• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
11 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    16-10-2008
    Mesajlar
    224
    Karizma Gücü
    0

    "Semum" diye bir şey var mı?

    Geçenlerde Samum adlı filmi izledim. Güzeldi. Merak ettim, araştırmalarıma rağmen bir sonuca varamadım. "Semum" diye araştırdım, aldığım sonuçlar filmle ilgili idi.

    Din bilgisi yoğun olan ve konuya ilgi duyan arkadaşlarıma soruyorum:

    Semum diye bir şey var mı? Varsa tam olarak nedir? Cinler var, bunu biliyorum. Ama "SEMUM"un ne olduğunu (gerçek olup olmadığını da) bilmiyorum.

    Aydınlatırsanız çok sevinirim.

    NOT: Filmi değil, konuyu tartışalım. zira burası sinema bölümü değil, din ile ilgili bölüm.

    Saygılar,
    Bu mesaj en son " 21.10.08 " tarihinde saat 21:21 itibariyle Kızıklı Yörük tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    16-10-2008
    Mesajlar
    224
    Karizma Gücü
    0
    Başlığı açalı kaç saat oldu... Bir bilgisi olan yok mu?

  3. #3
    ๖ۣۜ♥(ㅑㅅㅣㄴ'ㅣㅁ)๖ۣۜ♥ <span style='color: #FF1493'>мerve</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-07-2005
    Mesajlar
    10,074
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    9
    мiiiiiiv
    dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli,
    benim dinim senin yüzünle övünür, ey sevgili.
    Aşk'a düştüm , üstüm başım 'Sen' oldu...


  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    16-10-2008
    Mesajlar
    224
    Karizma Gücü
    0
    Pardon, o halde direkt o başlığa ışınlanıyorum, bu başlık kilitlenebilir.

    Sağolasın.

  5. #5
    alone_mustang adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-07-2008
    Mesajlar
    59
    Karizma Gücü
    4
    Kızıklı yörük kardeş, semum kelimesi Hicr Suresinin 27. ayetinde geçiyor. 26. ayet, insanın topraktan yaratıldığını, 27. ayette cinlerin semum ateşinden yaratıldığını anlatıyor. Yani cinlerin yaratıldığı ateşin özelliği ve mahiyetini vurgulayan bir kelime.

    Kelime anlamı, kavurucu, zehirli, yakıcı, çölde esen sıcak rüzgar.

    Konuyu bu ayetleri açıklayan tefsir kitaplarından daha detaylı olarak öğrenebilirsin.
    Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
    Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
    M.A.ERSOY



    Ne mümkün zulm ile, bîdad ile imha-yı hürriyet!
    Çalış, idraki kaldır, muktedirsen ademiyetten!
    N.KEMAL

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Semum, cin, demon ya da başka isimlerin önemi yok. Bu isimler farklı ülke insanlarının farklı lisanlarına göre isimlendirilmiş halleridir. Kısacası semum vardır. Semum cindir. Cin denilen varlıklar ise meleklerdir. Tek farkları itaatsiz meleklerdirler ve artık Şeytan'ın kontrolu altına girmişlerdir. İnsanları aldatabilmek için birçok yalan söylerler. Onların söylediği yalanlardan biri de kendilerinden iyi olanların da olduğunu söylemeleridir. Elbette cinlerin hepsi iyidir diyemeyeceğinden, aldatmaca olarak içlerinden bazılarının iyi oldukları yalanıyla kendilerine bir kapı aralamış oluyorlar. Bu şekilde iyi bir melek "nur meleği" kılığında insanları aldatabilmenin yolunu açmış oluyorlar. Burada cinlerin aldatmaları hakkında birçok bilgi bulunuyor. Burada bir cin kendisini Agarta'dan gelen bir insan topluluğunun bir üyesi olarak tanıtıyor. Adı Semiyum, yani aslında Semum, yani cin. Ama karşısındaki aldatıldığının farkında değil:

    http://www.turkforum.net/12948-cin-a-rma-olay-40.html

    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    cinselcin tarafından gönderildi.

    Yaratılış 6: Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.

    Yahuda 6-7. Yetkilerinin sınırı içinde kalmayıp kendilerine ayrılan yeri terk etmiş olan melekleri, büyük yargı günü için çözülmez bağlarla bağlayarak karanlığa hapsetti. Sodom, Gomora ve çevrelerindeki kentler de benzer biçimde kendilerini fuhuş ve sapıklığa teslim ettiler. Sonsuza dek ateşte yanma cezasını çeken bu kentler ders alınacak birer örnektir.

    Agarta sözcüğü büyük olasılıkla Tartaroo sözcüğünden gelir. Çünkü bunun anlamı, koyu karanlık çukurlar, zindanlar olarak geçer. Ayette bu sadece karanlığa ifadesi geçiyor. Orjinal sözcük eski Yunanca Tartaroo'dur.

    Yer altında bir yönetim merkezi olduğundan söz ediliyor ve bunun adının Agarta olduğu söyleniyor. Ancak gerçekte yer altında böyle şehirler yoktur. Kitabı Mukaddes'de meleklerin bulunduğu yer Yunan mitolojisindeki Tartarus değildir. Kitabı Mukaddes bu meleklerin göksel yücelmiş konumlarını terk ederek ve günah işleyerek Tanrı tarafından alçaltılmış ve mahkum edilmiş olduklarını anlatmak amacıyla bu ifadeyi kullanılır. Bu melekler Nuh'un günlerinde yeryüzüne gelerek insan kızlarıyla cinsel bir yaşam sürdüler. 120 yıl sonra gelen Tufan'da ise yalnızca insanlar öldüler. Fakat kendileri yeniden ruh bedenlere dönüştüler ve yeniden maddeleşmeleri bu olaydan sonra engellendi. Bunlar yargılanıp yok edilecekleri güne kadar bu alçaltılmış durumlarında Şeytan'la birlikte çalışmaya başladılar. Onların bu çalışmalarının en başında gelen şey ise insanları perde arkasından yönetmektir. Çünkü Şeytan bu izne sahiptir ve cinler de Şeytan'a katılarak bu izni paylaşırlar.

    Kitabı Mukaddes'e göre Tanrısal yönetim merkezi mecazi göklerdir. Şeytan ise alçaltılmış konumunu simgeleyen Tartarus'u ya da Agarta'yı kendi yönetim merkezinin adı olarak kullanır. Bu sözcük fiziki bir mekanı kastetmez ve cinlerin alçaltılmış konumlarını simgeler. Ancak konu dünyanın yönetimi olduğundan onlar görünmez olsalarda (bir anlamda fiziki mekan olarak da) yönetim yerleri Dünya'dadır. Şeytan ve cinleri kendilerini verilmiş süre içerisinde insanlık dünyasını yönetip kendi denetimleri altında tutmaktadırlar.

    1 Yuhanna 5:19. Biliyoruz ki, biz Tanrı'danız, bütün dünya ise kötü olanın (Şeytan'ın) denetimindedir.

    2. Kor. 4:4. Tanrı'nın görünümü olan Mesih'in yüceliğiyle ilgili Müjde'nin ışığı imansızların üzerine doğmasın diye, bu çağın ilahı (Şeytan) onların zihinlerini kör etmiştir.

    Kitabı Mukaddes Şeytan'ın İsa'yı ayartabilmek için kendisini bu dünyanın yönetimini teklifini yaptığı yazılıdır. Ayetlerde Şeytan kendisine bu iznin verildiğini söylemektedir ve İsa da bunu inkar etmez.

    Luka 4:5-8. Sonra İblis İsa'yı yükseklere çıkararak bir anda O'na dünyanın bütün ülkelerini gösterdi. O'na, ‹‹Bütün bunların yönetimini ve zenginliğini sana vereceğim›› dedi. ‹‹Bunlar bana teslim edildi, ben de dilediğim kişiye veririm. Bana taparsan, hepsi senin olacak.›› İsa ona şu karşılığı verdi: ‹‹ ‹Tanrın Rab'be tapacak, yalnız O'na kulluk edeceksin› diye yazılmıştır.››

    Bu yazılardaki Agarta konusu elbetteki Kitabı Mukaddes'in anlattıklarından farklıdır ve öyle de olması gerekir. Bu yazının içinde çoğu yalan olan (insanlardan kaynaklanmayan) birçok şey vardır. Ama yine de öyle ifadeler vardır ki, bunlar doğrudurlar. Ancak insanların içindeki gerçeği görebilecekleri açıklıkta verilmiş değildir. Zaten hep bir gizlilik söz konusudur. Şeytan ve cinlerin amacı insanların gerçeği görecekleri bilgileri ve aydınlanmayı sunmak değildir. Yalnızca yalan vaatlerle, insanlara üstün bir bilgi verileceği ve ruhsal gelişimlerine katkıda bulunulacağı yalanıyla aldatılmalarıdır. Sonuçta "bu çağın ilahı onların zihinlerini kör etmiştir.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Kitabı Mukaddes'de Agarta'ya ilişkin bazı ayetler şu şekildedir:

    Yaratılış 6:1-3 Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. İlahi varlıklar (melekler) insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. RAB, ‹‹Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür›› dedi, ‹‹İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak.››

    1. Petrus 3:18-20. Nitekim Mesih de bizleri Tanrı'ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü. Bedence öldürüldü, ama ruhça diriltildi. Ruhta gidip bunları zindanda olan ruhlara da duyurdu. Bir zamanlar, Nuh'un günlerinde gemi yapılırken, Tanrı'nın sabırla beklemesine karşın bu ruhlar söz dinlememişlerdi. O gemide birkaç kişi, daha doğrusu sekiz kişi suyla kurtuldu.

    Burada Tartaroo (Agarta) zindan olarak çevirisi yapılmış ve ruhlar ise itaatsiz melekler. Başka çeviriler bunu yer altındaki mağaralar olarak da çeviriyorlar. Ama bu onların maddi anlamda yer altındaki mağaralarda hapis tutuldukları anlamında değildir.

    2. Petrus 2:4-10. Tanrı günah işleyen melekleri esirgemedi; onları Tartaroo'ya atıp karanlıkta zincire vurdu. Yargılanıncaya dek orada tutulacaklar. Tanrı eski dünyayı da esirgemedi. Ama tanrısızların dünyasına tufanı gönderdiğinde, doğruluk yolunu bildiren Nuh'u ve yedi kişiyi daha korudu. Sodom ve Gomora kentlerini yakıp yıkarak yargıladı. Böylece tanrısızların başına geleceklere bir örnek verdi. Ama ilke tanımayan kişilerin sefih yaşayışından azap duyan doğru adam Lut'u kurtardı. Çünkü onların arasında yaşayan bu doğru adam, görüp işittiği yasa tanımaz davranışlar yüzünden doğru yüreğinde her gün ıstırap çekerdi. Görülüyor ki Rab kendi yolunda yürüyenleri karşılaştıkları denemelerden nasıl kurtaracağını bilir. Doğru olmayanları, özellikle benliğin yozlaşmış tutkuları ardından giden ve yetkisini hor görenleri cezalandırarak yargı gününe dek nasıl alıkoyacağını da bilir. Bu küstah, dikbaşlı kişiler yüce varlıklara sövmekten korkmazlar.

    Yahuda 6-7. Yetkilerinin sınırı içinde kalmayıp kendilerine ayrılan yeri terk etmiş olan melekleri, büyük yargı günü için çözülmez bağlarla bağlayarak karanlığa hapsetti. Sodom, Gomora ve çevrelerindeki kentler de benzer biçimde kendilerini fuhuş ve sapıklığa teslim ettiler. Sonsuza dek ateşte yanma cezasını çeken bu kentler ders alınacak birer örnektir.

    Burada günah işleyen melekler diğer kötü insanlarla bir arada ele alınıyor. Bunlar tanrısız olarak ilke ve yasa tanımayan kişiler olup, sapık cinsel tutkularının ardından giderek Tanrı'nın yetkisini hor gören kişiler ve meleklerdir. Tanrı'nın bu türden kişileri cezalandırarak yargı gününe kadar ne şekilde hangi durumda bırakacağını bildiği söylenmektedir. Tanrı bu itaatsiz melekleri Tartaroo (Agarta) adı verilen ruhi koyu karanlık ve alçaltılmış bir statü anlamındaki bir durumda bırakmış oldu. Onların üzerindeki koyu karanlığın bir anlamı da, artık onlar için bir daha ışığın parlamayacağı yani bir daha Tanrı tarafından bağışlanma ve yeniden sonsuz yaşam sürme olasılığının sona ermesi anlamına gelir.

    Efesoslular 6:11-13. İblis'in hilelerine karşı durabilmek için Tanrı'nın sağladığı bütün silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. Bu nedenle, kötü günde dayanabilmek, gerekli her şeyi yaptıktan sonra yerinizde durabilmek için Tanrı'nın bütün silahlarını kuşanın.

    "...yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal orduları..." Agarta gerçekten de bir yönetim merkezidir. Şeytan'ın başında yönetici olarak bulunduğu örgütlü bir yapı. Şeytan Kitabı Mukaddes'e göre meleklerin üçte birini ayartmayı başarıp kendisine benzetmiştir. Bu şekilde kendisinin yönetimi altında milyonlarca itaatsiz melek yani cinler vardır. Ve bu şekilde Şeytan bütün dünyanın denetimini elinde tutmaktadır. Şeytan kendisine verilmiş süredeki çağın ilahıdır. Zaten onlarda Kali Yuga yani Demir Çağı'nda yaşıyoruz diyorlar. Ve arkasından bir Altın Çağı'nın geleceğinden söz ediyorlar. Bunlar aslında gerçekten doğrudur. Demir değersiz bir metaldir. Altın ise demirle kıyaslanamaz. Ayrıca bu Altın Çağı'n daha önce de olduğunu söylüyorlar, bu da doğru.

    1 Yuhanna 5:19. Biliyoruz ki, biz Tanrı'danız, bütün dünya ise kötü olanın denetimindedir.

    2. Kor. 4:4. Tanrı'nın görünümü olan Mesih'in yüceliğiyle ilgili Müjde'nin ışığı imansızların üzerine doğmasın diye, bu çağın ilahı onların zihinlerini kör etmiştir.

    Luka 4:5-8. Sonra İblis İsa'yı yükseklere çıkararak bir anda O'na dünyanın bütün ülkelerini gösterdi. O'na, ‹‹Bütün bunların yönetimini ve zenginliğini sana vereceğim›› dedi. ‹‹Bunlar bana teslim edildi, ben de dilediğim kişiye veririm. Bana taparsan, hepsi senin olacak.›› İsa ona şu karşılığı verdi: ‹‹ ‹Tanrın Rab'be tapacak, yalnız O'na kulluk edeceksin› diye yazılmıştır.››
    http://www.turkforum.net/showthread.php?t=12948&page=40

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Başka bir yazı:

    "...
    Cevap: cinler
    Alıntı:
    g...s...´isimli üyeden Alıntı
    Bu olay 3 Ekim 2003 tarihinde gerçekleşti.Aşağıda anlatılanlar tamamen doğrudur!!! O gün benim doğum günümdü...Çağırdığım arkadaşlarımın gelmesini bekliyordum.İlk en iyi arkadaşım geldi(adını vermiyeceğim)sonra birlikte diğer arkadaşlarımın gelmesini bekledik. Herkez geldi ve bilgisayar oynuyacaktık.Her doğum günümde olduğu gibi annem evden gitti. Oyunumuz bitti ve arkadaşlarımın getirdiği hediyeleri açcaktım.Ondan önce arkadaşlarımdan biri hemen ortaya atıldı.Bence kimse yokken ruh çağıralım dedi.Bende arkadaşlarıma danıştım olur dediler.Aramızdan biri ruh diye bir şey yok dedi.Ama oda katılmak zorunda kaldı.Kimin ruhunu çağıralım diye düşündük.Kafadan birini attık ve geldi.Ruh sapık çıktı kız arkadışıma bazı sözler söyledi: *Senle yatıcam rüyana giricem.Sana tecavüz edicem bir daha rüyandan hiç çıkmayacağım. sen uyumak istemiycen her yerde artık beni görücen... sonra direk kız ortadan kalktı ve inanmayan arkadaşım bizim söylediğimizi sandı.Gülerek kalktı.Sonra pastayı yedik,hediyeleri açtım ve dışarı çıktık.Kız arkadaşım korkuyodu dışarıya çıktık ve gene o ruh geldi biz ruhu göremiyorduk ama gözüm önünde kız arkadaşım delirmiş gibi üzerime gelme diyordu.Sonra annem geldi olanları anlattık kız arkadaşım bir gün bizde kaldı.O benim yatağımda yatıyordu bende salonda.Gece 4 gibi bağırmaya başladı uyandırmaya çalıştık uyanmıyordu.En son bende cevşen vardı ve ona taktık üzerine su dök- tük uyandı rüyasında gene o ruhu görmüş ve ben gelmişim ona yardım etmişim... Bir daha ruh çağırmadık...

    Cinlerle oyun oynanmaz, bunu bilmeniz gerekirdi. Cinin dedikleri tamamen doğru. Cinlerin başlıca üç ana faaliyet alanı vardır.

    1- Sahte dinler. Sahte tapınmaları oluşturup bunları desteklemeleri. İnsanların gözlerini gerçekleri göremeyecek bir duruma getirmek için ortaya sahte tapınmalar çıkarmışlardır. İnsanlardan gerçekleri gizlemek için birçok sahte öğretileri birçok din-dinler yoluyla yaymışlardır. Bu cin kaynaklı sahte inançların en başta gelenleri:

    İnanç 1: İnsan ölünce ruhu yaşamaya devam eder.
    İnanç 2: Ölen kişinin ruhu, başka birisi olarak tekrar beden alabilir. (Reenkarnasyon)
    İnanç 3: Ölen kişinin cennetle cehennem arasında bekleyeceği bir yer vardır. (Araf-Berzah)
    İnanç 4: Ölen günahkarın azap çekeceği bir cehennem vardır. (Hell, Inferno)
    İnanç 5: Tanrı insanların kaderini belirler. İnsanlar bunun dışına çıkamazlar. (Predestination)

    Bu liste böyle uzayıp gider.

    2- Seks. İnsanlarla seks yapmak için fırsatları ararlar. Bunu bazen erkek şekline, bazen de kadın şekline girerek yaparlar. Bunu yaparken maddeleşmezler ama maddeymiş gibi etki ederler. Çoğu kez rüyalar veya başka yollarla ölmüş kişileri taklit ederek, insanların öldükten sonra ruhlarının öbür alemde yaşadıklarına inandırmışlardır. Ve insanları ölmüş kişilerin ruhlarının yaşadığına inandırtmış olduklarından, kimi zaman örneğin bir kadının ölmüş kocası gibi gelerek, o kadınla seks yapmak isteyebilirler. Halk arasında yaygın olan bazı anlatımlar vardır. "Bir adam var, bir peri kızıyla evli ve ondan çocukları da varmış." gibi anlatımlar kısmen doğrudur. Yanlış olan kısmı yalnızca çocukları varmış kısmı; çünkü onlar sadece öyle göstermişlerdir.

    3- Sadizm. İnsanlara eziyet etmekten zevk alırlar. Karabasanla, kabuslarla (özel rüyalar göstererek), vizyon yoluyla, hayalet görünümüyle vs. insanları korkuturlar. Sahte dinsel inançların içinde bile onların bu sadistlikleri vardır. Ve bu inançlarla da insanları korkutup eziyet ederler ve bundan sadistçe zevk duyarlar. Bu dinsel inançların başında cehennem inancı gelir. Ama bununla da bitmez. Ölen insanın, bu insan kötü olsun olmasın mezarda ziyaret edilerek sorgu leri tarafından sorgulandığı inancıyla da korkutulurlar. Eğer bir de bu kişi kötüyse bu ler mezarda kendisine kabir azabı yapacaklardır. Cehennem kadar olmasa da oldukça korkutucudur; çünkü düşünün, sizi hiç kimse ziyaret etmese bile mezarlıkta bilinçli bir şekilde toprağın altında yatıyorsunuz. Mezarlığın ıssızlığı ve karanlığı yeteri kadar insanı korkuturken, bir de siz ölüsünüz ve toprağın altında ruhunuz bir süreliğine size dönüyor(muş) ve beklemeye başlıyorsunuz. Ne kadar korkutucu bir durum! Bundan sonra "araf" ya da "berzah" denilen bekleme yeri var. Burası ise başka bir anlamda korkutucu bir yerdir. Yani zamanın geçmek bilmemesi, hep beklemek ve beklemek, yani kıyamete kadar beklemek. İnsanın bir kuyrukta birkaç saat beklemesi veya bir otoyolda uzun saatler boyu beklemesi ne kadar can sıkıcıdır. Bir de bunun binlerce, onbinlerce, belki de milyonlarca yıl için kıyamete kadar sürdüğünü düşünürsek, bu inancında oldukça korkutucu olduğunu görebiliriz.

    Tabi ki, herkes bu söylenenleri kabul etmeyecektir. Benim için bir sorun yok. Ama onlar da bilsinler ki, kendi inandıkları ve hatta cinler hakkında inandıkları şeylerin çoğu doğru değildir. Neden mi? Nedeni gayet basittir. Çünkü inandıkları şeyleri aslında onlara öğretmiş olanlar zaten bu cinlerdir de ondan. Sadece inandıkları inançlar onlara dolaylı yoldan gelmiştir, o kadar. Bazen duyarız onlar hakkında bazı şeyler söylenir. "İşte ben ibadet ederken bir cin bana engel olmaya çalıştı" türünden şeyler. Buradaki kurnazlığı ve tuzağı göremezler. Aslında cinler bu gibi numaralar yoluyla bu kişileri aldatmışlardır. Yani kişi bu olayla yaptığı ibadetin doğru olduğuna bir kat daha inanır. Yani cin onu ibadetinden alıkoymaya çalıştığına göre yaptığı şey demek ki doğrudur, diye inanır. Oysa onların yaptığı tıpkı yetişkin bir kişinin küçük bir çocukla, diyelim güreşirken yalandan yenilmesine benzer. Daha birçok numaraları vardır ve bunların birçoğu dinsel öyküler vs. şeklinde anlatılırlar.

    Bu arada konuya dönersek, kız arkadaşının başına gelenlere üzüldüm. Ama kurtulamaz diye birşey de yok. Ama benim şimdi buradan yol göstermeye çalışmam ne kadar doğru olur! Ayrıca bu işlerle uğraşarak cin çıkaran ya da büyü bozan vs. kişiler (genellikle) cinlerle birlikte çalışan kişilerdir. Tabi onlara göre onların kötü cinlerle ilişkileri ya yoktur, ya da onlar bunu Allah'ın yardımıyla yaptıklarını sanırlar. Yani onlara göre iyi ve kötü cinler diye iki grup vardır ve onlar iyi cinlerle çalışırlar. İYİ CİN YOKTUR!... KÖTÜ CİNLERDEN BAZILARI İMANA GELMİŞLER!... diye birşey yoktur. Bütün bunlar insanları kandıran cinlerin bir aldatmacasıdır. Müslüman, Hıristiyan cin diye de birşey yoktur. Kandırmacadır. CİNLERİN TÜMÜ KÖTÜDÜRLER. Burada daha uzun açıklamak gereksiz diye düşünüyorum. Cinlerle ve ruhçulukla ilgili foruma eklediğim yazıları okuyabilirsin..."
    http://www.turkforum.net/newreply.ph...eply&p=5390749

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    "...
    Maddesiz bedenli ruh varlıklar ve özel rüyalar

    3 farklı etkileme durumu

    Uykuda yapabildikleri yalnızca rüyalar ama nispeten en kolay uygulayabildikleri bir yöntem. Örneğin lüsid rüyalar.

    Uyku-uyanıklık arası hali ise başka bir ideal durum oluşturuyor. Çünkü rüyadan farklı olarak kişiye yaşadıklarının rüya olmadığı hissi verilir. Bu şekilde kişi astral seyahate çıktığında yani ruhunun bedeninden ayrılması olayının bir rüya olmayıp gerçek olduğunu sanır. Bu şekilde ölünce ruhunun yaşayacağı yalanına inandırılır.

    Uyanıkken ise yapabilecekleri şey görüntü (vizyon) göstermedir. Ama kişinin bilinci yerindedir. Herşeyin farkındadır. Uyanıkken yapabildikleri bununla sınırlı değildir. Öfke, uysallık, sevgi, nefret, bir yere yönlendirme duyguları ve kişiyi etkileyen vd. etkileri vardır. Altıncı his yoktur. Dejavu gibi hisler cinlerin etkilerinden kaynaklanır. Rüyada beyne yerleştirilen bilgiler, kişiye uyanıkken yeniden ve bu kez gösterdikleri olayı bizzat yerinde yaşatarak oluştururlar.

    Diğer birçok yöntemlerden birçoğu "Uyku-uyanıklık arası" türüne uyum gösteren şeylerdir. Örneğin hipnoz, meditasyon, yoga (asıl yoga, fiziksel egzersiz değil) gibi şeyler beyni uyuşturmaya yönelik yöntemlerden sadece birkaçıdır. Bunların beyni kontrol edebilmeleri için beynin uyuşması - düşüncelerden arındırılması - yavaşlatılması şarttır. Uyuşturucu madde kullananlar bilmeden kendi zihinlerini uyuşturarak (uyku-uyanıklık arası duruma girerek) bu etkiye açık hale gelirler. Her durumun mutlaka bu maddesiz bedenli ruh varlıklar tarafından otomatikman fırsat olarak değerlendirileceği demek değildir. Ama kim bilebilir?


    Alıntı->Meditasyon

    "Eğer insanların zihinleriyle oynayabilen "maddesiz bedenli ruh varlıklar" varsa insanlara herşeyi inandırabilirler. Hipnoz beyni etkilemek değil midir? Ya da "haberci rüyalar" nedir? Beyine sesler, görüntüler, uykuda veya yarı uykudayken vs. verilebiliyorsa her şey olur. İnsana birçok şey inandırılabilir. Uyuşturucu kullanan kimselerin - bir tür uykululuk hali, beynin çalışmasının yavaşlatılması - halusinasyonlar görmesi tastlantı mıdır? Konular farklı adlar taşısa da - hipnoz, reenkarnasyon, durugörü, telepati, ruhsal irtibat, astral seyahat vs.- özünde aynı şey var; ruhçuluk. Daha doğrusu "maddesiz bedenli ruh varlıkların" insanların zihinlerini uyurken rüyalarla, uyanıkken önce çeşitli yöntemlerle uyuşturarak - örneğin hipnoz veya trans - (aracılık eden kişiler olan ve olmayan şekilleriyle) zihinlerini ele geçirmeleri ve sonra da istedikleri sesleri, görüntüleri, bilgileri o kişinin belleğine yerleştirmeleridir. Örneğin bir çocuğun zihnine önceki yaşantısına ait olduğuna dair birtakım veriler yerleştirilirse, bundan reenkarnasyon inancı oluşturulur. Çocuk gider önceki ailesine ait evi eliyle koymuş gibi bulur, aile fertlerini tanır vs. Bazı kişilerin başından geçenlerin anlatıldığı olayların konu edildiği yazılar var. Bütün hepsi ruhçulukla ilgili ve sonuçta insanların beyinlerinin yapay olarak etkilendiği ve yanlış inançların oluşması için maksatlı olarak tertiplenmiş aldatmacalardır. Tabii insan kaynaklı değil. Yoga, meditasyon ve zikir gibi uygulamalar zihnin düşüncelerden arındırılması değil midir? Neden hipnozda birine gevşe, hiç birşey düşünme denir? Pharmakia (bugünkü kullanımı Pharmazie) sözcüğünün ruhçulukta kullanılan ve zihni uyuşturan uyuşturucu maddelerle ilgisi vardır. Amaç beynin kullanılabilir bir hale, kıvama getirilmesidir, yavaşlatılmasıdır ki, "maddesiz bedenli ruh varlıklar"ca kontrol edilebilsin. Bir örnek zikirdir: İnsanın zihninden düşünceleri boşaltması zordur. Ama eğer herhangi bir sözcüğü sürekli tekrarlarsanız, aslında aynı etkiyi yapmış olursunuz. Yani zihin karmaşık düşüncelerden sıyrılır ve tekdüze olarak ele geçirilebilir bir kıvama girer. Sözcüğün şu ya da bu olmasının bir önemi yoktur. Amaç kişinin karmaşık düşüncelerinin engellenmesidir. Bu sözcük herhangi bir sözcük olabilir, yeter ki maksat yerine gelsin."

    Maddedeki şu ifadelere dikkat edilirse daha iyi anlaşılabilir:


    Zihni düşüncelerden boşaltarak zemin hazırlamak:

    Konsantrasyon yöntemi: Dikkatin tek bir noktada toplanmasına dayanır. Zihnin konsantre olduğu bu nokta, soyut bir düşünce, bir mandala, bir yantra (bir geometrik biçim), bir koan (bilmecemsi Zen soruları), bir mantra (bir ses, sözcük, cümle veya şarkı), bir mum alevi, solunum kontrolü veya bir başka şey olabilir. Konsantre olunan şey hangi düşünce ya da hangi konuysa, dış uyaranlardan etkilenmemeyi becererek ve zihne girmeye çalışan konu-dışı fikirleri geri göndererek o konu üzerinde derin ve ayrıntılı bir biçimde ve zorlanmadan düşünmek söz konusudur.

    Mantra (zikir) yoluyla beyni düşünemez hale getirmek:

    Bir ses, bir sözcük, bir cümle veya bir şarkı biçimindeki mantraların tekrarının, özellikle meditasyonun sürekliliğini sağlayan monoton bir uyaran olması bakımından yararı bulunmaktadır. Ayrıca, kimilerine göre, bazı mantralar ses titreşimleri yoluyla yaratılan birtakım tesirlerle de meditasyoncuya yararlı olmaktadırlar. Mantralar dinlere göre ve bir üstadın öğrencisi hakkındaki kişisel belirlemelerine göre değişirler. Meditasyoncu, düşünürken aklına başka şeyler gelirse, sükunetle mantrasını tekrar eder ve ana konuya geri döner. Kısaca, meditasyonda mantra bir anahtar gibi kullanılır.


    "...zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir."..."Zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir."..."obsesyon denilen büyük bir tehlikeyi davet edebilir." Bu ifadeler tamamen yerindedir.

    "Bilinç ayrışması" olarak adlandırılan ikinci yöntem ise, ne olup bittiğini tarafsız bir gözlemle izleme yöntemi olarak açıklanabilir. Bu yöntemin en tanınmış şekli Zen'deki zazen uygulamasıdır. Bu ikinci yöntemin Uzakdoğu'da kullanılan bir başka biçimi de şöyle açıklanır: Önceden kararlaştırılmış, konsantre olunacak herhangi bir konu yoktur, zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir. Meditasyon ilerledikçe zihni boş tutabilme süresi de uzar. Bu boşluk sırasında zihne ilham gelmesi söz konusu olur. Zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir. Zihnin sükunetle boş bırakılmasının amacı içte sezgisel olarak belirebilecek bu tesirlere yer ayırmaktır. Bu tür sezgiler insana diğer zamanlarda da gelmekle birlikte, meditasyon halinde daha kolay, daha açık, daha güçlü ve daha özgün halde gelirler. Fakat zihni boş tutmaya dayalı yöntemin yeterince bilgi ve görgüye sahip olmadan yapılması obsesyon denilen büyük bir tehlikeyi davet edebilir.

    "Yogada uygulanan mantraları, yani kutsal sözleri tekrarlayarak gerçekleştirilen meditasyonun sufizmdeki karşılığı “zikir”dir."

    Meditasyon, yoganın temel taşlarından biridir. Yoga ile ulaşılacak, evrenle birleşip bütünleşme haline meditasyon uygulaması olmadan gelmek mümkün değildir. Bu meditatif hal aslında pek çok dinin pratikleri içinde yerini bulmuş bir uygulamadır. Örneğin, İslam Sufizminde benzer uygulamalara sıklıkla rastlanmaktadır ki, en bilinen örnek “sema” meditatif hal sağlanmadan uygulamada devamlılığın kolay kolay gerçekleşmeyeceği bir çalışmadır. Yogada uygulanan mantraları, yani kutsal sözleri tekrarlayarak gerçekleştirilen meditasyonun sufizmdeki karşılığı “zikir”dir. Uygulamada solunuma ya da sema veya duaya odaklanma gibi farklılıklar olsa da, meditatif hale geçildiğinde karşılaşılan fizyolojik değişimler aynıdır. Bunu yanında her iki meditasyon esnasında da kişilerin neşeli, güçlü duygular, zamansızlık hissi, farkındalıkta artış, zihinsel dinçlik, iyi olma hissi ve genel gevşeme hissettiklerini ifade ettikleri görülmektedir
    ...farklı bir dördüncü bilinç düzeyi gözlenmiştir.

    Meditasyonun hem zihinsel bir aktivite hem de bu aktivitenin ardından ulaşılan bir “bilinç hali” olduğu 1970’lerde yapılan çalışmalarda ortaya koyulmuştur. Yapılan çalışmalarda meditasyon yapanlarda tıpta mevcut olan uyku, uyanıklık ve rüya bilinç düzeylerinden farklı bir dördüncü bilinç düzeyi gözlenmiştir.

    Gözlemlenen bu dördüncü bilinç kimin bilincidir? Bu "maddesiz bedenli ruh varlıklar"ın kontrolündeki bilinç olmasın!..."
    http://www.turkforum.net/12948-cin-a-rma-olay-39.html

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Agartalıların kendilerini insanlara tanıtıp onları kendi üstün bilgi düzeylerine ulaştıracaklarından bahsediliyor. Gerçekten Allah bu varlıkları kendisi için insanlara bir aracı ve yardımcı olarak mı kullanmaktadır. Yoksa bunlar Tanrı'ya düşman takımın oyuncuları olan cinler midir? Neden hep gizlilik söz konusu, aldatmaca için mi? Tıpkı küçük bir çocuğu kandırmadaki gibi: "Ben babanın arkadaşıyım, beni sana gönderdi. Şöyle böyle dedi..." Gaipten, bilinmeyenden gelen bu bilgileri gönderen gerçekten Allah olabilir mi? Kesinlikle olamaz, bunlar ruhçuluktan, cincilikten başka birşey değildir. Uyku uyanıklık arası durumdan bahsediliyor. Bu nedir? Cinlerin insanların beyinlerini ele geçirmek için ihtiyaç duydukları bir durumdur. Cinler insanları hangi yollarla etkiler? Tanrısal ilham bu tür uyku uyanıklık gibi durumlara ihtiyaç gösterir mi? Hayır. Kesinlikle değil. Fakat cinler buna ihtiyaç duyarlar. Çünkü onlar her ne kadar çok zeki ve yetenekli olsalar da, insan beyni maddi evrendeki en karmaşık yapıyı oluşturur. Ve cinlerin insanlara ilham verebilmeleri için, öncelikle bu insanların yarı uykulu bir duruma geçmeleri gerekir. Hipnoz, meditasyon, yoga bunun için yapılır. Yani kişinin zihinsel faaliyetlerinin oldukça azaldığı ve böylece kolayca kontrol edilebilir bir duruma gelebilmesi için. Tanrısal ilhamlarda gerçek peygamberler için böyle şöyler söz konusu değildir.

    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    woofeR tarafından gönderildi.
    Kaynak : Agarta 2, Yazar: Ö. S. Ayçiçek
    ...Ve bu yüksek uygarlık Allah' a tam inanan, maddi manevi zenginliğe erişmiş bir uygarlık olmak durumundadır. İşte bu uygarlığın veya Dabbetül-Arz' ın ismi Agarta' dır. Ve orada Agarta insanlığı yaşamaktadır. Kitapların içeriğinden de anlaşılacağı gibi Agarta Uygarlığı bir anlamda Musa' nın asasına, Süleyman' nın mührüne sahip kudrettedir. Agarta Uygarlığı bugün neden kendisini yeryüzü insanlığına tanıtmaya başlamıştır? Kuran' a göre bunun yeni bir dönem ile tam ilişkisi vardır. Belki de dünya insanlığı her bakımdan "İnsan" a ulaşmış Agartalıları görerek kendi yaşayışına bir çeki düzen verecektir. Bu nedenle Agartalıların insanlığa tanıtılması gerekmektedir.
    Bu tanıma nasıl olacaktır?

    Elbette bu işte hafiften başlayarak gittikçe yükselen bir dozaj ayarlaması olacaktır. İlk başlarda bu şekilde kitaplar halinde tanım planlanmıştır. Burada belli bir seviye elde edildikten sonra her yönüyle açık tanıtımlara geçilecektir. İşte elinizdeki bu ikinci kitap bu yüksek amaçların içinde yer almış unsurlardan bir tanesidir. Burada değinilecek ikinci husus bu ilişki şeklinin okuyucular için açık ve anlamlı hale getirilmesidir.birinci kitabın önsözünde bu ilişki şeklini yani kitabın nasıl bir ilişki ile yazıldığını İbn-ül Arabi' den örnek vererek açıklamıştık. Aslında insan varlığının doğal yapısı içindeki yüksek yetenekleri kullanmasına şaşmamak gerekir. Çünkü insan "en mükemmel" olandır. Bu halde çevresindeki her türlü yaratılmış ile ilişkiye geçebilir. Mevlana' nın dediği gibi bir kerpiçle (çamura saman karıştırılarak yapılan tuğla) konuşabilir. Şimdi yine tasavvufa dayalı olarak başka örnekler vereceğiz.

    Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname'nin 115. Sayfasında şöyle diyor : "Eğer konuşan nefs rahmani ahlaklarla vasıflanıp, Hakkani özel bilgilerle kuvvet bulursa, yavaş yavaş yeme ve uykuyu azaltıp, bedeni kuvvetlerin tasallutundan kurtulup, gazap ve şehvetine galip olursa; o zaman kendi alemini arzu kılıp, başlangıç ve sonuna karşılık gelir. Uyku ve uyanıklık halinde ona yönelip, ondan gizli bilgiler alıp, geçmiş ve gelecek işler olan dünyevi mugayyegatı bilir. Zira bu nefs, o aklın aynası olup, bilgilerin nakışlarını alıp, keşif ehli olur. Öyle olur ki, konuşan nefs, başlangıcından bir işi alıp, hayal etme kuvveti onu kendine uygun surete benzetip, o suret aynen ondan müşterek hisse gelir. Ondan tahayyül madenine çeşitli suretler akseder. Şu halde konuşan nefs, onda; güzellik, latafet ve azametle acaib suretler ve garip şekiller müşahade edip, onlarla konuşur. Yahud kimseyi görmeyip, ancak düzenli kelimeler ve güzel seslerle ölçülü nağmeler işitir. Eğer adı geçen işler, uyku esnasında ortaya çıkarsa, sadık rüyadır. Eğer uyku ile uyanıklık arasında olursa, vakıadır. Eğer nefs, uyku esnasında başlangıcına mukabil olmayıp, bu durumları vasıtalarla görürse, karışık rüyadır ki, tahayyüller ve evhamdır. Benzersiz melekut nurlar ve alevlenmiş yardımlar için manasız iner. Kudsi şualar, istidadlı nefsler ve mücerretleri üzerine yayılır ve ulaşır. Kapının açılması, Allah ismiyle kapı çalanlara hasıldır. Şimdi, bu ruhani cihan lezzetlerini inkar edip, fasid hayaller zanneden basiretsiz, cimanın (cinsel ilişkinin) lezzetini inkar eden cinsiyetsize benzemiştir."

    Gerçekten de yaklaşık iki yüz çeşit ilişki (algılama, medyumluk) şeklini bir kısmını Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri bize veriyor. Bunlar; görmek, düzenli kelimeler işitmek, güzel sesler, ölçülü nağmeler işitmek şeklidedir. Fakat bunlar insanın üstüne "kudsi şualar", "melekut nurlar", "alevlenmiş yardımlar" kısaca "bilginin enerji şeklinde insana gelmesi ve insanda dünya unsurlarına dönüşmesi" şeklinde iner. Sonra onlar yukardaki hal ile algılanır veya "istidadlı nefsler" yani yüksek vazifeli rehberler insanın üzerine yayılırlar. Ve bu bilgi alışverişi bu şekilde oluşur. Dahası İbrahim Hakkı Hazretleri bunları "cihan lezzetleri" olarak tanımlıyor ve "bunları basit hayaller zannedenleri" biraz da kibar olmayan bir dille basiretsizlikle niteliyor.

    Gerçekten öyledir.
    İşte bu şekilde insanın kendi aleminin ötesindeki alem halklarıyla fiziki veya ruhani olarak kurduğu ilişki neticesi oluşan bilgi alma şeklini bilim adamımız Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk " 400 soruda İslam" isimli kitabının 32. ve 33. Sayfalarında "kurumsal olmayan vahiy", "ilhamsal bilgi" veya "vasıtasız bilgi" olarak nitelendiriyor. İbn-ül Arabi ise bunun " keşfi bilgi" olarak tanımlamaktadır. İşte bu şekilde "hal ehliyeti" kullanarak bu çalışmanın ikinci kitabını yayınlamış bulunuyoruz. Önsözden de anlışılacağı gibi Yüce Kuran' a ve tasavvufa dayanarak söylemeye çalıştığımız şudur: Bu bilgi vardır ve gerçektir. Bu bilgiyi alma yolu vardır ve bunlar gerçektir.

    Bu kitap alemlere rahmet olan insanlığa ait gerçeğin bilgisini anlatmaktadır.
    Selam ve sevgiler.
    Ömer Sami Ayçiçek
    http://www.turkforum.net/showthread.php?t=12948&page=39

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. neyi merak ediyoruz"""forum üyeleri hakkında"""" (arak konu :M)
    TF Üyeleri-TF Olayları-TF Ekseni bölümünde SlamDunk tarafından açılmış
    Yanıt: 26
    Son Mesaj: 18.07.05, 13:50

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •