• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    sadece konuk alara adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-03-2004
    Mesajlar
    6,811
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10

    Deha hastalıkları

    Tarihe adını altın harflerle yazdırmış bir çok ressamın resimlerinde kullandığı kendilerine özgü teknikler, eserlerini paha biçilmez bir hale getirmiş ve günümüze kadar taşımıştır. Ancak son yıllarda yapılan bazı araştırmalar, bu çok önemli sanatçılardan bazılarının kullandıkları ve onları diğer ressamlardan ayıran tekniklerinde hastalıklarının da payı olduğunu göstermiştir. Tıpkı resimlerinde ağırlıklı olarak sarıyı kullanan ve ışığı hareli olarak gösteren Van Gogh veya düşey yarıklar ile kayık yüz parçalarını figürlerinde sık sık kullanan Picasso gibi...

    Hatta tarihte şiddetli başağrılarının görme anormalliklerine neden olduğu migren hastalığının sadece dahilerde rastlanan bir hastalık olduğu inancı vardır. Çünkü Van Gogh, Claude Monet, Sezar, Napolyon, Virginia Wolfe, Lewis Carroll, Elvis Presley ve John F. Kennedy gibi tarihe adını yazdırmış bir çok önemli insan migren hastasıydı. Picasso migrenden (genellikle şiddetli başağrılarının başlangıcını işaret eden görme anormalliklerinden), Van Gogh ise ışığı hareli olarak algılamasına ve özellikle son dönemlerinde en çok sarı rengi seçebilmesine neden olan diyabetik katarakttan şikayetçiydi..“

    DEHA HASTALIKLARI : MİGREN

    Londra'da gerçekleştirilen Başağrıları Dünyası Konferansı’nda Picasso'yla da ilgili şu ilginç açıklama yapıldı: Picasso, migrenden(genellikle şiddetli başağrılarının başlangıcını işaret eden görme anormalliklerinden) müztaripti.

    Hollanda'daki Leiden Üniversitesi Tıp Merkezi'nden Dr. Michel Ferrari'ye göre Picasso'nun eserlerinden bazıları kriz esnasında yaşadıklarını resmeden migren hastalarının yaptıkları resimlerle inanılmaz benzerlikler gösteriyor. "Pablo Picasso'nun kadın yüzü resimlerinde görülen düşey yarıklar ve yüz parçalarının kayık olması figürleri migren hastalarının gördüğü biçimlere farkedilir derecede benziyor" diye belirtiyor Ferrari. "Migrenin sonuçlarından biri olan görme anormalliklerinin en temel özelliği zaman içerisinde artmasıdır. Şekillerinden dolayı (Ortaçağa ait bir köye havadan bakar gibi) 'hendek ya da siperlerle çevrilmiş spektrumlar' olarak da bilinir." diye devam ediyor.

    Ferrari, görme anormalliklerinin çok çeşitli türleri olduğunu, şeritli desenlerden parıldayan noktalara kadar genellikle bu "hendeklerle çevrilmiş köy" görüntüsünde olduklarını belirtiyor. Ferrari'ye göre hastaların yüzde 20'si ila yüzde 30'u başağrısından önce görme anormallikleri yaşıyor ve hatta hastalardan bazılarında her seferinde başağrısı olmaksızın yaklaşık bir saat boyunca bu görme anormallikleri sürüyor.

    Picasso'nun migren hastası olduğuna dair resmi bir kayıt olmamasına rağmen "o da başağrısı olmaksızın sadece migrenden kaynaklanan görme anormalliklerinden şikayetçiyse bu nokta rahatlıkla gözden kaçmış olabilir" diye belirtiyor Ferrari. Teksas A&M Üniversitesi'ndeki Online Picasso Projesi'nden Dr. Enrique Mallen ile birlikte Ferrari, migren hastalarının yaptığı çizim, resim, boyama ve diğer sanatsal çalışmalardan birçok örnekler toplamışlardır. Bu hastaların görsel dünyalarının aldatıcı kırılmaları Picasso'nun çalışmalarına o kadar benziyordu ki araştırmacılar sanatçının migrenden kaynaklanan görme anormallikleri yaşadığı kanısına vardılar. Araştırmacılar hipotezlerini sınamak için halk arasında anket yaptılar. Yakın zamanda İspanyol televizyonunda yayınlanan bir programda Ferrari katılan kişilere "ankete katılan kişilerin yüzde 70'inin migren

    hastalarının yaptığı çeşitli resimleri gerçekten Picasso'nun eserleri olduğunu düşündüklerini" söyledi. (Kaynak: Georgina Kenyon, brain.com)

    VKV Amerikan Hastanesi Nöroloji Bölümü doktorlarından, Dr. Ari Boyacıyan’a göre migren toplumda görülen en sık başağrısı türlerinden biri. Değişik çalışmalarda farklı rakamlar çıkmasına rağmen yaklaşık olarak toplumda yüzde 10 - 15 civarında kişide ortaya çıkabilmektedir. Migren esas olarak beyinde hücresel düzeyde fonksiyonel bir bozukluktan kaynaklanır. Bu bozukluk belli bir süre devam ettikten sonra dönemini tamamlar ve iz bırakmadan düzelir. Migrenin süresi klasik olarak 3-72 saat civarında olmaktadır. Aslında beyinde hücresel düzeyde bir bozukluk başlamakta. Bu bozukluğun neticesinde beyin damarları ve beynin etrafını saran zarlar etkilenmekte. Bunu neticesinde de şiddetli zonklayıcı ağrı ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman ağrının bir periyod halinde gelişen bir hastalık zaman zaman ağrı dışındaki belirtilerle de kendini gösterebilmektedir.

    Migren genel olarak klinik planda auralı migren ve aurasız migren olarak ayrılmaktadır. Bunun dışında daha nadir görülen oftalmik migren, hemiplejik migren, komplike migren gibi türleri de vardır

    Migrenin belirtileri ve sebepleri neler?

    En önde gelen belirti zonklayıcı başağrısıdır. Bunu genellikle bulantı ve kusma eşlik eder. Eş zamanlı olarak ses ve ışık hassasiyeti, koku hassasiyeti ve bu ana belirtilerle birlikte ikincil olarak gelişen otonomik bozukluk belirtileri gelişir. Uyku hali, açlık hissi, esneme, gaz birikim, geğirme, başdönmesi. Öncül veya eşlik eden belirtilerden olabilir.

    Migrenin temel olarak sebebi bilinmemektedir. Ancak yukarıda sözü edilen peşisıra bozukluklarnı birbirini tetiklediği bilinmektedir. Başlangıç hücresel düzeydeki mekanizmalarla olmaktadır. Bu düzeyde biriken bazı inflamatuar maddeler başka reaksiyonları tetiklemekte. Beyin hücrelerinin ve bazen de kan damarlarının işlevleri bozulabilmektedir. Bütün bunları izleyerekde genellikle başağrısı ortaya çıkmaktadır.

    Migrene nasıl tanı konur?

    Başağrısı genel bir başlık olduğu için bunu alt gruplarından biri migren olmaktadır. Başağrısı büyük başlığı altında migren dışında bir çok hastalık vardır. Örneğin küme tipi başağrısı, dolaşım bozuklukları, beyin tümörleri, beyin kanamalarında başağrısı büyük başlığı altında irdelenebilecek hastalıklardandır.

    Migrene tanı genellikle öykü özelliklerine dayanılarak konur. Çünkü atak sırasında yapılabilecek bazı özel laboratuvar tetkikleri dışında migren hastalığının ortaya koyabilecek bir tetkik yoktur. Çoğu zaman olmayana ergi yöntemiyle diğer hastalıklar dışlanmak yöntemiyle tanı konur.

    Migren, hastaların yaşamlarını nasıl etkiler?

    Migren aslında önemli bir toplumsal sorundur. Migren hastalığının neden olduğu iş gücü ve üretim kaybı yüksek oranlardadır. Hastanın kendisi açısından da yoğun ağrılı ve diğer ek belirtilerin olduğu dönemler yoğun sıkıntı verici düzeydedir ve çoğu zaman yatarak istirahati gerektirir.

    Migren atakları yukarıda anlatılan mekanizma ile ortaya çıkar. Auralı migrende genel olarak 1 saat civarında süren öncül belirti olup, bunu izleyen başağrısı gelişir. Aurasız migrende ise genellikle öncül belirti ortaya çıkmaz ve başağrısı daha uzun sürer. Migren ataklarının sıklığı ve şiddeti hastadan hastaya büyük değişkenlik gösterebileceği gibi aynı kişide değişik dönemlerde sıklık ve şiddet değişkenlikleri görülebilir. Hayat boyu ancak

    birkaç kez migren tipi ağrısı olan insanlar olduğu gibi hemen hergün migren ağrısı ile yaşamak zorunda kalan olgularla vardır. Migren ağrısı sırasında kişi genellikle sessiz ve karanlık bir ortamda yatmayı tercih eder. Atak döneminde olduğu için bu dönemi kırmakta kullanılan ilaç uygulamaları yardımcı olur.

    Migren nasıl tedavi edilir?

    Migren tedavisi asıl olarak iki başlıkla irdelenebilir. - Atak tedavisi: Şiddetli ağrı sırasında uygulanacak ilaçlar ve yardımcı yöntemler, - Ağrı olmaksızın uygulanan ağrıyı önleyici ilaçlar ve yöntemler (koruyucu tedavi)
    Bu mesaj en son " 03.11.08 " tarihinde saat 11:44 itibariyle alara tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    sadece konuk alara adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-03-2004
    Mesajlar
    6,811
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    ŞİZOFRENİ/AKIL YARIKLIĞI

    Tarihte şizofreni hastalığına yakalanan bir çok önemli isim vardır. Bunların en bilinenleri John Nash(Nobel Ödüllü Matematikçi), Andy Goram(İskoçyalı futbol oyuncusu), grubun ilk yıllarında bestelerin çoğunu yazan, vokal yapan ve gitar çalan ama ne yazık ki hastalığı yüzünden grubu bırakmak zorunda kalan Pink Floyd’dan Syd Barrett’tır.

    1922’de “Ruh Hastalarının Resimleri” adlı kitabı yayınlanan Prinzhorn, sanatla tedavinin öncüsü olarak kabul edilir. Prinzhorn, araştırmalarını yaptığı Heidelberg Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde aslında sanatçı olmayan şizofreni hastalarının yaptığı resimleri biriktirir. Onun koleksiyonundaki pek çok parça fazlasıyla sıra dışı özellikleri ve ustalıklı yapılışlarıyla modern sanatçıların eserlerine çok benzer. Bu psikotik sanatçılardan en önemlisi Adolf Wölfli’dir. Paranoid şizofreni tanısı konulan Wölfli, hastaneye yatırılmasından 4 yıl sonra resim yapmaya başlar. Ölümünden sonra kara kalem ve renkli kalemlerle yaptığı resim ve desenler satılmaya başlanır. Kısa süre sonra da adına bir vakıf kurulur. Eserleri de İsviçre’nin Bern Sanat Müzesi’nde korunmaya alınır. O dönemde şizofreni hastalarının sanatçı olamayacağına inanılırmış. Fakat daha önceden eğitim almayıp da, hastanedeki çalışmaları sonrasında şaşırtıcı eserler ortaya çıkaran hastalar bu fikri değiştirmiştir.

    Ama bir isim var ki, o şizofren ressamların en bilineni ve hastalığının tüm ruh hallerini resimlerine en çok yansıtanıdır. Louis Wain(1860 - 1939), yaptığı sıradışı kedi resimleriyle tanınan ünlü bir ressamdır. Onun tablolarında çay partisi veren kediler gibi olağan dışı durumlara rastlayabilirsiniz. Ölümünden on beş yıl kadar önce şizofreniye yakalan ve iyi olduğu dönemlerde kedileri en sevimli ve insanımsı halleriyle tasvir eden Wain’in, hastalığı atakta olduğu dönemlerde tavuskuşu kuyruğuna benzeyen, sanki dışarıya enerji yayıyormuş gibi görünen, rengarenk ve kelimenin tam anlamıyla rahatsız edici kediler resmetmeye başlamıştır.

    Böylece sanatçı istemsiz olarak ortaya 2 farklı teknik çıkarmıştır. Hiç kuşku yok ki bunlardan en dikkat çekici olanı da şizofreniyken yaptığı resimlerdir. Onun şizofreni hastası olduğunu bilmeyen pek çok insan, aynen Picasso’nun da yaptığı gibi, resmetme yeteneğini mükemmelleştirdikten sonra artık kendisini aşan bir tarzı benimsediğine inanmıştır herhalde. Fakat migren hastalığından mustarip olan Picasso’da da olduğu gibi, Wain de aslında bunu farkında olmadan yapmıştır.

    Peki eğer kişi bir sanatçıysa ve yakalandığı hastalığın yan etkileri aslında farkında bile olmadan sanatına etki ediyorsa ve bu da sanki bir stil gibi algılanıyorsa...

    Bu gerçekten olabilir mi? Gerçekten bazı hastalıklar dehaların kendilerine özel teknikleri olarak algılanıp, sanatlarını olumlu yönde etkileyebilirler mi?

    VKV Amerikan Hastanesi’nden Psikiyatr Dr. Gülçin Arı Sarılgan konuyla ilgili olarak ‘psikiyatrik hastalıklarda sanata yatkınlık son yıllarda çok araştırılan bir konudur. Hiçbir hastalık insandaki sanatsal kapasitenin belirleyicisi olamaz ama bunu etkileyebilir. Bu konuda yapılan araştırmaların bir çoğunda sanatçı olmakla psikiyatrik rahatsızlıklar arasında ilişki olduğu vurgulanmıştır. Fakat bu bulgular kesinlik kazanmamıştır. Şizofreni hastaları sözel dili yeterince iyi kullanamadıklarından görsel dili daha çok tercih ederler. Belki de hastalığın doğasında var olan bu iletişim sorunu, hastayı doğal bir şekilde sanata yönlendirir’ diyor.

    Şizofreni nedir?

    Şizofreni kelime anlamı akıl yarıklığı olan şizofreni hastalığı genç yaşta başlayan, insanın giderek kişilerarası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendine özgü bir içe-kapanım dünyasında yaşadığı; düşünüş, duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü ağır bir ruhsal bozukluktur. Kişiliğin bütünlüğünü sağlayan beyin bölgelerinin gelişimindeki aksaklıklar düşünce-duygu ve davranışlarındaki bütünlüğü bozmaktadır. Sonuçta dissosiasyon yani bütünün parçalarının çözülmesi dediğimiz durum ortaya çıkmaktadır.

    Şizofreni hastalarının sanata yatkın olduğu söylenir, hastalığın böyle bir etkisi var mıdır?

    Psikiyatrik hastalıklarda sanata yatkınlık son yıllarda çok araştırılan bir konudur. Hiçbir hastalık insandaki sanatsal kapasitenin belirleyicisi olamaz ama bunu etkileyebilir. Bu konuda yapılan araştırmaların bir çoğunda sanatçı olmakla psikiyatrik rahatsızlıklar arasında ilişki olduğu vurgulanmıştır. Hatta bazı araştırmalarda sanatsal yetenek ile psikiyatrik hastalıkların ortak bir geni olduğu sonucuna varılmıştır. Bu genlerin bazı kişilerde şizofreniye bazılarında ise maniye sebep olduğu söylenir. Hatta şizofreni hastası ebeveynlerin çocuklarının sanatsal eğilimlerinin diğer ebeveynlerin çocuklarına göre daha fazla olduğu iddia edilmiştir. Böylece şizofreni hastalığı ile sanatçı olma özelliğinin aynı genin sonucu olduğu şeklinde yorumlanmıştır.

    Fakat yine de bu bulgular kesinlik kazanmamıştır. Manik-depresif bozukluk da yazarlar ve sanatçılar arasında sık görülen bir hastalıktır. Şizofreni hastaları sözel dili yeterince iyi kullanamadıklarından görsel dili daha çok tercih ederler. Belki de hastalığın doğasında var olan bu iletişim sorunu, hastayı doğal bir şekilde sanata yönlendirir. Resimlerinde kendisi için özel anlamı olan bilinçaltının ilkel nesne sembolleri kullandığından hastaların resimlerini anlamak güçtür. Araştırmalar manik depresif hastalıkta tedavi ile hastanın üretkenliğinin kesintiye uğradığı halde şizofrenlerinin üretkenliklerinin tedavi sürecinden etkilenmediğini göstermektedir. Hastanın sanatını evrensel boyuta taşıyabilmesi, onun iyileşmesinin en önemli göstergesidir.

    Peki şizofreni hastalığı genetik midir, zamanla mı ortaya çıkar?

    Şizofreninin oluş nedenleri henüz kesin olarak aydınlatılamamıştır. 20-30 yıldan beri şizofreni giderek artan bir yaygınlıkla beynin bir gelişim bozukluğu olarak kabul edilmektedir. Erken başlangıçlı şizofreniklerde kalıtımın önemi daha da artmaktadır.

    Hastalığın oluş nedeninin henüz kanıtlanmamış bir beyin bozukluğu olduğu görüşü kesinlik kazansa bile, bu rahatsızlığın ortaya çıkışında ve zaman zaman görülen alevlenmelerde çevresel ve ruhsal etmenlerin varlığı küçümsenmemektedir.

    Şizofrenin bütün dünyada herhangi bir erişkin topluluğunda yaygınlığı yaklaşık %1’dir. Anne veya babadan birisi hasta ise çocuklarda hastalık riski % 13; her ikisinde de hastalık varsa bu oran %35-40’a çıkmaktadır. Akrabalık uzaklaştıkça bu oranlarda düşme görülmektedir.

    Yapılan ikiz çalışmalarında konkordans(eş hastalanma oranı) çift yumurta ikizlerinde ise % 10-15; tek yumurta ikizlerinde %35 -47’dir.

    Görüldüğü gibi bir risk etmeni olarak kalıtımın yeri kesinleşmiştir ancak genetik geçişin türü ve biçimi henüz tam olarak bilinmemektedir. Çok genli ve çok etkenli(polijenik ve multifaktöryel) bir geçiş olduğu tezi savunulmaktadır.

    Şizofreni tanısı konulurken resimlerden yararlanılabilir mi?

    Eğer hasta resim çiziyorsa tabii ki. Özellikle tanı konulurken resimler biçim elemanları, simge ve renkleri açısından incelenir. Hastanın resimlerinde ölçü, denge, simetri ve ahenk olup olmadığına bakılır. Renklerin sıcak, soğuk, parlak, karanlık olup olmadığına bakılır. Takip sürecinde de bu gözlem devam eder. Alevlenme ve iyileşme dönemindeki resimler birbirinden farklıdır. Hasta iyi olduğu dönemlerde düzgün resimler yaparken, alevlenme döneminde resimlerde farklılık gözükür.

    Nedir bu farklılıklar?

    Örneğin hastalığın alevlenme döneminde ölüm korkusu çoğaldığı için hastalar resimlerinde kafatası vb. figürler ya da dış dünya tarafından takip edildiklerini düşündükleri için göz figürlerini sıklıkla kullanabilirler. Resimler daha fantastik, renkler ise daha canlı olur.

    Hastalığın belirtileri nelerdir?

    Hastalığın başlangıç belirtileri: Çeşitli obsesyonlar, metafizik-dinsel uğraşılar, korkular ile olabildiği gibi bazen bir depresyon ya da ileri derecede bir manik atak gibi başlayabilir.

    Hastalığın ayırdedici(karakterisitk) belirtileri: Düşünce ve algıda bozulmalar(varsanı ve sanrılar), konuşmada düzen bozukluğu(sapmalar ve sözcük salatası gibi), çok dağınık ya da katatonik davranış; duygulanımda küntleşme; konuşmanın ve istencin azalması gibi eksi(negatif )belirtiler. Hastada çalışmaya, sosyal etkinliklere, kişilerarası ilişkilerine, kişisel görünüm ve hijyene karşı ilgi azalması görülür.

  3. #3
    sadece konuk alara adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-03-2004
    Mesajlar
    6,811
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    10
    KATARAKT

    Katarakt hastalığından mustarip olan çok önemli iki ressam var. Biri Van Gogh, diğeri de Monet... VKV Amerikan Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği Şefi Doç. Dr. Osman Oram, Katarakt’ın bu iki sanatçının eserleri üzerinde ne gibi etkileri olabileceği hakkında bilgi veriyor.

    Katarakt hastalığı sizce Claude Monet’nin sanatını nasıl etkilemiş olabilir?

    1912-1922 yılları arasında her iki gözünde ilerleyen katarakt nedeniyle oluşan görme değişimleri Claude Monet’nin bu dönemde yaptığı eserleri etkilemiştir. Bu etkiyi katarakta bağlı oluşan görme keskinliğinde azalma ve bulanık görmenin yanı sıra renk algılamasındaki değişimler ortaya çıkarmaktadır. Monet, bu dönemde renklerin kendisi için eski yoğunluğunda olmadığını, renkleri ayırmakta zorlandığını ve resimlerinin giderek daha karanlık olduğunu ifade etmiştir. Bu dönemdeki bazı resimlerinde renkleri gördüğü tonlara göre değil, tüplerin üzerinde yazan isimlerine göre seçtiği dahi düşünülmektedir. Monet’nin kataraktının en ileri düzeye ulaştığı 1922 yılına yakın dönemde yaptığı resimlerdeki kırmızı-turuncu veya yeşil-mavi ton hakimiyeti daha önceki dönemlerde yaptığı eserlerden farklılık göstermektedir. Bu dönemde yapılan iki Japon Köprüsü resminden birincisinde turuncu tonu, ikincisinde ise mavi tonu öne çıkmakta, Monet’nin katarakt nedeniyle iki resim arasındaki önemli ton farkını aslında büyük oranda fark edemediği düşünülmektedir. Monet’nin 1923 yılında geçirdiği katarakt operasyonundan sonra yaptığı resimlerde ise ilk dönemlerine benzer renk özelliklerine geri dönüş gözlenmiştir.

    Peki ya Van Gogh? Katarakt onun sanatını nasıl etkilemiş olabilir?

    Yaşlılık kataraktında bir yandan görme bulanırken, diğer yandan da özellikle mavi renkte azalma, sarı renkte artma şeklindeki renk görme bozukluğunu görmekteyiz.

    Diabetik kataraktta ise, loş ortamda normale yakın görmeye karşın, ışıklı ortamda azalan ve ışıkların etrafında halolar görmeyle karakterize görme yakınması belirgindir. Diabetik kataraktta özellikle ışıklı cisimlere bakarken ortaya çıkan görme bozukluğu dikkat çekicidir. Diabetik kataraktta ise, özellikle ışıklı cisimlere bakarken ortaya çıkan görme bozukluğu dikkat çekicidir.

    Loş ortamda normale yakın görmeye karşın, ışıklı ortamda azalan ve ışıkların etrafında halolar görmeyle karakterize görme yakınması belirgindir. Yaşamının ileri yıllarında, gelişen kataraktına bağlı olarak, ünlü ressam Van Gogh’un da tıpkı Yıldızlı Gece resminde olduğu gibi yıldızları halolu olarak resmetmiştir. Ayrıca Van Gogh’un bir çok resmindeki sarı hakimiyeti de dikkat çekicidir.

    Katarakt nedir?

    Göz küresi içerisinde görme fonksiyonunda önemli rol oynayan saydam bir mercek bulunmaktadır. Göz içindeki bu merceğin saydamlığını kaybetmesine ve opaklaşmasına katarakt adı verilir. Tüm dünyada en sık görülen görme kaybı nedenidir. Özellikle geri kalmış ülkelerde birinci sıradaki körlük nedeni olmasına karşın tedaviyle geri döndürülebilir bir görme kaybı nedenidir.

    Katarakt’ın sebepleri ve belirtileri nelerdir?

    Katarakt en sık ilerleyen yaşa bağlı olarak ortaya çıkar; ileri yaşlarda her insanda katarakt gelişimi görülebilir. Ek olarak, diabet, hipoglisemi gibi metabolik hastalıklarda, delici ve veya künt göz travmalarında, kortizon gibi bazı ilaçların uzun süreli kullanımında, göz içi iltihabı ve yüksek miyopi gibi bazı göz hastalıklarında, anne karnında geçirilen toksoplazma ve kızamıkçık gibi bazı enfeksiyonlarda, Down sendromu gibi bazı sendromlarda katarakt ortaya çıkabilir.

    Kataraktın en önemli belirtisi görme keskinliğinin giderek azalmasıdır. Görmedeki azalmaya ek olarak özellikle gece görülen ışıklarda dağılmalar ve gözlerde kamaşma, genel olarak ışık hassasiyetinde artış, ileri yaşlarda gözlük ve lens numaralarında belirgin değişmeler, renk algılamasının giderek bozulması, çift görme diğer katarakt belirtileri arasında sayılabilir.

    Katarakt hastalığı nasıl teşhis edilir?

    Katarakt, bugün göz muayenesi için tüm göz kliniklerinde yaygın olarak kullanılan biomikroskop adı verilen cihazla çok erken dönemde bile kolaylıkla teşhis edilebilmektedir. İleri dönemde mercekte opasitenin artmasıyla ve beyazlaşmayla kataraktın varlığının dışarıdan çıplak gözle bakılarak dahi anlaşılabilmesi mümkündür.

    Alıntıdır...

  4. #4
    gunbatımı adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-05-2008
    Mesajlar
    1,610
    Karizma Gücü
    5
    teşekkürler alara paylaşım için,

    deha da olsa hastalık sarmıştır bir kere

    yalnız önemli olan, insanların her durumda üretkenliklerini etkenliklerini kaybetmemesidir,


    Bu ampul pat-la-ya-cak.
    İçeride gerici, dışarıda verici, YAKINDA GİDİCİ

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Kış Ayı Hastalıkları
    2005 Konuları bölümünde Ali tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 25.12.05, 16:53

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •