Daha önce ''Kriz Geldi,Erdoğan Suçlu Arıyor'' konu başlığı içinde cari açık ve dış ticaret açığı hakkında bazı değerlendirmeler yapmıştım.
http://www.turkforum.net/735556-kriz-geldi-tayyip-erdogan-suclu-ariyor.html
Bugün Müsiad Başbakan Erdoğan'a konuyla ilgili bir rapor sundu. Bu raporun cari açık ve dış ticaret açığı ile ilgili değerlendirmelerinin bir kısmını veriyorum.
http://www.musiad.org.tr/detay.asp?id=735
İşte Raporun Özeti:
KÜRESEL KRİZ ORTAMINDA EKONOMİNİN SAĞLAMLAŞTIRILMASI İÇİN DEĞERLENDİRME ve ÖNERİLER
1. GENEL DEĞERLENDİRME
Ülkemizi tehdit eden dışarıdaki belirsizlik, iki koldan derinleşmektedir. Dış belirsizliğin bir ayağında küresel finansal kriz, diğer ayağında ise tümüyle sınırlarımız çevresinde derinleşmekte olan küresel güç mücadelesi vardır. Buna göre hem ekonomide, hem de siyasette olmak üzere dışarıda sistematik riskler devam etmektedir.
Türkiye yaşanan küresel bozulma ortamında yoluna yüksek cari açık, enflasyon, faiz, işsizlik ve düşük büyüme gibi bir dizi sıkıntılar içinde devam etmektedir.
Yüksek girdi maliyetleri, kurun düzeyi ve istikrarsızlığı, verimlilikteki yavaşlama, endüstriler düzeyinde devam eden yenilikçilik ve ürün çeşitliliğindeki kısırlık, şirketlerin kurumsal ve yapısal sorunları nedeniyle Türkiye rekabette zorlanmaktadır. Bu sorunların bir çoğu dünyanın da boğuştuğu türdendir.
Bütün bunlara rağmen, Türkiye’nin krizden daha da güçlenerek çıkması için uygun yeterli neden vardır. Bu bağlamda uzun vadeli hedefler sektirilmeden, kısa vadeli kriz yönetimi unsurları ön plana çıkmaktadır. Hükümet kanadında daha çok iyi yönetişim, katılımcılık, istişare mekanizmasının daha etkin olarak çalıştırılması ve siyasi unsurlar öne çıkarken, özel kesimde risk idaresi, şirket yönetiminde kalitenin artırılması, yeni döneme dair farkındalık çalışmalarının takip edilmesi gereği, ürün yelpazesini geliştirmek ve kaizen gibi unsurlar öne çıkmaktadır.
Aşağıda içinden geçilen ortamda hükümetimize ve özel sektöre düşen görevler bizim anlayışımıza göre çok kısaca özetlenmektedir:
2. EKONOMİK ORTAM
Dışarıda belirsizlik derinleşmektedir, Şirketlerimiz için kârsızlık sorunu halen devam etmektedir,
Dışarıda ve içeride talep yetersiz kalmakta buna bağlı olarak cirolarda düşüş görülmektedir,
Bilhassa içeride tahsilat sıkıntıları yaşanmaktadır, Enerji ve emtia gibi girdilerin maliyetinde gevşeme yaşansa ve bunun devamı da beklenmiş olsa da hala girdi maliyetleri çok yüksek seyretmektedir.
3. MUHTEMEL RİSKLER
Bu bilgiler ışığında, gelecek günlerin muhtemel risk haritası şu şekilde belirginleşmektedir:
Düşük büyüme döneminin uzun sürmesi: İkinci çeyrekte olduğu gibi büyümenin üçüncü çeyrekte de düşük geleceği beklenmekte ve bu şekilde yılın tamamında %4’ü yakalaması zor görünmektedir. Esas sorun ise dışarıda alınan tedbirlere paralel olarak kriz dursa da etkilerinin sürmesi ve içeride büyümedeki yavaşlamanın uzun sürmesi.
İhracat pazarlarının durağanlaşması: Başta AB olmak üzere özellikle batıdaki ihracat pazarlarımızda resesyon sebebiyle yavaşlama olacağı görülmektedir. Ayrıca küresel güç mücadelesi nedeniyle Rusya “güvenilmez” bir ticari ortak olarak risk taşımaktadır. Ancak alternatif ihracat piyasaları (Orta Doğu, Afrika ve hatta Avrasya) sorunu nispeten azaltmaktadır. Zaten esas sorunun yaşandığı ABD ile Türkiye’nin ticari ortaklı şimdi tehdit oluşturacak mahiyette değildir.
Artan işsizlik, azalan istihdam oranları. Çin-Hindistan gibi ucuz üretici güçler ekonominin bilhassa emek yoğun ve fiyat rekabetine dayalı geleneksel omurga sektörlerini vurmaktadır. Bu da üretim, istihdam ve gelir kayıplarına neden olmaktadır. Bu bağlamda emek yoğun sektörlere yönelik olarak 2009 yılı başında uygulamaya girecek olan Stratejik Yol Haritası son derece isabetlidir. Eksikleri vardır ve bunların düzeltilmesi gerekmektedir.
Gelir dağılımı dengesi: Uygulanan isabetli politikalarla,yüksek ve uzun süren büyüme, (b) bunun istihdama yansıması, (c) borç stokunun ve faiz ödemelerinin bütçe ve milli gelir içindeki payının hızla azalması, (d) enflasyonun tek haneli rakamlara kadar geriletilmiş olması, (e) yapılan sosyal yardımlar, (f) sağlık ve eğitim hizmetlerine olan ulaşılabilirlik, (g) alt yapı çalışmalarının yurdun dört bir yanına yayılması,
rekabetin derinleşmesi, (i) verimliliğin artmasıyla birlikte son yıllarda gelir dağımı belirgin bir şekilde düzelmiştir. Ancak içeride ve dışarıdaki son bozulmalardan sonra bu alanların çoğunda kaydedilen kazanımlarda göreceli olarak geriye gidiş ve bunun uzaması halinde gelir dağılımın tekrar bozulması beklenmelidir.
Yavaşlayan yabancı sermaye girişleri. Cari açık ve şirketlerin finansmanı açısından risk oluşturmaktadır.
Kur riski: Artan kur nedeniyle şirketlerin kısa vadeli yükümlülüklerini yerine getirmede ödeme sıkıntıları ile karşılaşılabilecektir.
Kurun mevcut değeri. Kurun düzeyi nedeniyle ayrıca ithalata dayalı büyüme tetiklenmektedir.
Finansmanda vade ve maliyet riski: Likidite daralmasının yaşandığı uluslararası ortamdan taze kaynakları uygun vade ve maliyetle temin etmede yaşanacak zorluklar risk oluşturmaktadır.
Enflasyon ve faizler: Bütün bunlara rağmen arz yönlü şoklar nedeniyle (enerji, emtia, tahıl, gıda fiyatlarındaki aşırı yükselmeler) enflasyonun ve faizlerin yukarı yönde harekete devam etme ihtimali görülmektedir. Emtia ve enerji maliyetlerinin düşmesiyle hem enflasyondaki direniş hem de cari açıktaki tehdit azalmış olacaktır.
4. HÜKÜMETE YÖNELİK BAZI ÖNERİLERİMİZ
Parti kapatma davası sonrasında yeni iç belirsizliklere yer verilmemelidir. Yeni Anayasanın yapılması elzemdir.
Kısa vadeli çekişmelerle engelleri aşma çabası yerine, uzun vadede çekişmeleri yok edecek uzun soluklu ve mutabakat oluşturulmuş alanlara odaklanılmalıdır. Bu meyanda AB üyelik süreci ve Ulusal Program gibi hedefler öne çıkmaktadır.
Bilhassa kamuoyu iletişimi çok güçlendirilmelidir. Sivil toplumun çeşitli paydaşlarıyla birlikte katılımcı ortak istişare ortamları etkinlikle hayata geçirilmelidir.
Zor bir dönem geçiren esnafın durumunu düşünerek ve büyümeyi olabildiğince kurtarmak adına yapılan çalışmalar takdire şayandır ama bu atılan adımlar artırılmalıdır. Bu bağlamda mali disiplin açısından eli bir hayli sağlam olan kamu sektörü dışsallık, hızlandırıcı ve çarpan etkisi oluşturacak tarzda iç piyasayı canlandırıcı yönde devreye girebilir. Aynı kapsamda özel sektörün kamu (TOKİ gibi) üzerindeki tahakkuk etmiş alacaklarının derhal ödemesi ve piyasaya likidite sağlanması faydalı olacaktır.
KOBİ’lerde yaşanmakta olan erozyonu durdurmak üzere de bir dizi tedbir alınabilir. KOSGEB bütçesi daha da artırılmalı ve desteklerin verilmesinde bürokrasi azaltılmalıdır. KOBİ’lerin kredi kullanırken yaşadığı kefalet ve ipotek gösterme sıkıntılarının hafifletilmesi yolunda birtakım tedbirler faydalı olacaktır.
KOSGEB’in üretime verdiği desteklerin ihracata da yönlendirildiği görülmektedir. Gerçekten pazarlama stratejilerinin de günümüzde üretim kadar önemli olduğu bilinmektedir. Bu yüzden pazarlama destekleri isabetli olacaktır.
Ancak KOBİ’ler için çıkış yollarından biri ölçek ekonomilerini yakalamaktır. Bunun için ortaklıklar ve işbirlikleri öne çıkmaktadır. Bunu teminen Türk Ticaret Kanunu’nun hayata geçirilmesi, teşviklerin artan oranlarda ortaklık ve işbirliklerine yönlendirilmesi isabet etmektedir. Birleşen KOBİ’lere farklı destekler sağlanarak, belirlenmiş ve özellikle istihdam dostu sektörlerdeki birleşmelerin önü açılmalıdır.
KOBİ’lerin değişimi, dönüşümü ve katma değer zincirinde etkin bir şekilde yer alması için ortaklıkların dışında da birtakım çözümler aranabilir. Esas olan küçük işletmelerin farkındalıkların, kapasitelerinin artırılarak büyük şirketlerin iş ortağı haline getirilmesini sağlayacak iş yapma modellerinin geliştirilmesidir. Kalkınma Ajansları hem bu konuda hem de ortaklıklar bağlamında etkin ve yaygın olarak hayata geçirilmeli, bu sayede Anadolu’da katılımcı bir teyakkuz ortamı oluşturulmalıdır.
Bütçeye büyük katkı sağlayacağını düşündüğümüz, “2B Yasası” olarak anılan yasanın çıkartılmasının önündeki engeller kaldırılarak bunun tekrar gündeme alınması gerekmektedir.
Asgari ücretin bölgesel hale getirilmesinin uygun olacağını düşünüyoruz. Bu şekilde işverenin sırtındaki istihdam yükü bazı bölgelerde düşürülebilecektir.
TSO ve ISO gibi standardizasyon, sertifikasyon hizmetleri özelleştirilmeli ve sıkıca denetlenmelidir. Böylece bu alanda da etkinlik ve liyakat ön plana çıkartılmalıdır.
Büyük ölçekli ihalelere KOBİ’lerin girmesi neredeyse imkânsızdır. Ancak ilgili konsorsiyumlara KOBİ’lerin dahil edilmesi ve yerli ürün kullanımının teşvik edilmesiyle KOBİ’lerin önü açılabilir.
Büyük Mağazalar Yasası, içerdiği eksikler giderilerek acilen çıkartılmalıdır.
Bankacılık sistemi BDDK tarafından nasıl etkin olarak denetleniyorsa, şirketlerin kısa vadeli borçlanmalarının önüne geçilecek bir mekanizma hayata geçirilmelidir.
Faizsiz finansal araç olan Sukuk ile ilgili çalışmaların hayata geçirilmesi için gerekli alt yapı çalışmaları bitirilmelidir.
Türkiye’nin rekabetçiliğinde fevkalade önemli olan, girdi maliyetleri üzerinde büyük bir yük teşkil eden, dolaylı vergilerin düşürülmesini, mevzuatın basitleştirilip verginin tabana yayılmasını içeren vergi reformu acilen hayata geçirilmelidir.
Küresel ısınma, iklim değişiklikleri, enerji ve gıda alanlarındaki darboğazlar geleceğin ciddi sorunlarıdır. Buna bir de küresel serbest ticaret rejiminde meydana gelebilecek ani kopmaların ilave olması durumunda Türkiye enerjiye olan mevcut bağımlılığı nedeniyle enerji darboğazına girebilir. Bu bağlamda hükümetin enerji piyasası serbestisinden yatırımları çekmek için gerçekleştirdiği bir dizi hamle takdire şayandır. Özellikle tüm alternatif yöntemler kullanılmaya çalışılmalı, nükleer enerjiden istifade edilmelidir.
Gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmak için ihtiyacımız olan kalkınmanın finansmanı için gerekli olan hem mevcut ulusal tasarruf düzeyimiz, hem de tasarruf potansiyelimiz yetersizdir. Yapılacak reform ve vergisel düzenlemelerle sermaye birikimi, ortaklıklar ve tasarruf yapma saikı güçlendirilmelidir. Ancak yeni dönemde, tasarruf, yüksek katma değerli dönüşümü başarması halinde reel sektörden beklenmelidir.
Hem sivil, hem de askeri alandaki teknolojik bağımlığımız oldukça yüksektir. Ancak son yıllarda teknoloji geliştirme ve transferi alanında anlamlı hamleler yapılmıştır ve bunlar devam etmektedir. Son yıllardaki hamlelerle, askeri alanda iç piyasadan tedarik payı hızla artırılmış ve %45’lere kadar çıkartılmıştır. Bu alanda daha da ilerleyebilmek için teknoloji transferi konusunda yabancılarla stratejik evlilik ve işbirliklerinin önü açılmalı, teknoloji transferinin imkânları ortaya konulmalıdır.
Marmara Bölgesi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı ve Bilim ve Teknoloji Bankalığının kurulması fikri bizce düşünmeye değer bulunmaktadır.
5.CARİ AÇIKLA İLGİLİ KISA ÖNERİLER
1. Cari açıkta kar transferi ve karşı tedbirler
Daha önce cari açık büyük oranda dış ticaret açıklarından oluşmakta idi. Şimdi dış ticarete ilaveten kar transferi de devreye girdi. 2003 yılından beri Türkiye’den yapılan kar transferleri birikimli olarak 26 milyar doları bulmuştur. Kar transferi üç kalemden oluşmaktadır:
a)Doğrudan yabancı sermaye yatırımları (DYSY),
b)Uzun vadeli krediler,
c)Sıcak para (bono/tahvil, borsa, banka mevduatı).
Kar transferinin oransal olarak en yüksek olduğu kalem sıcak para, en düşük olduğu kalem ise DYSY.
2. Kar transferini azaltmak için
Tasarruf-yatırım açığının kapatılması: Bunun için de ulusal tasarrufların artırılması gerekmektedir. Bu meyanda halkın, şirketlerin ve kamunun tasarruf yapma kapasitesin artıcı reformların devam ettirilmesi, tasarrufu teşviklerinin araştırılması, bu meyanda yeni araçların geliştirilmesi gerekmektedir. Gelir ortaklığı senedi (GOS) ve Özelleştirmelerin halka arz yöntemiyle yapılması vs. gibi.
Zorunlu olarak dış kaynak çekilmek zorunda olduğuna göre Türkiye kâr transferinin en düşük olduğu DYSY kanalına yüklenmelidir. Türkiye’de büyüme devam ettikçe, kişi başına milli gelir ve alım gücü arttıkça, yeni sektörler ortaya çıkmakta, fırsatlar artmakta, bu nedenle rekabet (yerli yabancı ayrımı olmadan) derinleşmektedir. Türkiye piyasalarında kalıcı olmak isteyen yabancı sermayeli kuruluşlar, zorunlu olarak kazançlarını kısmen ya da tamamen içeride yeniden yatırıma aktarmak zorunda kalacaktır. Hükümetin yapması gereken, yatırım ortamını cazip kılacak düzenlemelere devam etmek ve kesinlikle rekabet ortamının işlediğini garanti altına almaktır. Bu meyanda, kamu sektörü tekelleri kırılırken, muhakkak surette şimdi özel sektör tekellerinin kırılması için gerekli tespit ve düzenlemeler yapılmalıdır.
Kar transferinin göreceli olarak yüksek olduğu kredilere yönelik olarak ise, içerideki faiz oranlarının elden geldiğince hızlı bir şekilde düşürülmesi gerekmektedir. Bu konudaki sıkışıklık, enflasyondaki direnişten, bir takım bazı siyasi riskler ve ekonomideki kırılganlık risklerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca tasarruf açığının çok yüksek olması da sorunu artırmaktadır.
Ancak son tahlilde, uzun bir süre kalkınma sürecinde Türkiye’den kar transferi devam edecektir. Türkiye’nin de alternatif bakış açılarına yönelerek “hizmet ihracatını” derinleştirmesi gerekmektedir. Turizm ve müteahhitlik hizmetlerinde yakalanan ivme derinleştirilmeli, bunları yanına yenileri de eklenmelidir. Bu meyanda sağlık, eğitim, lojistik sektörlerinde kaydedilen gelişmeler de umut verici olup, “hizmet sektörü ihracatına” yönelik olarak detaylı bir Stratejik Eylem planı geliştirilmelidir.
3. Cari açıkta dış ticaret sektörünün yeri ve tedbirler:
Cari açıktaki en büyük kalem, dış ticaret açıkları olmaya devam etmektedir. Burada gündeme getirilmesi gereken hususlar şunlardır:
Modern sektörler: Modern sektörlerde (otomotiv, iletişim, elektrik-elektronik vs.) ihracat artmakta ancak bu sektörlerde net döviz girdisi beklenen hızda artmamaktadır. Burada esas sorun, yerli girdi oranının çok düşük tutulması, Türkiye’nin hala bir montaj üssü olarak değerlendirilmiş olmasıdır. Bu süreçte, yabancı sermayeli kuruluşlar ithalatı ve kullandıkları dış kaynaklar ile cari açığı tetiklemektedir. Bu meyanda yerli girdinin artırılması için sektörler bazında bir çalışma yapılarak yabancı sermayeli şirketlerin aradığı girdi kalitesi ve fiyatının tutturulması yolunda özel bir çalışma yapılmalıdır.
Düşük yerli girdi payında kur etkisi: Ayrıca sözü edilen düşük yerli girdi, yüksek ithalatı körükleyen hususlardan biri de değerli Türk Lirasıdır. Türk lirasının değerlenmesinde sadece yüksek faiz değil, Türkiye’yi cazip kılan genel atmosferdir. Burada “enflasyon-faiz-kur” sarmalında bir sıkışma hali mevcuttur. Enflasyon hedefinden koparak faizleri düşürme ihtimali yoktur.
Bu bağlamda, aşırı değerli kur olgusu bir gerçek olduğuna göre, hiç olmazsa bazı sektörlere ve ara malı girdilerine yönelik olarak doğrudan ve dolaylı birtakım mekanizmalar ve araçlarla dengeliyi teşvik, destek ve katkının gelmesi için çalışılmalıdır.
4. Geleneksel sektörlerin etkin desteği:
Türkiye’nin geleneksek sektörleri hala en yüksek döviz girdisi elde ettiğimiz sektörlerdir. Bu sektörlerin küresel rekabette gözden çıkartılması değil, yüksek katma değer ve modern bir yapılanma yönünde dönüştürülmesi ve güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu meyanda, son çıkartılan ve 2009 başında uygulamaya konulacak olan Tekstil, hazır giyim ve deri sektörlerine yönelik Stratejik Eylem Planı son derece isabetli ve zamanlıdır. Ancak teşvikin süresisin beş yıldan on yıla çıkartılması uygulamanın etkinliğin artıracaktır. Ayrıca taşınanlardan belli istihdamı oranını (30 kişi) yakalayanlar, yarattığı katma değerin kalitesine bakılmadan sadece istihdam nedeniyle teşvik edilmelidir.
İlaveten Doğu ve Güneydoğuya taşınmadan bulunduğu yerde devam etmek isteyenlere yönelik olarak yüksek katma değerli olan proje bazlı çalışmaların etkinlikle desteklenmesi düşünülmelidir.
24 Eylül 2008


LinkBack URL
About LinkBacks
yüksek ve uzun süren büyüme, (b) bunun istihdama yansıması, (c) borç stokunun ve faiz ödemelerinin bütçe ve milli gelir içindeki payının hızla azalması, (d) enflasyonun tek haneli rakamlara kadar geriletilmiş olması, (e) yapılan sosyal yardımlar, (f) sağlık ve eğitim hizmetlerine olan ulaşılabilirlik, (g) alt yapı çalışmalarının yurdun dört bir yanına yayılması,
rekabetin derinleşmesi, (i) verimliliğin artmasıyla birlikte son yıllarda gelir dağımı belirgin bir şekilde düzelmiştir. Ancak içeride ve dışarıdaki son bozulmalardan sonra bu alanların çoğunda kaydedilen kazanımlarda göreceli olarak geriye gidiş ve bunun uzaması halinde gelir dağılımın tekrar bozulması beklenmelidir. 
Alıntı Yaparak Cevapla
