• Reklam
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    06-11-2008
    Mesajlar
    2
    Karizma Gücü
    0

    İpucu Ahir Zamanda, Unutturulmaya Çalışılan Ahir Zaman Konuları

    Ahir zamanda gelecek olan şahıslar ve bu dönemde yaşanacak olaylar insanlığın yüzyıllardır büyük merakla beklediği önemli konulardandır. Ancak son dönemde bazı kimselerce ahir zamana ilişkin alametler, haber ve müjdeler göz ardı edilmekte, bu gerçekler insanlardan gizlenmeye veya unutturulmaya çalışılmaktadır.

    Hz.Mehdi’nin Gelişi Peygamberimiz (Sav)’in Bizlere Bir Müjdesidir

    Hz. Mehdi'nin gelişi bizzat Peygamberimiz (sav) tarafından müjdelenmiştir ve Peygamberimiz (sav)'in bu konuda tevatür (kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber) olarak kabul edilen çok sayıda hadisi vardır. Peygamberimiz (sav) bir hadisinde "HZ. MEHDİ İLE MÜJDELENİN. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt'imden bir kişidir." (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Ahir zaman, s.13) sözleriyle, bu konunun Müslümanlar için bir müjde olduğunu bildirmiştir.

    Hz. Mehdi'nin çıkışı ile ilgili hadislerin ard arda gerçekleşmesi belirli bir döneme işaret etmektedir. Açıktır ki tüm alametlerin Hicri 14. yüzyıl başından (1979-1980) itibaren sırayla ortaya çıkmaları, içinde bulunduğumuz dönemin Hz. Mehdi'nin yeryüzünde bulunuş yılları olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. (En doğrusunu Allah bilir.)

    Türk-İslam Birliği’ne Giden Yol Açıldı

    Dikkat edilecek olursa, son dönemde yazılı ve görsel basında Türk-İslam Birliği'nden sıkça bahsedilmektedir. Çeşitli ülkelerin başbakan ve bakanları, politikacılar, köşe yazarları, televizyon program yapımcıları, çeşitli dergiler, kanaat önderleri bu konudaki özlemlerini dile getirmektedirler. Bununla birlikte bu birliğin sağlanabilmesi için bazı somut adımların da atılıyor olması son derece sevindirici bir gelişmedir. Türk-İslam Birliği'ne giden yol sebepler dahilinde ilerlemektedir ancak burada asıl önemli olan bu konunun bir ahir zaman müjdesi olması ve konuya bu gözle bakılması gereğidir. Allah'ın izniyle bu birlik, Hz. Mehdi'nin vesilesiyle kurulacaktır. Bu görev, onun kaderinde başarıyla tamamlanmıştır. Ancak bu bilginin insanları gevşekliğe sürüklememesi gerekir. Müslümanlara düşen sorumluluk, bu konuyu sürekli gündemde ve canlı tutmak, gelişmeleri takip edip tüm Müslümanları bu konuda bilgilendirmek ve müjdelemek olmalıdır.

    Hz.İsa İkinci Kez Yeryüzüne Gelecek

    Ahir zamanın bir başka müjdeli konusu olan Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelişi konusu da aynı şekilde kimi çevrelerce örtbas edilerek unutturulmaya çalışılmaktadır.

    Oysaki, Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelecek olması Kuran ayetlerinde ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde iman edenlere müjdelenmiş bir gerçektir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:

    "Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki Meryem oğlu (İsa Aleyhisselam)'ın adil bir hakim olarak sizin içinize inmesi muhakkak yakındır."(Sahihi Müslim, 6/532)

    "İsa bin Meryem benim ümmetim içinde; adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak, haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir... Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah'tan başkasına tapılmayacaktır." (Sünen-i İbn-i Mace, 10/334)

    Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirildiği üzere, bundan iki bin yıl önce Allah'ın Kendi Katına yükselttiğini (Nisa Suresi, 158) bildirdiği Hz. İsa ahir zamanda yeryüzüne tekrar gelecek, Hz. Mehdi ile birlikte yeryüzünde barışın ve huzurun sağlanmasına Allah'ın izniyle vesile olacaktır. Üstelik son dönemlerde yaşanan birçok olay ve gelişme, bu değerli misafirin gelişinin iyice yakınlaştığını da göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

    Bu nedenle içinde bulunulan bu kıymetli dönem çok iyi değerlendirilmeli, Hz. İsa geldiğinde mahçup olunacak her türlü tavır ve ahlaktan sakınılmalıdır. En sakınılması gereken ve belki de kişiyi en çok utandıracak tavırlardan biri de hiç şüphesiz, bu konuyu müjdelemek yerine bu gerçeği örtbas edip unutturmaya çalışan bir hal sergilemektir. Bu nedenle samimi iman edenlerin, Allah'ın bu kutlu elçisinin binlerce yıl sonra yeniden yeryüzüne gelecek olmasının ne kadar olağanüstü bir olay olduğunu sürekli gündemde tutmaları, bazı kimselerde ortaya çıkabilecek gevşeklik ve şevksizliğin engellenmesi açısından önemlidir.

    Adalete, huzura, düzene ve güzel ahlaka özlem duyanların beklentisi içinde oldukları kurtuluş, Allah'ın izni ile pek yakındır. Yaşanan pek çok gelişme, bu kurtuluşun yaklaştığının birer alametidir.

    Bu alametlere tanıklık eden insanlar, Allah'ın izniyle, Hz. İsa'nın ve Hz. Mehdi'nin gelişinin yakınlaştığını umut edebilirler. Her bir alamet, bize, çok kutlu bir dönemde yaşadığımızın hatırlatıcısıdır. Asırlardır beklenen bu tarihi müjde-Allah'ın izniyle- gerçekleşmek üzeredir.

    Hiç kuşkusuz ki İslam dinini aslına döndürecek, insanların imanına vesile olacak, Müslümanlar arasında büyük bir birlik sağlayacak böylesine kutlu bir dönemde yaşıyor olmak Müslümanlar için çok büyük bir nimettir. Tüm İslam aleminin beklediği böylesine büyük ve müjdeli olaylara karşı ilgisiz ve kayıtsız kalmanın, bu hususları unutturmaya çalışmanın ileride Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin -Allah'ın izniyle- gelişleriyle birlikte bu tavrı sergileyen kişiler için büyük bir mahçubiyet nedeni olabileceği de unutulmamalıdır. Rabbimiz Kuran'da bu kutlu dönemi şöyle haber vermiştir:

    "Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır." (Nur Suresi, 55)

  2. #2
    hughe adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-01-2007
    Mesajlar
    2,031
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Ayette var demişsin amma ben göremedim arkadaşım şu Hz İsa nın geleceğine dair olan ayetide göstersende bi baksak.

    Şimdi Hz Allah Hz İsaya vermiş olduğu Peygamberlik makamından onu alıp mehdimi yapacak. Allah verdiğini alırmı kardeşim insanla karıştırdın heralde. Bi ara Peygamber olarak gelecek dediler tutturamadılar sonra Peygamberimize ümmet olarak gelecek dediler tutturamadılar. Şimdide mehdi yaptılar bakalım daha sonra neler neler yapacaklar. daha çok beklersiniz.
    Allah'ın ismiyle başlarım ki, O'nun ismine sığınmış kişiye ne yerdeki ne de gökteki hiç bir şey zarar veremez. ''O'' işitendir bilendir.

  3. #3
    Metin_ce adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-11-2008
    Mesajlar
    76
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı zegamemati tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Oysaki, Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelecek olması Kuran ayetlerinde ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde iman edenlere müjdelenmiş bir gerçektir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:
    Hadislerden bazilarini yazmissinda ayetleri neden yazmadin? Hangi ayetlermis yazda bizde ögrenelim

    Bugün islam aleminin durumu icler acisiysa iste sebepleri bunlardir, hep birilerinden medet umar hale geldik, yok mehdi gelecek bizi kurtaracak, yok filanca alimin yüzü suyu hürmetine Allah bize yardim edecek..Yok kardesim tembel insani ne Allah sever nede kullari, kimse kimseye yardim etmez, sen yan gel yat parmagini kimildatma sonra bekleki birileri gelsin bizi kurtarsin. Sizler mehdiyi beklerken ati alan üsküdari gecti hala uyanamadiniz

  4. #4
    İmhotep adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-11-2007
    Mesajlar
    1,425
    Karizma Gücü
    5
    Demek Mehdinin gelişi içine doğdu o içine doğmalar kurtuluş savaşı zamanında insanlarda yokmuydu sanki. Mehdi bir çeşit züğürt tesellisidir onu beklerken elinizdekileride kaybediyorsunuz. Mehdi inancı Şia mezhebinde vardı bildiğim kadarıyla kuyuya düşerek kaybolan bir çocuğun bir zaman sonra mehdi olarak geleceğini ummaktadırlar.
    (Tanrı öldü.)
    Religulous _ 1. ve 2. bölümler kendi uploadım.
    http://www.vimeo.com/11457696
    Cosmos serisinin 1.2.3. filmleri toplam 10 part kendi uploadım
    http://www.dailymotion.com/relevance/search/cosmos
    BBC Walking With Cavemen CD1- 1. bölüm ve devamı 2. bölüm ekran üzerine gelecek bittiğinde (Türkçe altyazı)
    http://www.dailymotion.com/video/xb3...cd1-bolum_tech
    BBC Walking With Cavemen CD2 bölüm 1/3 (Türkçe altyazı) kendi uploadım.
    http://www.youtube.com/watch?v=XpXn0hxuyPw 3. 4. seriler youtube da mevcut.

  5. #5
    DoGaN_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-04-2007
    Mesajlar
    184
    Karizma Gücü
    0
    Bu hikayelere inananlarin su videoyu seyretmelerini tavsiye ediyorum

    http://video.google.com/videoplay?do...68902847&hl=en

    mehdiymis,mesihmis,seyhmis,sihmis neymis görün bütün bunlarin amaclarinin aslinda ne oldugunu görün belki uyanmaniza yarar saglar.Özellikle 18. dakkadan sonra anlatilanlari eminim cogunuz bi yerlerden hatirliyacaksiniz (muhammedin zeyneple evlenme hikayesine cok benziyorda )

  6. #6
    dgn1915 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-08-2005
    Mesajlar
    1,521
    Karizma Gücü
    0
    Peygamberimizin daha önceden söylediği pek çok şey bugün gerçekleşiyor. Bazılarının kıyameti çoktan kopmuş bile. Size öbür tarafta serinlikler dilerim.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    Bismillahirrahmanirrahim



    Soru 371: Değerli kardeşlerim, gerek Ehlisünnet, gerekse Şia’da Mehdi (as) İNANCI NAS DERECESİNDE mevcuttur. Ben burada şunu sormak istiyorum şia inancında Mehdi 11. imamın kaybolan evladıdır ve yaşamaktadır ve bir gün zuhur edecektir. Okuduğum bir kaynakta “Şiilerin, mağarada olduğunu iddia ettikleri ve “Mehdi Muntazar” sıfatıyla çıkmasını bekledikleri 12. imam, tamamen bir hayal mahsulüdür. Zira tarihi olarak sabit olan odur ki, onun (sözde) babası olan el-Hasen El-Askeri çocuğu olmadan vefat etmiştir. Buna göre bunlar oniki değil de onbir kişidir” diyor. Peki, Şia kaynaklarında durum nasıldır? “11. İmam’ın çocuğu yoktur” ifadesine nasıl cevap verirsiniz? Kaynakları nelerdir? Mağarada kaybolma olayının kaynakları nelerdir. Selam ve dua ile.



    Cevap: Bu vatandaşlar hiç bir zaman Ehlibeyt kaynaklarını kale almadıkları için, bu tür hezeyanları sık sık tekrarlarlar. Ama zahmet çekip de bir kere olsun en azından merak edip de söz konusu kaynakları birazcık karıştırsalardı, en azından biraz hicap duyar ve böyle rahat ahkam kesmezlerdi. Ehlibeyt kaynaklarında İmam Mehdi'nin Hz. İmam Hasan Askeri'nin oğlu olduğu konusunda 146 tane hadis nakledilmiştir.

    Biz önce Ehlibeyt mektebi kaynaklarında Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin fihristini verip ardından İmam Hasan Askeri'nin oğlu olduğuna dair hadislerden örnekler sunmaya çalışacağız:

    Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki hadislerin istatistiği:

    1- "İmamlar on iki tanedir" diyen hadislerin sayısı: 271.

    2- "İmamların sayısı, Beni İsrail Nükabaları'nın (başkanlarının) sayısı miktarıncadır" diyen hadislerin sayısı: 40.

    3- "On iki İmamın ilki, Hz. Ali (a.s)'dır" diyen hadislerin sayısı: 133.

    4- "On iki İmamın evveli Hz. Ali (a.s), sonuncusu ise Hz. Mehdi (a.s)'dır" diyen hadislerin sayısı: 91.

    5- "İmamlar on iki tanedir; onların sonuncusu Mehdi'dir" diyen hadislerin sayısı: 94.

    6- "İmamlar on iki tanedir; onlardan dokuzu İmam Hüseyin'in evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 139.

    7- "İmamlar on iki tanedir; onlardan dokuzu İmam Hüseyin'in evlatlarındandır; dokuzuncusu ise onların Kâimidir" diyen hadislerin sayısı: 107.

    8- On iki İmamın isimlerini açıklayan hadislerin sayısı: 50.

    9- Hz. Mehdi'nin zuhurunu müjdeleyen hadislerin sayısı: 657.

    10- "Mehdi, Ehl-i Beyt'tendir; Mehdi'nin ismi, Resulullah'ın isminin ve künyesi de O'nun künyesinin aynısıdır" diyen hadislerin sayısı: 389.

    11- "Mehdi, insanlar arasında Resulullah'a en çok benzeyen kimsedir" diyen hadislerin sayısı: 48.

    12- “Hz. Mehdi (a.s)'ın yüz ve boyunu tarif eden hadislerin sayısı: 21.

    13- “Hz. Mehdi (a.s), Hz. Ali (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 214.

    14- “Hz. Mehdi (a.s), Hz. Fatıma'nın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 192.

    15- “Hz. Mehdi (a.s), Hz. Hasan ve Hüseyin'in evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 107

    16- "Hz. Mehdi, İmam Hüseyin (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 185.

    17- "Hz. Mehdi, İmam Hüseyin (a.s)'ın İmam olan dokuz evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 160.

    18- "Hz. Mehdi, İmam Hüseyin'in dokuzuncu evladıdır" diyen hadislerin sayısı: 148.

    19- "Hz. Mehdi, Ali bin Hüseyin'in evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 185.

    20- "Hz. Mehdi, İmam Muhammed Bakır (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 103.

    21- "Hz. Mehdi, İmam Sadık (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 103.

    22- "Hz. Mehdi, İmam Sadık (a.s)'ın altıncı evladıdır" diyen hadislerin sayısı: 99.

    23- "Hz. Mehdi, İmam Musa bin Cafer (a.s)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 101.

    24- "Hz. Mehdi, İmam Musa bin Cafer (a.s)'ın beşinci evladıdır" diyen hadislerin sayısı: 98.

    25- "Hz. Mehdi, İmam Ali bin Musa er-Rıza (a.s)'ın evlatlarından dördüncüsüdür" diyen hadislerin sayısı: 95.

    26- "Hz. Mehdi, İmam Muhammed Taki'nin evlatlarından üçüncüsüdür" diyen hadislerin sayısı: 90.

    27- "Hz. Mehdi, Ali'yyu'l-Hadi (Ali Naki -a.s-)'ın evlatlarındandır" diyen hadislerin sayısı: 90.

    28- "Hz. Mehdi, Ebu Muhammed Hasan Askeri (a.s)'ın oğludur" diyen hadislerin sayısı. 146.

    29- "Babasının ismi Hasan'dır" diyen hadislerin sayısı: 147

    30- "Cariyelerin hanım efendisinin oğludur" diyen hadislerin sayısı: 9.

    31- "Ehl-i Beyt İmamları'ndan Muhammed, Ali, Hasan isimlileri peş peşe gelince dördüncüleri Mehdi'dir" diyen hadislerin sayısı: 2.

    32- "Hz. Mehdi, On iki İmam'ın sonuncusudur" diyen hadislerin sayısı: 136.

    33- "Hz. Mehdi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır" diyen hadislerin sayısı: 123.

    34- "Onun (Mehdi -a.s-) iki gaybeti olacaktır" diyen hadislerin sayısı: 10.

    35- "Onun uzun bir gaybeti olacaktır" diyen hadislerin sayısı: 91.

    36- Gaybetinin nedenini açıklayan hadislerin sayısı: 7.

    37- Gaybeti döneminde halkın ondan yararlanması hakkındaki hadislerin sayısı: 7.

    38- "Gerçekten o, (Mehdi -a.s-) uzun ömürlüdür." diyen hadislerin sayısı: 318.

    39- "Görünümü gençtir" diyen hadislerin sayısı: 8.

    40- "Doğumu gizli olacaktır" diyen hadislerin sayısı: 14.

    41- "Onun üzerinde hiç kimsenin biati olmayacaktır" diyen hadislerin sayısı: 10.

    42- "Allah'ın düşmanlarını öldürecek, yeryüzünü şirk ve...temizleyecektir" diyen hadislerin sayısı: 19.

    43- "O, Allah'ın emrini aşikar edecek, İslâm'ı yeryüzünde yayacak ve dünyaya hakim olacak..." diyen hadislerin sayısı: 47.

    44- "O, insanları Kur'ân'a ve Sünnet'e sevk edecektir" diyen hadislerin sayısı: 15.

    45- "O, Allah'ın düşmanlarından intikam alacaktır" diyen hadislerin sayısı: 4.

    46- "Peygamberlerden onda bir takım sünnetler vardır" diyen hadislerin sayısı: 23.

    47- "O, kılıçla kıyam edecektir" diyen hadislerin sayısı: 7.

    48- Onun hükümetine bütün insanların boyun eğeceğine dair hadislerin sayısı: 1

    49- Onun siyeri ile ilgili hadislerin sayısı: 30.

    50- Onun zühdü ile ilgili hadislerin sayısı: 4.

    51- Adaleti ve devletindeki emniyetin yaygınlığıyla ilgili hadislerin sayısı: 7.

    52- İlmi hakkındaki hadislerin sayısı: 5.

    53- Cömertlik ve bağışıyla ilgili hadislerin sayısı: 13.

    54- "Allah Teala onun eliyle peygamberlerin mucizesini aşikar kılacak ve onların mirasları onunla birliktedir" diyen hadislerin sayısı: 5.

    55- "Şiddetli bir imtihandan sonra zuhur edecektir" diyen hadislerin sayısı: 24.

    56- "İsa bin Meryem (a.s)'a imamlık yapacaktır" diyen hadislerin sayısı: 25.

    57- Bayrağının sahibi ve onda yazılan yazı ile ilgili hadislerinin sayısı: 6.

    58- Doğumu, doğum tarihi ve annesinin durumu ile ilgili hadislerin sayısı: 214.

    59- Babasının hayatı dönemindeki mucizeleri ile ilgili hadislerin sayısı: 9.

    60- Babasının hayatı döneminde onu gören kimselerle ilgili rivayetlerin sayısı: 19.

    61- Gaybet-i Suğra (Küçük Gizlilik) döneminde onu görme şerefine erişen kimseler hakkındaki rivayetlerin sayısı: 25.

    62- Gaybet-i Suğra dönemindeki bazı mucizelerini anlatan rivayetlerin sayısı: 27.

    63- Gaybet-i Suğra döneminde, elçi ve naiplerinin halleri ile ilgili rivayetlerin sayısı: 22.

    64- Gaybet-i Kübra dönemindeki mucizeleri ile ilgili rivayetlerin sayısı: 12.

    65- Gagbet-i Kübra döneminde onu gören kimseler ile ilgili rivayetlerin sayısı: 13.

    66- Zuhurunun niteliğini anlatan rivayetlerin sayısı: 12.

    67- Onun zuhurundan önceki durum, fitne ve günahların çokluğu ile ilgili hadislerin sayısı: 37.

    68- Bazı zuhur alametleri ile ilgili hadislerin sayısı: 29.

    69- Gökten onun ve babasının ismiyle duyulacak ses ile ilgili hadislerin sayısı: 27.

    70- Onun zuhurundan önceki zamanda fiyatların çok yüksek olması, hastalıkların çoğalması vs. şeylerle ilgi hadislerin sayısı: 23.

    71- Süfyani'nin hurucu, ay tutulması vs. şeyler ile ilgili hadislerin sayısı: 38.

    72- Deccal'ın hurucu hakkındaki hadislerin sayısı: 12.

    73- Zuhur edeceği yıl, ay ve gün hususunda vakit belirlemenin câiz olmaması ile ilgili hadislerin sayısı: 7.

    74- Zuhur edeceği yılın, ayın ve günün özelliğine dair hadislerin sayısı: 7.

    75- Zuhur edeceği yer ile ilgili hadislerin sayısı: 17.

    76- O'na biat etmenin niteliğini açıklayan hadislerin sayısı: 11

    77- Yeryüzünün doğu ve batısını fethetmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 12.

    78- Bütün milletlerin İslâm üzere toplanmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 7.

    79- Yerin servet ve madenlerini dışarı çıkarmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 10.

    80- Gök ve yeryüzü bereketlerinin açığa çıkmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 12.

    81- Üç yüz on üç kişinin onun yanında bulunmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 25.

    82- Doğu ve batıda bulunan bütün insanların onun emrine gireceğine dair hadislerin sayısı: 2.

    83- Yeryüzünün adaletle dolmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 129.

    84- Hz. İsa'nın yere inmesi ve Hz. Mehdi (a.s)'ın arkasında namaz kılmasıyla ilgili hadislerin sayısı: 29.

    85- Deccal'ı öldürmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 6.

    86- Süfyani ile savaşıp onu öldürmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 2.

    87- Onun zamanında yeryüzünün bayındırlığıyla ilgili hadislerin sayısı: 5.

    88- Onun asrında işlerin kolaylaşması ve akılların kemale erişmesiyle ilgili hadislerin sayısı: 7.

    89- Ashabının faziletleriyle ilgili hadislerin sayısı: 14.

    90- Ashabının güç ve kuvvetleriyle ilgili hadislerin sayısı: 5.

    91- Zuhurundan sonra hilafetinin süresiyle ilgili olan hadislerin sayısı: 18.

    92- Yemeği, içmeği ve giyimiyle ilgili hadislerin sayısı: 4.

    93- Halkı, kendisine davet ettiği şeyler hakkındaki hadislerin sayısı: 7.

    94- Kâim'i inkar etmenin haram olması hakkındaki hadislerin sayısı: 9.

    95- Fereci (kurtuluşu) beklemenin faziletiyle ilgili hadislerin sayısı: 23.

    96- Hz. Mehdi'ye nispet, takipçilerinin bazı görevleriyle ilgili hadislerin sayısı: 54.

    97- Onu idrak etme ve onu imam edinmekle ilgili hadislerin sayısı: 10.

    98- Gaybeti döneminde, ona inananların faziletleriyle ilgili hadislerin sayısı: 23.

    99- Ona salat ve selam göndermenin niteliğiyle ilgili hadislerin sayısı: 6

    100- Ondan nakledilen bazı dualarla ilgili hadislerin sayısı: 13.



    Not: Bu rakamlar Ayetullah Safi-i Gulpaygani'nin "Muntehabü’l-Eser" adlı kitabında bir araya topladığı Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki hadislerden alınmıştır.



    Şimdi Hz. Mehdi’nin Hz. İmam Hasan Askeri’nin oğlu olduğunu gösteren hadislerden örnekler:



    1- "Esbağ bin Nübate" şöyle der: "Emir-ul Müminin Ali (a.s)'ın huzurlarına gittim, o hazretin düşünceye daldığını ve mübarek parmaklarıyla yeri kazdığını görünce: "Sizi düşünceli görüyorum, yere rağbetiniz mi var?" dedim.

    İmam: "Hayır vallahi, hiçbir zaman yere ve dünyaya rağbet göstermedim. Dünyaya benim soyumdan gelecek on birinci evladım hakkında düşünüyorum. O Mehdi (a.s)'dır, zulüm ve küfürle dolu olan yeryüzünü adaletle, eşitlikle dolduracak; onun için bir hayret ve bir de gaybet vardır, kimileri -bu gaybet ve hayret dönemlerinde- sapar, kimileri de hidayet bulur" dedi.



    2- - Abdurrahman bin Selit diyor ki, İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:

    "On iki hidayet İmam'ı bizdendir; birincisi Emir-ul Müminin Ali bin Ebu Talip'tir; sonuncusu ise dokuzuncu evladımdır. Hak üzere kıyam edecek olan O'dur. Yeryüzü öldükten sonra, Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır. Onun gaybete çekildiği dönemde bazı kavimler mürted olacak, bazıları ise dine bağlı kalacaktır; onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki: 'Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman vuku bulacaktır?' Biliniz ki, onun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah ile beraber kılıçla cihad etmek gibidir."



    3- Yunus bin Abdurrahman diyor ki, İmam Musa bin Cafer (a.s)'ın huzuruna çıkarak: "Ey Resulullah'ın oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan Kâim sen misin?"diye sorduğumda İmam (a.s) şöyle buyurdular:

    "Hak üzere kıyam eden benim. Ama yeryüzünü Allah'ın düşmanlarından temizleyecek, onu zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak olan Kâim, benim evlatlarımın beşincisidir. Öldürülme korkusu olduğu için gaybeti o kadar uzayacak ki, bazı kavimler onun hakkında irtidada düşecek, bazıları ise ona bağlı kalacaklardır."

    Sonra şöyle ekledi: "Bizim Kâim'imizin gaybetinde bizim sevgimize sarılan, velayetimize bağlı kalan ve düşmanlarımızdan uzaklaşan takipçilerimize ne mutlu! Onlar bizdendir, biz de onlardanız. Bizlerden İmamları olarak razıdırlar: Biz de onlardan takipçilerimiz olarak razıyız. Ne mutlu onlara! Allah'a andolsun ki onlar, kıyamet günü bizimle aynı derecede olacaklardır."



    4- Hasan bin Halid, İmam Ali Rıza (a.s)'ın şöyle buyurduğunu naklediyor:

    "Benim evlatlarımın dördüncüsü, cariyelerin en üstününün oğludur, Allah onun vesilesiyle yeryüzünü bütün zulüm ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda tereddüt ettiği gaybet sahibi O'dur. O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak, halkın arasında adalet ölçüsünü kuracak, böylece hiç kimse başkasına zulmetmeyecek ve yeryüzü O'na itaat edecek ve onun gölgesi de olmayacaktır.

    Gökten bir münadi onun adına nida edecek ve yeryüzündeki bütün halk onun için yapılan şu çağrıyı işitecek: "Bilin ki, Allah'ın hücceti Beytullah'ın yanında zuhur etti, ona tabi olun; şüphesiz hak onunladır ve ondadır. Ve bu konuda Allah'ın ayeti şöyle geçer: "Eğer istersek onlara gökten bir ayet nazil ederiz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.' Yakın bir mekandan bir münadi, o gün nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o gün zuhur günüdür." Yani oğlum Kâim Mehdi'nin zuhur günüdür."



    5- Abdulazim bin Abdullah şöyle diyor: İmam Muhammed Takî (a.s)'ın yanına giderek Mehdi'nin Kâim mi başkası mı olduğunu sormak istedim. Ama İmam (a.s) söze başlayarak bana şöyle buyurdular:

    "Ey Ebu'l- Kasım! Doğrusu bizden olan Kaim, Mehdi'dir. Onu, gaybetinde beklemek ve zuhurunda itaat etmek vaciptir. O, benim evlatlarımdan üçüncüsüdür. Muhammed sallallâhu aleyhi ve alih'i peygamber olarak gönderen ve İmameti bizlere mahsus kılan Allah'a andolsun ki, eğer dünyanın sonuna sadece bir gün kalsa dahi, Allah o günü o kadar uzatacak ki O, o günde zuhur edecek, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır."



    6- Sakr bin Ebu Delf, İmam Ali Naki (a.s)'ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

    "Benden sonraki İmam, oğlum Hasan'dır; O'ndan sonraki İmam ise onun oğlu Kâim'dir. O, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolduracak olandır."



    7- Ehl-i Beyt mektebi takipçilerinin büyüklerinden ve İmam Askeri (a.s)'ın yakın dostlarından biri olan Ahmed bin İshak bin Sa'd el-Ensari der ki: "İmam Askeri (a.s)'ın huzuruna gittim, kendilerinden sonraki imamın kim olduğunu sormak istiyordum. Ama İmam (a.s) benden önce söze başlayarak şöyle buyurdular:"Ey Ahmed, doğrusu Allah Teala Hz. Adem'i yarattığı andan itibaren yeryüzünü hüccetsiz bırakmadı, kıyamete kadar da bırakmayacaktır. Allah, hüccetinin hürmetine yeryüzündekilerden belaları defeder, yağmur yağdırır ve topraktan bereketleri çıkarır."

    Bunun üzerine ben: "Ey Resulullah'ın evladı, sizden sonra yerinize geçecek imam kimdir?" diye sordum.

    Bu arada Hazret ayağa kalktı, aceleyle odaya girdi ve az sonra omzunda taşıdığı yüzü dolunay gibi parlayan üç yaşındaki bir çocukla çıkageldi ve şöyle buyurdular: "Ey Ahmet bin İshak! Eğer Allah Teala'nın ve onun hüccetleri yanında aziz olmasaydın bu oğlumu sana göstermezdim, doğrusu onun adı Resulullah'ın adı, künyesi Resulullah'ın künyesidir. O öyle bir kimsedir ki, zulüm ve kötülükle dolan dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracaktır.

    Ey Ahmed bin İshak! O, bu ümmette oranla Hızır (a.s) ve Zu'l-Karneyn gibidir. Allah'a and olsun ki, o gaybet edecektir. Öyle ki, onun gaybetinde Allah'ın onun imametini itiraf etmekte kendisine sebat verdiği ve zuhurunun acil olması için dua etmeğe muvaffak kıldığı kimseler dışında, hiçbir kimse helak olmaktan kurtulamayacaktır."

    Bu arada ben: "Ey mevlam! Kalbimin mutmain olacağı bir alameti var mıdır?" diye sorduğumda, o çocuk konuşmaya başladı ve fasih bir Arapça'yla şöyle buyurdu: "Allah düşmanlarından intikam alacak, Allah'ın yeryüzündeki son hücceti benim! Ey Ahmed bin İshak! Gözünle gördükten sonra artık başka bir delil arama!.."

    Ahmed bin İshak şöyle ekliyor: "Bunun üzerine ben sevinç ve ferahla dışarı çıktım ve ertesi gün İmam (a.s)'ın yanına dönerek şöyle arz ettim: "Ey Resulullah'ın oğlu! Bana minnet ettiğin için çok mesrur oldum. Hızır ve Zu'l-Karneyn'nin onda zahir olacak sünneti nedir?" İmam (a.s); "Gaybetinin uzunluğudur" buyurdular. "Ey Resulullah'ın oğlu! Onun gaybeti çok mu sürecektir?" sorduğumda ise şöyle buyurdular: "Rabbime and olsun ki, evet uzun sürecektir; öyle ki, ona inananların çoğu bu inançlarından vazgeçecek ve Allah'ın bizim velayetimiz üzerine kendilerinden ahit aldığı ve kalbine iman yazdığı ve rahmetiyle desteklediği kimseler dışındakiler buna bağlı kalmayacaklardır.

    Ey Ebu İshak! Bu, Allah'tan gelen bir emirdir ve Allah'ın gizli esrarından bir sırdır. Sana dediklerimi al, gizle ve şükredenlerden ol. Böylece yarın en yüce makamda bizimle olursun."

    Rahmetli Şeyh Saduk buyuruyor ki: "Bu rivayeti Ali bin Abdullah-i Verragi'nin yazısında buldum. Ondan sorduğumda o; bunu benim için Sa'd bin Abdullah nakletti. Ona da Ahmed bin İshak nakletmiştir.



    8- "Ahmed bin Hasan bin İshak-ı Kummi der ki: On birinci İmam (a.s)'ın yerine geçecek olan İmam Mehdi (a.s) dünyaya geldiği zaman, İmam Hasan Askeri (a.s)'dan ceddim Ahmed bin İshak'a bir mektup geldi. Onda İmam'ın kendi el yazısıyla şöyle yazılmıştı: "Benim bir evladım oldu, onun doğum haberini gizli tutman ve kimseye söylememen gerekiyor; biz onun doğumunu sadece yakın akrabalara, akrabalık bağından dolayı ve dostlara velayetlerinden dolayı söyledik, başka hiç kimseye bildirmiyoruz. Allah Teala'nın onunla bizi sevindirdiği gibi, seni de sevindirmesi için, onun doğumunu sana bildirmek istedik. Vesselam."



    9- İmam'ın takvalı ve değerli halası Hekime, İmam Hasan Askeri (a.s)'ın hizmetçisi Nesim, Ebu Cafer Muhammed bin Osman-ı Emri, Hüseyin bin Hasan-ı Alevi, Emr-i Ahvazi, Ebu Nasr-ı Hadim, Kamil bin İbrahim, Ali bin Asim-i Kûfi, Abdullah bin Abbas-i Alevi, İsmail bin Ali, Yakub bin Yusuf-u Zerrab, İsmail bin Musa bin Cafer, Ali bin Mutahhar, İbrahim bin İdris, Tarif-i Hadim ve Ebu Sahl-i Nevbahti va'dedilen İmam'dan haberleri olan ve ondan haber veren kimselerdir.



    10- Cafer bin Muhammed bin Malik, İmam Hasan Askeri (a.s)'ın bir Ehl-i Beyt cemaatına şöyle buyurduğunu nakleder: "Benden sonra kimin hüccet olacağını sormaya geldiniz değil mi?"

    Oradakiler: "Evet efendim" diye cevap verdiler. Bu sırada İmam'a çok benzeyen ay parçası gibi bir çocuk içeriye girdi, İmam şöyle buyurdular: "Bu, İmam ve benden sonra yerime oturacak kimsedir. Buyruklarını yerine getirin, dağılmayın; çünkü helak olursunuz. Bilin ki, bundan sonra ömrü kamil oluncaya kadar onu görmeyeceksiniz. Osman bin Said'in söylediği şeyleri kabul edin ve emrine itaat edin. Çünkü o, sizin imamınızın vekilidir ve işler onun elindedir."



    11- - "İsa bin Muhammed-i Cevheri" diyor ki: "Ben bir grupla birlikte Hz. Mehdi (a.s)'ın doğumunu tebrik etmek için İmam Hasan Askeri'nin (a.s) huzuruna gittim, kardeşlerimiz Hz. Mehdi (a.s)'ın Cuma akşamı Şaban ayında tanyeri ağarırken dünyaya geldiğini bize bildirmişlerdi. İmam Hasan Askeri (a.s)'ın huzurlarına gittiğimiz zaman önce onu tebrik ettik. Biz hiçbir soru sormadan İmam (a.s) buyurdular ki: "İçinizden biri oğlum Mehdi'nin nerede olduğunu içinden geçiriyor. Musa (a.s)'ın annesinin onu sandığa koyarak denize atıp, Allah'a emanet ettiği ve sonunda Allah Teala Musa'yı ona geri gönderdiği gibi ben de onu Allah'a emanet ettim."



    İsteyenler, bunları ve benzeri birçok rivayeti görmek için örnek olarak bu konuya tahsis edilen “Muntehabü’l-Eser” kitabına müracaat edebilirler.



    “Mağarada kaybolmuştur ve mağaradan çıkacağı beklenmektedir” iddiasına gelince, bu bir iftiradır. İmam (a.s) evinin serdabından (bodrumundan) gaybete çekilmiştir. Zuhuru ise Kabe’yi Şerife’nin yanı başında gerçekleşecektir. 75 yıl süren küçük gaybet zamanında dört özel vekili vasıtasıyla dostlarına ulaşıyordu. Şimdiye kadar devam eden büyük gaybet zamanı başladıktan sonra ise İmamın genel vekilleri şartlara haiz müctehidlerdir. Bu zaman zarfında ehil olan bir kimse İmamla görüşme imkânına sahip olmuştur ki kaynaklarda birçoğunun ismi zikredilmiştir. İmam (a.s) lütuf kaidesi gereği gaybet zamanında dolaylı olarak müctehidleri denetlemekte ve gerekli gördüğü ve İslam için hayati önem taşıyan yerlerde eğer hataya düşme durumu olursa, hatlarını düzeltmektedir. Bu gerçeği İmam (a.s) Ehlibeyt mektebinin büyük alimi Merhum Şeyh Müfide yazdığı mektupta beyan etmiştir. Bu mektubun bir bölümünde İmam (a.s) şöyle yazmıştır: “Siz işinize bakın; biz sizi gözetmekte ihmal etmeyiz.”
    WWW.KEVSERNET.COM

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    Bismillahirrahmanirrahim



    Soru 353: Şia'daki rec'at inancıyla ilgili Kur'an ve hadislere dayalı bilgi verir misiniz?



    Cevap: Muhterem kardeşim, bu konu oldukça geniş ve uzun bir bahistir. Ama biz şimdilik kısmen de olsa, sizi aydınlatacak bazı önemli noktalara değinmeye çalışacağız:



    1- Birçok düşünce ve inanışın bize garip ve inanılmaz gelişi, onun yanlış ve asılsız olduğunu göstermez. Nice ilginç ve garip şeyler vardır ki ilk duyduğumuzda şaşırır ve inanmakta zorlanırız. Ama zamanla ve konu hakkında bilgi ve belgemiz çoğaldıkça şaşkınlığımız da yerini sükûnet ve yakine bırakır. Bu yüzden akıllı ve insaflı bir insan, bu tür garip şeyleri duyduğunda hemen inkâra gitmeyip, gerçekten ona inananların, neden ve neye dayanarak inandıklarını iyi araştırmalıdır. Rec’at konusu da özellikle Sünni ekolden gelen kardeşlerimize ilk duyduklarında çok garipsedikleri ve çoğusunun bir çırpıda reddettikleri ve buna inanan kimseyi nerdeyse tekfir ettikleri bir konudur. Oysa benzer şeylerin diğer ümmetlerde de olduğu bizzat Kur’an ayetlerine dayandırılarak söylendiğinde, “Allah Allah böyle şeylerde mi olmuştur?” demekten kendilerini alamıyorlar. İnşallah bunlardan bazı örneklere aşağıda değineceğiz.



    2- Ehlibeyt mektebi rec’at inancına delil olarak Kur’an’dan gösterdiği birçok ayetin yanı sıra, Ehlibeyt’ten gelen ve manevi tevatür haddine ulaşan hadislere dayanmaktadır. Ayrıca Ehl-i Sünnet kaynaklarından, direk olarak değil dolaylı olarak bu mevzua delil sayılabilecek bazı hadis ve rivayetlere de istinat etmektedir ki bunlardan bir kısmı hatta baş kaynak sayılan Buhari gibi en muteber Sünni kaynaklarda bile nakledilmiştir.



    3- Yukarıda da değindiğimiz gibi Rec’at inancının aslı ve ana hatları hem Kur’an ayetlerince hem de manen mütevatir olan hadislerce sabittir. Ama konunun bazı detayları, hakkında hadislerde farklı nakiller olduğu için, mektebimizin alimleri meselenin aslına inanın, teferruatını ehline bırakın demişlerdir.

    4- Şimdi konunun ana hatlarına soru cevap şeklinde değinmeye çalışacağız:



    1) Rec’at nedir?

    Cevap: Rec’at ahiruzzamanda, (Hz. Mehdi’nin zamanı ve sonrasında) iman ve küfürde zirveye ulaşmış bazı kimselerin, bu dünyaya yeniden dönüşleri demektir.



    2) Rec’atın hikmeti nedir?

    Cevap: Bazı mu’minlerin bu dünyaya gelerek, kendilerine veya başka mu’minlere zulmeden, onların hakkını çiğneyen kimselerden öbür dünyadan önce bu dünyada alınacak İlahi intikamları görüp gönülleri serinleyecek, mutlu olacaklar. Veya bazıları Hz. Mehdi’nin zamanında inerek ona ve evrensel İlahi hâkimiyetini gerçekleştirmesine yardımcı olacaklar. Veya bazı Peygamber ve İmamlar, dünyaya yeniden gelip Hz. Mehdi’den sonra bir müddet hüküm sürecekler.



    3) Şia’nın rec’at inancına delil gösterdiği ayet ve hadislerden örnekler verebilir misiniz?
    Cevap: Kur’an’dan bu konuda birçok ayet delil olarak zikredilmiştir ki sözü uzatmamak için bunlardan sadece bir tanesine değinmek istiyoruz:

    "O gün her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlardan bir grup haşrederiz..." (Neml, 83) Görüldüğü gibi bu ayette her ümmetten bir grubun haşredileceği bir günden bahsediyor. Oysa biz biliyoruz ki Kıyamet gününde her kes haşr edilecektir. Zaten aynı surede birkaç ayet sonra Kıyamet ile ilgili açıklama şu şekilde yapılmıştır:

    "...Sûr'a üfürüldüğü gün göklerde ve yerde bulunan kimseler, hep korku içinde kalır... Hepsi boyun bükerek O'na gelirler." (Neml, 87) Demek ki 83. ayette bahsedilen gün Kıyamet günü değildir. Aynı şekilde Kıyamet günüyle alkalı bir başka ayette şöyle buyuruyor: "O gün ... onların hepsini haşredeceğiz, hiç birini bırakmayacağız."(Kehf, 47) Bu konudaki hadisleri de dikkate aldığımızda Neml, 83’te bahsedilen günün Rec’at günü olduğunu anlıyoruz. Zaten Ehlibeyt İmamları da bu ayeti tefsir ederken aynen bu şekilde tefsir etmişlerdir.



    Şimdi de hadislerden bazı örnekler:

    Ehlibeyt İmamları bu olaya her şeyden önce İlahi kudret açısından yaklaşmış ve rec'at inancını, Allah Teala'nın sonsuz kudretine imanın göstergelerinden saymışlardır. Örneğin uzun bir hadiste, Emirü’l-Müminin Ali'nin (a.s), İbn-i Kevva-i Harici'nin rec'at hakkında sorduğu soruya verdiği cevabının son bölümünde, "Ey İbn-i Kevva! Allah-u Teala'nın gücünde şüphe etme." buyurduğu rivayet edilmiştir. (Biharü’l-Envar, c.53, s.74)

    Yine Ebu Sabah'ın rec'atle ilgili sorusuna ise İmam Bâkır (a.s) şöyle cevap vermiştir: "Bu bir güçtür; bu gücü Kaderiler'den başkası inkâr etmez; bu gücü inkâr etme." (Biharü’l-Envar, c.53, s.71-72) İmam (a.s), Abdurrahman Kasir'e de buna benzer bir cevap vermiştir. Biharü’l- Envar, c.53, s.73-74)

    Ehlibeyt İmamları yukarıda zikrettiğimiz ayeti rec'at inancının doğruluğuna delil olarak göstermişlerdir. Örneğin Ebu Basir, İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s), "Iraklılar rec'ati inkar mı ediyorlar?" diye sorduğunu ve kendisinin, "Evet" demesi üzerine İmam'ın, "Kur'an-ı Kerim'in "O gün her ümmetten bir grubu haşredeceğiz" buyurduğunu okumamışlar mı?!" buyurduğunu rivayet eder. (Muhtasar-u Besair'id Derecat, s.25. Bihar-ul Envar -Meclisi-, c.53, s.40/6. el-İykaz'u min'el Hic'a, s.278/91. er-Rec’at -Esterabadi-, s.55/30)

    Ali b. İbrahim kendi tefsirinde, Hammad'dan kendi senediyle İmam Sadık'ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: "İnsanlar "O gün her ümmetten bir grubu haşrederiz" ayeti hakkında ne diyorlar?" diye sordu. Ben, bu haşrın kıyamette olacağını söylüyorlar dedi. Bunun üzerine İmam (a.s) buyurdu ki: "Öyle değil; bu ayet (kıyametten önce) dünyaya dönüş hakkındadır; Allah kıyamette bir grubu haşredip diğerlerini bırakacak mı? Kıyamet ayeti şudur: "O gün ... onların hepsini haşredeceğiz, hiç birini bırakmayacağız."-Kehf,47- (Kummi tefsiri, c.1, s.24. Muhtasar-u Besairi’d-Derecat -Hasan b. Süleyman-, s.41. Biharü’l-Envar, c.53, s.60/49. er-Rec’at -Esterabadi- s.77-48)

    İmam Bâkır'dan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: "Allah'ın günleri üçtür: Kâim'in -Mehdi'nin- kıyam ettiği gün, rec’at=dünyaya dönüş günü, Kıyamet günü." (el-Hısal -Saduk-, s.108-75. Meani’l-Ehbar -Saduk-, s.365-1)

    Şeyh Saduk kendi senediyle Hasan b. Cehm'den, Me'mun'un, İmam Rıza'ya (s.a.a), "Ey Ebe'l Hasan! Rec’at hakkında görüşünüz nedir?" diye sorduğunda İmamın şöyle buyurduğunu rivayet eder:

    "Rec’at haktır; geçmiş ümmetlerde rec’at olmuştur ve Kur'an da bunu bildirmiştir. Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: Geçmiş ümmetlerde vuku bulan her şeyin tıpkısı bu ümmette de vuku bulacaktır. Evlatlarımdan olan Mehdi kıyam edince Meryem oğlu İsa yere inecek ve onun arkasında namaza duracaktır. Bilin ki İslâm garip olarak başladı ve garip olarak da dönecektir; ne mutlu gariplere!" Ya Resulullah! Sonra ne olacak? diye sorulduğunda ise o hazret, "Sonra hak, ehline dönecektir", buyurdu." (Biharü’l-Envar, c.53, s.59-45)

    Yine İmam Rıza'dan (a.s) şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Kim Allah'ın birliğine... rec’at ve iki müt'aya (temettü haccı ve geçici nikaha), miraca ve kabirdeki sorgu-suale, havuza, şefaate, cennet ve cehennemin yaratılışına, sırat ve mizana, diriliş ve kıyamete, ceza-mükafat ve hesaba inanırsa, o gerçekten mümindir; böyle birisi biz Ehlibeyt'in Şialarındandır." (Hakku’l-Yakin -Seyyid Abdullah Şubber-, c.2, s.20)

    Bu konu ve detayları hakkında daha onlarca hadis nakledilmiş, özel kitaplar yazılmıştır. Allame Meclisi Biharü’l-Envar kitabında bu konuda 200’ü aşkın hadis nakletmiştir. Fakat biz burada bu kadarıyla yetiniyoruz.



    4) Acaba Sünni kaynaklardan rec’at inancını destekleyen hadisler gösterilebilir mi?
    Cevap: Sünni kaynaklarda bu konuyu açıktan destekleyen ve yoğun olan hadisler vardır diyemeyiz. Ancak dolaylı olarak buna delil sayılabilecek bazı hadisler yok değildir. Biz bunlardan iki tanesini örnek olarak zikrediyoruz:

    Meşhur Sahabi Ebu Said-i Hudri’den Resulullah’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Sizden öncekilerin gidişatını karış-karış, adım-adım izleyeceksiniz; kertenkelenin deliğinde de olsanız onu izleyeceksiniz." Dediler ki, "Yahudiler ve Hıristiyanların gidişatını mı izleyeceğiz?" Peygamber efendimiz, "Ya kimin?" buyurdu." (Sahih-i Buhari, c.9, s.103, Sünen-i İbn-i Mace, c.10, Hadis: 7472, Kenz-ul Ummal –Muttaki Hindi-, c.11, s.133/30923)



    Benzer bir hadis Ebu Hureyre’den şu şekilde nakledilmiştir:

    “Ümmetim, kendinden önceki asırlara (onlarda yaşayan insanlara) karış karış ve dirsek dirseğe uymadığı müddetçe Kıyamet kopmaz.” “Ya Resulallah Fars ve Rum gibilerini mi kastediyorsunuz?” diye sorduklarında, “İnsanlar onlardan başkaları mı ki?” diye cevap verdi.” (Sahih-i Buhari, c.9, s.102, Kenzu’l-Ummal –Muttaki Hindi-, c.11, s.133)



    Geçmiş çeşitli ümmetlerde rec’atın vuku bulduğuna bizzat Allah’ın kitabı şahittir. Bunun bir çok örnekleri vardır ki birazdan birkaç örneğine deyinmeye çalışacağız inşallah. Demek ki Buhari başta olmak üzere bir çok kaynakta nakledilen bu gibi hadisler İslam ümmetinde de rec’atın vuku bulacağını göstermektedir.

    Bir de Yusuf b. Yahya Makdis-i Şafii, "İkdü’d-Durer" adlı kitabında Ashab-ı Kehf kıssasının tefsirinde Sünni Müfessir Sa'lebi'den şöyle rivayet ediyor: “Arkadaşlarıyla ahir zamanda Mehdi'nin kıyamına kadar yan üste yatıştılar. Deniliyor ki: Mehdi onlara selam verecek, sonra Allah onları diriltecektir."[1] Bu da Ashab-ı Kehf'in ahir zamanda rec’atini (dünyaya döneceğini) göstermektedir.

    Ayrıca Ehl-i Sünnet, kitaplarında ölülerin dünya hayatına dönüşüyle ilgili rivayetleri nakletmiş,[2] bu rivayetleri reddetmemiş ve bunu mucize ve keramet saymışlardır.

    Örneğin Hicri 281 yılında vefat etmiş olan İbn-i Ebi'd Dünya Ebubekir b. Abdullah b. Muhammed b. Ubeyd b. Süfyan'il Emevi'il Karaşi,[3] bu alanda "Ölümden Sonra Dirilenler" adlı bir kitap yazmış ve bu kitap miladi 1987 yılında Beyrut'ta Dar-ul Kutub-il İlmiyye tarafından basılmıştır.

    Ebu Nuaym-i İsfehani, "ed-Delail" kitabında ve Suyuti, "el-Hasais" kitabında, "ölüleri diriltmede Resulullah'ın (s.a.a) mucizesi" adı altında bir bölüm ayırmıştır.[4] Mâverdi ve Kadı İyaz ise Resulullah'ın (s.a.a) ölüleri diriltmede bazı mucizelerini rivayet etmiş,[5] Siyuti de, ölüleri diriltmede Peygamber'den başkalarının kerametlerini kaydetmiştir.

    Zeyd b. Harise,[6] Rabi b. Harraş[7] ve Ensar'dan bir kişinin[8] ölümden sonra konuştuklarını, Rabi b. Harraş-il Ğatfani'nin öldükten sonra tebessüm ettiğini,[9] Ebu'l Kasım-il Talhi İsmail b. Muhammed-il Hafiz'ın öldükten sonra avretini örttüğünü,[10] Şeyban-i Nah'i'nin -bir rivayete göre de Nebate b. Yezid'in- kendi eşeğini dirilttiğini,[11] hicri 885'te vefat eden Ebu Meali Sıracuddin-i Rufai'nin bir koyunu dirilttiğini ve bir kişiyi öldürdüğünü,[12] Maşcun'un öldükten sonra tekrar dirildiğini[13] ve bu konuda sayılmayacak kadar çok örnekler rivayet etmişlerdir.

    Muhyiddin Abdulkadir b. Şeyh Aydrusi, "Nur-us Safi" adlı kitabının hicri 914 yılının olayları bölümünde, hicri 914 yılında vefat eden Şeyh Ebubekir b. Abdullah Baalvi'den bir çok kerametler nakletmiştir. Onlardan birisi şudur: Bir yıl Hacdan dönünce Zeyla bölgesine gitti. O dönemde orada Muhammed b. Atik hüküm sürüyordu. Tesadüfen Muhammed b. Atik'in kendisinden çocuğu olan bir cariyesi öldü. Vali onu deli gibi sevdiği için ölümünden dolayı aklını yitirdi. Efendim, onun üzüldüğünü ve ağladığını duyunca ona teselli vermek, sabırlı olmayı ve Allah'ın kazasına rıza göstermeyi tavsiye etmek için ona gitti. O sırada cariye, valinin karşısında bir elbiseye sarılmış duruyordu. Efendim, valiyi her ne kadar sabırlı olmaya ve tahammül göstermeye davet ettiyse de faydası olmadı. Nihayet efendimin ayaklarına düşerek ayaklarını öpmeye başladı ve "Efendim! Eğer Allah onu diriltmezse ben de ölürüm ve hiç kimseye inancım kalmaz!" dedi.

    Bunun üzerine efendim o cariyenin yüzünü açarak onu ismiyle çağırdı. Cariye, "lebbeyk" diyerek ona cevap verdi. Böylece Allah ona ruhunu iade etti. Sonra efendimden başka oradakilerin hepsi dışarı çıktı; cariye, kocasıyla birlikte keşkek yemeği yiyinceye kadar efendim orada kaldı ve bu olaydan sonra cariye uzun bir süre yaşadı.[14]

    Bu gibi rivayetleri hiç tereddüt etmeden saygıyla rivayet eden birisi neden rec’ati imkansız biliyor? Acaba rec’at, insanın ruhu çıktıktan sonra hayata dönmesinden başka bir şey midir? Bizim yukarıda naklettiğimiz rivayetler de bunun birer örnekleri değil midir?! Bütün bu rivayetler, rec’atin, zatî bakımdan mümkün olduğunu ve aklen imkansız olmadığını ortaya koymaktadır.



    5) Geçmiş ümmetlerden rec’ate örnek gösterilebilecek olaylar nelerdir?
    Cevap: Bu konuda bizzat Kur’an-ı Kerim’de birçok olay zikredilmiştir ki bunlardan bir kaçını zikretmekle yetiniyoruz:



    İsrailoğulları'ndan Bir Grubun Dirilişi:

    Allah Teala buyuruyor ki: "Binlerce oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara, "ölün!" dedi (ödüler). Sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkardır. Lakin insanların çoğu şükretmez."[15]

    Bu ayet-i kerimenin tefsirindeki bütün rivayetler onların uzun bir süre öldüklerine, sonra Allah'ın onları dirilttiğine, böylece dünyaya dönerek uzun bir süre yaşadıklarına delâlet etmektedir.

    Şeyh Saduk der ki: Onların sayısı yetmiş bin hane idi. Her yıl taun hastalığına yakalanıyorlardı. Bu yüzden zenginler maddi imkanları iyi olduğu için diyarlarından çıkıyor, fakirler ise maddi imkanları zayıf olduğu için diyarlarında kalıyordu. Bu nedenle, göç edenler taun hastalığına daha az yakalanıyor, göç etmeyenler ise bu hastalığın pençesine daha çok düşmekteydiler. Dolayısıyla, diyarlarında kalanlar, eğer biz de diyarımızdan göç etseydik taun hastalığına yakalanmazdık, diyorlardı; göç edenler ise, eğer diyarımızdan göç etmeseydik biz de taun hastalığına yakalanırdık, diyorlardı.

    Nihayet taun hastalığı gelince hep birlikte diyarlarından çıkmaya karar verdiler ve bir denizin sahiline göç ettiler. Yüklerini indirdiklerinde Allah onlara: "Ölün" diye seslendi. Böylece hepsi öldü. Sonuçta yoldan geçen biri onları kenara itti ve orada Allah'ın istediği bir süre kaldılar.

    Sonra İsrailoğulları peygamberlerinden Ermiya[16] isminde bir peygamber oradan geçince şöyle dedi: Ey Rabb'im! Eğer dilersen onları diriltirsin; onlar da senin beldelerini bayındırlaştırır, kullarını dünyaya getirir ve sana ibadet edenle birlikte ibadet ederler. Bunun üzerine Allah Teala ona, "Senin için diriltmemi ister misin?" diye vahyetti. Peygamber, "Evet, isterim" cevabını verince Allah Teala onları dirilterek o peygamberle birlikte gönderdi. Dolayısıyla, onlar öldükten sonra dünyaya döndüler ve sonra da kendi ecelleriyle öldüler.[17]

    İşte bu, ölümden sonra dünyaya dönüştür. Hamran b. A'yen, İmam Bâkır'dan (s.a.a) onların hakkında, "Acaba onlar dirildiler ve insanlar onları gördükten sonra yine aynı gün öldüler mi, yoksa dünyaya dönerek evlerinde oturdular, yemek yediler ve kadınlarla evlendiler mi?" diye sordu.

    İmam, "Allah onları dünyaya döndürdü; onlar evlerinde oturdular, yemek yediler, kadınlarla evlendiler ve dünyada Allah'ın istediği kadar yaşadılar; daha sonra kendi ecelleriyle öldüler" buyurdu.[18]



    Uzeyr b. Ermiya'nın Dirilişi:

    Allah Teala buyuruyor ki: "Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (alt üst olmuş) bir kasabaya uğradı; "ölümden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba" dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene bıraktı; sonra tekrar diriltti. Ne kadar kaldın? dedi. "Bir gün yahut daha az dedi. Allah ona: Hayır, yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz, dedi. Durum kendisince anlaşılınca: şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir, dedi."[19]

    Yıkık bir kasabaya uğrayan bu kişinin kim olduğu konusunda farklı rivayetler ve tefsirler olsa da, onun yüz sene ölü olarak kaldığı ve yüz sene sonra dünyaya dönerek yaşadığı ve sonra da kendi eceliyle öldüğünde ittifak edilmiştir; bu da dünya hayatına bir dönüştür.

    Tabersi der ki: Bu yıkık kasabaya uğrayan Uzeyr'dir; Ebu Abdullah İmam Sadık'tan (a.s) nakledilen rivayet de bu doğrultudadır. İmam Bâkır'dan (a.s) nakledilen rivayete göre de bu adam Ermiya'dır.[20]

    Âyyaşî, kendi senediyle İbrahim b. Muhammed'den şöyle rivayet eder: İlim ehli bir grup, harici olan İbn-i Kevva'nın Hz. Ali'ye, "Ey müminlerin emiri! Dünya ehli arasında babasından büyük çocuk var mıdır?" diye sorduğunu ve o hazretin şöyle buyurduğunu rivayet eder:

    "Evet; onlar Uzeyr'in çocuklarıdır. Uzeyr, tarlasından gelince yıkılmış bir kasabadan geçiyordu, bir eşeği, içinde incir olan bir tulumu ve içinde meyve şırası olan bir de testi vardı; bu halde yıkılmış kasabadan geçerken (kasabanın halini görünce) "Ölümden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba?!" dedi. Derken Allah Teala onu yüz yıl öldürdü. Sonra çocukları çoğaldı ve nesli arttı. Sonra Allah Teala onu öldürdüğü yerde dirilterek dünyaya döndürdü; işte o çocuklar babalarından büyüktü."[21]



    Hz. Musa'nın Kavminden Yetmiş Kişinin Dirilişi:

    Allah Teala buyuruyor ki:

    "Bir zamanlar: Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız, demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz."[22]



    Bu iki ayet Hz. Musa'nın (a.s) kavminden Allah'la görüşmek için seçilenlerden bahsediyor. Onlar Allah Teala'nın buyruğunu duyunca, "Allah'ı açıkça görmedikçe inanmayız" dediler ve bu zulümlerinden dolayı yıldırım çarptı ve öldüler. Musa'nın (a.s), "Ey Rabb'im! İsrailoğulları'na döndüğümde onlara ne diyeyim" diye arzetmesi üzerine Allah Teala onları diriltti. Böylece onlar dünyaya döndüler, yediler, içtiler kadınlarla evlendiler ve çocukları oldu; daha sonra kendi ecelleriyle öldüler.[23]

    Bu da İsrailoğulları'ndan yetmiş kişinin ölümünden sonra tekrar dirilişi ve dünyaya dönüşüdür; Allah Teala buyuruyor ki: "Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: Ey Rabb'im! Dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden bir takım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helak mı edeceksin?"[24]



    Hz. İsa'nın (a.s) Ölüleri Diriltişi:

    Allah Teala, Kur'an-ı Kerim'de Hz. İsa'nın ölüleri dirilttiğiyle ilgili olarak birkaç yerde Hz. İsa'ya hitaben, "Ve ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun"[25] buyuruyor ve başka bir rivayette Hz. İsa'dan naklen, "Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim"[26] buyuruyor.
    Hz. İsa'nın (a.s) Allah'ın izniyle dirilttiği bazı ölüler dünyaya dönüp bir süre yaşadıktan sonra kendi ecelleriyle ölmüşlerdir.[27]



    Ashab-ı Kehf'in Dirilişi:

    Ashab-ı Kehf, Allah'a iman etmelerine rağmen putlara tapan, putları çağıran ve kendisine karşı çıkanları öldüren sultanlarının korkusundan imanlarını gizleyen bir gruptur. Sonra onlar toplanarak Allah'a iman ettiklerini bazılarına bildirdiler ve mağaraya sığındılar: "Onlar mağaralarında üç yüz yıl ve buna ilaveten dokuz yıl kalmışlardır."[28] Sonra Allah onları diriltti de birbirlerini soruştursunlar diye dünyaya döndüler; onların kıssası meşhurdur.

    Birisi, Allah Teala'nın, "Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın"[29] buyruğu gereğince, "Ashab-ı Kehf ölü değildi" şeklinde itiraz edecek olursa onlara şu cevabı veririz: Ayetin Arapçasında geçen "Rukud" kelimesi ölüm anlamına gelir. Allah Teala buyuruyor ki: "Nihayet Sûr'a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler. (işte o zaman) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vahyettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler."[30] Bunun örnekleri çoktur.[31]

    Yusuf b. Yahya Mukaddesi-i Şafii, "Ikd'ud Durer" adlı kitapta Ashab-ı Kehf kıssasının tefsirinde Sa'lebi'den şöyle rivayet ediyor: Arkadaşlarıyla ahir zamanda Mehdi'nin kıyamına kadar yan üste yatıştılar. Deniliyor ki: Mehdi onlara selam verecek, sonra Allah onları diriltecektir."[32] Bu da Ashab-ı Kehf'in ahir zamanda rec’atini (dünyaya döneceğini) göstermektedir.



    İsrailoğulları'ndan Öldürülen Bir Kişinin Dirilişi:

    Müfessirler şöyle rivayet ederler: İsrailoğulları'ndan biri, zengin bir akrabasının mirasına konmak için onu öldürdü ve onu öldürdüğünü diğerlerinden gizledi. Yahudiler ise onun katilini tanımak istiyorlardı. İşte bu nedenle Allah Teala öldürülen kişinin dirilerek katilini tanıtması için bir inek kesmelerini ve onun bir parçasıyla ölü cesede vurmalarını emretti. İsrailoğulları bir süre tartıştıktan sonra ineği kestiler ve onun bir parçasıyla öldürülen kişinin cesedine vurdular. Böylece maktul dirildi, damarlarından kan fışkırdı ve katilini tanıttı. Allah Teala buyuruyor ki: "Bunun için de: Ona (ölü cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun, demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; belki düşünesiniz."[33]



    Hz. İbrahim'in (a.s) Allah'ın İzniyle Kuşları Diriltişi:

    Müfessirler şöyle kaydederler: Hz. İbrahim (a.s), yırtıcı hayvanların kokuşmuş bir leşi parçaladıklarını, kara ve deniz hayvanlarının onu yediklerini görünce şöyle dedi: "Ya Rabb'i! Senin, bu leşi yırtıcı hayvanların, kuşların ve karada yaşayan hayvanların midesinde topladığını gördüm; onu nasıl dirilteceğini bana göster ki gözlerimle göreyim." Bu husus Allah Teala şöyle beyan ediyor: "İbrahim de bir zaman: Rabb'im! Ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster! demişti. (Allah); inanmadın mı? dedi, (İbrahim): Hayır (inandım), fakat kalbim kuvvet bulsun diye (görmek istiyorum) dedi. O halde kuşlardan dördünü tut, onları kendine çek, sonra (kesip) her dağın başına ondan birer parça koy. Sonra onları kendine çağır; koşarak sana gelecekler. Bil ki, Allah daima galip ve hikmet sahibidir, dedi."[34]

    Hz. İbrahim (a.s), dört ayrı kuşu (rivayete göre tavus, güvercin, karga ve horozu) tutarak kesti ve bunların tüylerini kanlarına karıştırdı. Onları on parçaya ayırarak her birini bir dağın başına bıraktıktı. Sonra gagalarından tutarak onları Allah'ın adıyla çağırdı. Bunun üzerine kuşlar koşarak Hz. İbrahim'e geldiler. Böylece her bir kuşun eti ve kemiği ayrı ayrı toplandı ve Hz. İbrahim'in (a.s) gözleri önünde dirildiler."[35]



    Zulkarneyn'in Dirilişi:

    Zulkarneyn hususunda ihtilaf edilmiştir. Bir rivayete göre Zulkarneyn Allah tararından gönderilmiş olan bir peygamberdir ve Allah Teala onun eliyle yeryüzünü fethetmiştir. Mucahid ve Abdullah b. Ömer'den nakledilen rivayet bunu destekliyor. Başka bir rivayete göre ise Zulkarneyn adil bir hükümdardır.

    Ebu Tufeyl kendi senediyle Hz. Ali'den (a.s) şöyle rivayet eder: "Zulkarneyn, Allah'ı seven ve Allah'ın da kendisini sevdiği, insanları Allah'a davet eden ve Allah'ın da hayrını dilediği salih bir kuldur. Kendi kavmini Allah'tan sakınmaya davet etmiş, kavmi de başının bir tarafına vurarak onu öldürmüştü. Daha sonra Allah onu diriltmiş ve yine insanları Allah'a davet etmiş; ama bu kez de kavmi başının diğer tarafına vurarak onu öldürmüş ve böylece 'Zulkarneyn' olarak adlandırılmıştır."[36]

    İmam (a.s) daha sonra, "Sizin aranızda da onun gibi birisi vardır." buyurdu.[37] Bu sözle İmam (a.s) kendisini kastetmektedir.[38]

    Ali b. İbrahim'in İmam Cafer Sadık'tan (a.s) naklettiği rivayet şöyledir: Allah, Zulkarneyn'i kendi kavmine gönderdi. Kavmi onun başının sağ tarafına vurunca Allah onu beş yüz sene öldürdü. Bu süreden sonra tekrar onu kavmine gönderdi. Bu sefer de başının sol tarafına vurdular. Tekrar Allah onu beş yüz sene öldürdü. Sonra Allah onu tekrar kavmine gönderdi ve onu güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar yeryüzünün doğusuna ve batısına hükümdar etti."[39]



    Hz. Eyyub'un Ailesinin Dirilişi:

    Allah Teala buyuruyor ki: "... Ona (Eyyub'a) ailesini ve onlarla beraber bir katını daha verdik."

    İbn-i Abbas ve İbn-i Mes'ud der ki: Allah Teala, Eyyub'a ailesini ve hayvanlarını geri verdi ve ona onlarla birlikte bir katını da fazladan bağışladı.

    İmam Cafer Sadık'tan (a.s) nakledilen bu rivayete Hasan, Katade ve Ka'b da değinmiştir.[40]

    Bütün bu olaylar, geçmiş ümmetlerde ölümden sonra tekrar dünya hayatına dönüldüğünü göstermektedir. Çeşitli dönemlerde, farklı mekanlarda ve farklı amaçlarla içlerinde peygamberler, peygamberlerin vasileri ve sıradan halkın bulunduğu bazı kişiler dünyaya dönmüşlerdir. Ve bu da ölülerin ölümden sonra dünya hayatına dönmelerinin imkansız olmadığını ortaya koymaktadır; bunda hiçbir tartışmaya yer yoktur.



    Burada şunu sormamız gerekiyor: Gelecekte rec’ati (ölümden sonra dünyaya dönüşü) engelleyecek sebep nedir? Geçmişte rec’ati gerektiren bazı nedenler vardı; gelecekte rec’ati gerekli kılacak daha önemli ve açık nedenlerin var olacağı söz konusu olamaz mı?! Oysa rec’at, canilerin ve zalimlerin kirlettiği, tahammül edilmez oranda zulüm ve haksızlıkla doldurduğu yeryüzünde hakkın uygulanması ve adaletin yerini bulması doğrultusunda peygamberlerin hedefi ve elçilerin vaadettiği azabın gerçekleşmesidir: "Andolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: Yeryüzüne muhakkak iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek) diye yazmıştık."[41] Allah Teala buyuruyor ki: "O halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin (başınıza gelecekleri göreceksiniz)!"[42]



    6) Yukarıda zikredilen ayeti Sünni müfessirler nasıl tefsir etmişlerdir acaba?
    Cevap: Yazımızın başında Kur’an’dan zikrettiğimiz ayetin tefsiriyle ilgili Sünni müfessirlerin görüşlerinin ne olduğunu belki merak edenler olabilir. Bu yüzden bunlardan bir kısmına kısaca değinmekte yarar var:

    İmamiyye (Caferî) müfessirleri dışındaki diğer müfessirlerin çoğu bu ayet üzerinde fazla durmadan işi aceleye getirip birkaç kelimede geçiştirmişlerdir; onların görüşünü iki noktada özetleyebiliriz:

    1- Bu ayet kıyamet gününü bildirmektedir,[43] kıyamet gününün bazı özelliklerini açıkladıktan sonra kısaca yalanlayanların durumunu beyan etmektedir.[44]



    2- Bu, kıyametten sonra vuku bulacak olaylardandır,[45] bu dirilişten maksat, herkesi kapsayan genel dirilişten sonra yeniden azap için diriliştir;[46] yani, dirilişten sonraki diriliştir.



    Bunların hiç birinin bilimsel bir dayanağı yoktur; daha önce dediğimiz gibi ayetlerin sıralanışı ve birbirleriyle bağlantısı bu görüşleri reddetmektedir. Çünkü birinci haşr=dirilişi kıyamet gününe tefsir etmek Allah Teala hakkında çelişki oluşturmaktadır; Allah Teala bir yerde, o gün her ümmetten bir grubu haşrederiz, buyurmuşken, nasıl başka bir yerde de, kıyamet günü insanların hepsini haşredeceğiz, buyurabilir?



    İbn-i Şehraşub der ki: Allah Teala'nın kıyamet günü bütün insanları dirilteceğinde ihtilaf yoktur; belli bir grubun dirilişi ise kıyametten başka bir gün olacaktır.[47]



    Allame Tabatabaî der ki: Eğer haşirden maksat, azap için diriliş olsaydı, belirsizlik olmaması için hedefin de açıklanması gerekirdi. Nitekim, "Allah'ın düşmanları ateşe sürüldükleri gün toplanıp bir araya getirilirler. Nihayet oraya vardıklarında..."[48] ayetinde hedef belirtilmiştir. Oysa bu ayetten sonra da kınama ve ayırma hükmü vardır ve azaptan bahsedilmemektedir; gördüğünüz gibi ayet mutlaktır ve söylenen bu özel haşrın kastedildiğine hiçbir işaret yoktur. Ve azaba veya ateşe veya başka bir şeye vardıklarında şeklinde buyurmayıp, "Nihayet oraya vardıklarında" şeklindeki sonraki ayet bu mutlak ifadeyi daha da genişletmektedir.



    Yine bu ayet (O gün her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlardan bir cemaat haşrederiz) ve bundan sonraki iki ayetin, kıyametten önce vuku bulacak nişanelerden olan, yeryüzünde Dabbe'nin çıkışı kıssasından sonra ve "Sûr'a üfürüldüğü gün" ayetinden başlayıp kıyamet gününün olaylarını tavsif eden diğer ayetlerden önce yer alması da bu ayetten maksadın, kıyamet günündeki dirilişin olmadığını desteklemektedir. Kıyamet gününün olaylarından birisinin, kıyametten önce vuku bulacak olaylardan önce zikredilmesi anlamsızdır. Eğer her ümmetten bir grubun dirilişi kıyamet gününün olaylarından olsaydı, olaylar sırayla vuku bulacağı için, Sûr'a üfürülüş ve insanların boyun bükerek Allah'a gelişinden sonra zikredilmesi gerekirdi.



    İşte bu nedenle bu ayeti kıyamette diriliş olarak tefsir eden bazı müfessirler de durumu fark ederek şöyle demişlerdir: "Bu olayın (bir grubun dirilişi), Sûr'a üfürülüşten ve kıyametten önce zikredilişi, bunların her birinin tek başına çok önemli konular olduğundan her birinin ayrı ayrı incelenmesi ve durumlarının ayrı ayrı zikredilmesi gerektiğini vurgulamak içindir; ancak eğer sıra gözetilecek olsaydı okuyucu bu ikisinin bir olay olduğunu sanabilirdi."



    Fakat okuyucularımız, kesinlikle ikna edici olmayan bu izahın ne kadar uydurma olduğunun farkındadırlar. Eğer maksat bu olsaydı, bu müfessirin tasarladığı bu tevehhümü önlemek için başka bir yöntem izlenmesi gerekirdi; bu ayet, Sûr'a üfürülüş ayetinden sonra zikredilerek, bundan daha önemli olan ayetteki dirilişin, kıyamet günü dirilişi dışında olduğu tevehhümüne yer verilmemesi daha uygun olurdu.



    İşte buradan da bu ayetin, her ümmetten bir grubun dirilişinin, kıyametten önce olacağını vurguladığı anlaşılıyor.[49]

    Kıyamet gününün dirilişinden sonra özel dirilişin olacağını savunanlara gelince, kıyamet gününün bir ve tek olduğunu vurgulayan ayet ve hadisler karşısında hiçbir dayanağı olmayan bu görüş gerçekten çok ilginçtir.



    7) Rec’at ve tenasuh arasında bir fark var mı?

    Cevap: Bazıları rec’at konusunu batıl bir inanış olan tenasuh (reenkarnasyon) iddiasıyla karıştırmış veya kasıtlı olarak öyle göstermeye çalışmıştır. Oysaki bunu iddia edenler azıcık akıllarını çalıştırıp, bir zerre insaf gösterselerdi bu ikisinin birbiriyle hiçbir alakasının olmadığını açık bir şekilde görürlerdi. Tenasuhun batıl olduğunu mutlak bir şekilde kabul edenler (ki Şia’ya bu eleştiriyi yöneltenler de dahil bütün Müslümanlar böyle olduğuna inanıyorlar), geçmiş ümmetlerde gerçekleşen rec’atleri de aynı kategoride değerlendirmeleri gerekir. Oysa hiç kimse böyle bir iddiada bulunmamıştır. Doğru olan da budur zaten; zira tenasuha inananlar, bir ruhun farklı farklı bedenlerde Kıyamete kadar tekrar tekrar bu dünyaya geleceğini iddia etmektedirler. Oysa rec’at bir kimsenin kendi bedeniyle bir defalığına İlahi bir hikmet gereği yeniden dirilişidir; tıpkı Kıyamet günündeki diriliş gibi..



    8) Acaba rec’at olayı bütün insanları mı kapsamaktadır, yoksa özel birilerini mi?

    Cevap: Yukarıda zikrettiğimiz Neml Suresinin 83. ayetinden ve birçok hadisten de istifade edildiği gibi rec’at her kes için değil, belli kimseler söz konusudur. Yukarıda ki ayette “Ayetlerimizi yalanlayan her topluluktan bir grubu haşredeceğiz” buyurmaktadır. Bu husus hadislerde daha açık ve net olarak beyan edilmiştir. Evet Ehlibeyt kanalıyla rivayet edilen müstefiz hadislerin tamamından rec’at=dönüş yapacakların mümin ve kafirlerden iki gurup olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin İmam Cafer Sadık'tan (a.s) şöyle rivayet edilir: "Rec’at genel kapsamlı değildir; rec’at özel bir haşirdir; ancak imanlarında halis olanlarla şirklerinde halis olanlar rec’at edeceklerdir."[50] Bu iki grubun dışındakiler kıyamete kadar rec’at etmeyeceklerdir.



    İnşallah bu bölümün kapasitesi gereğince bu konuda bu kadar bir açıklama yeterli olur. Allah izin verirse bu konu hakkında yakında www.ehlibeyt-nuru.com sitesinde daha geniş bir çalışma ziyaretçilerin istifadesine sunulacaktır. Arzu edenler oraya da müracaat edebilirler.

    --------------------------------------------------------------------------------

    KAYNAKLAR:

    [1] - Ikd'ud Durer, s.192, Kum-Dar'un Nesaih basımı.

    [2] - Bunlardan bazılarını Fazl b. Şazan'ın "İhticac"ının beşinci bölümünde bulabilirsiniz.

    [3] - Hatib, Tarih-u Bağdad'ında c.10, s.89'da onun hayatını kaydetmiştir.

    [4] - Delail-un Nubuvvet -Ebu Nuaym-, s.223. Hasais-ul Kubra -Siyuti-, c.2, s.110-114.

    [5] - İ'lam-un Nubuvvet -Maverdi-, s.141. Şifa, c.1, s.614.

    [6] - el-Gâdir -Emini-, c.11, s.103, el-İstiyab, c.1, s.192'den naklen. el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.6, s.156 ve s.158. er-Ravd-ul Unuf, c.2, s.37. el-İsabe, c.1, s.565 ve c.2, s.24. Tehzib-ut Tehzib, c.3, s.410. el-Hasais-ul Kubra, c.2, s.85. Şerh-uş Şifâ -Haffaci-, c.3, s.105 ve 108.

    [7] - el-Gâdir -Emini-, c.11, s.113 el-Bidaye-tu ve'n Nihaye, c.6, s.158'den naklen. er-Revd-ul Unuf, c.2, s.370 ve Sıfat-us Safve, c.3, s.19.

    [8] - el-Gâdir -Emini-, c.11, s.105 el-Bidaye-tu ve'n Nihaye, c.6, s.158'den naklen.

    [9] - el-Gâdir -Emini-, c.11, s.119, Sıfat-us Safve, c.2, s.19.'dan naklen. Tabakat-u Şe'rani, c.1, s.37. Tarih-u İbn-i Asakir, c.5, s.298.

    [10] - el-Gâdir -Emini-, c.11, s.167, Muntezam, c.10, s.90'dan naklen. el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.12, s.217.

    [11] - el-Gâdir -Emini-, c.11, s.106, el-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.6, s.153 ve 292'den naklen ve el-İsabe, c.2, s.169.

    [12] - el-Gâdir -Emini-, c.11, s.187, Ravzet-un Nazirin -İmam Ziyauddin-i Vitri-, s.112'den naklen.

    [13] - el-Gâdir -Emini-, c.11, s.135, Vefeyat-ul A'yan, c.2, s.461'den naklen. Mirat-ul Cinan, c.1, s.351. Tehzib-ut Tehzib, c.11, s.389. Şuzurat-uz Zeheb, c.1, s.259.

    [14] - Nur-us Safir an Ahbar-il Karn-il Aşir, s.84. Bkz. el-Gâdir, c.11, s.190 ve Şuzurat-uz Zeheb, s.8, s.63.

    [15] - Bakara, 243.

    [16] - Kuleyni'nin "Kafi" adlı kitabındaki rivayette, c.8, s.170/237'de İmam Bâkır'dan ve Suyuti'nin Sudey'den ve onun da Ebu Malik ve diğerlerinden rivayetinde onun isminin "Hizkil" olduğu geçer.

    [17] - el-İ'tikadat -Şeyh Saduk-, s.60, "Mu'temer-uz Zikr'el Elfiyye li Şeyh Mufid" basımı; Dürr'ül Mensur -Suyuti-, c.1, s.741-743; Beyrut-Dar'ul Fikr basımı.

    [18] - Ayyaşi Tefsiri, c.1, s.130/433, Tahran-Mektebet-ul İlmiyye basımı.

    [19] - Bakara, 259.

    [20] - Tabersi'nin Mecma-ul Beyan'ı, c.2, s.639, Beyrut-Dar'ul Marifet basımı.

    [21] - Ayyaşi Tefsiri, c.1, s.141/468; Tahran-Mektebet'ul İlmiyye basımı.

    [22] - Bakara, 55-56.

    [23] - el-İ'tikadat -Şeyh Saduk- s.61.

    [24] - A'raf, 155.

    [25] - Maide, 110.

    [26] - Al-i İmran, 49.

    [27] - Kafi, c.8, s.237/532; Ayyaşi tefsiri, c.1, s.174/51.

    [28] - Kehf, 25.

    [29] - Kehf, 18.

    [30] - Yasin, 51-52.

    [31] - Bkz. El-İ'tikadat -Şeyh Saduk-, s.62.

    [32] - Ikd'ud Durer, s.192, Kum-Dar'un Nesaih basımı.

    [33] - Bakara, 73. Ve bkz. Kısas-ul Enbiya -Sa'lebi-, s.204-207, Beyrut-Mektebet-us Sekafiyye basımı.

    [34] - Bakara, 260.

    [35] - Bkz. Kummi tefsiri, c.1, s.91; Ayyaşi tefsiri, c.1, s.142/469.

    [36] - "Karn", başın üst kısmına veya iki yanlarına dendiği gibi diğer anlamlara da gelir.

    [37] - Taberi tefsiri, c.16, s.8, Beyrut-Dar-ul Marifet basımı.

    [38] - Tabersi tefsiri, c.6, s.756, Beyrut-Dar-ul Marifet basımı.

    [39] - Kummi tefsiri, c.2, s.40.

    [40] - Tabersi tefsiri, c.7, s.94; Taberi tefsiri, c.17, s.58; Sa'lebi'nin Kısas-ul Enbiya'sı, s.144. Bu ayet Enbiya suresinin 84. ayetidir.

    [41] - Enbiya, 105.

    [42] - Tevbe, 24.

    [43] - İbn-i Kesir tefsiri, c.3, s.388 ve Beyzavi tefsiri, c.2, s.183.

    [44] - Ruh-ul Beyan, c., 20, s.26.

    [45] - Razi tefsiri, c.24, s.218.

    [46] - Ruh-ul Beyan tefsiri, -Berusevi-, c.6, s.373.

    [47] - Müteşabih-ul Kur'an, c.2, s.97.

    [48] - Fussilet, 19.

    [49] - el-Mizan tefsiri -Tabatabai-, c.15, s.397.

    [50] - Muhtesar-u Besair-id Deracat -Hasan b. Süleyman-, s.34. Bihar-ul Envar, c.53, s.39/1.
    WWW.KEVSERNET.COM
    Bu mesaj en son " 30.06.09 " tarihinde saat 19:46 itibariyle ..Kara_MeleK.. tarafından düzenlenmiştir... Neden: ..

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    21-05-2009
    Mesajlar
    831
    Karizma Gücü
    4
    KEVSER YAYINCILIK



    Bismillahirrahmanirrahim

    Soru-61: İmamiye mezhebine bağlı olanlar (Caferi Şiiler), 11. İmam Hasan Askeri'ye, Mehdi isminde Allah’ın bir oğul verdiğini iddia ediyor. Halbuki, onun ailesinden ya da akrabalarından hiç kimsenin böyle bir çocuğun olduğundan haberi yoktur. Ayrıca hiç bir mezhep ve fırka, İmamiye’nin bu iddiasını kabul etmiyor. Acaba bu, İmam Hasan Askeri'nin oğlu olmadığına delil olarak yeterli değil midir?



    Cevap-61: Bu eleştiri çok zayıf ve temelsizdir.

    Sebebine gelince: Bu iş hiçte normalin dışında bir şey değildir. Akıl böyle bir olayın gerçekleşebileceğini kabullenmekte, deliller de tasdik etmektedir. Tarihte bunun bir çok örneğini görmek mümkündür. Padişahlar ve devlet adamları çeşitli sebeplerden dolayı çocuklarının doğumunu gizlemişlerdir.

    Mesela, birisi resmi nikahı olmayan hanımından çocuk sahibi olur. Resmi nikahlı hanımının bunu bilmesini istemez, çünkü o biliyor ki hanımı bunu öğrendiği zaman haset eder, kin besler, kocasına hayatı zehir edebilir. Bu yüzden aile düzeninin yıkılma tehlikesi geçinceye kadar çocuğun doğumunu bütün yakınlarından gizler. Bazen de ölünceye kadar kimseye söylemez, ölüm anı yaklaşınca çocuğun kime ait olduğu meçhul kalmasın ve hakları zayi olmasın diye açıklar.

    Bir bakıyorsunuz padişahın çocuğu oluyor, onun doğumunun bilinmesine izin vermiyor. Çocuk büyüyüp geliştikten sonra bunu açıklıyorlar. İran, Rum ve Hint padişahlarının bazıları böyle yapmışlardı.

    Tarihçiler şöyle yazıyor: Siyaveş’ın karısı ve Türk padişahı Efrasyab’ın kızı Vesfaferid “Keyhusrev”i dünyaya getirmişti. Vesfaferid, Keyhusrev’in doğumunu uzun bir müddet dedesi Kikavus’dan gizledi. Kikavus, Babil ve daha çok doğunun padişahı idi. Kikavusun epey bir zaman ondan haberi olmadı. Halbuki yıllarca onu bulmak için uğraşmıştı. Tarih kitapları da bu olayı genişçe yazmışlardır. Fars tarihçileri Keyhusrev’in doğumunu ve gizletilmesinin sebebini yazmışlardır. Muhammed b. Cerir Taberi de “Tarih” kitabında olayı nakletmiştir.

    Bu olay İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın olayı gibidir. Eleştirmenler tarihteki bu olayları kabul ederken neden İmam Mehdi aleyhi’s-selâm inkar etmektedirler?

    Bazıları da çocuğun doğumunu yakınlarından ve akrabalarından gizlerler, çünkü onlar miras yüzünden çocuğu öldürebilirler. Ama çocuk büyür, ona bir zarar gelmeyeceği anlaşılınca kimliği açıklanır.

    Bazen padişah ülkenin durumunu dikkate alarak çocuğu halktan gizler. Çünkü bazı ülkelerin halkı, padişahın kendi neslinden olmayan birisini, onun yerine kabul etmezler. Padişah da ordunun ve eli altında olanların kendisine itaat etmelerini sağlamak ve kontrolü kendi elinde tutmak için çocuğunu onlardan saklar. Ülkenin işleri yerine oturuncaya kadar onu gizler daha sonra çocuğun kendi yerine geçeceğini açıklar. Bu siyasi arenada çok meşhur bir şeydir.

    Bazen de padişah emrinin altındaki insanlara emniyet yönünden veya başka yönlerden nasıl tesir ettiğini anlamak için kendisini gizler. Veya öldüğünü halkın içinde yayar. Hatta bu gibi şeyler Müslümanların arasında da çok görülmüştür.

    Bir çok çocuğun soyu babasının ölümünden sonra ortaya çıkmıştır. Bu süre içinde kimse onu tanımamıştır. İki Müslüman şahidin şahitliğiyle babasının kim olduğu belirlenmiştir. Çünkü babası çocuğun ona ait olduğunun bilinmesini istememiştir.

    Tarih sayfaları karıştırıldığında, çeşitli sebeplerden dolayı padişahların ve normal insanların çocuğunu gizlediğini veya onun öldüğünü ilan ettiklerini görmekteyiz.

    Yine Müslüman tarihçiler ve Müslüman olmayan tarihçilerin hepsi Hz. İbrahim aleyhi’s-selâm’ın doğumunun gizli olduğunu ve akrabalarından kimsenin haberi olmadığını yazmışlardır. Çünkü zamanın padişahının onu öldürme tehlikesi vardı. Aynı nedenle Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın doğumu da Firavun’dan saklanmıştı. Kur’an-ı Kerim açıkça Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın annesinin onu bir sandığa koyup, nehre attığını ve vahiy yoluyla çocuğunun salim kalacağının ona ilham edildiğini beyan etmektedir. Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın annesi, bu iş onu korumak için yapmıştı.

    Bütün bunları göz önüne alarak şimdi şu soruyu soruyoruz: İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm oğlunun doğumunu akraba ve yakınlarından gizlemesi acaba mantıksal gerekçesi olmayan ve normal şartların dışında olan bir olay mıdır? Kesinlikle böyle değil çünkü İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğumunun gizli tutulmasının sebepleri öteki insanların doğumunun gizli tutulmasından daha önemli gerekçelere dayanır ve bu yüzden daha normaldi. İleride bu sebeplerin neler olduğuna değineceğiz.

    İmam Mehdi (a.s)’ın Dünyaya Gelişi Kesindir
    İmam Askeri aleyhi’s-selâm bir oğlu olduğunu kimseye haber vermemiştir. İddiasına gelince, gerçekte çok zayıf ve asılsız bir iddia olup, gerçeğe de aykırıdır. İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın “Mehdi” adında bir oğlu olduğuna ait deliller, diğer insanların çocuklarının olduğunu ispatlayan yollardan daha emin ve güvenilirdir. Çünkü insan, çocuğunun doğumunu bir çok yoldan ispatlayabilir:

    1) Doğumu yaptıran yada doğum sırasında bir başka kadının orada olması ve halka çocuğun kime ait olduğunu söylemesi.

    2) Erkeğin, kadının doğurduğu çocuğun kendisine ait olduğunu söylemesi.

    3) İki adil Müslüman’ın, bir çocuğun belli bir şahsa ait olduğunu söylemesine şahadet vermeleri.

    İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğumu bu yolların her üçüyle de ispat olunmaktadır. İlim ve fazilet ehli, dindar ve takvalı bir çok kadın ve erkek, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’dan kendisinin bir oğlu oluğunu ve onun kendisinden sonra İmam olacağını buyurduğunu naklediyorlar. Onların bir kısmı İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ı kundaktayken, bir kısmı da üç-dört yaşındayken görmüşledir.

    İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın kendileri de babasından sonra Şiilerin sorularını cevaplamış onlara emirler vermiştir. Şiiler de üzerlerine farz olan humus, zekat vb. gibi şeyleri ona ulaştırmışlardır. Bu konuyu İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’dan nakleden, daima onun huzurunda olan ve İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’dan sonra İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın hizmetinde bulunan güvenilir insanlardan bazılarının isimleri “el-İrşad” ve “el-İzah fil İmamet vel Gaybet” adlı kitaplarda nakledilmiştir.
    WWW.KEVSERNET.COM
    Bu mesaj en son " 30.06.09 " tarihinde saat 19:43 itibariyle ..Kara_MeleK.. tarafından düzenlenmiştir... Neden: ..

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. unutturulmaya çalışılanlar
    2005 Konuları bölümünde vadigar tarafından açılmış
    Yanıt: 4
    Son Mesaj: 11.06.05, 19:20

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •