• Reklam
Sayfa: 3 | Toplam: 3 İlkİlk 123
22 sonuçtan 21 --- 22 arası gösteriliyor
  1. #21

    Kayıt Tarihi
    01-10-2008
    Mesajlar
    26
    Karizma Gücü
    0
    Ateist arkadaşların ateizm ile ilgisi olmayan bir konuya sırf içinde Allah kelimesi geçiyor diye musallat olmaları vicdanlarının rahatsız olduğunu gösteriyor.
    Başkaları da ateist olsa sanki vicdanları rahat edecek!

  2. #22

    Kayıt Tarihi
    01-10-2008
    Mesajlar
    26
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı hakanbalıkçı tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Allah asla terk etmez!
    « : Ocak 17, 2008, 06:38:35 ÖS »

    --------------------------------------------------------------------------------

    --------------------------------------------------------------------------------

    Allah insanlara mühlet verir. Su dünyayi bir imtihan ve ‘sinanma’ yeri olarak yaratmistir; ve su dünyada, insanlik tarihinin iki ana akimini bu ‘mühlet’in içinde sunar. Mühlet verir; ama asla terketmez.
    BiR BÜTÜN OLARAK insanlik tarihine baktigimizda, karsimiza çikacak en çarpici vâkyalardan biri, ‘dalgalanmalar’dir. Bir fert olarak kendi hayat tarihçemizde de bir dizi ‘dalgalanma’ yasanir durur.
    Bu gelisler ve gidisler, inisler ve çikislar insanin yüregini helecana sürüklese bile, önemli ve degerlidir. Zira, Kadîr-i Rahîm nasil deniz içindeki baliklari denizin akcigeri hükmündeki dalgalar sayesinde suya karisan oksijenle besliyorsa, insan da bu dalgalanmalar ve gelgitler ile beslenir durmaksizin...
    Nitekim, söyle hayatimizin en verimli, en semereli, sonuçlari itibariyla en bereketli zamanlarina bakalim: Bu zamanlar, dalgalarin saha kalktigi musibet anlaridir. insan musibetlerin insani alabildigine sIktIgI o dalgalanma anlarini sükûnla, sabirla ve “Bu olayla bana ne söyleniyor?” sorusuna cevap arayisiyla geçiriyorsa, yasadigi acilardan hayat boyu tadilacak tatli sonuçlar çikarir. Yüreginin daraldigini hissettigi o zamanlarda, hayat boyu teneffüs edecegi hakikat oksijenleri bulur.
    Velhasil, ‘dalgalanmalar’ suretinde akseden bu ‘sinanma’ anlari, gerçekte hayata tadini ve anlamini veren
    anlardir. Ama bu, bu anlarda, az önce sözünü ettigimiz hali yasayanlara mahsus kalir. Öte yanda ne yazik ki bu
    kadar açik mesajlara ragmen ne ders, ne de ibret alanlar vardir.
    Manidardir, kendi hayatlarindan bu ders ve ibreti çikarma inceliginden mahrum olanlar, bir bütün olarak insanlik
    tarihinden de ayni dersi ve ibreti çikaramayacak kadar kördürler. O yüzden, hayat çizgilerini kesintiye ugratan,
    hayat ritimlerini bozan, hayat anlayislarini sorgulanir duruma getiren ‘sinanma’ anlarinda, Kur’ân’in deyisiyle,
    ‘ne tevbe eder, ne de hatirlarlar.’ Bu olayin niye yasandigini sormaz; bilakis inat ve isyanlarini arttirirlar.
    Arizanin asil sebebini farkedebilecekleri müthis imkânlari, magrurcasina giristikleri ‘balans ayarlari’ ile kisa
    vadeli ucuz kârlara, ama sonucu hüsran olan adimlara dönüstürürler. Bu hüsranlarin en büyügü ise, kabrin öte
    tarafinda durmaktadir. Ölüm ötesinde; kimi yüzlerin utancindan mosmor, korkusundan bembeyaz, kahrindan
    kapkara kesildigi o günde yasayacaklari en büyük hüsran ise henüz akillarinin ucunda dahi degildir.
    Allah insanlara mühlet verir. Su dünyayi bir imtihan ve ‘sinanma’ yeri olarak yaratmistir; ve su dünyada,
    insanlik tarihinin iki ana akimini bu ‘mühlet’in içinde sinar. Ölüm ötesinde hakikatin mutlak hükümranligi vardir;
    ama imtihan geregi, su dünyada, ‘günler döndürülür.’ Hakikat nurlari kâh her tarafi kaplar, kâh gizlenir. Kâh
    gündüz olur, kâh gecenin karanligi çöker insanligin üzerine. Kâh baharlar ve yazlar yasanir, kâh güzler ve kislar.
    Bu gelgitler ve ‘dalgalanma’lar hengâminda, insanlar sinanirlar: O’na teslim olanlar veya nefsine teslimiyeti
    tercih edenler, O’na itaat edenler veya isyan edenler, O’nun emrine uyanlar veya emrine baskaldiranlar, O’nu
    taniyanlar veya O’ndan gafil olanlar, O’nu bilenler veya unutanlar... su dünya hayatinin akisi içinde, bu
    ‘dalgalanmalar’la ayrisir durmaksizin.
    Mü’minler, bu ‘mühlet’in suuruyla, ne zafer anlarinda ‘gurur sarhosu’ olur; ne de ucu cehenneme uzanan ates
    irmaklarinin yolcularinin galebe çaliyor gözüktügü anlarda ümitsizlige kapilirlar. Aksine, böylesi anlarda sabir,
    teslimiyet, tevbe, tevekkül, tefekkür, dua, tezekkür, iltica, istigfar, iztiâze, istiâne.. gibi bir dizi ubudiyet haliyle
    donanirlar. Gerçi dünyanin onlara dar geldigi, herseyin çikmaz gözüktügü, Kiyameti çok yakinlarinda
    hissettikleri anlar bile yasanir. ibrahim (a.s.) atese atilir. Musa (a.s.) önünde deniz, ardinda Firavun ordusu; bir
    an kalakalir. isa (a.s.) için ölüm tezgâhlari kurulur, bütün kavim Lût’un (a.s.) kapisina dayanir. Magaradaki Nebî
    (a.s.m.) ile müsrikler arasinda üç adimlik bir mesafe kalir. Bedir’de mü’minler üç kat güçlü bir orduyla karsilasir.
    Bütün âlem-i islâm, bir yanda Mogol, öte yanda Haçli ordulari arasinda sIkIsIp kalir. Batinin, islâm âleminin
    yaridan çogunu sömürgelestirdigi; kalan kismini da fikrî esaret altina aldigi ‘sömürgecilik’ günleri yasanir.
    Ama Allah asla terketmez. O, ‘imkânsiz’in onun için ‘imkânsiz’ oldugu bir Kadîr-i Mutlak’tir. O herseye Kâdir’dir;
    hiçbir sey, hiçbir sebep ona karsi duramaz. O Latîf’tir; ‘sebeplerin sukut ettigi’ sanilan noktada dahi, herseye
    nüfuz eder ve asilmaz sanilan engelleri asarak lütfuyla mü’minleri sevindirir. O Habîr’dir; kapali kapilar ardinda
    alinan ‘gizli’ kararlarin hiçbiri O’ndan saklanabilmis degildir. O Azîz’dir; her türlü sebebin üstündedir, ve emrine
    dil uzatarak izzetine satasanlari, cümle âleme zelil ve maskara eder. O Cebbar’dir; herseye boyun egdirir. O
    Müheymin’dir; kullarini koruyup gözetir. O Mugîs’tir; ‘hersey bitti’ sanilan anlarda dahi, kullarini alip kurtarir. Ve,
    eger hikmeti iktiza ederse, Serîü’l-Hisab’dir; gerekirse, hesabi çabucak görür.
    Hem, Hakîm’dir de. Hikmeti geregi, su dünyayi bir ‘meydan-i imtihan’ olarak yaratmistir—tâ ki, elmas ruhlar ile
    kömür ruhlar taninsin ve bilinsin. Zaten o yüzden mühlet verir.
    Ne ki, kimileri bu mühleti, ne yaparsak yanimiza kâr kaliyor seklinde yorumlar; ‘duruma hâkim’ olduklari zannina
    kapilirlar. inananlar ise, Allah’in kimilerine verdigi mühleti, eger her gün ve her saat O’nun güzel isimlerini
    teneffüs etmekte ihmale düserlerse, “Acaba terk mi edildik?” korkusuyla karsilarlar.
    Hayir! Allah mühlet verir; ama asla terketmez.
    Bu muhakkak bilinmelidir.
    Metin KARABAŞOĞLU
    www.karakalem.net
    Yazarın ismi niye silinir,anlamak mümkün değil!

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Tenya'lara el-hücummmm allah allah allaahhh
    2005 Konuları bölümünde CreMaToRiuM tarafından açılmış
    Yanıt: 7
    Son Mesaj: 13.10.05, 19:18

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •