Yargıtay: Nikahsız birlikte yaşayan ayrılıkta tazminat isteyemez
Evlilik kurumunun zayıfladığı günümüzde, çiftler birlikte yaşamayı tercih edebilmekte, birlikte yaşamın bir sonucu olarak beklentiler gelişmekte, bunların yerine gelmemesi de tazminat davalarına konu olabilmektedir. Birlikte yaşama bir "nikah" beklentisi olmadan gerçekleşebileceği gibi, söz verilmiş bir nikahın yerine getirilmesi sürecinde birlikte yaşanıyor olabilir. İlk türde ayrılık veya geçimsizlik bir davaya konu olmadığı halde, resmi nikah sözü verilerek birlikte yaşama durumunun sıklıkla tazminat davalarına konu olduğu gözlemlenmektedir. Kendisine verilen resmi nikah sözünün tutulmamasından yakınan davacıya, Yargıtay 'ın hiç de hoş bakmadığını aşağıdaki karar özetinden anlamak mümkün:
ÖZET: Dava vaat edilen resmi nikahın yapılmaması nedeniyle uğranılan zararın ödettirilmesi istemine ilişkindir. Davacı üniversite mezunu ve ergin bir kişi olup, resmi nikahsız olarak davalı ile karı-koca hayatı yaşamış ve daha sonra tarafların anlaşamaması ile bu birliktelik sona ermiştir. Üniversite mezunu ve reşit kişi olan davacının yasal bir evliliğin nasıl gerçekleşebileceğini bilmemesi düşünülemez. Birliktelik için başlangıçta yapılması gereken nikah akdinin en sona bırakılmasının hiçbir haklı nedeni olamaz. Amaç evlilikse nikahın baştan gözardı edilmesi, kişi için ağır bir kusurdur. Hiç kimse, kendi kusurunun getirdiği sonuç, acı da olsa. ıstırap da verse, katlanmaktan kurtulamaz. Davacının, kendi eylem ve davranışlarıyla öngörülebilen bir sonucu, tazminata dönüştürmek istemesi, bundan karşı yanı sorumlu tutması, hukuken mümkün değildir. Kişi haklı olduğu ölçüde hukukun himayesindedir. Ortada, sonucu başlangıçta öngörülebilen bir olay, yani sonuçta nikah kıyılmaması olasılığı varken, hayatın olağan yaşantısı ve akışı içinde bunu iyi bildiği kabul edilen davacının tazminat isteme hakkı tanınamaz. Davanın reddi gerekir.
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Davacı ile davalının aile büyüklerinin aracılığı ile evlenmeye karar verip, yakınlarının da katılımı ile düğün töreni de yapılarak evlendikleri, ancak resmi nikah yapılmadan bir süre karı koca hayatı yaşadıktan sonra ayrıldıkları hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Evliliğin başlangıcı için önce resmi nikahın yapılması esas ise de; Türk toplumunun geleneksel aile yapısı itibariyle genel olarak evlilikle ilgili törensel işlemlerin aileler arasında kararlaştırıldığı ve zaman zaman önce düğünün yapılıp resmi nikahın sonraya bırakıldığı da bilinen bir gerçektir. Davacının üniversite mezunu olması bu konuda ailelerin verdiği karara karşı çıkma imkanı vermeyebilir.
Somut olayda; dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre tarafların beraberliği, şekilsel bir değerlendirme ile nikahsız birliktelik olarak değerlendirilemez. Davacı ile davalının uzun süre nişanlı kaldıkları, geleneklere uygun şekilde düğün töreni yapılarak evlendikleri sabit iken davacının nikahın düğünden birkaç gün sonra yapılması şeklinde oluşan karara karşı çıkmamış olması olayda tamamen kusurlu kabul edilmesini ya da hukuki himaye dışı bırakılmasını gerektirmez. Bu nedenle daire çoğunluğunun davanın reddi gerektiği yolundaki bozma kararına katılamıyorum. 5.2.2002
Yargıtayın bu sert tutumu nikahsız birlikte yaşayan çiftlerden birinin destekten yoksun kalma tazminatı sözkonusu olduğunda da devam ediyor. Aşağıdaki örnek kararda Yargıtay, iş kazası nedeniyle ölen erkeğin geride bıraktığı nikahsız eşine, nikahlı bir eşe göre daha az tazminata hükmedilmesi gerekliliğinden bahsetmektedir: