• Reklam
1 sonuçtan 1 --- 1 arası gösteriliyor
  1. #1
    Uye FLoRa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2008
    Mesajlar
    11,292
    Karizma Gücü
    7

    Bölücü Ayaklanma Provası ve Tartışılan Atatürk! - Güner YİĞİTBAŞI

    BÖLÜCÜ AYAKLANMA PROVASI VE TARTIŞILAN ATATÜRK!

    Bu yazımızda, geçen haftaya damgasını vuran iki konuya değinerek, görüşlerimizi açıklayacağız.

    Öncelikle, bölücü terör örgütü PKK yandaşı Kürt kökenli bir kısım sözde vatandaşlarımızın sergiledikleri terör eylemlerine değinmek istiyoruz.

    Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının; Türkiye Cumhuriyetinin illeri olan Van ve Hakkari illerine yaptığı ziyaret sebebiyle ortaya konulan ve başta İstanbul olmak üzere, güneydoğu dışındaki bazı diğer illerimizde de sergilenen, bu itibarla, güneydoğudaki illerimizle sınırlı kalmayan ve artık, etnik Kürt kimliğine yönelik masum isteklerle açıklanamayacak boyuta ulaşan, yasa dışı şiddet eylemlerinin, üniter devlet yapımızı ortadan kaldırmaya ve ülkemizi bölmeye yönelik, nihai bir ayaklanmanın provası boyutuna ulaştığını görmek zorundayız.

    Ortaya konulan eylemleri, bölücü PKK terör örgütünün tehdit ederek etkilediği marjinal bir kitlenin, yasa dışı ve bilinçsiz basit sokak hareketleri olarak nitelendirerek, meseleyi, basite indirgemeyi, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük ve aymazlık olarak değerlendiriyoruz.

    Çok sınırlı görüntülere rağmen, televizyonlardan izlediğimiz, İstanbul, Van ve Hakkari illerinde ortaya konulan eylemleri, doğru okuyup değerlendirmenin zamanı çoktan gelmiş ve hatta geçmiştir.

    Bu son eylemleri, Sayın Başbakan bizzat görmüş ve eylemlerin canlı tanığı olmuştur.

    Bu eylemler; kanımızca, Başbakan’ın şahsında, doğrudan Türkiye Cumhuriyetine yönelik eylemler olup, bir isyanın ve Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğüne yönelik bir ayaklanmanın provası niteliğindedir.

    Sayın Başbakan, son genel milletvekili seçimlerinde güneydoğu illerinden almış olduğu artan oy sayısına bakarak, bölücü örgütün siyasal uzantısı olan DTP nin, bölgede oy kaybettiğinden bahisle, bölge halkının marjinal bir kesiminin PKK hareketini desteklediği yanılgısına düşmemelidir.

    Biz, AKP nin, bölge halkından, DTP ye nazaran daha fazla oy almasını, yörenin özel koşullarının doğal bir sonucu olarak değerlendiriyoruz.

    Güneydoğudaki malum illere, ülkenin başbakanı ve gazetecileri rahatlıkla girip çıkamıyorsa, başbakanın ziyaretine, silahlı eylemle, şiddetle karşılık veriliyorsa, başbakan’ın ziyareti istenmiyor ve başbakan, ancak, sıkı güvenlik kuşatması altında Hakkari’ye girip çıkabiliyorsa ve ziyareti izlemek amacıyla gelen ve savaş koşullarında dahi, kendilerine dokunulmaması gereken basın mensupları, canlarını zor kurtarıp, Hakkari ilinden araçlarına verilen maddi zararla çıkabildiklerine şükrediyorlarsa, konuyu tüm boyutlarıyla ve ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmek kaçınılmazdır.

    Bundan öncekilerde olduğu gibi, son sokak eylemlerinde de, küçük çocukların ve gençlerin de, yüzlerine maske takarak eylemcilerin içinde yer aldığını üzülerek gördük.

    Bu görüntü, her zaman olduğu gibi, çocuk denilecek yaştaki gençlerin, bu eylemlerin içine zorla itildikleri şeklinde, yanlış bir değerlendirmeye yol açmamalıdır.

    Bu görüntüler, Türkiye Cumhuriyetinin; yediden yetmişe, inançlı, kararlı, bilinçli ve hazırlıklı geniş bir kitlenin, bölücü ayaklanmasının tehdidi altında bulunduğunun somut bir göstergesidir.


    Bizim;
    Çocuklarımızı, Devletimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu yüce önderimiz, Mustafa Kemal Atatürk ve yurt sevgisi ile eğitip bilinçlendirerek yetiştirdiğimiz gibi,

    Sokak eylemlerinin içinde gördüğümüz çocuk denecek yaşlardaki Kürt kökenli gençlerin de; ana ve babaları tarafından, bölücü PKK terör örgütünün sözde lideri, milyonlarca insanın katili malum şahsın, Kürt kökenli vatandaşlarımızın sözde kurtarıcısı olduğu bilinci ile eğitilip, geleceğin potansiyel PKK militanı kişiler olarak yetiştirildiklerini değerlendiriyor ve irkiliyoruz.

    PKK terör örgütüne, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından modern silahlarla, havadan ve karadan, yıllarca ağır zayiatlar verdirilmesine rağmen, PKK terör örgütünün, hala eylemlerini sürdürebilecek militan kadrolarına sahip olabilmesindeki sır, PKK kamplarının bulunduğu Kuzey Irak ve özellikle Kandil Dağındaki binlerce mağaranın koruyuculuğundan ziyade, PKK militan kadrolarında, verdirilen zayiatla oluşan boşluğun, yukarıda belirttiğimiz gibi, yurt içinde, bilinçli ve planlı bir şekilde yetiştirilen Kürt kökenli gençlerle, kolaylıkla doldurulabildiği gerçeğiyle açıklanabilir.

    Bu değerlendirmemiz, sanılanın aksine, bölücü terör örgütünün ve temsil ettiği ideolojinin, sadece, bölgedeki azınlık ve marjinal bir kesim tarafından desteklenmediğini, örgütü destekleyen ve azınlık olarak kabul edilen kitlenin, aysbergin sadece suyun üzerinde gözüken yüzü olduğu unutulmamalı ve bu tanı ve gerçeklere göre, PKK ve temsil ettiği ideoloji ile mücadelede, yeni stratejiler geliştirilerek uygulamaya konulmalıdır.

    PKK bölücü terör örgütünün siyasal uzantısı olan DTP nin, son günlerde, Sayın Öcalan sloganı ile terörist başının salıverilmesi için alenen yaptığı çağrıları ile geçen hafta Diyarbakır ilinde Kolordu Komutanlığı karşısındaki meydanda uygulamaya koyduğu oturma eylemi de oldukça dikkat çekicidir.

    DTP ; Hindistan Halkının, İngiliz sömürge yönetimine karşı giriştiği bağımsızlık mücadelesinde, Hintli devlet adamı Mahatma Gandhi liderliğinde gerçekleştirdiği ve siyasal literatüre, “pasif direniş” olarak geçen direniş hareketinden esinlenerek uygulamaya koyduğu oturma eylemi ile sözüm ona, şiddete baş vurmadan, Türkiye Cumhuriyetine karşı bağımsızlık mücadelesi vermekte olduğunu, dünyaya duyurmak istemiştir.

    Türkiye Cumhuriyetini yöneten AKP iktidarının, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığına ve bütünlüğüne yönelik eylemlerine hız veren iç ve dış düşmanlara karşı, ülke bütünlüğünü korumak için, en etkin önlem ve tedbirleri alacağını umuyor ve bekliyoruz.

    Bu yazımızda değerlendirmeye tabi tutacağımız ikinci güncel konu ise, bazı okurların tahmin edebildikleri gibi, gazeteci yazar Can DÜNDAR tarafından çekilerek, 29 Ekimde gösterime giren “Mustafa” filmi olacaktır.

    Atatürk’ün daha ziyade özel hayatının anlatıldığı bu film için yapılan en önemli eleştiri, Atatürk’ün bir diktatör olarak tanıtılmaya çalışıldığı eleştirisidir.

    En başta laiklik olmak üzere, Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlere tümüyle bakıp değerlendirdiğimizde, Atatürk’ ün asla bir diktatör olmadığı, çok partili, insan haklarına dayalı, demokratik ve laik bir cumhuriyet yanlısı ve aşığı olduğu, kolaylıkla anlaşılacaktır.

    Atatürk’ün, dönemin koşullarına ve kendi özel konumuna göre, tek adam görüntüsü içinde olması, hiç kimseyi asla yanıltmasın.

    Atatürk;

    Kurtuluş savaşını, Hakimiyeti Milliye parolası ile açıp yürütmüş,
    1.Kasım.1922 tarihinde saltanatı kaldırmış ve bir yıl sonra, 29.Ekim.1923 tarihinde Cumhuriyeti ilan etmiş,
    3.Mart.1924 tarihinde de hilafeti kaldırarak,devletin teokratik yapısına son vermiştir.

    Böylece Türk Halkının ve toplumunun çağdaş medeniyet yolunda ilerlemesinin önündeki engelleri kaldırmıştır.

    Atatürk’ ün; amaçladığı devrimlerin yapılabilmesi ve yapılan devrimlerin korunabilmesi ve de, içinde bulunulan sair olumsuz koşullar sebebiyle, otoriter bir yönetim göstermiş olduğu kabul edilse dahi, Atatürk, hiçbir zaman bir diktatör olmamıştır.

    Atatürk rejiminin, halk temeline dayanan, demokrasi gayesine yönelmiş, otoriter bir rejim olduğu ileri sürülebilirse de, Atatürk döneminin bir diktatörlük rejimi olduğunun ima edilmesi dahi, büyük bir haksızlıktır.

    Atatürk’ün ve gerçekleştirdiği devrimlerinin nihai amacı; Türkiye de batılı anlamda, insan hak ve özgürlüklerine dayalı demokratik bir siyasi düzenin kurulması olup, onun bazı çevreler tarafından, haksız bir şekilde ve halkımızın gözünde küçük düşürmek amacıyla, diktatör olarak nitelendirilen uygulamalarının asıl amacı, özlem duyduğu ve Türk Halkına layık gördüğü demokrasinin yaşayabilmesi için, gerekli ortamı yaratmaktan ibarettir.

    Sonuç itibariyle, insan hak ve özgürlüklerine dayalı, çok partili demokratik ve laik cumhuriyet, Atatürk için ulaşılması zorunlu nihai bir hedef, gaye ve amaçtır, dini veya laik temele dayalı diktatörlüklerin hiç biri, Atatürk için, asla bir amaç olmamıştır.
    2008 Türkiye’sinde dahi, İnsan hak ve özgürlüklerine dayalı demokratik ve laik Cumhuriyeti, amaç olarak değil, gizli gündemlerindeki karanlık ve kökten dinci rejime ulaşabilmek için sadece araç olarak kullanmak isteyenleri gördükçe, Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün değerini bir kez daha anlıyor ve onu, ima yoluyla dahi olsa, diktatör olmakla suçlamak cüretinde bulunanları, esefle kınıyoruz.



    kaynak
    Bu mesaj en son " 08.11.08 " tarihinde saat 15:26 itibariyle FLoRa tarafından düzenlenmiştir...
    [COLOR="Red"][B][CENTER]CHP ye karşı hazımsızlığı olan Atatürk düşmanı&dinci&bölücü&yolsuz-hırsız&satılmış&kansız kesim ve
    kesimin ,ezberci şakşakçı destekçileri olan ,geri kafalar
    iyi izleyin!
    CHP nin yükselişini[/CENTER][/B][/COLOR]

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Şişli ve Beşiktaş'ta Paris provası
    2005 Konuları bölümünde syhgndlf tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 10.11.05, 09:44
  2. Özbekistan'da ayaklanma!!.
    2005 Konuları bölümünde YoldanGeçenAdam tarafından açılmış
    Yanıt: 3
    Son Mesaj: 13.05.05, 15:53

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •