"...
Maddesiz bedenli ruh varlıklar ve özel rüyalar 3 farklı etkileme durumu Uykuda yapabildikleri yalnızca rüyalar ama nispeten en kolay uygulayabildikleri bir yöntem. Örneğin lüsid rüyalar.
Uyku-uyanıklık arası hali ise başka bir ideal durum oluşturuyor. Çünkü rüyadan farklı olarak kişiye yaşadıklarının rüya olmadığı hissi verilir. Bu şekilde kişi astral seyahate çıktığında yani ruhunun bedeninden ayrılması olayının bir rüya olmayıp gerçek olduğunu sanır. Bu şekilde ölünce ruhunun yaşayacağı yalanına inandırılır.
Uyanıkken ise yapabilecekleri şey görüntü (vizyon) göstermedir. Ama kişinin bilinci yerindedir. Herşeyin farkındadır. Uyanıkken yapabildikleri bununla sınırlı değildir. Öfke, uysallık, sevgi, nefret, bir yere yönlendirme duyguları ve kişiyi etkileyen vd. etkileri vardır. Altıncı his yoktur. Dejavu gibi hisler cinlerin etkilerinden kaynaklanır. Rüyada beyne yerleştirilen bilgiler, kişiye uyanıkken yeniden ve bu kez gösterdikleri olayı bizzat yerinde yaşatarak oluştururlar.
Diğer birçok yöntemlerden birçoğu "Uyku-uyanıklık arası" türüne uyum gösteren şeylerdir. Örneğin hipnoz, meditasyon, yoga (asıl yoga, fiziksel egzersiz değil) gibi şeyler beyni uyuşturmaya yönelik yöntemlerden sadece birkaçıdır. Bunların beyni kontrol edebilmeleri için beynin uyuşması - düşüncelerden arındırılması - yavaşlatılması şarttır. Uyuşturucu madde kullananlar bilmeden kendi zihinlerini uyuşturarak (uyku-uyanıklık arası duruma girerek) bu etkiye açık hale gelirler. Her durumun mutlaka bu maddesiz bedenli ruh varlıklar tarafından otomatikman fırsat olarak değerlendirileceği demek değildir. Ama kim bilebilir?
Alıntı->Meditasyon "Eğer insanların zihinleriyle oynayabilen "maddesiz bedenli ruh varlıklar" varsa insanlara herşeyi inandırabilirler. Hipnoz beyni etkilemek değil midir? Ya da "haberci rüyalar" nedir? Beyine sesler, görüntüler, uykuda veya yarı uykudayken vs. verilebiliyorsa her şey olur. İnsana birçok şey inandırılabilir. Uyuşturucu kullanan kimselerin - bir tür uykululuk hali, beynin çalışmasının yavaşlatılması - halusinasyonlar görmesi tastlantı mıdır? Konular farklı adlar taşısa da - hipnoz, reenkarnasyon, durugörü, telepati, ruhsal irtibat, astral seyahat vs.- özünde aynı şey var; ruhçuluk.
Daha doğrusu "maddesiz bedenli ruh varlıkların" insanların zihinlerini uyurken rüyalarla, uyanıkken önce çeşitli yöntemlerle uyuşturarak - örneğin hipnoz veya trans - (aracılık eden kişiler olan ve olmayan şekilleriyle) zihinlerini ele geçirmeleri ve sonra da istedikleri sesleri, görüntüleri, bilgileri o kişinin belleğine yerleştirmeleridir. Örneğin bir çocuğun zihnine önceki yaşantısına ait olduğuna dair birtakım veriler yerleştirilirse, bundan reenkarnasyon inancı oluşturulur. Çocuk gider önceki ailesine ait evi eliyle koymuş gibi bulur, aile fertlerini tanır vs. Bazı kişilerin başından geçenlerin anlatıldığı olayların konu edildiği yazılar var. Bütün hepsi ruhçulukla ilgili ve sonuçta insanların beyinlerinin yapay olarak etkilendiği ve yanlış inançların oluşması için maksatlı olarak tertiplenmiş aldatmacalardır. Tabii insan kaynaklı değil. Yoga, meditasyon ve zikir gibi uygulamalar zihnin düşüncelerden arındırılması değil midir? Neden hipnozda birine gevşe, hiç birşey düşünme denir? Pharmakia (bugünkü kullanımı Pharmazie) sözcüğünün ruhçulukta kullanılan ve zihni uyuşturan uyuşturucu maddelerle ilgisi vardır. Amaç beynin kullanılabilir bir hale, kıvama getirilmesidir, yavaşlatılmasıdır ki, "maddesiz bedenli ruh varlıklar"ca kontrol edilebilsin. Bir örnek zikirdir: İnsanın zihninden düşünceleri boşaltması zordur. Ama eğer herhangi bir sözcüğü sürekli tekrarlarsanız, aslında aynı etkiyi yapmış olursunuz. Yani zihin karmaşık düşüncelerden sıyrılır ve tekdüze olarak ele geçirilebilir bir kıvama girer. Sözcüğün şu ya da bu olmasının bir önemi yoktur. Amaç kişinin karmaşık düşüncelerinin engellenmesidir. Bu sözcük herhangi bir sözcük olabilir, yeter ki maksat yerine gelsin."
Maddedeki şu ifadelere dikkat edilirse daha iyi anlaşılabilir:
Zihni düşüncelerden boşaltarak zemin hazırlamak:
Konsantrasyon yöntemi: Dikkatin tek bir noktada toplanmasına dayanır. Zihnin konsantre olduğu bu nokta, soyut bir düşünce, bir mandala, bir yantra (bir geometrik biçim), bir koan (bilmecemsi Zen soruları), bir mantra (bir ses, sözcük, cümle veya şarkı), bir mum alevi, solunum kontrolü veya bir başka şey olabilir. Konsantre olunan şey hangi düşünce ya da hangi konuysa, dış uyaranlardan etkilenmemeyi becererek ve zihne girmeye çalışan konu-dışı fikirleri geri göndererek o konu üzerinde derin ve ayrıntılı bir biçimde ve zorlanmadan düşünmek söz konusudur.
Mantra (zikir) yoluyla beyni düşünemez hale getirmek:
Bir ses, bir sözcük, bir cümle veya bir şarkı biçimindeki mantraların tekrarının, özellikle meditasyonun sürekliliğini sağlayan monoton bir uyaran olması bakımından yararı bulunmaktadır. Ayrıca, kimilerine göre, bazı mantralar ses titreşimleri yoluyla yaratılan birtakım tesirlerle de meditasyoncuya yararlı olmaktadırlar. Mantralar dinlere göre ve bir üstadın öğrencisi hakkındaki kişisel belirlemelerine göre değişirler. Meditasyoncu, düşünürken aklına başka şeyler gelirse, sükunetle mantrasını tekrar eder ve ana konuya geri döner. Kısaca, meditasyonda mantra bir anahtar gibi kullanılır.
"...zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir."..."Zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir."..."obsesyon denilen büyük bir tehlikeyi davet edebilir." Bu ifadeler tamamen yerindedir.
"Bilinç ayrışması" olarak adlandırılan ikinci yöntem ise, ne olup bittiğini tarafsız bir gözlemle izleme yöntemi olarak açıklanabilir. Bu yöntemin en tanınmış şekli Zen'deki zazen uygulamasıdır. Bu ikinci yöntemin Uzakdoğu'da kullanılan bir başka biçimi de şöyle açıklanır: Önceden kararlaştırılmış, konsantre olunacak herhangi bir konu yoktur, zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir. Meditasyon ilerledikçe zihni boş tutabilme süresi de uzar. Bu boşluk sırasında zihne ilham gelmesi söz konusu olur. Zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir. Zihnin sükunetle boş bırakılmasının amacı içte sezgisel olarak belirebilecek bu tesirlere yer ayırmaktır. Bu tür sezgiler insana diğer zamanlarda da gelmekle birlikte, meditasyon halinde daha kolay, daha açık, daha güçlü ve daha özgün halde gelirler. Fakat zihni boş tutmaya dayalı yöntemin yeterince bilgi ve görgüye sahip olmadan yapılması obsesyon denilen büyük bir tehlikeyi davet edebilir.
"Yogada uygulanan mantraları, yani kutsal sözleri tekrarlayarak gerçekleştirilen meditasyonun sufizmdeki karşılığı “zikir”dir."
Meditasyon, yoganın temel taşlarından biridir. Yoga ile ulaşılacak, evrenle birleşip bütünleşme haline meditasyon uygulaması olmadan gelmek mümkün değildir. Bu meditatif hal aslında pek çok dinin pratikleri içinde yerini bulmuş bir uygulamadır. Örneğin, İslam Sufizminde benzer uygulamalara sıklıkla rastlanmaktadır ki, en bilinen örnek “sema” meditatif hal sağlanmadan uygulamada devamlılığın kolay kolay gerçekleşmeyeceği bir çalışmadır. Yogada uygulanan mantraları, yani kutsal sözleri tekrarlayarak gerçekleştirilen meditasyonun sufizmdeki karşılığı “zikir”dir. Uygulamada solunuma ya da sema veya duaya odaklanma gibi farklılıklar olsa da, meditatif hale geçildiğinde karşılaşılan fizyolojik değişimler aynıdır. Bunu yanında her iki meditasyon esnasında da kişilerin neşeli, güçlü duygular, zamansızlık hissi, farkındalıkta artış, zihinsel dinçlik, iyi olma hissi ve genel gevşeme hissettiklerini ifade ettikleri görülmektedir
...farklı bir dördüncü bilinç düzeyi gözlenmiştir.
Meditasyonun hem zihinsel bir aktivite hem de bu aktivitenin ardından ulaşılan bir “bilinç hali” olduğu 1970’lerde yapılan çalışmalarda ortaya koyulmuştur. Yapılan çalışmalarda meditasyon yapanlarda tıpta mevcut olan uyku, uyanıklık ve rüya bilinç düzeylerinden farklı bir dördüncü bilinç düzeyi gözlenmiştir.
Gözlemlenen bu dördüncü bilinç kimin bilincidir? Bu "maddesiz bedenli ruh varlıklar"ın kontrolündeki bilinç olmasın!..."