Bu satırları yazmaya başladığımda şehit sayımız 6 polisimizle beraber 23 olmuştu. İçimde müthiş bir isyan var ,hem siyasilere, hem de komutanlara…
Millet patlama noktasına gelmiş, Allah korusun, küçük bir provakasyon bile ülkeyi karanlık noktalara sürükleyebilir.
Ülke AKP’nin iktidarda kalabilmek için verdiği tavizlerin bedelini ödüyor. Sevgili okur, gelin biraz bilgi tazeleyelim; AKP nasıl kuruldu?
“Tayyip Erdoğan ve ekibinin, AKP'yi kurma aşamasında ABD Büyükelçiliğinde görevli üst düzey mason, müsteşar Lawrence ile sık sık görüştükleri ve yine Abdullah Gül'ün İngiltere Büyükelçisi Sir David Logan'ı makamında ziyaret edip parti çalışmaları hakkında bilgilendirdiği basına sızdı.
Tayyip Erdoğan'ın AKP'yi kurmadan önce 18 Temmuz 2001'de İsrail büyükelçisi David Sultan'la bir görüşme yaptığı ve Ona "Yeni oluşacak partinin İsrail ve ABD politikalarına asla ters düşmeyeceği" yolunda garanti verdiği konuşulup yazıldı. Bu David Sultan, uzun yıllar İsrail ordusunda görev yaptıktan sonra dışişleri kadrosuna alınan azılı bir İslam düşmanıydı...
Ve yine Amerikan güdümünden çıkan Milli ve güçlü orduya karşı, alternatif bir polis teşkilatını kurmayı ve bunu ılımlı ve Amerikancı İslamcılarla doldurmayı ve ordu-polis çatışması gibi bir kaos ve kavgayı başlatmayı amaçlayan, Emniyetteki "Süper NATO" örgütlenmesinin ele başlarından sayılan Abdulkadir Aksu ve ekibi de Tayyip Erdoğan'ın çekirdek kadrosunu teşkil etmekteydi. Turgut Özal 1983'ten itibaren, ABD'nin talimatları doğrultusunda "Polis vazife ve Selahiyetleri yasasını" değiştirdi. 1987 de polis, iç güvenlik harekatında TSK'nin önüne geçirildi. Polise olağanüstü yetkiler hatta TSK içinde bile istihbarat toplama imkanları verildi. Bu "Özel Harekat Timleri" ABD'li subaylar ve MOSSAD tarafından eğitildi. Emniyetteki ele başları ise, Korkut Özal'ın hazırlayıp, ANAP'a devrettiği bir ekipti.
USIP (Birleşik Devletler Bariş Ve Strateji Enstitüsü) gibi Siyonistlerin kontrolündeki örgütlerin Tayyip Erdogan, Fethullah Gülen ve Çevik Bir'le ortak ilişkileri dikkat çekmektedir.
USIP, CIA ve Pentagonla bağlantılı, başka ülkelerde ve özellikle Türkiye'de iktidara gelecek kişilerin İsrail ve ABD'ye sadık kalıp kalmayacaklarını araştıran ve garantiye alan bir üst kuruluş olarak bilinmektedir (yazının yazarını şu an hatırlayamadım).”
Bu hatırlatmalardan sonra gelelim PKK terörüne… PKK kendi başına bir hiç ama BOP projesi doğrultusunda AB-D ve İsrail tarafından kiralanmış taşeron katil sürüsü olarak bir güçtür. Bu katil sürüsünü kullanan, destekleyen devletler bellidir. İsrail vaat edilen topraklara sahip olmak ve varlığını devam ettirebilmek için ABD’yi BOP projesine inandırmıştır.
Ülkemizde BOP’un “eşbaşkanı” olmakla övünen bir Başbakan var. Diyarbakır’ın bu proje kapsamında “bir yıldız(!)” olacağını söyleyen bir Başbakan var. ABD’ye gittiğinde Türk vatandaşlarına “ABD vatandaşı olun” diye tavsiyede bulunabilecek kadar kimlik kaybına uğramış, başbakanı olduğu ülke ve vatandaşlarını aşağılayan bir Başbakan var.
Sıfır terör ile aldıkları terörü getirdikleri nokta ortadadır.
AKP bir zulüm iktidarı halini gelmiştir. Sadece Türk vatandaşları için değil, Irak’da öldürülen 1.5 milyon müslümanın ve tecavüze uğrayan binlerce Iraklı kadının acılarında da büyük katkısı vardır. 1 Mart teskeresi geçmedi diyenler ABD askerlerinin ihtiyaçlarının Türkiye üzerinden karşılandığını ve hava sahamızı ABD’ye açtığımızı görmezden geliyor.
AKP Irak’ın kuzeyinde sessizce kurulan Kürt devletine her türlü desteği vermiştir. Barzani’ye kendi halkına verdiği elektriğin yarı fiyatına elektrik vermiştir. PKK’nın gelirinin asıl kaynağı Türkiye’dir. Siyasiler bu konuda en ufak bir tedbir almamıştır. Barzani ve PKK’nın Habur Gümrük kapısından beslendiği biline biline açık tutulmuş, Türkmen kardeşlerimize lazım olan Ovacık sınır kapısı açılamamıştır.
PKK’nın Türkiye üzerinden yaptığı esrar-eroin ticareti girişte engellenemeyip çıkışları engellendiğinden mal içeride patlamış, bu garip durumdan dolayı AB vatandaşları korunmuş ama ülkemizde okul kapılarında 5 liradan esrar satılmasına sebep olunmuştur. Kısacası PKK ve CİA çocuklarımızı sadece dağda öldürmüyor, okul bahçelerinde de öldürüyor.
AKP uyduruk bir arabuluculuk icad ederek orduyu oyalamış, PKK’nın güçlenmesine zemin hazırlamıştır.
Bütün bu rezillikleri örtbas etmek için konusunun uzmanı, konuşan-yazan insanları “Ergenekon” diye hukuğun “gukuk”laştırıldığı bir süreç ile bay-pas etmişlerdir.
Basın diye bir şey kalmadı, halkın haber alma özgürlüğü engellendi. Zaten basında belli konularda uzman gazeteci de kalmadı. Irak’ı iyi bilen gazeteciler nerede? Gazeteler ajansların kendilerine servis ettiği haberleri manşetlerine taşıyor. Durum böyle olunca da Irak’da iş yapan Türk İşadamlarının Barzani’ye “BAŞBAKAN” dediğini ve ticaret yaparken başbakan olarak evraklarını Barzani’ye imzalatmak zorunda kaldıklarını kimse yazmıyor.
Türkiye’de artık o bilinen PKK terörü falan yok ! Türkiye savaşıyor. Kafasında beyin yerine “löp” taşıyan ahmaklar hala terör diyor. Gündüz gözüne 350 katil top-tüfekle geliyor, birileri buna terör diyor. Aslında ABD destekli Barzani, İsrail, İngiltere gibi emperyalist devletlerle savaşıyoruz biz. Türkiye topyekun bu savaşa hazır olmalıdır diyeceğim de… Siyasi ERK(!) BOP ile görevli iken bu iş nasıl olacak?
14-08-2006 tarihinde Terörle Mücadele mi?? Gerçek mi(!)? başlıklı bir yazı yazmışım. http://www.internetajans.com/default...wid=18&aid=515
Hükümet gene asıp-kesiyor…“Terör ile mücadelede çok kararlılar(!)” ama askerin isteklerini de “her zaman ki gibi” vermek istemiyorlar. Terörün olmadığı Fransız yasaları ile askerin elini-kolunu bağlayıp teröriste kucak açacaksınız, sonra da sizi yuhalayanlara tahammül edemeyeceksiniz.
O kucağına oturduğunuz ülkelerde sizi o koltuklarda bir saat bile oturtmazlar.
Yalçın Küçük önemli bir analiz yapmış:”Roma’yı ve Caligula’yı teorileştirerek rejimlerin çöküş döneminde yukarılara yeteneksizleri taşıdığını” anlatmış.
Bu görüşe ben de katılıyorum. Sistemin oturduğu hiçbir ülke alt kültür insanlarını iktidara taşımaz. Taşıdığınız zaman o insanlar uygulamada gördüğünüz gibi “ne oldum delisi “olur. Anadolu’da bir söz vardır: "Asıl azmaz, bal kokmaz. Kokarsa yağ kokar, aslı ayrandır.”
Şehit cenazesinde Cumhurbaşkanı yuhalandı. Cumhurbaşkanı mahalle kabadayısı mıki de el-kol hareketi yapıyor? Sonra öğreniyoruz ki, protosto eden vatandaşı korumalarına gösterip “tutuklayın” demiş. Devletin en başına oturan kişinin olgunluğuna hayran oldum (!).. Başbakan Kırıkkale’de yuhalanıyor. Milli olmayan Milli Eğitim Bakanı’nı üniversitede yuhaladılar. Bakan protostoya dayanamıyor, gençler dışarı çıkartılıyor. Bakan’ın ağzından çıkan söz akıllara ziyan. “Bunların ağa babaları içeride(!)” diyor. Bu söze de “yuh” desem ayıp mı olur? Yandaş ve asker düşmanlığı yapan medya gibi, Ergenekon sanıklarını çoktan mahkum etmişler. Bunlar hukuksuzluğu kendilerine şiar edinmişler.
Bir ülkeyi aydınlatıp bilgilendirecek olan milli aydınlardır. Milli aydınların bir kısmı 1-1.5 yıldır içeri de, diğerleri de işsiz bırakılmışlar. Geriye Soros’un maaşlı çocukları kalmış. Bu medya oluşumunu kim sağlamış? Mevcut iktidar. Peki eeeey okur ve bilumum sorumlu kurumlar, Allah aşkına siz bu hükümetten bu ülkenin hayrına ne bekliyorsunuz? Kendinizi kandırarak tatmin mi oluyorsunuz?
Mevcut iktidara da birkaç söz: Unutmayın ki “rüzgar eken fırtına biçer.” Sizler Firavun olmaya talip oldukça, bütün “erkek” çocukları öldürseniz de, bir Musa mutlaka büyüyecektir. Sizler Bolu Beyi olmaya talip oldukça, Köroğlu mutlaka olacak ve garip Ayvaz’lar da Köroğlu’na yoldaş olacaktır. Bu yuhalamalar da sizi Köroğlu'nun nal sesleri gibi ürkütüyor. Ve getirdiğiniz yasaklara rağmen yuhalamalardan kurtulamıyorsunuz. Tabiatın bir kanunudur:” Etkinin şiddeti ne kadar yüksek ise, tepki de o derece şiddetlidir”.
Sevgili okurlar, ben şu ara seyahatteyim. Gezdikçe duyduklarımdan tüylerim diken diken oluyor. Halk arasına korkunç fitne tohumları ekilmiş. AKP’nin Allah’dan korkmadan halka enjekte ettiği kanser gibi bir inanaç var. AKP’ye yapılan eleştirilere “dinsiz insanların dindar insanlara attığı iftira” diye bakıyorlar. Bu hakikaten sözün bittiği yerdir ve bu ülkeye PKK bile bu kadar büyük bir kötülük yapamaz. Vakit-Taraf gibi şehir kanalizasyonuna dönen gazeteler hükümetin yandaş basını ise , gerçekten artık bazı kurumların çok iyi düşünmesi gerekir.
Bu iktidarın bu hale gelmesinde en büyük vebal Hilmi Özkök’ündür. 1 Mart teskeresi ve ABD’nin Irak işgali konusunda asker “din istismarcısı siyasileri yalnız bırakalım gününü görsün” mantığı ile yaklaşarak inisiyatifi kaybetmiştir. Siyasetin kurumlara, kurumların siyasete olan güvensizliği sonucunda koskoca ülke aşiret devleti halini almıştır. Verso Başkanı Erhan Göksel’in söylediği bir söz var: “Rakibim hata yapsın ben kazanırım” zihniyeti bir ülke için en tehlikeli durumdur. Çünkü; rakip hata yaparsa siz kazanmazsınız; ülke kaybeder.”
Nihayetinde de ülke kaybetti, kaybediyor.
Aktütün baskını bir rezalettir. Sadece gariban çocuklarının ve 6-7 aylık askerlerin sınır karakollarında yıllardır eğitilen PKK karşısına çıkartılması ayrı bir rezalettir. Bunları 2 yıl önce de yazdım. Paralı askerlik kaldırılmalı, ülkenin asıl nimetlerinden faydalanan insanların çocukları da sınırlarda askerlik yapmalı ve bu durumun vicdanlarımızı daha çok yaralamasına izin verilmemelidir! Teröristin karşısına özel eğitimli timler ile çıkılmalıdır!..
Bütün bu olaylar olurken Jandarmadan da sorumlu olan İçişleri Bakanı nerede idi? Kendisi bu ülkede konu mankeni midir?
Halk arasında “Ali Bebecan” diye konuşulan Ali Babacan PKK’yı taşeron olarak kullanan devletler ve Irak ile ilgili ne yapmıştır diye soracağım ama Avrupa Birliği’nden sorumlu olduğu dönemde kargo kapısından bir ülkeye girmeyi hazmeden bir insandan bir şey beklemeyecek kadar akıllı ve gerçekçiyim.
Uzaya göç etti sandığımız Bahçeli ortaya çıktı, mecliste 96 milletvekilinin PKK’ya yardım ettiğini söyledi (!)… Günaydın efendiiim, hoş geldiniz. Sabah-ı Şerifleriniz hayırlı olsun. Yahu bebek katilinin avukatı en gizli komisyonlarda değil miydi? Milli güvenlik kurulu toplantılarında alınan kararlar Barzani ve PKK’ya nasıl uçuruluyor? Kurumlar arası güvensizliğin olduğu bir ülkede sağlıklı bir karar alınabilir mi?
Beyler ve bayanlar, dünya yeniden kuruluyor. Dünya yeniden kurulurken Türkiye bu kuruluşun dışında tutulmak isteniyor. Askeri, sivili, aydınları ile bütün kurumların tek vücut halde proje üretmeleri gerekir. Geleceğimizi küresel güçlere mi teslim edeceğiz yoksa A-B-C planları mı oluşturacağız? Dünya nereye gidiyor? En az 50 yıl sonrasını görebilen insanların yeni bir yol haritası belirlemesi lazım ama AB-D ve İsrail’in olurlarını almış insanların yollarını AB-D, İsrail feneri ile buldukları sürece bu mümkün mü?
Dünya küresel kriz ile kıvranırken biz bu krizi kendi çıkarlarımız için kullanabiliriz ama kiminle?
Yazımı Atatürk’ün bir sözü ile bitireyim:
“MESULİYETTEN korkan kumandanların hiçbir vakitte icap eden kararları veremediklerini, bunun neticesinde ise, acı felaketler husule geldiğini bizzat ben de muhtelif zamanlarda görmüşümdür. M.Kemal Atatürk”
Mesuliyet ise ülkenin bütün kurumlarının mesuliyetidir!
kaynak
Kelimesi kelimesine katılıyorum bu yazıya


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
