun lafı etmediler. Yani Nihat Genç gibi bir yazar baskıyla bizatihi sıcak temas tehditlerle susturuluyor ve bunca yakın arkadaş yazarçizer susuyor... Bu benim için hazmedilmesi çok zor bir hayal kırıklığıdır. Tıynetlerini öğrenmiş oldum. Ben yazarak ve konuşarak hayatını kazanan bir insanım. Ne yazabiliyorum ne konuşabiliyorum ama tek bir teskin edici telefon almadım. Ayıptır söylemesi ve böyle şeyleri bir insanın sarf etmesi de çok zordur, ama başka türlü ifade edemiyorum, şöyle ki, bu yazarlardan çoğu okuma yazmayı benim yanımda öğrendi, dünyayla edebiyatla insanlarla benim yanımda tanıştı ve çoğu ilk edebi yazılarını konuşmalarını tartışmalarını benim yanımda yaparak hayata girdiler, İşte bu insanların ihanetiyle büyük bir şok yaşıyorum ve bunu hazmetmem mümkün değil. Yani şunu öğrendim, ben hayatım boyunca otoriteye karşı çıktım, hayatımın hiçbir dönemi hiçbir partinin örgütün liderin yapının kurumun ve en önemlisi paranın maaşın adamı olmadım. Ama görüyorum ki, yanımda oturup sabahlara kadar üfürenler bu AKP medyasında bir iş bulup karınlarını doyurunca, canım ciğerim bir tanem sensiz olmaz abi dedikleri ve yıllarca hüzünlerini kederlerini bölüştükleri Nihat Genç adında arkadaşlarını sattılar. Ne diyeyim, hepsine helal olsun diyorum. Ben yoluma devam ediyorum. Haksızlık, yolsuzluk, ihanet, işbirlikçilik kim yaparsa adları sanları kim olursa olsun Nihat Genç kavgasına katıksız ve şartsız devam edecek. Benim yolum Allah'ın yolu... Bu cumhuriyete de katıksız inanıyorum bu Müslüman tarihe ve değerlerine de şartsız kayıtsız inanıyorum. Bir dönem birçok arkadaşımı Özal iktidarında kaybettim, bir zaman birçok arkadaşımı Demirel iktidarında kaybettim, bir dönem birçok arkadaşımı Tansu iktidarında kaybettim ve böyle böyle bir zaman birçok arkadaşımı her yeni gelen iktidarla birer birer kaybettim, son kalan arkadaşlarımı da AKP iktidarında kaybettim, şimdi, kendimi daha gerçek bir aydın daha gerçek bir insan olarak görüyorum. Sözümden geri dönmek benim elimde olan birşey değil.

Bizi Yunuslar büyüttü. Susmam sessiz kalmam elimde değil. Bizi bu halk büyüttü. Ne Donkişot'um ne hayalperestim, ben, bağımsız ve eyvallahı olmayan bir yazarın imkânlarını gücünü bu kahpe çağa karşı sınıyorum. Bir zaman en yakın, yediğim içtiğim ayrı gitmeyen arkadaşlarım gün geldi Barzani'yi, gün geldi Ermeni konferansını, gün geldi Kıbrıs'ta Yunan tezlerini savundu ve ben her defasında çırılçıplak yalnız kaldım ve tek başıma yürümeliydim, çünkü yazarın, edebiyatçının, söz söyleyen, kelimelerle kişiliğini varoluşunu inşa etmiş yazarların yolu buydu. Bu soylu ve zorlu bir yoldu ve bu arkadaşlarım bana internet sitelerinde kahpece katil dediler kahpece deli dediler kahpece iftiralar attılar. Ve adı aydına çıkmış bu insanların bu zavallı iftiracı sahtekâr yüzlerine şahit oldukça, büyüdüm... Beni bu iftiraların karanlığı ve beni kamuoyunda anlı şanlı şöhretleri olan bu iftira sahiplerinin sinsilikleri çirkinlikleri büyüttü. Onlardan farklı ve büyük tarafım, Allah bana pislikleri çirkinlikleri en derinden ve en yakından tanıma şansı verdi. Bu yüzden Allah'ıma şükrediyorum. Onun öğreticiliğine, onun terbiyesine, onun derslerine iman ediyorum.

Allah'ım sen büyüksün, çok büyüksün. Bana bunları teşhis etme tanıma anlama ve ders çıkarma şansı verdin, büyüttün beni... Öğrettin hayatı... Sana inanıyorum ve sana sığınıyorum. Bana verdiğin bu bedeni, bu vicdanı, bu öğrettiklerini son damlasına kadar teslim olmadan savunacağım. Yani insan olmayı ve insan kalmayı deniyorum. Yani kurumsuz, partisiz, lidersiz, şeyhsiz tek başına sıradan bir yazar olmayı ölünceye dek sürdürmeye çalışacağım.

Kutlu Sesleniş Dergisi

Kaynak