• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir Balaban_Pasa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-11-2005
    Mesajlar
    2,824
    Karizma Gücü
    0

    Krizi önlemenin tek yolu savaş ekonomisidir

    Hatırlanacağa üzere 25 Eylül tarihinde Amerika’da krizi önleme paketi açılmıştı. Paket yürürlüğe girene kadar, krizin boyutları daha da ağırlaştı.



    Krizi önleme paketi açıklandığında Strateji uzmanı Erhan Göksel Odatv.com’a “Amerika Borsa Oyuncusu mu Oluyor?” başlıklı bir röportaj yaptı.



    Erhan Göksel Odatv.com’ a yaptığı açıklamada;



    “Böyle kurtarma reel anlamda olamaz, ancak sanal anlamda kurtarma olur. Bu da piyasaları kurtarmaz” ifadelerine yer vermişti.



    Odatv.com olarak, 45 gün sonra Hazine Bakanının yaptığı açıklamaların Erhan Göksel’in “Amerika Borsa Oyuncusu mu Oluyor?” başlıklı röportajında anlattıklarını teyit etmesi üzerine mikrofonumuzu tekrar Erhan Göksel’e uzattık.



    İşte Erhan Göksel’in yaptığı çarpıcı açıklamalar:



    “25 Eylül günü paket açıklandığında, paketin çıkması öncesinde, çıkarmak için formülü açıkladıklarında, ben size yaptığım konuşmada çok net bir şekilde bir şey söyledim. Böyle bir kurtarma reel anlamda olamaz. Bir sanal kurtarmadır. Bu da piyasaları kurtarmaz. Krizi sürdüremez. Ben bunu söylerken, aradan 45 gün geçtikten sonra Hazine Bakanının beni teyid etmesinin, benim Amerika'dan özel bir istihbarat aldığımla hiç alakası yoktur. Bu tamamen benim kapitalizmin işleyişini iyi bilmemle ilgili bir olaydır. Aynı şekilde size daha önce söylediğim gibi, Bunu İngilizler çok iyi anladılar ve İngilizler çok radikal önlemlerle çok doğru kararlar aldılar.



    Benim bildiğim bu tartışmalar açıldığında Amerikalıların ne yapacaklarını çok iyi bilmediklerini fark ettiğim için, bu sürece girdiklerinde sonuçta Amerikalılar sonuçta doğru yolu bulacaklar ama bu doğru yol piyasaların beklediği olmayacaktı. Bir istihbaratla ilgili değil sadece, işinizi iyi yapmakla ilgili bir durum. Kim olsaydı bu verileri düşündüğünde aynı sonuca çıkardı.



    1929 krizindeki Rosevelt' in Büyük Buhranı, 1929-1939 arasında 10 yıl sürmüştür. O süreçteki modelde devletin ekonomiye müdahalesiyle bu iş çözüldü, ama o tarihte devlette ciddi miktarda para vardı. Bugün Amerikan devletinin 6 buçuk trilyon dolar dış borcu var. Bu kadar anormal borçlu bir ülkenin, bu kadar büyük paketleri ki, paketler krizi idare etmekte büyük hata gösterdikleri için büyüdü. Hatırlayın 2008'in başında 1.2 milyar dolardı. Mortgage zedelerin problemleri. Paket çıkana kadar geçen 8-9 ayda 700 milyar dolara, sonra reddedince 850 milyar dolara çıktı. Daha da vahimi süreç içinde algılandı ki bu rakam 4-5 trilyon doları bile geçecek bir rakama gitti. Neden? Amerika ne yapacağını bilmeden vakit geçirirken, kriz gittikçe ağırlaştı ve yayıldı.



    Ben ısrarla söylüyorum ilerisi için; Bu bir finans krizidir, henüz ekonomik kriz haline dönmemiştir. Ekonomik kriz daha vahim bir şeydir, çünkü kapitalizm demek üretim demektir. Üretimi destekleyen en önemli güç ise finans sektörüdür. Finans sektöründe problem başladıktan sonra, tıpkı bir organizmanın kanının zehirlenmesi gibi - henüz kanı zehirlenmiş ateşi yükselmiştir - hastanın ölümü, organizmanın ölümüdür. Kan dolaşımı düzelmezse, organizma ölecektir.



    Tabi ki Amerika ölecek kapitalizm çökecek demiyorum; çünkü kapitalizmin çöküşünün alternatifi bir siyasal sistemdir. Böyle bir sistem yok. Altını çizerek söyleyeyim. Amerika ve dünya bu krizi 2-5 yıl arasında atlatacaktır. Bütün çürük çarıkları eleyecektir. Yeniden yapılanacaktır, tazelenecektir ama büyük bir tekelleşmeyle dünyanın yeniden hiyerarşisinin yapılanmasına yol açacaktır.



    Şimdi Paul Jhanson' ın açıkladığı şey çok net. Benim bundan 45 gün önce söylediğim şey. Onlar da deneyerek, yanılarak ve işlerin içinde gördüler. Şimdi Amerika'da eğer siz bir kurtarma hareketi yapmak istiyorsanız, bir şirketin batık kredilerine konsolide etmenizin fiziki imkanının olmadığını söylüyordum ben. Bunu farkettiklerinde ellerinde bir tek formül kalıyordu. İnsanlara güven aşılamak zorundalardı, çünkü bu işteki beceriksizlikleriydi Amerika’nın; aynı şekilde de İngiltere'de de insanlar krizden etkileniyorlar ama en minimal ve en kolay atlatacak ülke İngiltere gibi gözüküyor.



    Gordon Brown ve ekibinin çok radikal ve çok ani ne yapacağını bilen kararları bir güven veriyor. Amerika'nın güven vermemesi ki, bizim borsa dediğimiz şey güvene dayalıdır. Ekonomik sonuçları, yani çok makro ekonomik kararlar, siyasal kararlarla yönlendirilir. Siyasal kararlar, ekonomiyi elinde tutan siyasete olan güven Amerika'da sarsıldığı için, bu kriz kontrol edilemiyor. Nitekim General Motors'un iflasını bile önleyemediler. Bir kaç gün sonra herhalde iflas ediyor duruma gelecek.



    Şimdi Amerika'nın tek bir çözümü kaldı. Pratikten ve benim de size 25 Eylül günü söylerken - o röportajı da okuyanlar ikisini birlikte değerlendirirse çok net görürler- Amerika, diyelim ki bir firmanın 100 lira batık kredisi varsa, bugün 100 liradan değeri düşmüşse, ben bunu iki sene sonra 100 lira olarak yani bu hisse senetlerini 100 liradan alırım türünden bir karşılıkla, hisseleri rehin ederek çözmeye çalışacak. Hisseleri de açıkta bırakmıyor.



    Bir anlamda bu durum, Amerika’yı borsa oyuncusu yaptı. Zaten siz de o röportajda bana; "Amerika borsa oyuncusu mu oluyor?" demiştiniz. Şimdi buradaki kritik şey şu. Amerikan devleti diyelim ki batan bir firma 2 sene sonra bugünkü değerine 100 diyorsak ve 20 lere düşmüşse, 100 üzerinden yani kriz öncesi dönemden alırım dediğinde 2 sene sonra işler tam düzeldi, 80 lira ediyor arada 20 liralık bir eksik var - Amerika ben onu öderim diyor. Demek istediği o. Hatta ve hatta işler çok iyi gitti. Kriz öncesi değeri 100 iken, 150 liraya çıkarsa 2 sene veya 5 sene sonra, o tarih de henüz belli değil. Aradaki farkı da devlet ben alırım diyor. Başka türlü birilerine kaynak aktarmış veya birilerini borcunu silmiş olursunuz. Hiç bir hukuk sistemi bunu kaldıramaz. Benim en temel çıkışım buydu.



    Şimdi böyle bakarsanız ilginç bir durum var. Devlet, adeta değeri ileride şu olursa borcu benim, kar olursa da benim olur dediği an, adeta bir sade vatandaş gibi borsa oyuncusu haline gelir. Şimdi borsa çöküyorsa, ekonomi finans trendleri negatif işliyorsa, dünyanın en iyi oyuncusu bile olsanız o güveni tazeleyemezsiniz. O güveni tazelemek için başka şeyler yapmak gerekirdi. O da nedir? Finans sektörüyle uğraşmayı bırakıp, finans sektörünü kurtarmayı bırakıp, Amerika'nın üretim sektörünü kurtarmak için, üretimi arttırmakla ancak bu mümkündür; çünkü Amerika'yı krizden çıkaracak tek şey üretim artışıdır.



    Halkta likit darlığı başlamışsa, para yukarıda tekelleşmişse, halkın alışveriş ve talep gücü yoksa, yani bir anlamda deflasyon varsa o zaman halk nasıl üretimi arttıracak? Talep olmazsa üretim artmaz. Bunun tek yolu vardır. Savaş. Çünkü, Amerikan ekonomisinin % 22-23'ü askeri endüstriye dayanır. Amerika - tıpkı 2. Dünya Savaşı gibi - büyük krizi savaşla aştılar. Amerika’nın bu krizden çıkışta, dünyanın belirli yerlerinde savaş çıkartacağına, sadece bu askeri teknolojiyle üretimi arttırabileceğine ve krizden çıkabileceklerini görüyorum maalesef. Onun dışında zaten diğer sektörlerin üretim artışını kurtarmak gibi bir dertleri olsa, bugün Amerika'nın 4 eyaletini, göller bölgesini besleyen, otomotiv sektörünü kurtarırlardı. ABD’nin bu bölgesinin en büyük komponentlerinden birisi General Motors'dur. General Motors gibi bir, bir buçuk yıl önce 350 milyar dolarlık bir şirketin, bugün 20 milyar dolara kadar değerinin düşmesi, bir anlamda da iflasın eşiğine gelmesi, muhtemelen de yakında iflas etmesinin, yani General Motors gibi 4 eyaleti besleyen bir şirketi gözden çıkaran Amerika'nın, yapabileceği tek şey bütün bu konuştuklarımızın dışında bir alternatif üretmektir; yani üretimi geliştirmektir. Üretimi geliştirebileceği tek şey de savaş ekonomisidir.”
    http://www.odatv.com/index.php?id=13976

    Amerika 1929 yılında krizden çıkmak için kullandığı yöntemi tekrar kullanacak gibi gözüküyor. Umarım olmaz ama şavaç çanları tekrar çalıyor.

  2. #2
    TruckTurkey adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-12-2007
    Mesajlar
    2,102
    Karizma Gücü
    5
    Amerikada kriz neden var?
    Gönderen: Sermat || Kategori: Haber, Kişisel, Yorum

    Yıl 1775, Amerikan ihtilali başladı. Amerikan kolonileri, İngiltere’den ve onun baskıcı monarşisinden kurtulmak istediler. İhtilal için birçok neden bulunsa da, içlerinden bir tanesi ana neden olarak göze çarpıyor: İngiltere Kralı III. George, kolonilerin elde ettikleri ve kendilerine kullandıkları faizsiz serbest kazancı yasakladı. Bunun yerine onları İngiltere Merkez Bankası’ndan kredi almaya zorlayarak, kolonileri borç içine soktu. Benjamin Franklin‘in de sonradan yazdığı gibi: Kral III. George‘un, kolonilerin sıradan insanları para babalarının pençesinden kurtaracak dürüst ve serbest bir para sistemini hayata geçirmelerini reddetmesi, muhtemelen ihtilalin başlıca sebebidir.

    1783‘te Amerika, İngiltere’ye karşı bağımsızlığını kazandı. Halbuki, Merkez Bankası konseptiyle ve onları kuran açgözlü adamlarla yapılacak savaş daha yeni başlamıştı. Peki Merkez Bankası nedir? Merkez Bankası, tüm ulusun para birimini üreten bir kurumdur. Tarihteki örnekleri incelediğimizde, merkez bankacılığının temelinde iki şeyin yattığını görürüz. Faiz oranlarının kontrolü ve para arzının yani enflasyonun kontrolü. Merkez bankası aslında para vererek bir devlet ekonomisini beslemez, parayı devlete faizli borç olarak verir ve ödünç verdiği bu paranın miktarını yükselterek ya da düşürerek, piyasada işlem gören paranın değerini ayarlar. Anlamanız gereken şey, bütün bu sistem uzun vadede sadece tek bir şey üretir: Borç. Bu dümenin farkına varmak için çok fazla maharet gerekmiyor. Merkez bankası, ürettiği her bir doları faizli borç olarak verir. Bu, üretilen her bir dolar, doların kendisi ve buna ilaveten o doların belli bir yüzdedeki faizi demektir ve bir merkez bankası, tüm ulusun para birimini üretmekte tekel haline geldiğinde ve her bir doları, üzerine yapışmış borçla birlikte kiraladığında… Bu borcu ödeyeceğiniz para nereden gelir? O da yine merkez bankasından gelir. Yani merkez bankası, ortaya çıkan ödenmemiş borç açığını kapatmak için düzenli olarak para arzını arttırır. Tabi bu para da piyasaya faizli borç olarak verilir, o da daha fazla borç yaratır! Bu sistemin nihayi sonucu kesinlikle köleliktir. Hükümetin ve tabi ki halkın, bu kendi kendini yaratan borçtan kurtulması imkansızdır. Amerika Birleşik Devletlerinin kurucuları bunun çok iyi farkındaydı.


    “Bence banka kuruluşları, düzenli ordulardan daha tehlikelidir.. Eğer Amerikan halkı özel bankaların piyasaları kontrol etmesine izin verirse… Bankalar ve şirketler etraflarında büyüyecek, tüm mal varlıklarını ellerinden alacak ve bir gün çocukları, atalarının fethettiği bu topraklarda evsiz uyanacak.”

    Thomas Jefferson, 1743-1826

    “Eğer bankerlerin kölesi olarak kalmak ve kendi köleliğiniz için bedel ödemek istiyorsanız, bırakın para üretmeye devam etsinler ve ulusun tüm parasını kontrol etsinler.”

    Sir Josiah Stamp

    20. yy’ın başlarında ABD, zalim maddi menfaatlere hizmet eden birçok merkez bankacılığı sistemini hayata geçirdi ve kaldırdı. O sıralarda bankacılık ve iş dünyasının önde gelen aileleri: Rockefeller, Morgan, Warburg ve Rothschild aileleriydi. 1900‘lü yılların başlarında bu aileler bir kez daha, yeni bir merkez bankasının kurulması yönünde kanun çıkmasını istediler. Ama biliyorlardı ki hem hükümet hem de halk, bu kurumlardan usanmıştı. Bu yüzden kamuoyunu yönlendirmek için bir hadise yaratmaya ihtiyaç duydular. Herkesin bir finans otoritesi olarak gördüğü J.P. Morgan, güçlü nüfuzunu kullanarak, New York’ta çok ünlü bir bankanın iflas ettiği, battığı söylentilerini yaydı. Morgan bunun, diğer bankaları da etkileyecek bir histeri krizine neden olacağını biliyordu. Nitekim oldu da. İnsanlar, birikimlerini kaybetme korkusuyla bütün paralarını çekmeye başladı. Haliyle bankalar borçlarını tahsil etmek zorunda kaldı, borç alanlar ödeyebilmek için mallarını sattılar ve sonuç olarak bir çok iflas, satış ve kargaşa meydana geldi. Birkaç yıl sonra, parçaları yerlerine oturtan Fredrik Allen, LIFE dergisinde şunları yazdı.

    “Morgan hisseleri kazanç sağladı… 1907 krizini hızlandırmak için onu kurnazca yönettiler.”

    Tezgahtan habersiz Parlamento, “1907 Krizi” hakkında ve banka kartelleriyle sıkı ilişkiler içinde bulunan ki daha sonra bir evlilikle de Rockefeller ailesine katılan Senatör Nelson Aldrich başkanlığında bir araştırma başlattı. Aldrich‘in komisyonu 1907 tarihindeki krizin tekrar yaşanmaması için, bir Merkez Bankası’nın kurulmasını önerdi. Bu tam da uluslararası bankerlerin, planlarını uygulamak için ihtiyaç duydukları şeydi. 1910‘da, J.P. Morgan‘ın Georgia sahili Jekyll Adası’ndaki konutunda gizli bir toplantı yapıldı. Burası, “Federal Rezerv Kanunu” diye adlandırılan aktin imzalandığı yerdi. Kanun bankerler tarafından yazılmıştı, hukukçular tarafından değil. Görüşme hükümetten ve kamuoyundan o kadar gizliydi ki, katılan yaklaşık 10 kişi birbirlerine hitaben kullandıkları isimlerini sakladılar. Akiti imzaladıktan sonra, siyasi arenadaki adamları Senatör Nelson Aldrich‘e verdiler, o da bunu Parlamento’dan geçirdi. 1913 yılında, bankerlerin de şiddetli desteği ile Woodrow Wilson başkan seçildi ve seçimlerdeki desteğin karşılığı olarak da “Federal Rezerv Kanunu”nu imzalamayı kabul etti. Noel’den iki gün önce, birçok milletvekili evlerinde aileleriyle birlikteyken, “Federal Rezerv Kanunu” oylandı ve Wilson bunu yasa haline getirdi. Yıllar sonra, Woodrow Wilson pişmanlık içinde şöyle yazdı:

    “Büyük endüstriyel ulusumuz, kendi mali sistemi tarafından kontrol edilir. Mali sistemimiz özelleşmiş bir topluluk halindedir. Bu yüzden, ulusun kalkınması ve diğer tüm hareketleri niyetleri iyi ve halkın yararına dahi olsa, bir avuç adamın ellerindedir. Bu adamlar, kendilerinin ve bazı kişilerin paralarının dahil olduğu büyük yatırımlarla ilgilenmektedir ve çıkarları için gerçek ekonomik bağımsızlığa zarar vermektedirler. Uygar dünyanın, tamamen kontrol edilen, sindirilen ve en kötü yönetilen devletlerinden biri haline geldik. Fikir özgürlüğünün, yönetime inancın ve demokratik seçme özgürlüğünün olmadığı bir devlet, bir devlet ki, egemen ufak bir grubun keyfine ve zikrine kalmış.”

    Woodrow Wilson

    Kongre üyesi Louis McFadden da asıl gerçeği, tasarı kanunlaştıktan sonra söylemiştir: “Burada bir dünya bankası sistemi kuruluyor… Uluslararası bankerler tarafından kontrol edilen bir merkez. Beraber hareket edip kendi ihtirasları için dünyayı köleleştiriyorlar. Devlet, Federal Banka tarafından gasp ediliyor.” Şimdi halka “Federal Rezerv Sistemi”nin ekonomik bir dengeleyici olduğunu söylediler. Enflasyonun ve ekonomik krizlerin geçmişte kaldığını söylediler. Tabi tarihin bizlere gösterdiği gibi, hiçbirşey değişmeyecekti. Uluslararası bankerlerin elinde, hırslarına yeni boyutlar kazandıracak işleyen bir makina vardı. Örneğin, 1914-1919 yılları arasında Federal Banka piyasaya para arzını neredeyse %100 arttırdı. Küçük bankalara büyük borçlar verildi. Ardından 1920 yılında, Federal Banka büyük miktarda parayı piyasadan geri çekti, dolayısıyla kredi veren bankalar büyük miktarda borcu geri istedi ve tıpkı 1907‘deki gibi bankalara hücum, batık ve iflas yaşandı. Federal Rezerv Sistemi dışında kalan 5400 rakip banka iflas etti. Tekel iyice bu bir grup uluslararası bankerin eline geçti. Bu konuda Kongre üyesi Lindberg, 1921 yılında şöyle dedi: “Federal Rezerv Kanunu altında, krizler bilimsel olarak yaratılmaktadır. Şu anki kriz, yaratılanların ilkidir ve matematiksel bir denklemden ibarettir.” Halbuki 1920‘deki kriz sadece ısınma turuydu.

    1921-1929 yılları arası Federal Banka para arzını yine yükseltti. Halka ve bankalara yine büyük borçlar verdi. O sırada borsada marj kredisi denen yeni bir kredi tipi vardı. Basitçe, bir yatırımcı bir hisse senedine değerinin sadece %10‘unu ödeyip sahip oluyordu, kalan %90‘ı için broker‘a borçlanılıyordu. Bir başka deyişle, bir kişi $1000 dolarlık hisseyi $100 dolar ile alabiliyordu. Bu yöntem 1920‘lerde çok popülerdi. Sanki herkes borsada para kazanmaya başlamıştı. Ancak bu kredi tipinin bir handikapı vardı. Parayı her an geri isteyebilirlerdi ve 24 saat içinde ödemek zorundaydınız. Buna marj çağrısı denirdi ve marj çağrısı sonucunda genellikle, borca girerek aldığınız hisseyi satmak zorunda kalırdınız. Ekim 1929‘dan birkaç ay önce, J.D. Rockefeller, Bernhard Barack ve diğer simsarlar sessizce borsadan çekildi ve 24 Ekim 1929‘da, marj kredisi vermiş New York’lu finansçılar alelacele paralarını geri istemeye başladılar. Bu borsada inanılmaz büyük bir tasfiye satışına neden oldu, çünkü herkes marj borçlarını ödemek istiyordu. Bu da bankalara akın başlattı ve sonuç olarak 16.000‘in üzerinde banka iflas etti ve aralarında anlaşan uluslararası bankerler rakip bankaları ucuza satın almakla kalmadı, aynı zamanda koca şirketleri de üç beş kuruşa satın aldılar. Bu Amerikan tarihindeki en büyük soygundu. Ancak burada bitmedi. Federal Banka para arzını arttırıp
    bu ekonomik çöküşe son vereceğine, hiçbirşey yapmadı ve insanlık tarihinin en büyük buhranına ön ayak oldu. Birkez daha banka kartellerinin uzun zamandır düşmanı olan kongre üyesi Louis McFadden, Federal Rezerv yönetimini suçlayarak kovuşturma başlattı ve bunalım hakkında konuştu: “Bu dikkatlice ayarlanmış suni bir olaydı. Bankerler hepimizi umutsuz bir duruma soktular, bu şekilde bizi yönetebileceklerdi.” Beklendiği gibi, 2 suikast teşebbüsünden sonra McFadden, itham ettiği suçlamaların üzerine gidemeden, bir ziyafette zehirlendi.

    Toplumu sefalete sürükledikten sonra Federal Rezerv bankacıları, Altın Standart‘ının kaldırılması gerektiğine kadar verdiler. Bunun için öncelikle, sistemdeki kalan altını elde etmeleri gerekiyordu. Bu yüzden bunalıma son vermek bahanesiyle 1933 yılında altınlara el koymaya başladılar. 10 yıllık hapis tehtidiyle Amerika’daki herkes, sahip oldukları altın külçelerini Hazine’ye vermeye zorlandı, yani halkın geriye kalan tek mal varlığını da soydular. 1933‘ün sonunda altın standartı lağv edildi. 1933 yılından önce basılan bir dolara bakarsanız, üzerinde “Altına Çevirilebilir” yazar. Şimdiki dolara bakarsanız, üzerinde “Kanuni Para” yazar, yani hiçbir geri dönüşü yoktur. Değersiz bir kağıt parçasıdır. Paramıza değer kazandıran tek şey, piyasada ne kadar bulunduğudur. Bu yüzden para arzını ayarlamak aynı zamanda paranın değerini de ayarlamak anlamına gelir, bu da bütün ekonomilere ve toplumlara diz çöktürebilecek bir güç demektir.

    “Bana bir ulusun para arzının kontrolünü verin, o zaman kanun koyanları bile takmam.”

    M.A. Rothschild

    Rothschild bankacılık krallığının kurucusu. Kesinlikle anlamanız gerekir ki: “Federal Rezerv” özel bir şirkettir. Federal Express (Fed-Ex) ne kadar federalse, o da o kadar federaldir. Kendi politikasını uygular ve gerçekte A.B.D hükümetinin denetiminde değildir. Hükümete tüm para birimini faizli borç olarak veren özel bir bankadır ve bu ülkenin Amerikan İhtilali’nde bağımsızlığını ilan ederek kaçtığı sahtekar merkez bankası modeliyle tamamen aynıdır. 1913‘e geri dönersek, “Federal Rezerv Kanunu” parlamentodan geçen tek anayasaya aykırı tasarı değildir. Ayrıca “Federal Gelir Vergisi“ni de kabul ettirdiler. Amerikan toplumunun federal gelir vergisine tepkisizliği de dikkate değer bir konudur ve Amerikan halkının ne kadar aptal ve ilgisiz olduğunun gerçek bir kanıtıdır. Öncelikle, federal gelir yasası direk ve taksitlendirilmeden alındığı için, tamamen anayasaya aykırıdır.

    “Anayasaya göre tüm direk vergilerin taksitlendirilmesi kanuni hakkımızdır. İkinci olarak, gelir vergisine izin verecek kanuni değişikliği onaylayacak eyalet çoğunluğu asla bir araya gelmemiştir ve bu konu günümüz mahkeme davalarına konu olmuştur. Eğer 16. yasa tasarısını dikkatlice okursanız, yeterli sayıda eyaletin tasarıyı hiç oylamadığını görürsünüz.”

    A.B.D Bölge Hakimi James C. Fox, 2003

    Üçüncüsü, bugün ortalama bir işçinin gelirinin kabaca %25‘i bu vergiyle ellerinden alınıyor ve tahmin edin para nereye gidiyor. Sahtekar Federal Rezerv Bankası tarafından üretilen paranın, faiz borcunu ödemeye harcanıyor, aslında var olmayan bir sisteme. Yılın 4 ayında çalışarak kazandığınız para yasal olarak, özel Federal Rezerv Bankası’nın sahibi olan uluslararası bankerlerin ceplerine giriyor ve dördüncüsü, her ne kadar dolandırıcı hükümet bu gelir yasasının zorunluluğundan bahsetse de, bunu size ödetecek hiçbir madde, hiçbir kanun bulunmamaktadır (ABD). Nokta. Tabi ki böyle bir yasa olması gerkiyordu, bu verginin ödenmesini söyleyen ve kanun kitabında gösterebileceğimiz bir madde, kesinlikle olmalı idi. “Öyle bir noktaya geldim ki, bir insanı buna zorunlu kılan hiçbir madde bulamadım, sadece beni değil, tanıdığım birçok insanı da ilgilendiriyordu ve istifa etmekten başka çare bulamadım.”, “2000 yılından beri yaptığım ve hala devam ettirdiğim araştırma sonunda, hala bu yasayı bulamadım. Meclise sordum, bir çok insana sordum, vergi dairesi danışmanlarına sordum, cevap veremediler, çünkü biliyorlar ki cevap verirlerse tüm Amerikan halkı bunun bir dolandırıcılık olduğunu öğrenecek.”, “Federal gelir vergisi zarfını işten ayrıldığımdan beri doldurmadım.”, “1999‘dan beri vergi zarfını doldurmuyorum. Bu gelir vergisi, bütün ülkenin köleleştirilmesinden başka birşey değil.” gibi ifadeler, bilgili ve araştırmacı ABD vatandaşlarından bazılarının sözleridir. Şimdi, ekonominin kontrolü ve mal varlığımızın düzenli olarak soyulması bankerlerin elinde tuttuğu Rubik küpünün sadece bir yüzü. Kar sağlamanın ve kontrolün diğer aracı, savaş.

    1913 yılında Federal Rezerv kurulduğundan beri, birçok büyük ve küçük savaş yaşandı. Bunların en çok bilinenleri 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı’dır. Birinci Dünya Savaşı, 1914 yılı, Avrupa’da savaş İngiltere - Almanya merkezinde başladı. Amerikan halkı savaşa dahil olmak istemiyordu, zaten Başkan Wilson da ülkenin tarafsızlığını açıkladı. Halbuki Amerikan yönetimi kimseye sezdirmeden, savaşa girebilmek için herhangi bir bahane arıyordu. Eyalet Sekreteri William Jennings‘in bir gözlemine göre: “Büyük yatırımcılar, dünya savaşıyla yakından ilgileniyorlar, çünkü savaş, yüksek kar getirecek fırsatlar demek.” Uluslararası bankerler için meydana gelebilecek en karlı şey, savaştır. Çünkü savaş ülkeyi, Federal Rezerv Bankası’ndan daha çok faizli borç almaya zorlar. Woodrow Wilson‘un baş danışmanı ve müşaviri Albay Edward House, savaş isteyen uluslararası bankerlerle yakın ilişkiler içinde olan biriydi. Müşavir Albay House ve İngiltere Dışişleri Sekreteri Sir Edward Grey yazıya da dökülmüş bir görüşmede, Amerika’yı savaşa nasıl sokacaklarını tartışırlar.

    Grey sorar:

    “Eğer Almanlar, içinde Amerikalıların bulunduğu bir gemiyi batırırsa Amerikalılar ne yapar?”

    House cevap verir:

    “İnanıyorum ki bu kıvılcım birleşik devletleri sarsacak ve tek başına bizi savaşa sürüklemeye yetecekir.”

    7 Mayıs 1915 yılında, Sir Edward Grey‘in de önerdiği gibi, Lusitania adlı bir gemi kasıtlı olarak Alman kontrolündeki ve Alman Deniz Kuvvetleri’nin geçeceğini bildiği sulara gönderilir. Beklendiği gibi, bir Alman U-Bot‘u gemiye torpido yollar, gemideki cephanenin de patlamasıyla 1200 kişi ölür. Bu tezgahın doğasını daha iyi anlayalım; Alman Konsolosluğu olaydan sonra New York Times’a ilanlar vererek, Amerikan halkına gemiyi kendileri adına risk oluşturduğu için batırdıklarını, Amerika’dan İlgiltere’ye savaş sahasından gidecek her geminin, batırılmayı göze alması gerektiğini söyledi. Beklendiği gibi Luistania‘nın batırılması, Amerikan halkında büyük bir öfke dalgasına neden oldu, ve Amerika kısa süre sonra savaşa girdi. Birinci Dünya Savaşı 323.000 Amerikalının ölümüne sebep oldu. J.D. Rockefeller, bundan yaklaşık 200 milyon dolar kazanç sağladı. Amerika’ya mal olan ve tabi ki faizli borç olarak Federal Rezerv Bankası’ndan alınan 30 milyar doları saymıyoruz bile, ki bu para da uluslararası bankerlerin kazancı olmuştur.

    İkinci Dünya Savaşı 7 Aralık 1941‘de, Japonlar Pearl Harbor‘daki Amerikan üssüne saldırdılar ve bizi savaşa soktular. Başkan Franklin D. Roosevelt saldırı gününü, “Alçaklık içinde anılacak bir gün” olarak nitelendirdi. Gerçekten de alçak bir gündü ama Pearl Harbor‘a yapılan sözüm ona süpriz saldırıdan dolayı değil. Altmış yıl sonra ortaya çıkan delillere göre, Pearl Harbor‘a yapılacak saldırı haftalar öncesinden biliniyordu, yapılması istenmişti ve provake edilmişti. 18. yy’dan beri ailesi New York’da bankacılık yapan ve amcası Fredrik‘in, “Federal Rezerv” yönetim kurulunda bulunduğu başkan Roosevelt, uluslararası bankerlerin istediği şeye çok sıcak bakıyordu ve istedikleri bu şey savaştı. Daha önce de gördüğümüz gibi hiçbirşey, bu bankerler için savaştan daha karlı olamazdı. Roosevelt‘in Savaş Sekreteri olan Henry Stimson, Roosevelt‘le yaptığı bir konuşmayı, 25 Kasım 1941 tarihinde günlüğüne yazmıştır: “Sorun şuydu ki, onları ilk kurşunu atmaya nasıl zorlayacaktık. Bu olayı kesinlikle Japonların yapacağından emin olmak istiyorduk bu şekilde kimin saldırgan olduğuna dair geriye hiçbir şüphe kalmayacaktı. “Pearl Harbor saldırısı yaşanmadan önceki aylar boyunca Roosevelt Japonları kızdırmak ve kışkırtmak için elindeki bütün gücü kullandı. Japonlara petrol ihracını durdurdu. A.B.D’deki bütün Japon yatırımlarını dondurdu Nasyonalist Çin’e halk yardımı ve İngiltere’ye de askeri yardım yaptı ki her iki devlet de Japonya’nın düşmanıydı… Bunların hepsi uluslararası savaş kurallarına tamamen aykırıydı ve 4 Aralık günü, yani saldırıdan 3 gün önce, Avustralya istihbaratı Roosevelt‘e, bir Japon saldırı kuvvetinin Pearl Harbor‘a doğru yaklaştığını bildirdi. Roosevelt umursamadı. Sonunda istendiği ve izin verildiği gibi, 7 Aralık 1941‘de Japonya Pearl Harbor‘a saldırdı, ve 2400 askeri öldürdü. Pearl Harbor saldırısından önce Amerikan halkının %83‘ü savaşa karşıydı. Pearl Harbor‘dan sonra 1 milyon erkek savaşa gitmek için gönüllü oldu.

    Önemli bir nokta da şuydu, Nazi Almanya’sının savaş hareketi iki kuruluş tarafından destekleniyordu ve bunlardan biri I.G. Farben‘di. I.G. Farben Almanya’nın patlayıcılarının %84‘ünü ve toplama kamplarında milyonları öldürmekte kullanılan Zyklon B gazını üretiyordu. I.G. Farben‘in adı geçmeyen ortaklarından biri de, J.D. Rockefeller‘ın Amerika’daki “Standart Petrol Şirketi”ydi. Hatta Alman Hava Kuvveti uçakları, Rockefeller‘ın bu petrol şirketinin ürettiği özel katkı maddesini kullanmadan uçamazdı. Örneğin Londra’nın Naziler tarafından ağır bombalanması, I.G. Farben‘in, Rockefeller‘ın petrol şirketinden satın alıdığı 20 milyon dolarlık yakıt sayesinde yapılabilirdi. Bu, Amerikan iş dünyasının 2. Dünya Savaşı’nda her iki tarafı da nasıl finanse ettiğini gösteren ufak bir örnek sadece. Söz konusu bir diğer hain kuruluş da, New York’taki Birleşik Bankacılık Kurumu’ydu. Hitler’in güçlü yükselişini tetikleyen birçok yatırımı finanse etmekle kalmadılar, ayrıca savaş boyunca birçok materyal gibi, Nazi paralarını da bankacılık yoluyla akladılar. Yani milyonlarca dolar Nazi parasını kasalarında tuttular. New York’taki “Birleşik Bankacılık Kurumu”, düşmanla ticaret prensiplerine tamamen aykırı hareket etti. Tahmin edin Birleşik Banka’nın başkan yardımcısı ve yöneticisi kimdi? Prescott Bush, şimdiki ABD başkanı George W. Bush‘un büyük babası ve tabi ki eski başkanın babası. Bush ailesinin ahlaki ve politik kararlarını sorgularken bu detayı da aklınızda bulundurun Vietnam.

    Birleşik Devletler, Kuzey Vietnam’a resmi olarak 1964 yılında savaş ilan etti, yani Tonkin Körfezi‘nde Vietnam PT botlarının A.B.D destroyerlerine saldırdığı iddiasından hemen sonra. Bu olay Tonkin Körfezi Olayı olarak bilinir. Bu tek basit olay, çok büyük bir asker sevkiyatına ve topyekün savaş haline girilmesine neden oldu. Yanlız bir problem var. PT botlarının A.B.D destroyerlerine saldırısı hiçbir zaman olmadı. Bu tamamen savaşa girmek için hazırlanmış düzmece bir olaydı. Eski Savunma Sekreteri Robert McNamara yıllar sonra, Tonkin Körfezi Olayı‘nın bir “Yanlışlık” olduğunu söyledi ve birçok yetkili ya da subay ortaya çıkarak bu açılamanın bile törpülenmiş olduğunu, aslında olayın tamamen bir orta oyunu, büyük bir yalan olduğunu söylediler. Yine tamamen iş icabı, savaşa girilmişti. Ekim 1966‘da, başkan Lyndon Johnson sovyet bloğuna uygulanan ticari ambargoları kaldırdı, çünkü çok iyi biliyordu ki Sovyetler, Kuzey Vietnam’ın askeri ihtiyacının %80‘ini karşılıyordu. Sonrasında Rockefeller Yatırımcılık, Sovyetler Birliği’ndeki bazı fabrikaları finanse etmeye başladı, ki bunlar Kuzey Vietnam’a gönderilen askeri mühimmatların üretildiği fabrikalardı. Halbuki, her iki düşmanı da finanse etmek madalyonun sadece bir yüzüydü. 1985 yılında, Vietnam’da uygulanan askeri yetki mevzuatı deşifre edildi. Bu mevzuat, Amerikan askerlerinin savaşta neyi yapıp neyi yapamayacağını belirtiyordu. Şöyle absürdlükler vardı: Kuzey Vietnam uçak savar sistemleri, tamamen aktif oldukları doğrulanmadan bombalanmayacaktı. Laos ya da Kamboçya sınırını geçen hiçbir düşman takip edilmeyecekti. Hepsinden önemlisi, yüksek ordu komutanlığı tarafından onaylanmadıkça hiçbir stratejik hedefe saldırı yapılmayacaktı. Bütün bu komik kısıtlamaların hepsi bir yana, Kuzey Vietnam’lılar bu mevzuatı biliyordu ve bütün stratejilerini Amerikan güçlerinin bu kısıtlamaları çevresinde şekillendiriyorlardı. Bu yüzden savaş bu kadar uzun sürdü ve anafikir şuydu: Vietnam Savaşı asla kazanılmamalı… Sadece uzatılmalı. Savaş sonunda 58.000 Amerikalı ve 3 milyon Vietnamlı öldü.

    Peki şimdi nereye geldik?

    11 Eylül, dünyayı yönetenlerin büyük planının başlangıç noktasıydı. Hazırlanmış bir savaş bahanesiydi, tıpkı Lusitania‘nın batırılması, ya da Pearl Harbor ve Tonkim Körfezi olaylarının provake edilmesi gibi. Aslında 11 Eylül örneklerinden farklı olarak, hesaba katılmayan savaşlara da bahane oldu. İki beklenmeyen yasadışı savaşın çıkmasına neden oldu. Biri Irak‘a, diğeri de Afganistan‘a. Ama 11 Eylül aslında başka bir savaşın bahanesiydi. Kendi vatandaşlarına karşı yapılacak savaş. Vatanseverlik Kanunu, Ulusal Güvenlik, Ordu Süreklilik Kanunu ve bunun gibi birçok kanunun tamamen sizin kişisel özgürlüklerinizi yok etmek ve yakında gelecek saldırıya karşı direncinizi kırmak için tasarlandı. Şu anda Birleşik Devletler’de yaşayan beyni yıkanmış Amerikalıların evleri izin gerekmeksizin evde olmasalar bile aranabilir, üzerinizde hiçbir suçlama olmasa dahi tutuklanabilirsiniz ve avukatınızla görüşme izni olmadan süresiz hapse atılabilir ve işkence görebilirsiniz. Üstelik bunu keyfi olarak sizden terörist diye şüphelenip yapabilirler.

    Eğer ülkede yaşananları anlamak için somut örnekler istiyorsanız, gelin tarihin nasıl tekerrür ettiğine bakalım Şubat 1933‘te Hitler düzmece bir saldırı tertipleyerek, Reichstag adındaki Alman Parlamento binasını yaktı ve bunun sorumlusu olarak kominist teröristleri gösterdi. Birkaç hafta sonra Alman halkının bütün kişisel özgürlüklerini ortadan kaldıran “Uygulama Kanunu“nu parlamentoda kabul ettirdi. Daha sonra bir dizi saldırının yapılmasına izin vererek Alman halkına, ulusal güvenliğin sağlanmasının gerekli olduğu izlenimini verdi “Bu büyük ulustaki her erkeği, kadını ve çocuğu tehtid eden bir şeytan yaşıyor. İç güvenliğimizi sağlamak ve topraklarımızı korumak için doğru adımlar atmalıyız.” George Bush mu? Hayır, halka Gestapo‘yu tanıtan Adolf Hitler.

    Kitleler, özellikle politik alanda yaşanan gerçekleri öğrenme yetisine sahip değiller. Gerçeği topluma söylemeden, düşünmemizi istedikleri şeyleri kurnazca empoze ediyorlar Örneğin, halkın çoğunluğu Irak istilasının her geçen gün kötüye gittiğine inanıyor ve mezhep çatışmalarının sona ermeyeceğini düşünüyorlar. Halkın göremediği şey ise, Irak‘taki işlerin, devletin arkasında bulunan adamların tam da istediği gibi gittiği. Bu savaş uzamalı ki; bölge parçalanabilsin, petrol şirketleri kurulabilsin, silah üreticileri için karlı sözleşmeler devam edebilsin ve en önemlisi, İran ve Suriye gibi petrol sahibi diğer aykırı ülkelere zıplama tahtası olarak kullanılabilecek kalıcı askeri üsler kurulabilsin. Irak‘ın yapılandırılmasının ve sivil savaşın maksatlı olduğuna dair kanıt göstermek gerekirse; 2005 yılında 2 üst düzey İngiliz SAS subayı, Arap gibi giyinip arabayla sivillerin üzerine ateş ettikleri için Irak polisi tarafından yakalandı. Tutuklanıp Basra hapishanesine götürüldükten sonra, İngiliz ordusu derhal askerlerinin serbest bırakılmasını istedi. Basra hükümeti bunu reddedince, İngiliz tankları geldi ve hapishaneyı yıkarak askerleri oradan çıkardı.

    Eğer bir bölgeyi yok etmek isterseniz, bunu nasıl yaparsınız? Bunun iki yolu var: oraya gidip bombalama falan yaparsınız, tabi bu çok da etkili bir yöntem değildir. Yapmanız gereken şey, orada yaşayan insanlara birbirlerini öldürtmektir ve bu şekilde onların yaşadıkları bölgeyi, tarlalarını yok edersiniz. İşte o bölgede de yapılan bu. Bir düşmanı yok etmenin yolu, onun kendi kendini yok etmesini sağlamaktır, bunu da askerlerini ikiye bölerek yaparsınız. Sonra iki tarafı da beslersiniz, çift taraflı çalışan ajanlarınız her iki tarafı da kışkırtır ve birbirlerini öldürürler…


    Bu bilgiler Zeitgeist: The Movie adlı belgeselden alınmıştır. Şu anda okuduğunuz kısmı çok bölümlü belgeselin üçüncü bölümündeki: Ekonomi, uluslararası bankerler, Amerikan Merkez Bankası (FED)’in aslında özerk - özel bir kurum olup hükümete bağlı olmadan piyasaya pompalanan faizli paranın ileride dünyayı nasıl tekrar kölelik sistemine getireceğini ve bundan yarar, kar sağlayanların isimlerini buna ek olarak amaçlarını açıklıyor. Tarihi olaylar kronolojik olarak verilmiş ve belgeselin alt yazısı akıcı hale getirilerek son şeklini almıştır. Umarım kafanızda bir şeyler oluşmuştur.

    Dünya, bizleri sahne arkasında olmadıklarına inandıran birçok farklı kişi tarafından yönetilir.

    Gerçek şu ki büyük merkezlerdeki finansal elementler, Andrew Jackson zamanından beri hep hükümetlere sahip olmuştur.

    Yazıyı sonuna kadar okuduğunuz için teşekkürler saygılar…

    Bu bilgiler Zeitgeist: The Movie adlı belgeselin Türkçe alt yazısı akıcı bir hale getirilerek elde edilmiştir. Çeviriyi yapan KapiztA nickli arkadaşa teşekkürlerimizi buradan kocaman gönderiyoruz.

    Belgeselin tamamını izlemek isterseniz sitesi: http://zeitgeistmovie.com’dur. İçeriği bir kaç farklı bölümden oluşuyor
    Bu mesaj en son " 14.11.08 " tarihinde saat 23:41 itibariyle TruckTurkey tarafından düzenlenmiştir...


    Soykırım Propagandacılarına Kriz Geçirten Site
    Linke Tıklayın
    Armenian Genocide Photos

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Yorgunluğu önlemenin yolları!
    SAĞLIK ve BESLENME bölümünde alperkaya tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 30.09.11, 23:40
  2. Savaş çığırtkanları gene işbaşında.ABD ile savaş senaryoları
    2005 Konuları bölümünde obi wan kenobi tarafından açılmış
    Yanıt: 21
    Son Mesaj: 26.02.05, 16:30

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •