Açın gazeteleri bakın; göreceğiniz şudur: PKK terör örgütü 1999 yılının ortalarından 2004 yılına kadar sesini soluğunu çıkaramaz durumdadır. AKP iktidara geldikten bir yıl kadar sonra PKK yeniden hareketlenmiştir. Bu yeniden canlanışın sebebi, PKK'nın kendisi değil; Türkiye'yi yöneten hükümetin uygulamalarıdır.
Nasıl ki Turgut Özal, Bekaa Vadisi'nde yuvalanan Abdullah Öcalan'a, malum gazeteci ile haber göndermiş; 'Söyle ona yaptığı her şey de yanlış değil!' demiş; Öcalan da bundan cesaret alarak terörü şiddetlendirmişse; bu hükümet de PKK terörünün önünü açmıştır.
Bilinmelidir ki; bu iddiam tamamen somut olgulara dayanmaktadır.
AKP Lideri ve Başbakan Erdoğan; 'Ne demek, 'Ne mutlu Türküm, diyene!' demek. Yarın öbürgün o da 'Ne mutlu Kürdüm, diyene!'derse ne olacak?' diyen bir zihniyetin temsilcisidir. Bunun sonucunda da Kürtçülüğe, bölücülüğe prim verilmiş; onların da ayrı millet oldukları ve ayrı devletleri olması gerektiği düşüncesi Kürtçü bölücülerin bilinç altına yerleştirmiştir.
Başbakan Erdoğan'ın bu tavrının yıkıcı etkileri; 2004 yılında Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu'nun yayımladığı 'Azınlıklar Raporu'na da yansımıştır. O raporu kullanan Sayın Başbakan; 'Türk demeyelim, Türkiyeli diyelim!' diyerek Abdullah Öcalan'ın en eskiden beri savunduğu bir görüşe sahip çıkmıştır. Öcalan, hapishaneden yaptığı açıklama ile Başbakan Erdoğan'a destek vermiştir. Bu konuyu 'Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği' adlı kitabımızın Kimlik Tartışmaları bölümünde ayrıntılı olarak inceledim.
Başbakan Erdoğan 23 Eylül'de Harran Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada bu tavrını tekrarlayarak Kürtçü bölücü harekete moral vermeyi sürdürmüştür. PKK böylece psikolojik üstünlük sağlamıştır.
AKP, aynı zamanda Güneydoğu'daki Şafii dinci yapıyla işbirliğine girmiş; bu bölücü dinci yapı da ayrıştırmayı sürdürmüştür.
İstanbul başta olmak üzere, Kürt kökenli gençlik arasında Türk düşmanlığı, bayrak düşmanlığı kışkırtılmış; bu bölücülük kendisini türban altına gizlemiş ve şehirlerin varoşlarında etkili bir bölücü milis gücü yaratılmıştır. Şehirlerdeki Kürtlerin olduğu gibi AKP'ye oy vermesi; bu işbirliğinin en açık kanıtıdır.
Vatanseverlerin nefes alışverişini bile dinleyen Fethullahçı İstihbarat Şefi Ramazan Akyürek bunları takip etmeyi asla düşünmemiştir.
Hükümet; Avrupa Birliği'ne girmek adına; Güneydoğu'ya AB çizgisine uygun valiler atamıştır. Başta dönemin Diyarbakır Valisi Efgan Ala olmak üzere; bu yönlendirilmiş valiler; bölgede PKK'nın rahatça çalışacağı bir ortam yaratmışlardır. Bundan sonra PKK yandaşları sokaklara dökülerek açıkça terör örgütünü, terörün elebaşısını öven; PKK bayrakları taşıyan gösteriler yapmışlardır. İş bununla da kalmamış; terörist cenazeleri törenlerle kaldırılmış; bu törenlere DTP'li belediye başkanları katılmış; hatta PKK'lı ölen teröristler için 'şehitlik' adı altında PKK damgalı mezarlıklar düzenlenmiştir.
Hükümet bütün bunları seyretmiştir.
Bölgede; PKK'nın korkulu rüyası olan Özel Tim dağıtılmış, etkisizleştirilmiş; hayatı dağlarda geçen teröristle mücadele işi de üç beş ay eğitim yapan genç askerlere bırakılmıştır. Böyle olunca PKK'lılar psikolojik üstünlüğü ele geçirmişlerdir.
PKK yandaşları ve bunların siyasi uzantıları, bölgede koruculuğun kaldırılması için çalışmışlar; bu hükümet de PKK'nın çok çekindikleri korucu örgütlenmesini işe yaramaz hale getirmiştir. Korucular horlanmış, hakları verilmemiş; kendi kaderleri ile başbaşa bırakılmışlardır. Aynı zamanda güçlü bir istihbarat kaynağı olan korucuların etkisizleştirilmesi de PKK'nın moral olarak üstünlük kazanmasına yol açmıştır.
Demokratikleşme adı altında terörle mücadeleyi zayıflatan yasalar çıkarılmış; böylece PKK örgütlenmesi kolaylaştırılmıştır.
ABD'nin Irak'a yerleşmesi sonucunda, Kuzey Irak'taki aşiret reisleri Mesut Barzani ve Celal Talabani; bölücü örgüte daha kuvvetle ve pervasızca destek olmuşlardır. ABD; Türkiye'yi çökertmek için PKK örgütünü desteklemeyi 'örtülü savaş'ın bir gereği olarak sürdürmüştür. Öyle ki TSK'nın hükümete karşın yaptığı Kuzey Irak operasyonu ABD'nin ültimatomu ile erken sona erdirilmiştir. Son olarak da 4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirten Albay William Mayville, terfi ettirilerek Irak'taki ABD kuvvetlerinin başkomutanı yapılmıştır. 5 Kasım 2007'de ABD'de Bush ile görüşen Başbakan Erdoğan'ın orada yaptığı gizli anlaşma işe yaramamıştır. Türkiye sadece ABD'ye verdikleri ile kalmıştır.
Avrupa Birliği en başından beri Türk Silahlı Kuvvetleri'nin etkisinin azaltılması için açık bir mücadele vermektedir ve bunu da AB'ye girmenin temel şartı haline getirmiştir. Avrupa Birliği raportörlerinin tümü de raporlarına bu konuyu almışlardır.
http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=3075
-------------------------------------------------------------------
eserinizle övünün akp ve akpnin yılmaz yandaşları.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla





