Ülkenin huzurunu, toplumsal barışı ilgilendiren hemen her önemli tartışmada taraflara gereken uyarıyı yapmıyor.
Bekliyor. Ne zaman ki hükümet başkanı konuyla ilgili görüşünü açıklar, o zaman onun koşutunda derde şifa olmayacak bir şeyler söylüyor.
Yüzünde yapmacık bir gülümseme… İşine geldi mi siyasetçi kimliğini sergiliyor. AKP’nin izlediği yoldan ayrılmamaya özen gösteriyor.
Bu tutumuyla tarafsız, ülke sorunlarına duyarlı bir cumhurbaşkanı portresi çizdiğini sanıyor.
Çankaya’daki; RTE’nin, Müslümanın parasını dolandırarak dinci siyaset yapan yayın organlarına yatıran Müslüman Deniz Feneri olayını örtmek için Doğan grubuna saldırmasını basit bir medya-iktidar kavgası gibi görüyor.
Tarafsız bir konumda olduğunu anımsatarak, daha doğrusu tarafsızlık kimliğinin arkasına sığınarak “Olay kurumlar arası olsaydı müdahale ederdim, ama?...” diye bir mazeret üretiyor.
RTE’nin Doğan grubuna karşı başlattığı ve haftalarca sürdürdüğü saldırıların basın bağımsızlığına, yayın özgürlüğüne yönelik bir saldırı olmadığına inandığını ifadeden çekinmeyen bir cumhurbaşkanı var başımızda!
RTE-Doğan kavgasını irdelemekten kaçınırken söylediği şu sudan yoruma bakınız; “Bayram barıştırır!”
Gizli açık faşizan inançlarla yoğurulan kafalar yönetiyor ülkeyi.
***
RTE-Doğan kavgasını yorumlarken Çankaya’daki, basın özgürlüğüne yönelik saldırıların ülkenin temeline konulan bir dinamit olduğunu irdeleyen bir iki cümle söyleyemez miydi?
Anayasa, evet cumhurbaşkanlarına kurumlar arasında uyumu sağlamayı emrediyor.
Ama aynı anayasa, demokrasinin belli başlı temellerinden olan basın özgürlüğünün korunmasını da emrediyor.
Üstelik Çankaya’daki, siyasal gerginlikleri Çankaya Köşkü’nde iktidar ve muhalefet partisi liderlerinin katılacağı Kayseri mantısı sunduğu öğle yemekleriyle ortadan kaldıracağını sanıyor.
Batılı bir siyaset adamı olduğunu uçağa binerken eşinin şemsiyesini tutarak kanıtlayan doğulu bir erkek!
Sorunları irdelemekten kaçan, bir AKP’li olduğunu hiçbir zaman unutmadığını sözleriyle, hareketleriyle belgeleyen dinci bir cumhurbaşkanı.
***
Deniz Feneri sorunu Türkiye’yi ayağa kaldırmış; Müslümanı Müslümanlıkla dolandıran dernekler türemiş. Bu dernekleri yöneten, toplanan milyonlarca Avro’yu dinci siyaset yapan Kanal 7’ye aktaran adamların hemen hepsi AKP’ye kafa itibarıyla bağlı kişiler ve başlarında Zekeriya Karaman, “kardeşi” RTE’nin akrabası.
Alman yargıç, Deniz Feneri dolandırıcılığında dört isim söylüyor. Biri de RTÜK Başkanı Zahid Akman.
Çankaya’daki, Deniz Feneri dolandırıcılığı ile veya Zahid Akman’ın ortaya dökülen kirli çamaşırlarıyla ilgili soruları yanıtlamak istemiyor.
Bu memlekette yargı varmış, ilgilenecek kurumlar varmış!
***
Var olmasına var da bu kurumları dikkate alan, örneğin adı Fener’in dışında pek çok olaya karışan Zahid Akman’ı istifaya çağıran -Meclis Başkanı dışında- hükümetten ve iktidar partisinden tek bir AKP’li yok orta yerde.
Deniz Feneri olayının Türkiye şubesi henüz yargıya intikal etmedi.
Böyle ulusal vicdanı sızlatan uluslararası dolandırıcılık olayı karşısında Çankaya’dakinin hükümeti, yargıyı göreve çağırması gerekmez mi?
Hayır, gerekmiyor. Çankaya’daki, gündemdışı konularda yüksek fikirlerini söyleyerek görevini yerine getirdiğini düşünüyor. Kamuoyunun yuttuğu sanısıyla herhalde ıstakozlu makarnayı özleyen eşi Hayrünnisa Hanım’la ABD’ye giderken görev süresi yedi yıldan beş yıla inerse yeniden aday olup olmayacağını uçakta gazetecilerle tartışıyor.
Kurtuluşun yolu bir buçuk yıl öncesine kadar birdi; şimdi ikiye çıktı.
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
oda emir kulu 