Türkiye’nin başı ağrıyacak
AİHM’de yıllarca görev yapan Türk yargıç Rıza Türmen, Ümraniye soruşturmasındaki hukuk ihlallerini yazı dizisi yaptı

AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) yıllarca Türkiye’yi temsil eden yargıç Rıza Türmen, Ümraniye soruşturması ile ilgili önemli noktalara vurgu yapan bir yazı dizisi hazırladı. Soruşturma kapsamında savcılar tarafından yapılan hukuk ihlallerine
dikkat çeken Türmen, bu ihlalerle ilgili AİHM’ye yapılacak başvuruların Türkiye’nin başını ağrıtacağını ifade etti. Milliyet gazetesindeki köşesinde yayınlanan dizinin birinci bölümünde “ Tutukluluk” konusunu ele alan Türmen özetle şunları yazdı:


Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi özgürlüğün hangi durumlarda sınırlandırabileceğini ve özgürlüğü sınırlanan kişinin sahip olduğu güvenceleri belirtiyor. Maddenin iki amacı var. Bireyin özgürlüğünün keyfi bir biçimde sınırlandırılmasını önlemek ve tutuklama durumuna bir sınır getirmek. Unutmamak gerekir ki, tutuklanan kişi, mahkûm olana dek, masumluk karinesinden yararlanmakta. Başka bir deyişle, mahkûmiyet kararı kesinleşene kadar herkes masum sayılıyor. Gözaltı ya da tutuklamada bir insanın özgürlüğü suçlu olduğuna ilişkin bir kuşku nedeniyle geçici olarak sınırlanmakta. O nedenle AİHM, ilgili makamların bu konuda çok özenli davranmalarını istiyor.

Tutukluluğun devamı şarta bağlı
Sözleşme, tutuklanan kişinin makul bir süre içinde yargılanmasını ya da serbest bırakılmasını öngörüyor. Esas olan, yargılamanın tutuksuz yapılması. Tutuklu olarak yargılanacaksa, tutukluluk makul bir süreyi geçmemeli.
Gözaltı ya da tutukluluk için her şeyden önce bireyin suçlu olduğuna ilişkin makul bir kuşkunun bulunması gerekiyor. Bu bir önkoşul. Ancak belirli bir süreden sonra bu yeterli değil. Tutukluluğun devamı için buna ek olarak şu nedenler aranıyor: a. Sanığın kaçma tehlikesinin bulunması. b. Kanıtların karartılması olasılığı c. Tanıklar üzerinde baskı yapılması riski. d. Aynı suçun yenilenmesi tehlikesi. Bu nedenlerin, somut unsurlara dayandırılması önemli. Ancak, tutukluluğun devamına karar verildiğinde, yukarıdaki nedenlerin hangisinin mevcut olduğunun ayrıntılı olarak belirtilmesi gerekiyor. Türkiye’nin AİHM’deki sürekli sorunlarından biri bu.
Tutukluluk süresinin uzatılmasına karar verilirken, “suçun niteliği, kanıtların durumu” gibi genel, sterotip bir ifade kullanılmakta ve AİHM bunu yeterli bulmadığından her keresinde ihlal kararı çıkmakta.

Başka yöntemler var
Oysa Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 101. maddesi “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukuki ve fiili nedenler ile gerekçelerin gösterilmesini” öngörüyor. Ayrıca, AİHM, tutukluluğun devamı kararı verilirken kefaletle tahliye ya da yurtdışına çıkma yasağı gibi başka önlemlere neden başvurulmadığını inceliyor.

’Makul kuşku’ kriteri
AİHM, tutukluluğun sürdürülmesini haklı göstermek için hükümetler tarafından ileri sürülen, işlenen suçun ağırlığı, tutuklu kişinin bu suçu işlediğine dair ciddi kanıtlar bulunduğu ya da soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi gibi gerekçeleri yeterli bulmuyor. Birinci ve ikinci aşama geçilmişse, yani makul bir kuşku varsa ve tutukluluğun devamı için yazılan gerekçe yeterli ise üçüncü aşama olarak AİHM, ilgili makamların soruşturmanın yürütülmesinde gerekli özeni gösterip göstermediklerini inceliyor. Soruşturma gereksiz yere, ilgili makamların ihmal ya da kusuru nedeniyle uzamışsa, AİHM, ihlale karar veriyor. Ergenekon davasına gelirsek. AİHM her şeyden önce, gözaltına alınan ya da tutuklanan kişinin suçlu olduğu konusunda makul bir kuşkunun bulunup bulunmadığına bakacak. Örneğin, sadece ifadesini almak amacıyla bireyin özgürlüğü sınırlanmışsa bu bir ihlal nedeni olabilir.

Gerekli özen gösterilmek zorunda
İkinci olarak, tutukluluğun devamı kararında mahkeme, yukarıda değinilen gerekçelere yer vermiş mi, yoksa genel, sterotip bir gerekçeye mi dayanmış? AİHM bunu inceleyecek. Bu incelemesi sırasında tutukluluk süresini de göz önünde bulunduracak. Üçüncü olarak, ilgili makamlar soruşturmanın yürütülmesinde gerekli özeni gösteriyorlar mı? AİHM buna bakacak. Tutukluluğun aylardır sürmesine rağmen henüz dava açılmamış olmasının AİHM açısından sorun yaratacağı kuşkusuz. Böyle bir davada AİHM, hükümetin tutukluluk süresinin uzamasının kendi kusurundan kaynaklanmadığını göstermesini isteyecek. Burada önemli olan bir nokta da şu: Gözaltı ya da tutuklulukla ilgili olarak AİHM’ye başvuru yapılmak istenirse, başvuruyu en geç gözaltı ya da tutukluluk durumu sona erdikten 6 ay içinde yapmak gerekiyor. Ayrıca Sözleşme’ye aykırı olan tutuklamalar nedeniyle başvurucunun tazminat istemeye hakkı var. Böylesine önemli davada Türkiye’nin AİHM’nin ilkelerine uymakta özel bir dikkat göstermesi beklenir.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ha...y.php?hit=9939
----------------------------------------------------------------------
akp lilerin taptıkları ab bunlara yamuk yapar mı?