• Reklam
6 sonuçtan 1 --- 6 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    25-10-2006
    Mesajlar
    10,900
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0

    Onay Şehit Oğlunun Atatürk'e Mektubu



    TBMM'ye bağlı Dolmabahçe Sarayı'nın deposundan, Atatürk'e 1936 yılında bir Çanakkale şehidinin oğlu tarafından yazılan mektup çıktı. O satırlar:

    TBMM'ye bağlı Dolmabahçe Sarayı'nın deposundan, Atatürk'e 1936 yılında bir şehidin oğlu tarafından yazılan mektup çıktı.

    Çanakkale savaşında babasını kaybeden ve ailesine bakabilmek için iş isteyen gencin mektubundan çok duygulanan Atatürk de, bu gence Beyazıt'taki Talebe Yurdu'nda iş buldu.

    Milli Saraylar Daire Başkanlığı bugün "Atatürk ve Milli Saraylar" adlı bir sergi açacak. Dolmabahçe Sarayı'nın giriş katında açılacak olan sergide, 43 adet belge ve Atatürk'ün saraylarda çekilmiş 14 fotoğrafı yer alacak. Bunlar arasında Atatürk'ün yaverine hediye ettiği bir fotoğrafı da bulunuyor. Sergide, Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı'nda kalan şahsi eşyaları, manevi kızı Nebile Erdebil'in şahsi eşyaları ile Atatürk'ten iş isteyen bir gencin mektubu da bulunuyor. Sergi, 16 Kasım tarihine kadar her gün 09:30-17:00 arasında ücretsiz olarak gezilebilecek.

    O MEKTUP

    Sergide yer alacak bir mektup ise Atatürk'ten iş isteğini içeriyor. Bu konuyla ilgilenip Beşiktaş Kaymakamlığı'ndan durumun araştırılmasını ve gence iş bulunmasını isteyen Atatürk'ün, daha sonra da Beyazıt'taki Talebe yurdunda genci işe yerleştirdiği anlaşılıyor. Çanakkale savaşında babasını kaybeden '' Hüseyin oğlu Ali'' adlı Sinop'lu vatandaşın, Atatürk'e yazdığı ‘'Reisi Cumhurumuz, sevgili Atatürkümüzün yüce önüne'' diye başlayan ve 72 yıl sonra gün ışığına çıkan mektubu şöyle:

    ‘'Ben yurt ödevini Selimiye topçu kıtasında yapmış ve babasını, Çanakkale savaşının yüksek istişarelerinizde, yurdu tarihe geçen bir kahramanlıkla korurken, şehit veren bir Türk evladıyım. Çelikten kollarım ve sarsılmaz bir metanetim var. Şehit babamın bana bıraktığı üç küçük kardeşimle, zavallı anamın ve iki de yetimin ve iki de malul halamın iştiraki ile sekiz kişilik bir ailenin, hem koruyucusu hem de ekmek getiricisiyim. Bu zavallı ailenin benden başka hiç kimseleri yok. Çok düşkün ve sefiliz. Onları beslemek için yurdun her yerinde herhangi bir işle, çalıştırılmaklığım için başvurmadığım yer kalmadı.

    İlkokulu bitirmiş, çok sağlam ve gürbüz bir Türk yiğidi olan ben fabrikalar doldurup, eşsiz yaptığınız bu cumhurluk toprağında her hangi bir tavassuttan mahrum olmaktan başka hiçbir kabahatim olmadığı halde, ben kendim ve hem de şehit babamın bana bıraktığı anam ve yavrularını açlıktan inletiyorum. Milli Saraylar Müdürüne dört ay önce bir dilekçe verip korunmamı yalvarmıştım. Belki de kayboldu. Bütün ulusu kurtaran varlığınıza bu ikinci dilekçem ve gözyaşlarımla sığınır, çok sevdiğinizi iyi bildiğim şehit yavrularından biri olan bana acımanızla bir iş verilmesi için yüksek buyruklarınızı yalvarırım.

    Sevgili önderimiz...

    Boyabat Benlibelen köyünden, Çoraklı

    oğullarından, Beşiktaş Akaretler, 3 numaralı,

    Hakkının kahvesinde sakin Hüseyin oğlu Ali...





    KAYNAK


    Ruhun şad, mekanın cennet olsun Atam. Seni ve aziz Şehitlerimizi Cumhuriyet'in 85. kuruluş yıldönümünde bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz.
    Bu mesaj en son " 28.10.08 " tarihinde saat 12:35 itibariyle Tuğrul tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    eroluz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-06-2005
    Mesajlar
    14,476
    Karizma Gücü
    9
    gözlerimden dökülen yaşlarla okudum. bu vatan size minnetar şehitlerimiz bizimde Allah belamızı versin iti köpeği bu ülkede konuşturduğumuz için.

  3. #3
    Tengrikut Ata adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-10-2008
    Mesajlar
    9
    Karizma Gücü
    0
    İşte yüce Türk'ün yüreği böyledir... İnsanlıktan nasibini almamışlara ibret olsun...
    Tengrikut'un Çerileri!

    Tengri Türk'ü Korusun!

    TTK

  4. #4
    Do Re Mi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-07-2008
    Mesajlar
    490
    Karizma Gücü
    0
    biz böyle bir milletiz .... Şehit olmak bizim için onur , yakınımızı Şehit vermek gururdur bizim için ... kim ne kadar uğraşırsa uğraşısın esaret altına alamazlar bizi ... biz Cumhuriyete baş koyduk başımızı seve seve veririz...

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    13-04-2008
    Mesajlar
    430
    Karizma Gücü
    0
    konu için teşekkürler..!
    biz öyle bir ülkeyız ki yıllarca atalarımızı unuttuk cağdaşlık diye diye geçmişimizi inkar ettik size buna benzer bir olay daha paylaşayım Osman paşayı bilir sanırım herhalde herkes bunu bir forumda gördüm sizlerle paylaşmak istiyorum ben anlatmaya kalksam kısa sürecek ancak uzun uzun paylaşmak daha makbul..!

    27 Mayısçılar “Tuna nehri akmam diyor” türküsünü dillerinden düşürmez, sözlerini değiştirerek DP iktidarına karşı bir devrim marşı olarak okurlarmış. Kendilerini Gazi Osman Paşa ile özdeşleştirip Menderes’i de Rus Çarı’nın koltuğuna oturtarak muhalefet bıçaklarını keskinleştirirlermiş: 27 Mayıs öncesi ve sonrasında özellikle İstanbul ve Ankara sokakları aylarca bu marşla silkinirmiş uykusundan. (-Mış diyorum, çünkü annemin deyişiyle, “ihtilâl”de daha izim tozum düşmemiş şu fani âleme!)

    Gazi Osman Paşa 1878’de Plevne’de 140 bin kişilik Rus ve Romen kuvvetlerine aylarca direndikten sonra can havliyle bir huruç harekâtına girişmişti. Düşmanın ilk kordonunu yardıktan sonra ikinci kordonu yarmaya uğraşırken ayağından vurulan Paşa mecburen teslim olmuştu. Kılıcını kendisine hürmetle iade eden Çar’ın kardeşi Grandük Nikola’nın hususi arabasında gittiği Moskova’da birkaç ay misafir kalacaktı. Rusya’da hayranlık dolu bakışlar altında dolaşan Gazi Osman Paşa’ya, dönüşünde Sultan Abdülhamid sahip çıkmış, onu Yaveri yaptıktan sonra sarayına aldırmış ve bayramlarda dahi, yanı başından ayırmamıştı. Hatta iki kızını Gazi Osman Paşa’nın oğullarıyla evlendirmiş, böylece Paşa’yla dünür de olmuşlardı.

    İşte Avrupa kamuoyunu kendisine hayran bırakan bu Tokatlı Paşa, 1898’de uzun süredir mustarip olduğu nefes darlığından vefat edince eşi Fatma Zatıgül hanıma emeklilik maaşı bağlanmıştır. Bağlanmıştır bağlanmasına ya, daha 10 yıl geçmeden Göztepe’deki yalının damında Meşrutiyet’in filizkıran fırtınası esmeye başlamıştır.

    1935’te Aslan Tufan adlı muhabir çalar Zatıgül hanımın kapısını. Kapıyı evin kalfası açar, muhabiri içeriye buyur eder. Ne yazık ki, 38 yıl önce ölmüş olan Plevne kahramanının eşi, Osman Paşa’nın esir düştüğü haberi gelince kederinden hastalanmış; kulakları o vakitten beri ağır işitmekteymiş. Kalfa, ona sesini ancak bağırarak duyurabilmekte, gazeteciyle konuşmalarına bu şekilde yardımcı olmaktadır.

    Fatma hanım uzun süre kimseye röportaj vermemiştir. Sebebini sorar muhabir. Aldığı cevap, hakiki bir Osmanlı kadınının endazeye gelmez erdem kumaşından hareler yansıtır günümüze: “Dünya hali bu. Belki parasız kaldı da hatırat satmaya çıktı derler diye çekindim!” Hatırat satmak? Ayıp mıdır bu sahiden de? Gazi Osman Paşa’nın, Kafkas gururunu bir nişan-ı zişan gibi göğsünde taşıyan hanımı oldunuz mu, ayıptır elbet!

    Paşa’nın devlet malına ve parasına dokunmama hassasiyetini şöyle anlatır dul hanımı: Günün birinde emir erlerinden birini yoğurt almaya göndermiş. Tam o sırada Paşa’nın eve geleceği tutmaz mı? Zatıgül hanım artık gözlerini kapatmış, kıyametin kopmasını beklemektedir üst katın penceresinden. Askerin elinden yoğurt kâsesini alıp hiddetle yere fırlatan Osman Paşa’nın, karısının yüzüne, bu tür işler için askerleri meşgul etmenin aldığı devlet terbiyesine yakışmadığını haykırması için fazla zaman geçmesi gerekmemiştir.

    Plevne savunmasını bütün safhalarıyla anlatan Zatıgül hanıma elini öperek veda etmeye hazırlanan muhabir, çıkışta kalfanın minik ricasıyla karşılaşacaktır. Zavallı kalfanın derdi, Meşrutiyet devrinde hanımın kesilen dul maaşının yeniden ödenmesidir. Bu gayeyle dilekçe verdiklerini söyleyen ihtiyar kalfa, dergide “bir iki satır” yazılırsa faydası olabileceğini fısıldar muhabire. O kadar! (Kaynak: “Yedigün” dergisi, 5 Haziran 1935.)

    Peki Meşrutiyet kahramanlarımız, sırf Abdülhamid’le yakınlığı sebebiyle onun gibi hakiki bir kahramanın emekli maaşını keserek neyi ispatlamış oluyorlardı? Hadi onlar Sultan Hamid’e kızgınlıklarından bunu yaptılar diyelim, Cumhuriyet döneminde neden aynı yanlış devam etti? Yoksa kimselerin aklına mı gelmedi Paşa? Bu röportajdan sonra da durumun düzeltildiğini sanmıyorum. Nereden mi biliyorum. Şuradan: 1960 yılına kadar Hamidiye Kahramanı ve Cumhuriyet’in ilk Başbakanı olan Rauf Orbay’a henüz bir maaş bağlanmış değildi! 35 yıldan fazla zaman geçmiş ve Hamidiye Kahramanı’na hâlâ “vatanî hizmet tertibinden” bir maaş bağlatamamıştık. Neyse ki, o yıl iki milletvekilinin (Hamza Osman Erkan ve Suat Hayri Ürgüplü’nün) uyarısıyla yalnız kendisine değil, onun durumunda olanlara maaş bağlanabilmiş ve utancımız bir parça hafifletilmiştir.

    Bir ahlâk abidesi olarak Gazi Osman Paşa gibi ufuklarımızdan taşan Rauf Bey, eminim, maaşın bağlanmasına değil, hatta hatırlanmalarına da değil, bu ‘vefakâr’ insanların yaşadığı bir memlekete hizmet etmenin kıvancını duymuştur içinde.


    alıntıdır...

  6. #6
    yerçekimi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-06-2005
    Mesajlar
    2,691
    Karizma Gücü
    8
    Olanlar olmayanlar, değişenler değişmeyenler!

    Ne oldu ne bitti bu mektubun arkasından bilinmez ama Türkiye bu mektubun arkasında geldiği yaklaşık 70 yıllık evrede bu mektuplar gibi binlercesine ne tepki verebildi. Şimdi bu evlatların durumu nedir? Doğuda kaybedilen binlerce yiğidin ve gazi olmuş vatan kahramanlarının geride kalanları ne durumdalar.

    Galiba biz son 70-80 yıldır pek böyle acı tabloyla büyük bağımsızlık mücadeleleri ile ilgilenmediğimizden mi yoksa savaşçı Türk milletinin binlerce yıllık kaderindenmidir nedir bilinmez Türkiye'de ölüme atlamak dünyadakinden daha farklı bir mutlulukla gerçekleştiği için fazlada sesimizi çıkartamıyoruz.

    Batının çağdaş uygarlıkları bu tablolarla fazla karşılaşmadıklarından daha bir farklı bakarlar kendi kahramanlarına. Tabiki biz savaşcı bir milletiz. büyük liderlerimiz bugüne kadar cenk meydanınından geri gelmemiş liderler. Bu yüzden o zamanki halkın şehitlere bakış açısı ile bugünkü arasında bir fark galiba. Birileri Ankara'da müttefikleri ile her gün 3-5 çayına otururlerken bu lidersiz vatan evlatları bir bir toprağa serilirken ayrı bir isyan oluşuyor içimizde.

    Ruhları şad olsun.
    Ülkemizin kokuşmuş, emperyalist ilkelerine bağlı, teslimiyetçi siyasi parti zihniyetlerine karşı.
    Ülkesine bağlı, değerlerine bağlı, kültürüne bağlı, teslim olmayan gencecik kalplere ihtiyaci vardır.
    Parola: "Vatan Müdafaası"

    "Unutulmak istemiyorsan, ya okunacak şeyler yaz, ya da yazılmaya değer şeyler yap". Benjamin Franklin

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Basbakanın oğlunun aklanışı..
    2005 Konuları bölümünde basari tarafından açılmış
    Yanıt: 47
    Son Mesaj: 25.04.06, 14:09
  2. Rahmetli oğlunun rolünü oynayacak
    2005 Konuları bölümünde DeepBLue7 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 11.11.05, 18:39
  3. Başbakanın oğlunun marifeti.. (unutmayalım)!!!
    2005 Konuları bölümünde tifosi tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 21.09.05, 19:16
  4. Oğlunun katledilişini seyretti....
    2005 Konuları bölümünde alperkaya tarafından açılmış
    Yanıt: 8
    Son Mesaj: 03.09.05, 17:45
  5. Yanıt: 31
    Son Mesaj: 14.06.05, 22:07

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •