Allah asla terk etmez!
« : Ocak 17, 2008, 06:38:35 ÖS »
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
Allah insanlara mühlet verir. Su dünyayi bir imtihan ve ‘sinanma’ yeri olarak yaratmistir; ve su dünyada, insanlik tarihinin iki ana akimini bu ‘mühlet’in içinde sunar. Mühlet verir; ama asla terketmez.
BiR BÜTÜN OLARAK insanlik tarihine baktigimizda, karsimiza çikacak en çarpici vâkyalardan biri, ‘dalgalanmalar’dir. Bir fert olarak kendi hayat tarihçemizde de bir dizi ‘dalgalanma’ yasanir durur.
Bu gelisler ve gidisler, inisler ve çikislar insanin yüregini helecana sürüklese bile, önemli ve degerlidir. Zira, Kadîr-i Rahîm nasil deniz içindeki baliklari denizin akcigeri hükmündeki dalgalar sayesinde suya karisan oksijenle besliyorsa, insan da bu dalgalanmalar ve gelgitler ile beslenir durmaksizin...
Nitekim, söyle hayatimizin en verimli, en semereli, sonuçlari itibariyla en bereketli zamanlarina bakalim: Bu zamanlar, dalgalarin saha kalktigi musibet anlaridir. insan musibetlerin insani alabildigine sIktIgI o dalgalanma anlarini sükûnla, sabirla ve “Bu olayla bana ne söyleniyor?” sorusuna cevap arayisiyla geçiriyorsa, yasadigi acilardan hayat boyu tadilacak tatli sonuçlar çikarir. Yüreginin daraldigini hissettigi o zamanlarda, hayat boyu teneffüs edecegi hakikat oksijenleri bulur.
Velhasil, ‘dalgalanmalar’ suretinde akseden bu ‘sinanma’ anlari, gerçekte hayata tadini ve anlamini veren
anlardir. Ama bu, bu anlarda, az önce sözünü ettigimiz hali yasayanlara mahsus kalir. Öte yanda ne yazik ki bu
kadar açik mesajlara ragmen ne ders, ne de ibret alanlar vardir.
Manidardir, kendi hayatlarindan bu ders ve ibreti çikarma inceliginden mahrum olanlar, bir bütün olarak insanlik
tarihinden de ayni dersi ve ibreti çikaramayacak kadar kördürler. O yüzden, hayat çizgilerini kesintiye ugratan,
hayat ritimlerini bozan, hayat anlayislarini sorgulanir duruma getiren ‘sinanma’ anlarinda, Kur’ân’in deyisiyle,
‘ne tevbe eder, ne de hatirlarlar.’ Bu olayin niye yasandigini sormaz; bilakis inat ve isyanlarini arttirirlar.
Arizanin asil sebebini farkedebilecekleri müthis imkânlari, magrurcasina giristikleri ‘balans ayarlari’ ile kisa
vadeli ucuz kârlara, ama sonucu hüsran olan adimlara dönüstürürler. Bu hüsranlarin en büyügü ise, kabrin öte
tarafinda durmaktadir. Ölüm ötesinde; kimi yüzlerin utancindan mosmor, korkusundan bembeyaz, kahrindan
kapkara kesildigi o günde yasayacaklari en büyük hüsran ise henüz akillarinin ucunda dahi degildir.
Allah insanlara mühlet verir. Su dünyayi bir imtihan ve ‘sinanma’ yeri olarak yaratmistir; ve su dünyada,
insanlik tarihinin iki ana akimini bu ‘mühlet’in içinde sinar. Ölüm ötesinde hakikatin mutlak hükümranligi vardir;
ama imtihan geregi, su dünyada, ‘günler döndürülür.’ Hakikat nurlari kâh her tarafi kaplar, kâh gizlenir. Kâh
gündüz olur, kâh gecenin karanligi çöker insanligin üzerine. Kâh baharlar ve yazlar yasanir, kâh güzler ve kislar.
Bu gelgitler ve ‘dalgalanma’lar hengâminda, insanlar sinanirlar: O’na teslim olanlar veya nefsine teslimiyeti
tercih edenler, O’na itaat edenler veya isyan edenler, O’nun emrine uyanlar veya emrine baskaldiranlar, O’nu
taniyanlar veya O’ndan gafil olanlar, O’nu bilenler veya unutanlar... su dünya hayatinin akisi içinde, bu
‘dalgalanmalar’la ayrisir durmaksizin.
Mü’minler, bu ‘mühlet’in suuruyla, ne zafer anlarinda ‘gurur sarhosu’ olur; ne de ucu cehenneme uzanan ates
irmaklarinin yolcularinin galebe çaliyor gözüktügü anlarda ümitsizlige kapilirlar. Aksine, böylesi anlarda sabir,
teslimiyet, tevbe, tevekkül, tefekkür, dua, tezekkür, iltica, istigfar, iztiâze, istiâne.. gibi bir dizi ubudiyet haliyle
donanirlar. Gerçi dünyanin onlara dar geldigi, herseyin çikmaz gözüktügü, Kiyameti çok yakinlarinda
hissettikleri anlar bile yasanir. ibrahim (a.s.) atese atilir. Musa (a.s.) önünde deniz, ardinda Firavun ordusu; bir
an kalakalir. isa (a.s.) için ölüm tezgâhlari kurulur, bütün kavim Lût’un (a.s.) kapisina dayanir. Magaradaki Nebî
(a.s.m.) ile müsrikler arasinda üç adimlik bir mesafe kalir. Bedir’de mü’minler üç kat güçlü bir orduyla karsilasir.
Bütün âlem-i islâm, bir yanda Mogol, öte yanda Haçli ordulari arasinda sIkIsIp kalir. Batinin, islâm âleminin
yaridan çogunu sömürgelestirdigi; kalan kismini da fikrî esaret altina aldigi ‘sömürgecilik’ günleri yasanir.
Ama Allah asla terketmez. O, ‘imkânsiz’in onun için ‘imkânsiz’ oldugu bir Kadîr-i Mutlak’tir. O herseye Kâdir’dir;
hiçbir sey, hiçbir sebep ona karsi duramaz. O Latîf’tir; ‘sebeplerin sukut ettigi’ sanilan noktada dahi, herseye
nüfuz eder ve asilmaz sanilan engelleri asarak lütfuyla mü’minleri sevindirir. O Habîr’dir; kapali kapilar ardinda
alinan ‘gizli’ kararlarin hiçbiri O’ndan saklanabilmis degildir. O Azîz’dir; her türlü sebebin üstündedir, ve emrine
dil uzatarak izzetine satasanlari, cümle âleme zelil ve maskara eder. O Cebbar’dir; herseye boyun egdirir. O
Müheymin’dir; kullarini koruyup gözetir. O Mugîs’tir; ‘hersey bitti’ sanilan anlarda dahi, kullarini alip kurtarir. Ve,
eger hikmeti iktiza ederse, Serîü’l-Hisab’dir; gerekirse, hesabi çabucak görür.
Hem, Hakîm’dir de. Hikmeti geregi, su dünyayi bir ‘meydan-i imtihan’ olarak yaratmistir—tâ ki, elmas ruhlar ile
kömür ruhlar taninsin ve bilinsin. Zaten o yüzden mühlet verir.
Ne ki, kimileri bu mühleti, ne yaparsak yanimiza kâr kaliyor seklinde yorumlar; ‘duruma hâkim’ olduklari zannina
kapilirlar. inananlar ise, Allah’in kimilerine verdigi mühleti, eger her gün ve her saat O’nun güzel isimlerini
teneffüs etmekte ihmale düserlerse, “Acaba terk mi edildik?” korkusuyla karsilarlar.
Hayir! Allah mühlet verir; ama asla terketmez.
Bu muhakkak bilinmelidir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla





