• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    11-09-2007
    Mesajlar
    285
    Karizma Gücü
    0

    Yasak Olan Düşünce Değil, İnsan Onuruna Hakaret

    Yasak olan düşünce değil insan onuruna hakaret

    FARUK ÖZSU*

    Dünyanın 1915 ile ilgili algılarını değiştirmenin yolu İsviçre’nin Ermeni soykırımını inkâr ederek orada ceza almak değildir. Yapılması gereken öncelikle yaşanan acılardan üzüntü duyduğunuzu karşıdakine hissettirmektir. Ve 300 bin insanın hepsi tek bir varlık değil, 300 bin tane insan olduklarını hatırlayarak; hepsine birden “onlar” diyerek tek bir varlığa indirgemekten kaçınmalıyız.


    Adına milli eğitim dediğimiz Orwellyen pratik nasıl bir torna tesviye mekanizmasına sahipse cenderesinden geçen herkes, farklı retorikle konuşsa bile özde aynı reflekslerle hareket ediyor. Sonuçta ister katı bir muhalif, isterse de gözü kapalı rejim militanı olsun, “eğitimli” Türk insanı, önüne çıkan her sorunu bir “milli mesele” olarak karşılıyor ve bir anda gözü kara bir “Çılgın Türk” haline geliveriyor.

    Bunları aklıma getiren hadise, 20 Ekim 2008 tarihli gazetelerin büyük kısmında yer bulan bir haber, yani İsviçre’nin Ermeni soykırımını inkâr eden birkaç yiğidimizi cezalandırması. (Haberle birlikte “Düşünce özgürlüğü yönünden Türkiye’nin, İsviçre’den ileri” olduğunu “öğrendim” ki bunu, devasa bir kışla haline gelmiş “yalnız ve güzel” ülkemizde iyice kısırlaşan mizah dünyamıza yapılan “hoş” bir katkı sayıyorum.)

    İNTERNETTEKİ YORUMLARIN DÜZEYİ

    Haberle ilgili Hürriyet’in internet sitesindeki yorumları tahmin etmek için Nostradamus’la akraba olmaya gerek yok ama, insan –en azından diğer “karın ağrıları” olan Kürtlük ve türban gibi meselelerde- vasati bir duyarlılığın gözlendiği sitelerde aynı türden yorumlarla karşılaşınca hayal kırıklığına uğruyor doğrusu. Diğer tartışmalarda ortalamayı tutturan yorumcular söz gayrimüslimlere geldiği zaman (hele de 1915) tüm insani duyarlıklardan sıyrılıp soğukkanlı bir dışişleri bürokratına dönüşüveriyorlar. Bu dakikadan sonra kendilerine söylenen hiçbir söz onların Ulubatlı Hasan cengâverliğinde bir gedik açamıyor. Aksi anlama gelecek en ufak bir insani duyarlılık iması bile “vatan hainliği”, “satılmışlık” ve benzeri yargılarla tartışmaları boğuyor.

    Bu satırların yazarı tarihçi, siyaset bilimci ya da jenositolog değil. O nedenle de 1915’in ne anlama geldiğini tartışmıyor –esasen ad koyma meraklısı da değil-; vicdanını milli eğitim “seferberliğinde” teslim etmemiş –ya da geri almış- sıradan bir insan sadece. Tüm derdi, “meseleye” dışardan bakan sıradan bir insan gibi yaklaşmak ve “dışımızdaki” anlama –becerebilirse- işaret etmek.

    SİYASAL KARARIN ANLAMI

    İlk olarak şunu hatırlayalım (ya da bilelim): İsviçre, Osmanlı hükümetinin 1915’te Ermeni vatandaşlarına yaptıklarını ‘soykırım’ olarak kabul etmiştir (nokta). Bir meselenin siyasal karar haline gelmesi onu hukuki norm haline sokar ve artık nüfuz edilen hukuksal konumun gereklerine riayet etme zorunluluğu doğar. Yani İsviçre hükümeti 1915’i soykırım kabul ettiği andan itibaren mevzuatını soykırımla ilgili evrensel hukukun gereklerine uydurmak zorundadır. Eli Viesel’in deyişiyle; soykırımın inkârı soykırımın devamı anlamına geleceğinden, bu zorunluluk da evvelemirde “inkârın suç haline getirilmesi” mecburiyetidir. Ezcümle bir ülke hukuken soykırımı kabul ettiği anda belirttiğimiz ahlâki ve hukuki prensipler gereği inkârını suç saymak zorundadır.

    Dikkatinizi çekerim; burada hukuken kınanan, bilimsel mesnetten yoksun, ahlâk dışı mücerret “inkâr eylemi”dir, bilimsel şüphecilik değil. Bu nedenle de Ermeni soykırımının inkârını suç sayan ülkelerde –1998’de Fransa’nın saygın bilim kurulu Collage de France’a seçilen Osmanlı tarihçisi Gilles Veinstein ya da Diaspora’nın göbeğinde konuşan Baskın Oran gibi- “katliamların belirli bir hükümet planı dahilinde gerçekleştiğine dair kesin kanıtların bulunmaması nedeniyle olayların ‘hukuken’ soykırım olarak adlandırılamayacağını” savunan ve itirazlarını bilimsel ahlâka uygun bir üslupla dile getirenlerin peşine, alafranga 301’ini kapan savcıların düşmediğini de gayet iyi biliyoruz.

    Tabii ki bu noktada, “soykırım gibi tarihsel bir mesele parlamentoların işi değil” gibi bir karşı tez ileri sürülebilir –ki gayet mantıklıdır. Nitekim dünyada 1915’i ‘soykırım’ kabul etmeyen ülkelerin büyük kısmı bu görüşe dayanmaktadır, yoksa sandığımızın tersine 1915’in anlamı konusunda kimsenin pek bir şüphesi yok, “maalesef”.

    Lakin bunu “bizim” söyleyebilmemiz için belirli bir ahlâki eşiği aşmış olmamız gereklidir. Eğer siz dünyanın “Türk Hitleri” olarak bildiği Talat Paşa adına kurduğunuz dernekle “soykırım emperyalist bir yalandır” sloganları eşliğinde nümayişlere çıkar ve yüz binlerce insanın hayatına malolmuş bir hadiseyi en ufak bir saygı belirtisi dahi göstermeden –o derneğin üyesi ( ? ) bir emekli başsavcının sözleriyle- “ittihatçıların ellerine sağlık ... Haklıydık; şimdi olsa gene yapardık” derseniz sizi dinleyecek tek kişi oranın savcısı olur ancak. Çünkü “tartışma”, ‘ırkçılık ve suçu övme’ suçlarının tartışılacağı ceza hukukunun konusu olmuştur artık, ‘gerçeğin’ tartışıldığı bilimin değil. (“Düşünce özgürlüğünün Türkiye’de daha ileri” olduğunu söylerken haklıydılar belki de. Bunları söylemek Türkiye’de suç değil çünkü; aksine, bir milli görev.)

    Bu kez de, “o karar gerçeği yansıtıyor mu” sorusu –haklı olarak- akla gelecektir: Haklılar mı “bilmiyorum,” ama burada asıl önemli olan maddi gerçek değil ‘algı’. Zira algı bazen “gerçeğin” yerine geçebilir.

    EVRENSEL ALGI NASIL

    Eğri oturup doğru konuşalım; daha düne kadar Misak-ı Milli sınırları içinde Ermeni adında bir milletin yaşadığını “bilmezken” daha yeni yeni o tarihlerde var olduklarını kabul etmeye başladık –“bir uzay gemisine binip gelmiş ve güzelim ülkeyi bölmeye çalışan canavarlar” olarak tabi. Bu nedenle de 1915 hakkındaki bilgisizliğimizin, herkes için geçerli olduğunu ve söylenenlerin iftira olduğunu sanmamız normal sayılabilir.

    Ancak “ne yazık ki” dış dünyada “İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük” dersi yok ve bu nedenle bizden farklı bilgi dağarcığına ve algıya sahipler. (Tabi meselenin psikolojik boyutu da önemli. Yani, hiç kimsenin, atalarının soykırım gibi akıl ve mantık ötesi bir suçu işlediklerini kabul etmesi çok kolay değil).

    Yukarıda da söylediğim gibi benim derdim meselenin gerçekte ne olduğunu kanıtlamak değil, muhatabın ‘algı’sı hakkında bir fikir vermek. O nedenle detaya girmeden dünyadaki algının nasıl olduğuna dair ipucu bâbında iki örnek vereceğim.

    Birincisi; Ayşe Hür’ün yazılarından birinde okuduğum haliyle, Amerikan siyaset bilimi terminolojisinde ilginç bir kavram kullanılmaktaymış: “Türk tipi inkar”. Amiyane tabirle, “gün gibi aşikar olan somut bir olgunun hiçbir mantıksal nedene dayanmayan inkârları” bu kavramla izah edilmekteymiş. (Kavramın esin kaynağının 1915’le ilgisini söylemeye herhalde gerek yok.)

    Bunu soyut ve sübjektif bir tercih deyip geçebiliriz ama ikincisi çok daha can sıkıcı cinsten ve elimizin tersiyle itivermemiz yetmeyecek: Bilindiği gibi Jenosid yani soykırım kavramının evrensel hukuka dâhil oluşu 1948 tarihli sözleşmeyle gerçekleşmiştir. Bu tarihî gelişimi insanlık âlemi büyük oranda, Polonyalı Yahudi bir hukukçu olan Prof. Raphael Lemkin’in çabalarına borçludur. Lemkin, 1950’li yılların başında bu konuda bir Amerikan medya organına mülakat verir. Mülakatta, kavramın kaynağıyla ilgili sorulara Lemkin şöyle cevap verir: “Tasarım doğrudan Yahudi soykırımıyla bağlantılı değil. Bu tasarıyı ilk kez 1933’te hazırlamış ve önermiştim ancak o zaman kabul görmedi. O sıralarda henüz ortada Yahudi pogromu yoktu. Benim çalışmam Ermeni soykırımına dayanır“ der. Yani? Yanisi şu: 23 Mart 1950 tarihinde Türkiye’nin de onayladığı sözleşmenin “esin kaynağının” Ermeni soykırımı olduğunu biliyor dünya.

    SIRADAN BİR DÜNYALININ “TEZİMİZE” BAKIŞI

    Esasen ‘algı’nın oluşumunda bahsettiğim bilgilere sahip olmaya bile gerek yok. Resmî tezimizi (“... savaş sırasında Ermeni çetelerinin lojistiğini sağlayan doğudaki Ermeni yerleşim yerlerindeki Ermeniler, geçici bir süre Osmanlı sınırları içinde bulunan güney bölgelere sevk ve iskan edildi, bu sırada çeşitli nedenlerle 300 bineyakın Ermeni vatandaş öldü”) duyan ve Türk talim ve terbiyesinden geçmeyen, vicdan sahibi sıradan bir dünyalı ilk olarak “300 bin insan mı? Aman Tanrım!” diyecek, ardından da sormaya başlayacaktır:

    1) Siz böyle bir şey olmadı mı diyorsunuz, oldu ama meşru bir gerekçeyle mi oldu diyorsunuz? İkisi aynı anda söylenemez.
    2) Ölümler, savaş sırasında zorunluluktan meydana geldiyse, şimdi savaş yok. Neden olanları kabul edip üzüntünüzü dile getirmiyorsunuz?
    3) Sizin haklı gerekçeniz bir başkasını ilgilendirmez ki... 300 bin insanın ölümünü hangi meşru gerekçe izah edebilir zaten?
    4) O zaman haklı bile olsanız ölenlerin anısına saygı duymak gerekmez mi?
    (Aynı kişi Türk tarafının kayıplarını duyduğu anda, benzer duyarsızlık içindeki Ermeni milliyetçilerine de aynı şeyleri söyleyecektir, hiç şüpheniz olmasın.)

    Ezcümle ‘algı’ bu olduğuna göre, ne alınan kararda ne de verilen cezada garipsenecek bir durum yok. Algı hatalıysa bile, çaresi İsviçre’deki cengâverlerin yaptıkları olmasa gerek. Yapılması gereken öncelikle yaşanan acılardan üzüntü duyduğunuzu karşıdakine hissettirmektir. 300 bin insanın hepsi tek bir varlık değil, 300 bintane insan demek. Bu nedenle de “onlar” diyerek tek bir varlığa indirgenemeyecekleri bir yana, Diaspora’nın milliyetçi Ermenileriyle 1915’te ölenler aynı kişiler olmadıkları ve o tarihte ölenlerin düşman değil vatandaşımız oldukları unutulmamalıdır. Ölenlerin bir kısmı bebek ve bir bebeğin düşmanlığından bahsedilemez ama yine de düşman diye düşünsek bile –İsviçre fatihlerinin koyu Kemalist olduğunu düşünerek hatırlatıyorum- alınması gereken ahlâki pozisyona ilişkin olarak Atatürk’ün “Yeni Zelandalı ve Avustralyalı anneler...” diye başlayan ünlü konuşması yol gösterici olabilir.

    Velhasıl bugün İsviçre’nin yaptığı düşünce özgürlüğü ya da demokrasi karşıtlığıyla açıklanacak bir durum değildir. Yüz binlerce insanının öldüğü bir acıya, ırkçı söylemlerle ve duyarsızca yaklaşanların insan onuruyla –bir nevi- alay etmelerine, Adorno’nun deyişiyle “kurbanın ikinci kez kurban edilmesine” izin verilmemesidir, hepsi bu.

    * Hâkim; Ödemiş Adliyesi

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    26-10-2008
    Mesajlar
    92
    Karizma Gücü
    0
    İnsan onuru Devletten kutsal değildir , insan devlete saygı göstercek devlet ona değil.

  3. #3
    1dost1lostyeter adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-07-2008
    Mesajlar
    89
    Karizma Gücü
    0

    Popülist bir tavır olduğunu düşünüyorum...

    Öncelikle şunu merak ediyorum; makalenin sahibi "Ermeni soykırımı" diye atfedilen olay hakkında ne gibi bir tarihsel birikime sahiptir. Söz konusu olay hakkında nasıl bir araştırma yapmış, hangi kaynakları taramıştır? Osmanlıca bilmekte midir ve Osmanlı arşivlerini taramış mıdır? Bu makaleyi yazan şahıs dışarıdan bakabilmek diye bir tanım getirmiş. Evet zaman zaman bazı olaylara; kültürel birikimimizin, siyasal düşüncelerimizin, benliğimizin getirdiği bazı yargılardan sıyrılarak bakabilmek gerekir. Yalnız samimiyet gerektiren bu durumun derecesi eşyanın tabiatı ile doğru orantılıdır. Yazıda en çok eleştirilen nokta Türk kamuoyunun söz konusu soykırım iddiaları konusunda katı bir duruş sergilediği ve hatta gereksiz bir refleksif tutum geliştirdiği. O zaman ben de şunu merak ediyorum; siz ulusal bir duruşun gerektiği ve haklı olan, sözde "Ermeni soykırım" iddialarına karşı vuku bulmuş ulusal iradeyi bu denli katı bir şekilde eleştirirken karşı refleks geliştirmiyor musunuz? Acaba siz Özellikle Ermeni lobisinin "Ermeni soykırımı" iddialarının uluslararası bir lobi faaliyeti olduğunu neden es geçiyorsunuz? Anadolu insanından, sizin bu eşyanın tabiatına ters ve populist politikaya sahip olmasını mı bekliyorsunuz? Özetle durum insani ve vicdani durumlarla ilgili değildir. Durum bir devletin yıllardır kin beslediği diğer devleti uluslararası konjönktörde zayıf düşürme ve bundan nemalanma çabaları ile ilgilidir. Bu gerçekliği idrak etme; algısal yeterliliğe ve tarihsel birikime sahip olmakla mümkündür. Radikal olmaya çalışma ve bunu populist tümcelere dökme kaygıları tarihsel gerçekliği değiştiremez.
    Bu mesaj en son " 31.10.08 " tarihinde saat 00:37 itibariyle 1dost1lostyeter tarafından düzenlenmiştir...
    İnanıyor ve başaracak.

  4. #4
    TruckTurkey adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-12-2007
    Mesajlar
    2,102
    Karizma Gücü
    5
    Bundan 4000 yıl yazılan bir kanun maddesini hatırlıyorum.Tekrar baktım.

    Şöle diyor .

    Eğer bir yargıç bir davaya bakar ve bir karara varırsa verdiği hükmü yazılı olarak takdim eder; daha sonra verdiği kararda bir hata ortaya çıkarsa ve bu kendi hatasından kaynaklanırsa o zaman davada onun tarafından kararlaştırılan para cezasının on iki katını öder ve halka ilan edilerek yargıçlık makamından el çektirilir ve bir daha asla yargıçlık icra etmek için oraya oturamaz.

    Bu madde Hamurabi Kanunlarından.
    Yine M.Ö. 5. yy da birileri oturmuş Atina'da Akademos Ormanında İdealar Dünyası üzerine öğrencileriyle epeyce kafa patlatmış.Bugün akademi ismi ordan geliyor.

    Evet çok gerilere gittim.Bunca yıldır birileri dünya gerçeklerine karşı hayatı iyileştiren doğruları gerçek yapmak için mücadele etmiş.Dünyayı algıladıkları gibi değil olması gerektiği şekliyle görmek için.

    Yoksa algılar her zaman değişir.Hukuk ve felsefe denen idea yı da bunun için zorlamışlar.Dünyayı insanlar adına iyileştiren şeylerin bireylerin algısına göre değişmemesi için.

    Bunun için de Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler ''soykırım kararını'' attıkları imza gereği sadece Birleşmiş Milletlerin yetkili kıldığı mahkemeler tarafından verilebileceğini bilirler.

    1915 algısıda bu tip bir algı.100 yıldan beri süregelen bir soykırım propagandasının yarattığı algı ve bunun karşısında tarihsel olarak aynı acıları yaşamış, aynı maddi ve manevi kayıpları tatmış bir milletin algısı. İkiside algı. İkisinin de hassasiyetleri var.

    Durum böyleyken Faruk özsu'nun beğenmediği insanları cengaver yapan Milli eğitim sisteminin karşısında başka bir eğitim mekanizması var.Bugün Ermeni Soykırımı'nı kabul eden ülkelerden Belçikalı bir parlamentere Kongo'yu sorsam ?
    Konuya propaganda açısından yaklaşmıyorum.Avrupalıların Afrikada,Asya'da ya da Amerika kıtasında yaptıkları her ne olursa olsun eğer Türkler bir planlı ve kurumsal bir etnik temizliğe giriştilerse bu bir suçtur.
    Hayır.Ben burda tarafların algılarından ve objektifliğinden bahsediyorum.
    Eğer ortada insani ve hukuksal kaygılarla İsviçre'de böyle bir yasa çıkarıldıysa 19.yy ın başlarına kadar etkin bir Avrupa kolonializmi niçin insanların, özelliklede Ermenilerin algılarında hiç yer işgal etmiyor?
    Sanırım bu algıları karşılaştırmayan Faruk Özsu bizim mizah dünyamıza hoş bir katkı olacak.Öyle ya herkes bir eğitim sistemine bir şeylerini feda ediyor gibi.
    Yani bunu anlaması gerekiyor , Fransa'da soykırımı reddettiği için hüküm giyen Tarihçi Bernard Lewis'i bilmeyen Faruk Özsu'nun.
    Asıl ilginç kısmı bütün bu soykırımı kabul eden ülkeler içinde İngiltere'nin yer almaması.Halbuki 1915 olgusunun başrol oyuncusu İngiltere'dir. Neden kabul etmemişler? Demokrasilerine olan saygısından mı?Biz bilmeyiz Faruk Özsu bilir. Öyle ya Milli Eğitim cengaverleri böyle sorular sormamalı.

    İsviçre'de yabancıların algılarını değiştirilmesi gibi yanlış anlamaya sahip olan Faruk Özsu'ya şunu söyleyeyim açıkça.

    Herkes kendi kayıplarını biliyor.Önemli olan bundan ders çıkarabilmektir.Bizim kimseye hayatını kaybeden Ermeniler için hesap vermek gibi bir mecburiyetimiz yok. Eğer Abd , Ab ve Rusya bu işe burunlarını sokmazlarsa Ermenilerle medeni iki devlet olarak oturup konuşuruz.
    Bunu Ermenilerinde çok iyi anlaması gerekli.

    1915 te Ermenileri biz satmadık.

    Dikkat edin.Propaganda yapalım derken daha çok nefret yaratıyorsunuz.
    Bu mesaj en son " 31.10.08 " tarihinde saat 17:46 itibariyle TruckTurkey tarafından düzenlenmiştir...


    Soykırım Propagandacılarına Kriz Geçirten Site
    Linke Tıklayın
    Armenian Genocide Photos

  5. #5
    Bertold adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-09-2008
    Mesajlar
    2,882
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı sumeyra35 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    İnsan onuru Devletten kutsal değildir , insan devlete saygı göstercek devlet ona değil.
    Yok yahu!

    Benim onurum,şerefim,namusum devletten yüksektir sizinki alçaksa o sizin sorunuz.

    İnsanlarına saygı göstermeyen devletler bugün tarih çöplüğündeki yerlerini almışlardır.
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ

    tam yüzyıl..
    tam yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli
    gözlerin içimde durmayalı.
    NAZIM HİKMET RAN

  6. #6
    ATATÜRK yazamayangafiller NİMa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-02-2007
    Mesajlar
    7,981
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı Bertold tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yok yahu!

    Benim onurum,şerefim,namusum devletten yüksektir sizinki alçaksa o sizin sorunuz.

    İnsanlarına saygı göstermeyen devletler bugün tarih çöplüğündeki yerlerini almışlardır.
    Devletine saygı göstermeyen insanlara ne olmuştur biliyormusunuz? Onlarda köle olup, boyunduruk altına girip işkence görmüşlerdir.
    Kendi kendinizin aleyhine çalıştığınızı, bindiğiniz dalı kestiğinizi anladığınızda biraz geç olacak, yere tünden şakılmış olacaksınız ama müstehaksınız ne diyeyim..
    Kısacası saygı karşılıklı gösterilebilinen bir olay karşılıksız saygı ve sevgi diye bir durum zaten olamıyor...

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    16-10-2008
    Mesajlar
    224
    Karizma Gücü
    0
    Onur önemlidir. Devletin onuru da insanın onuru da önemli. Devletimizin onurunu koruyamazsak kendi onurumuzdan bahsetmeye hakkımız yoktur.
    Bu mesaj en son " 31.10.08 " tarihinde saat 14:44 itibariyle Kızıklı Yörük tarafından düzenlenmiştir...

  8. #8
    turkischejugend adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-10-2008
    Mesajlar
    4
    Karizma Gücü
    0
    Önce Devlet Sonra İnsan

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    16-10-2008
    Mesajlar
    224
    Karizma Gücü
    0
    İnsanın devletten daha öncelikli ve daha önemli olduğunu ifade eden arkadaşlar sanırım "insan olmazsa devlet olmaz" diye düşünüyorlar.

    İnsan olmazsa tabi ki devlet olmaz. Öte yandan; bu devleti kuranlar ve Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da canlarını feda eden kahramanlar da "insan, devletten önce gelir" diye düşünselerdi biz var olabilir miydik? Bu devlet var olabilir miydi?

    Yani insan ve devlet birbirine bağlıdır. İnsan olmazsa devlet olmaz. Ama bunun olabilmesi için "önce devlet" diye düşünmekte fayda vardır.

  10. #10
    Bertold adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-09-2008
    Mesajlar
    2,882
    Karizma Gücü
    4
    İki cümle yazdık hayatımızı okumuşlar.

    Devlet önemli bir kurumdur ancak insandan daha öte değildir.Devlet insanlar için vardır zaten.İnsanlarını önemseyen,insanlarına saygı gösteren ve insanlarına insan gibi yaşam standartları sunan bir devleti neden sevmeyeyim?

    Sizin bu kafa yapınızı anlamak mümkün değil.Sizin bu kafa yapınız yüzünden ''VEKİL''diye gönderdiklerimizin haline bakın.Vekil sefa içinde yaşar asıl unsur olan halk ay sonunu nasıl getireceğim düşünür.

    Alın size önce devlet mantığının getirdiği nokta.

    ''Kahrolsun devlet yıkalım devleti yok edelim''demiyorum ama insan önce kendini önemselidir.
    Bu mesaj en son " 01.11.08 " tarihinde saat 09:47 itibariyle Bertold tarafından düzenlenmiştir...
    HÜMANİST DEMOKRAT PARTİ

    tam yüzyıl..
    tam yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli
    gözlerin içimde durmayalı.
    NAZIM HİKMET RAN

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •