• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    17-09-2008
    Mesajlar
    551
    Karizma Gücü
    0

    İETT memuru nasıl dolar milyarderi oldu?-Hüseyin Adıgüzel

    Siyaset diktatörü medya patronu savaşı

    Aşağı yukarı on gündür, kısır ama anlamlı bir tartışmayı televizyon kanallarından izliyor, gazetelerden takip ediyorsunuz. Bir tarafta devletin tüm olanaklarını kullanarak hızla diktatörlüğe doğru giden bir başbakan, öbür tarafta meşru ya da gayri meşru Türk medyasının yarısından fazlasına hükmeden bir medya patronu…

    Seviyesiz ama anlamı yüksek. Birbirlerine atıp duruyorlar. Bu durumu tüm çıplaklığı ile ortaya koyan vecizelerimiz ve atasözlerimiz var tartışan taraflar için; “tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş”, “tencere dibin kara, seninki benden kara”, “Kır atın yanında duran ya huyundan, ya suyundan”, “Al birini vur ötekine”, “çıkarın olduğu yerde kavga vardır”, “öküz öldü, ortaklık bitti”, “Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz”, “Devletin malı deniz…”, “besle kargayı oysun gözünü”, “Mızrak çuvala sığmaz” gibi.

    Aklıma geliverenleri sıraladım, atalarımız ne müdrik insanlarmış değil mi? Bütün olacakları önceden görmüşler de sanki söylemişler bunları ve hatırlamadığım daha onlarcasını…

    Gelelim tartışmaya…

    Tartışma seviyesiz, ne başbakanın, ne de medya patronunun sözlerinin etik değerlere uymadığını birazcık mürekkep yalayan, az çok okuması-yazması olan herkes fark etmiş durumda. Ve aynı zamanda kısır bir tartışma; Çünkü kişiliklerini, dolayısıyla çıkarlarını ilgilendiren bir sorun. Ama içerik bakımından anlamlı: Türkiye Cumhuriyeti’nin kimler tarafından, kimlere peşkeş çekilerek yönetildiği başbakanın ve medya patronunun ağzından açık olarak ifade ediliyor.

    Yani, Türk politik yaşamının bir ibret dersi, yaşadığımız demokrasinin en güzel ifadesi. Her zaman bu yönetim şekli demokrasi ise bize ait değil diyordum. Bizim değil politikacıların, yakınlarının, partililerinin, medya patronlarının, zengin iş adamlarının ve yüksek bürokratların demokrasisi. İşte sözlerimizin somut ispatı, bu tartışmada da açık olarak görülüyor.


    Bal tutan parmağını yalarmış, bunlar iki ellerini yalıyor

    Ne diyor başbakan; “Bundan böyle gizli saklı hiçbir şey olmayacak!” Demek ki, bugüne kadar gizli saklı bir şeyler olmuş, aralarındaki bazı çıkar ilişkilerini milletten gizleyerek bugüne kadar sürdürmüşler. Bundan sonra medya patronu ile gizli, saklı iş görmeyecekler. Acaba bugüne kadar ne gibi gizli saklı işler gördüler? Başbakan, itiraflara başladığına göre lütfedip devam etse de, şu gizli-saklı ilişkileri de açıklayıverse… Biz de devletin nasıl yönetildiğini anlasak değil mi?

    Medya patronu ile artık gizli-saklı ilişki yok, acaba kiminle/ kimlerle var? Elbet Türkiye’de devletle işi olan tek iş adamı, medya patronu değil. Onunla gizli, saklı ilişki kuran diğerleri ile neden kurmasın? Mesela Çalık gurubuyla, Albayraklar ile, Taş Yapı ile daha ismini bile bilmediğimiz başka guruplar ile böyle gizli saklı ilişkiler var mı? Ve devam ediyor mu?

    Medya patronuna göre hükümet bazı iş adamlarını kayırıyor ve onlara iltimas geçiyor. Bunlardan birini medya patronu açıkladı. Aslında onu açıklamaya gerek bile yoktu. Çünkü o grup devlet bankalarından sağlanan kıyak kredi ile ATV yayıncılığı aldığı zaman kendini kamuoyuna afişe etmişti. Şimdi de rafineriyi Çalık Grubu’nun kuracağını öğreniyoruz. Petrol arama iznini bile koparmışlar. Eeee, ne de olsa damat beyin genel müdür olduğu şirket. Bu kadarcık kıyak da olsun, değil mi canım.

    Hani “bal tutan parmağını yalarmış” derler ya, bunlar, herhalde iki ellerini birden yalıyorlardır. Çünkü elleri bal tenekesinin içinden hiç çıkmıyor da…

    Gemicikler kıyak kredilerle veriliyor, mısırlar olmayan tavuklar için getiriliyor, bağışlar fakir fukara için alınıyor, ama hepsi birilerinin ceplerini dolduruyor, fakir fukaraya temiz (eğer kaldıysa) hava almak düşüyor.

    Özelleşen devlet kuruluşları, devlet ihaleleri tümüyle bunların, belediyelerin plan tadillerinden gelen avantalar Dişli olanların… Nedense hep böyle ballı işler bunlara rast geliyor. Onun için iki ellerini birden yalıyorlar. Tesadüf canım, “öküzün altında buzağı aramayın” siz de, oturun, oturduğunuz yerde, Tanrı’nın sizlere de vermesi için dua edin.

    Başbakanı kızdırmayın!..

    Sakın ola ki, bu ballı işlerin hükümetin eli ile dağıtıldığını, başbakanın gizli, saklı ilişkileri olduğunu, bu ilişkiler sonucu devletin ve milletin soyulduğunu, birlerinin zengin edildiğini, fakir fukaranın üç kuruşuna bile göz koyulduğunu siz, siz olun söylemeyin.

    Sonra başbakan kızar, sizi de tehdit eder, bağırır, çağırır, korkutur, hatta sizi, hiç suçunuz olmadığı halde hapse bile attırabilir.

    Bugün cumartesi… Başbakanın şantajı üzerinden tam bir hafta geçti. “Bir hafta mühlet… Açıklarsan, açıklarsın… Yoksa ben açıklayacağım” demişti bir hafta önce… Medya patronu, “ne ise şimdi açıkla” diyerek resti görmüştü ve hiçbir şey de açıklamamıştı.

    Ben, bugün bütün gün televizyonun başında açıklamayı bekleyeceğim. Bakalım, daha neler ortaya çıkacak. Bohça açıldı mı, artık dikiş tutmaz. Bu açıklama zannedersem daha başka ilişkilerle ilgili… Bakalım kimin ipliği pazara çıkacak ?

    Maalesef, televizyonun başında boşuna beklemişim. Başbakan hiçbir şey açıklamadı. Eski söylediklerine devam etti. Yine tehditler, yine şantajlar… Dağ, fare doğurdu, beklenen bomba yerine çata pat bile patlamadı. Daha önce yaptığı gibi… Önce çaktı, gürledi, ama bir damla bile yağmur bırakmadı.

    Fakat, söylediği bazı sözler var ilgimi çekti; “Bundan sonra hiçbir haksız talebinize olumlu cevap alamayacaksınız” gibi. Demek ki, bundan önce ya da bugüne kadar, yani kavga gününe kadar, “haksız taleplere olumlu cevaplar” vermişler ki, “bundan sonra olumlu cevap alamayacaksınız” diyor. Yani, “Aydın Doğan Bey, siz de sıradan vatandaş durumuna düştünüz, bundan sonra onlar gibi ananız ağlayacak” demeye getiriyor. Eski dostu düşman ilan ediyor…

    Cevapla başbakan bu soruları da cevapla

    Onların dostlukları da, düşmanlıkları da beni pek ilgilendirmiyor. Esas beni ve benim gibi milyonlarca vatandaşımızı ilgilendiren, haksız taleplere verilen olumlu cevaplar… Bu haksız taleplerin ne olduğunu söylemek kime düşer? Elbette başbakana… Ama o bunları söylemiyor. Çünkü, o haksız talepler, haksız kazançlar getirebilir ve ucu kendine de dokunabilir.

    Şimdi soralım : Niçin haksız taleplere olumlu cevaplar verdiniz sayın başbakan? Bir çıkarınız mı vardı?

    Yoksa o da manevi oğlunuz muydu?

    Bu haksız taleplerle hak etmeyenlere neler verdiniz?

    Verdikleriniz sizin kişisel malınız mı yoksa devletin mi?

    Şu anda böyle haksız taleplerde bulunan başkaları da var mı?

    Bunlara da bazı şeyler veriyor musunuz?

    Bu soruları sormak, onlara, bu gibi haksızlıkları önlemeleri için oy veren herkesin görevidir. Bu soruların yanıtlarını istemek de, vergi ödeyen ve alnının teriyle yaşam savaşı veren her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hakkıdır.

    “Biz Atatürk üzerinden geçinenlerden değil, çalışmalarımızla geçinenlerdeniz” sözü de oldukça ilginç bir söz… her halde, Atatürkçülüğü bir geçim aracı yapanlara sesleniyor. Medya patronu ile ilgili olduğunu düşünmüyorum. Çünkü, onun da Atatürkçülüğü ancak başbakanınki kadardır. Atatürkçülüğü geçim aracı yapanlara ki bunlardan biz de şikayetçiyiz, seslenirken kendilerini de yüceltmeden edemiyor. “ … çalışmalarıyla geçinenlerdeniz.” Yani, bizim servetlerimiz istismarla olmadı, biz servetlerimizi çalışarak yaptık, demek istiyor.

    İETT memuru nasıl dolar milyarderi oldu?

    Ama, Deniz Feneri olayı istismarın hangi boyutlara vardığını açık olarak gösterirken her halde tüm Türkiye, sıradan bir İETT memurunun, on beş- yirmi yıl içerisinde, bu memurluktan dolar milyarderliğine nasıl yükseldiğini de merak ediyordur. O, “çalışmayla” sözünü biraz açsa da, o sözün gizlediği sırları bir öğrensek ve merakımız giderilse diye düşünüyorum. Gemiciklerin nasıl alındığını, damat beyin nasıl genel müdür olduğunu, küçük mahdum beyin hangi şirketlere hangi oranda ortak olduğunu bir öğrensek, belki biz de aynı yöntemlerle çalışmayı da öğrenebiliriz.

    Kırk senedir çalışıyoruz, değil dolar milyarderi olmak, hâlâ bir dikili ağacımız bile yok. Bu nasıl bir çalışma anlamak mümkün değil… Tuttukları altın oluyor, getirilen mısırlardan bir gece de milyon dolarlar kazanılıyor. Bunlar bize kadar aks edenler, ya etmeyenler ?...

    “Medya gücü ile siyasi bozgunculuk yapıyorlar.” diyor başbakan ve önceleri dostu olan ve haksız taleplerini yerine getirdiği medya gurubunu şimdi suçluyor. Aynı medya gurubu yağcılık yaparken iyiydi, el ele kol kola Gümüşhane’de okul açarken iyiydi, şimdi kenardan köşeden bir şeyler yazdı diye, bozguncu oldular değil mi?

    Yapılan yolsuzlukların sadece bin de biri belki yazıldı, hepsi yazılsa demek başbakan kime ve neye nasıl saldıracağını bilmeyecek. Durum onu gösteriyor. Kendisinin devlet olanaklarını kullandırarak oluşturduğu damat bey medya gurubundan oldukça memnun, (ha oradan da bir ya da iki çatlak ses çıkmıştı, yakında onlara da yol görünür) sanki o grup başka bir şey yapıyor, aynı şeyi yapıyorlar, sadece biri övüyor, (bunlar doğrular oluyor) diğeri yeriyor.

    Şimdi eğri oturup doğru konuşmak lazım; adam bu medya gurubunu boşuna oluşturmadı, artık ötekilere bir ihtiyacı kalmadı, onları yok edecek ki, tek sesli medya, sahibinin sesi bir medya oluşturacak. Ondan sonrası kolay değil mi?

    Ergenekon’a adalet yok, hırsızlara var

    Yanlış hatırlamıyorsam bir müddet önce başbakan, Ergenokoncular içeri alındıkça “Türkiye pisliklerinden arınıyor” eski Meclis başkanı da “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” demişlerdi. Henüz iddianamesi bile ortada olmayan bir dava için, henüz suçları kanıtlanmamış insanlar için, kendileri bu sözleri söylerlerken yandaş medya sayfalar dolusu yazılarla o insanları suçlu ilan ediyordu.

    O zaman hukuğun temeli yıkılmıyordu, o zaman insan hakları falan bir şeyler yoktu. Onlar icra mevkindeydi ya, istediklerini söyleyebilirlerdi. Şimdi başbakan ve eski meclis başkanı “kişileri yargılamanın yeri gazete sayfaları değil, mahkemelerdir” diyorlar ve Adalet bakanı da “hiç kimse suçu sabit olana kadar suçlu ilan edilemez” diye fetva veriyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu… Bunların samimiyetine nasıl inanacağız?

    Kendilerine dokunan bir hususta kıyametleri koparıyorlar, hukukun üstünlüğünden söz ediyorlar, ama başkalarının aynı durumunu görmezden geldikleri gibi, bir de aynı konu ile ilgili demeçler patlatıyorlar. Kuyruk sıkıştı mı, hak, adalet diye bağırıyorlar ama başkalarının hak ve adalet çığlıklarına kulaklarını tıkıyorlar.

    On beş ay ne ile suçlandıklarını bile bilmeden hapis yatanlar insan değiller her halde? Onların insan hakları yok, onların çoluk çocuğu, onların izzeti nefsi, gururu, şerefi yok, sadece bunlar insan, sadece bunların çoluk çocuğu, gururu, şerefi var!

    RTÜK başkanı altı yaşındaki kızından utanıyormuş, en çok kızının onu suçlu görmesi zoruna gidiyormuş, bu söylenenlerin hepsi iftiradan ibaretmiş. İnsan bunları o işlere girdiği zaman düşünecek… Sanki, hiçbir işe karışmamış, hiçbir yerden bir kuruş almamış. Alman savcılarının incelediği Deniz Feneri derneğinin para gönderdiği iki ya da üç şirketin hissedarı böyle konuşuyor, varın siz kimin yalan söylediğini düşünün!

    Medya terörü estirenler kendileri, başbakanın tabiri ile, medya silahşörlerinin işaret ettiği hemen herkes Ergenekoncu diyerek içeri alınmadı mı? O silahşörler her gün onlarca insana iftira atmadı mı?

    Bunlar olurken medya bozgunculuk yapmıyor, kendileri hakkında en küçük olumsuz bir şey yazdı mı, medya bozguncu oluyor. Kendilerini seçkin, milletten üstün sayanlar, biliniz ki, yok birbirimizden farkımız, hepimiz aynı yasalar çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Yarın iktidar elinizden gittiği zaman sıradan birer vatandaş olacaksınız.

    Çok açık ve kötü yakalandılar. Yapılacak tek şey ilk günden, hiç hedef saptırmadan, “böyle bir şey mahkeme kararı ile sabitleşirse, Türkiye de de bunun sonuna kadar gideceğiz!” demekten ibaretti.

    Ama yapamadılar, pisliğin ucunun kendilerine kadar uzanacağını bildikleri için yapamadılar ve hedef saptırarak Aydın Doğan medyasına yüklendiler. Aydın Doğan medyasının halk nezdinde olumsuz bir yanı olduğunu var sayarak ve okları o tarafa yönelterek işin içinden kurtulacaklarını düşündüler.

    Neden bu kadar bağırıp çağırıyor?

    Ama bu sefer plan tutmadı. Hemen her konuda kendilerine destek veren AB Komisyonu başkanlarından Lagendjik bile desteğini esirgedi. Böyle olunca başa dönmek zorunda kaldılar. Cumartesinin bana göre en çarpıcı cümlesi “bu işi yapanlar mahkeme kararı ile sabit olursa, biz de gerekeni yapacağız” cümlesiydi. Çünkü, bu cümle, saldırı ve hedef saptırma politikasının işe yaramadığı anlaşıldığı için, geriye dönüşü gösteriyor.

    Belki de, Şaban Dişli olayında olduğu gibi, mahkemeye gerek görmeden kendi içlerinde sorunu halledeceklerdir. Böyle sorunları hep öyle çözmeye alışkındırlar da…

    Ama geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye herkes bu cümlenin neden söylendiğini iyi biliyor. Herkesin bu cümlenin samimiyet içermediğini, inanılır olmadığını, sadece zevahiri kurtarmaya yönelik olduğunun farkında olduğunu zannediyorum.

    AKP iktidarı boğazına kadar yolsuzluk ve suistimal batağının içindedir. Artık bu torba dikiş tutmaz. Her türlü yalan, dolan ve talan, yavaş da olsa açığa çıkacaktır. Mızrak çuvalı deldi, sığmıyor artık. Yani bunların da yok öncekilerden bir farkı… “Tencere dibin kara, seninki benden kara”

    Hortumları kestiklerini hemen her konuşmasında dile getiren başbakan, aslında hortumları kesmemiş, sadece yönlerini değiştirmiş, o tarafa akanları, kendi taraflarına çevirmiş. Hortumlar akmaya devam ediyor, devlet ve millet soyulmaya devam ediliyor, sadece soyanlar değişti, o bağırıp çağırmaların hepsi bundan ibaret!





    http://www.turksolu.org/205/adiguzel205.htm
    --------------------------------------------------------------
    deniz fenerinin katkısını unutmamak lazım.

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    24-05-2008
    Mesajlar
    2,825
    Karizma Gücü
    0
    zırvalardan bir demet...

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    17-09-2008
    Mesajlar
    551
    Karizma Gücü
    0
    zoruna gitmesin...
    önce yaptığı hırsızlıkların hesabını versin, dokunulmazlık zırhı ile nereye kadar (en fazla ölene kadar)
    Alıntı haydarbey tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    zırvalardan bir demet...

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Temizlik işçisi dolar milyoneri oldu...
    2003 - 2004 Konuları bölümünde DJ_akRAP tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 10.07.04, 19:42

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •