Arkadaşlar bilirim şimdi konuyu ben açtım diye gelir, bi sürü laf söylersiniz ama önce okuyun lütfen okuyun ki, yanlış olan bi yer varsa beraber tartışalım.
Benim TÜRKÇÜ kimliğim size dinsizlik gibi geliyor, sizinki de bana bağnazlık, yobazlık gibi geliyor ve işler karışıyor.
Bi okuyun bakalım, ben dinsiz miyim, siz yobaz mıınız?
Okuyun da öyle karar verelim.
Herkese saygı ve selam...
Müslüman Türklerde Şamanizm’in Kalıntıları!..
İslâm ölülerin zaman kaybetmeden törensiz şekilde gömülmesini isterken Türkler cenaze törenlerini çok zengin ve farklı kutlamaktadırlar. İslâm şans oyunlarını yasaklarken Türkler bu oyunlara çok düşkündür. Bu kültürel çatışmalar kimi zaman İslâm lehine kimi zaman Türkler lehine çözümlenmiştir. Cenaze töreni İslâm dünyasında gelenek olmuş, Türkler İslâm kurallarına göre kurban kesmişler ve suyu aktif olarak kullanmaya başlamışlardır [Roux, 2001: 272].
Anadolu’ya gelen Türkler Müslüman olmakla beraber büyük göçebe kitlelerin kısa bir zamanda ve hususiyle uzun göçler sırasında yeni dinî iyi öğrenmeleri ve onun gerektirdiği şekilde yaşamaları kolay değildi. Bu sebeple Müslüman göçebeler eski Türk inançlarının tesirlerini kuvvetle muhafaza ediyorlardı [Turan, 2000 : 175].
Selçuklu sultanları çok dindar ve samimi Müslüman olmalarına rağmen eski matem usullerini aynen yaşatıyorlardı. Nitekim Konya’da ki Alaeddin Cami yanındaki türbeye defnedilmiş olan Selçuklu sultanları, İslâm geleneğine göre değil eski Türk geleneğine göre mumyalanarak defnedilmişlerdir [Turan, 190: 95].
Eski Türkler Tanrıya dua ve ibadet ederken, büyüklerin huzuruna çıkarken, dinî ve milli bayram şenliklerinde,cenaze merasimlerinde, üzüntü, saygı, ve sevinç alameti olarak başlarını açıyorlardı. Bu eski Türk geleneği Büyük Selçuklularda ve Anadolu Selçukluları zamanında halk ve hükümdarlar arasında yaşamıştır. Büyük Selçuklu sultanı Alparslan, Şamani Cengiz Han gibi Tanrının huzuruna başı açık çıkıyor ve dua ediyordu. Yine Anadolu Selçuklu sultanları yas törenlerinde eski adetlerden biri olan bu geleneği devam ettirdiler. Örneğin 1. Alaaddin Keykubat, Mevlana Celaleddin Rumi’nin babası Baha Veled’in ölümü üzerine, sarayında taziyeleri bu şekilde kabul ediyordu.Yani taziye töreninde bulunanlar külahlarını ellerine alıyorlardı [Taneri, 1997: 195] [Turan, 2000: 176] [Sümer, 1980: 406]. Türkiye Selçukluları döneminde yağmur dualarında başını açarak dua edildiğini görmekteyiz [Taneri, 1977: 48].
Külah ele almak aynı zamanda saygı tezahürüydü. Kirman Selçuklu hükümdarı Kavurd Bey yeğeni sultan Melikşah’a karşı baş kaldırmış fakat yenilerek esir alınmıştı. Esir edildiğinde Melikşah amcasının yanına gitti. Atından indi, külahını başından çıkardı [Taneri,1997: 195] Bu şekilde, İstanbul’un fethi sırasında Akşemsettin çadırında başını açarak dua etmişti [Turan, 2000: 176] [Sümer, 1980: 406].
Taraklı ve Göynük köylerinde de özellikle 45-50 yaş üstündeki erkekler köylerine bir devlet büyüğü geldiği zaman ya da şehre gidip bir devlet dairesine gittikleri zaman saygı ve tazim göstergesi olarak başlarındaki şapkalarını çıkarıp ellerine ya da koltuklarının altına alırlar.
Not: Bu gelenek hemen her yerde hala vardır...
Büyük devletlerin ve Tanrıların efsaneleri ayinlerde okunan ilahîler, kahramanların destanları, masallar, hurafeler bir milletin değil tüm beşeriyetin düşünce tarihini ve onun çeşitli gelişme ve olgunlaşma safhalarını öğrenmek için önemli materyaller teşkil ederler. Örnek olarak yaşanan özel bir olayın bizim ya da sevdiklerimiz içinde gerçekleşmesi için “darısı başına” deriz. Bu temenni ya da dua İslâm öncesi devirlerin dinî merasimlerindeki Tanrıya sunulan saçı geleneği ile yakından alakalıdır [İnan, 1998 ,C.:1: 454-455].
Doğu İslâm Türklerinde bu inançların son zamanlara kadar bütün kuvveti ve ilkel şekliyle yaşadığı görülmekteydi .Anadolu Türklerinde bu hurafenin şaka olarak yaşadığını “baştan çevrilip verilen sadaka”da görüyoruz. Mesela bir arkadaşı “yahu, şunu bana versene!” diye ısrar ederse “haydi başım sadakası olsun!” diye kafayı dolaştırarak şaka yapanları görüyoruz. Bu da eski inançların bir kalıntısıdır. Bunlara benzer bir çok adet ve inanışlar vardır ki eski devirlerden beri değişik şekiller alarak devam etmektedirler. Örneğin, muskaların Uygurlarda değişiklik göstererek devam ettiği biliyoruz [İnan, 1998,C.:1: 454-455].
Eski Türk inanç geleneğinin kuvvetle hüküm sürdüğü eski devirlerde “yog aşı” yahut “ölü aşı” denilen tören ve ayin doğrudan doğruya ölüyü doyurmak ve memnun etmek için yapılmıştır. Altay dağlarının ormanlarında iptidai yaşayan toplumlar bugün bile bu yog ayininde ölüye “ye-iç bize ve hayvanlarımıza dokunma!” diye hitap ederler ve ölünün bu törende hazır bulunduğuna inanırlar [İnan, 1998, C.:1:456].
Bu şekilde inançların benzeri olarak Taraklı ve Göynük köylerinde cenaze çıkan evin tüm suları dışarı dökülmekte, ölünün yakınları tarafından kullanılmayacak eşyaları fakirlere dağıtılmakta, ölümünün yedinci günü de akşam namazından çıkanlara halka denilen yeni pişmiş sıcak hamur ekmeği dağıtılmaktadır. Yine cenaze evinin maddî durumu iyiyse sevabını ölüye hediye etmek üzere mevlit okutulmakta ve pilav hazırlanıp tüm köylüye ve komşu köyden gelenlere sunulmaktadır. Bu âdetler eski Türk inanışındaki ölü aşı geleneğinin izleri sayılabilir.
Batı Türkistan Müslümanları arasında eski Türk inançlarının izlerine rastlanır. Semerkant çevresindeki bir beldenin yakınındaki “Çoban Ata” tepesinde yapılan bir dinî törenden sonra kurbanlar kesilmiş, çocuğu olmayan kadınlar ağacın altında dua edip, paçavra bağlamışlardır [İnan, 1998, C.:1: 456].
Semerkant hicretin birinci asrından beri İslâm memleketi olmuştur. Büyük fakihler, hadis alimleri, İslâm mücahitleri, büyük mutasavvıflar yetiştirmiş bir beldedir. Buna rağmen Şamanizm gelenekleri Müslüman velilerin uydurma mezarlarına sığınarak bin yıl yaşamıştır [İnan, 1998, C.:1: 465-468].
Mezarlara ve ağaçlara nezir olarak paçavra bağlamak en iptidai eski Türk geleneklerinden biridir ve bütün Müslüman Türklerin halk tabakası içinde dinî bir vazife imiş gibi telakki edilmektedir. Eski Türkler bu “nezri” dağ, orman, ağaç, su ruhlarına, umumiyetle “yer-su” dediğimiz Tanrıya bağışlar. ”Yer-su” ruhları merhametli ve koruyucu ruhlardır; az şeye kanaat ederler. Darılmadıkça kanlı kurban istemezler. Müslüman Türkler ise bununla bir velinin ruhundan istimdat ederler. Yani “yer-su” tanrıları, gerçek veya uydurma velilerin mezarlarına yerleşerek eskiden Şamanlık devrinde aldıkları paçavraları almaya devam ediyorlar [İnan, 1998, C.:1: 456].
Türklerde en yaygın geleneklerden biri de yağmur, dolu yağdırma ve fırtına çıkarma yahut bunları durdurma kuvvetine malik bir taşın bulunduğuna olan inançtır. Bugün de tüm Anadolu’da yağmur duasına çıkılmakta bu şekilde eski Türk geleneği İslâmî motife bürünerek varlığını devam ettirmektedir. Bundan başka Anadolu’nun bazı bölgelerinde, Yakutlarda ve Altaylılarda tespit edilen ağaç kütlü de vardır. Evladı olmayan Yakut kadınının bir nevi çam ağacına tapınarak dua ettiği gibi, Beyşehir köylerinden birinde bir ihtiyar ağacı yanında dua ederek ve ağacın altından geçerek çocuk isteyen köylü kadınların bulunduğu müşahede edilmiştir [İnan, 1998, C.:1:456].
Matem töreninde ölünün bindiği atın kuyruğunu keserek kurban etmek, ağacı kutlu saymak, uzun ömürlü olması, daha önce ölen çocuklar gibi ölmemesi için çocuklara Yaşar, Durmuş, Duran, Satılmış, Satı gibi isimlerin konması, türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput bağlanması gibi âdetler ve nazar değmemesi için tahtaya ya da bir zemine vurmak, hastalık dolayısıyla çocuğun adını değiştirmek bu kapsamda değerlendirilir [İnan, 1995: 207]. Nitekim bu anlamda Taraklı ve Göynük köylerinde eski Türk inançlarının bir devamı sayılan türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput bağlanması, nazar değmemesi için tahtaya ya da bir zemine vurmak, hastalık dolayısıyla çocuğun adını değiştirmek gibi adetleri hala görmekteyiz.
Eski Türklerde bazı törenler tamamıyla unutulduğu halde kelimeleri kalmıştır. Mesela eski devirlerde hastaları alazlama (alaslama) tören vardır.Baştan çevirip sadaka vermek adeti İstanbul’da; nazar dokunarak hastalanan birinin başından tuz çevirerek ateşe atma adeti de Anadolu’nun muhtelif yerlerinde müşahede edilmiştir. Bunların bir kısmı cemiyet için zararsız örf ve adetler haline gelmiş,dinî inançlarla alakasını kaybetmiştir. Büyük bir kısmı ise İslâm dinînin mukaddesatından imiş gibi kabul edilerek İslâmîyet’in özüne uymayan bid’atlar halini almış ve toplum hayatı için de çok zararlı gelenekler haline gelmiştir [İnan, 1998, C.: 1: 465-468].
Kurşun dökme adeti de eski Türk geleneklerindendir.Eski Türklerde buna “kut kuyma” denir ki “kul dökme” demektir. Kötü ruhlardan birinin çaldığı kutu, yani “falih,saadet unsurunu” geri döndürmek için yapılan bir sihir ayinidir. Taraklı ve Göynük köylerinde de nazar değdiği zaman kurşun dökme, ateşte tuz çatlatma , baştan çevirip sadaka vermek gibi adetleri görmek mümkündür.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla




