1929 büyük ekonomik buhranından sonra dünya ölçeğinde yaratacağı etki daha da fazla olacak olan, yeni bir ekonomik krizle yüz yüzeyiz. ABD ekonomisinin içinde bulunduğu sorunların, diğer ülkelerin ekonomilerini de etkisi altına alması kaçınılmazdı, öyle de oldu!
Küreselleşmiş ve globalleşmiş dünyaya övgüler düzenlerin, kapitalizmin ekonomik ve siyasi rakibi kalmadığını savunanların uğradığı şaşkınlığa hayret etmemek mümkün mü? Tüm dünyayı ekonomik ve siyasi olarak yönetmeye kalkan ABD'nin; artık kendi milli ekonomisinin kalmadığı, uluslar arası şirketler aracılığı ile dünya ekonomisi ile entegre olduğunu düşündüğünüzde başka ne olacaktı ki?
Kapitalizmin devrevi bunalımları ve krizleri olacağını bilenler için hiç de sürpriz olmayan bu olgu, asıl yaratacağı siyasi sonuçları ile dünya ölçeğinde yıkıcı olacaktır. Her ekonomik kriz dönemi sonunda dünyanın yeniden siyasi olarak şekillendiği,şekilleneceği açık değil mi? Türkiye gibi kendi iç dinamiklerine dayanmayan, ekonomik ve siyasi olarak emperyalizme bağımlı ülkelerde ortaya çıkacak olan sonuçlar, kapitalizmin ana vatanı olan ABD ve AB ülkelerinden farklı olacaktır. Küresel ekonominin kapitalizmin ortaya çıktığı dönemden farklı olduğu, bu nedenle eski siyasi ve ekonomik önermelerin bir anlam ifade etmediğini görmeyenler, yarınlarda yaşanacak olan olayları da görmeyeceklerdir.
Klasik ekonomi kuramının kurucularından Ricardo'nun yaşadığı dönemde; sermayenin göreli olarak hareketsiz, emeğin ise son derece hareketli olduğu varsayımına uygun bir ekonomik yapılanma vardı. Ancak bu gün; sermaye son derece hareketli, emekse hareketsiz bir hale gelince, işverenlere bir ulusal iş gücünü bir diğerininkinin karşısına çıkarma olanağı verdi. Ekonominin küreselleşmesi ile kârlar artar ve ayrıcalıklı kesimler artan bir lüks içinde yaşarlarken, nüfusun büyük çoğunluğu hayat standartlarının düştüğü, güvenliğinin, fırsatlarının ve beklentilerinin kalmadığı bir yaşamı sürdürmek zorunda kaldılar.
Böylece serbest rekabet ve ticaret kurallarının kalmadığı dünyada,hala bundan bahsedenler kendilerini ve toplumlarını kandırdılar.
Siyasetin ekonominin bir yansıması olduğu gerçeğinden hareketle, bu dönemin olası sonuçlarına baktığımız da; Türkiye üzerine oynanan siyasi oyunlar daha da sertleşecektir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının aslında dünyanın paylaşımı için yapıldığını, o dönemlerdeki ekonomik krizlerin sonucunda ortaya çıktığını bilmeyen var mı?
Ortadoğu ve Kafkasya'daki ABD çıkarlarına uygun yeniden siyasi şekillenme isteği, üniter devlet yapılarının bu bölgede güçsüzleştirilip yeni devletçiklerin yaratılma arzusu daha da güçlenecektir. Buna karşı çıkan kişi ve çevrelere baskılar artacaktır.
Kuzey Irak'taki yapılanma bağımsız bir devlet olma konusunda yüreklendirilecek, ülkedeki ayrılıkçı, etnik ve dini çalışmalara hız verilecektir. Olası bir Kürt devletinin ABD'nin dümen suyundan başka gidecek bir yeri var mıdır? Ya da oluşacak şeriat devleti kime hizmet edecektir? Merak ediyor iseniz , Suudi Arabistan'a bakın!
AKP'nin bir yanda ABD ve AB'nin siyasi çıkarlarına hizmet ederken, öte yandan dini argümanlar ile varlığını sürdürüp örgütlenmesini anlamayanlar; dünya üzerindeki bu yeni dönemi ve sonuçlarını da görmeyenlerdir. Emperyalizmin siyasi olarak yeniden şekillendirmek istediği dünyada bağımsız ve üniter devletlere tahammülü yoktur. Böyle olduğu içindir ki artık sadece ekonomik bağımlılıklarla yetinmemekte, siyasi olarak da tam bağımlı devletlerin yaratılmasına çalışmaktadır.
Dini ve etnik çatışmaların körüklenmesinin altında yatan da budur. Sadece Türkiye'de değil tüm dünyada da yapılmak istenen ufak ama bağımlı devletçikler yaratmaktır. Böylece daha küçük ancak kontrolü kolay siyasi yapılar ile varlığını uzun süre sürdüreceğini hesap etmektedir. Bu coğrafyada ki ülkelerin karşı karşıya oldukları sorunlara bir kez daha bakın !Söylediklerimizi kanıtlayan yüzlerce örnek göreceksiniz.
ABD, Çin, Rusya ve AB ülkeleri arasındaki ekonomik çekişmelerin bu ekonomik kriz sürecinde siyasi çatışmalara dönüşmesi, dünyanın yeniden paylaşımının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Bu çatışmanın hemen başlangıçta bir dünya savaşına dönüşmesinden bahsetmesek bile, bu ülkelerin siyasi olarak kontrol ettikleri ülkeler aracılığı ile güç kavgasını sürdürdükleri ortadadır. Türkiye, İran ve Kuzey Kore geleceğin şekillenmesindeki kilit ülkeler olmuşlardır.
Eşitler arasında sürdürülen mücadele sonucunda birincinin belirlendiği bir dünya kalmamıştır. Böyle olduğu içindir ki, ülkelerin içsel ve dışsal sorunları iç içe girmiştir.
Uluslararası terör hiçbir siyasi sonuç beklemeden varlığını bu gerekçeler ile sürdürebilmektedir. Demokrasi ve insan hakları söylemleri artık birilerinin siyasi emellerini gizlemek için kullandıkları propaganda araçlarına dönüşmüştür. Ulusal çıkarlardan bahsetmek onları savunmak suç haline getirilmiş; küresel ekonomiden ve global dünyadan yana olmak,ülkelerin ve halkların geleceğini ıskalamak demokrat olmanın şartı olarak sunulmaya başlanmıştır. Demokrasinin şekli unsurlarının varlığı ile ülkelerinde demokrasi olduğunu sanan halklar ve uluslar aldatılmakta, geçmişleri unutturulup gelecekleri yok edilmektedir.
Halkın çıkarları yerine bir avuç azınlığın çıkarlarının savunulduğu, ülkenin geleceğinin bu çıkarlara hizmet etmekten geçtiğini iddia edenler, her türlü siyasi çalışma içerisinde varlıklarını sürdürüyorlar!
Doğruları ve gerçekleri savunmanın suç sayıldığı ülkemizde, demokrasi ve bağımsızlığın bedel ödemeden elde edilebileceğini kimse beklemesin!
Geleceğin dünyasında ülke olarak var olabilmemizin koşulu da, bu bedeli ödeyip ödeyemeyeceğimize bağlıdır.
*Primus inter pares: Eşitler arasında birinci
Tufan Gezer


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla