• Reklam
7 sonuçtan 1 --- 7 arası gösteriliyor
  1. #1
    lemis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2008
    Mesajlar
    401
    Karizma Gücü
    0

    Atatürk ordunun da siyasetten ayrılmasını istemişti!

    Köklü ve keskin kırılmaların yaşandığı bir dönemde Cumhuriyet'in kurucularının karakterleri, inançları, alışkanlıkları, hobileri vs. bu değişimlere ne dereceye kadar eşlik edebilmişti? Buyurun size şaşırtıcı bir kesit... Mustafa Armağan yazdı...



    Mustafa Armağan / Zaman

    Atatürk yalnız dinin değil, ordunun da siyasetten ayrılmasını istemişti

    Cumhuriyet'i kuran kadronun özel hayatları maalesef yazılmamıştır. Yanlış anlaşılmasın, 'Mustafa' filmindeki gibi içki ve kadından ibaret basit bir özel hayattan bahsetmiyorum. Kastım şu: Köklü ve keskin kırılmaların yaşandığı bir dönemde Cumhuriyet'in kurucularının karakterleri, inançları, alışkanlıkları, hobileri vs. bu değişimlere ne dereceye kadar eşlik edebilmişti?

    Buyurun size şaşırtıcı bir kesit: "Atatürk pijama kullanmaz, beyaz keten entari ile yatardı."

    Sadi Borak'ın "Bilinmiyen Yönleriyle Atatürk" (İstanbul 1966) adlı kitabının 119. sayfasında geçen bu cümleye rastladığım andan itibaren bir soru işaretinin hayaletini kovamadım zihnimden: Acaba söylemleri ile eylemlerini ayrı ayrı mı değerlendirmek gerekirdi Atatürk'ün?

    Fransız gazeteci Maurice Pernot'ya "Medeniyete girmek arzu edip de Garb'a teveccüh etmemiş millet hangisidir?" diye çıkışan da, tıpkı Osmanlı padişahları gibi entarisiyle yatağa giren de aynı insan. "Özyurt" operasını besteleten de kendisidir, 1932'de Ayasofya Camii'ndeki mevlidi radyodan naklen yayınlatan da. Demek ki, onun da özel hayatı, resmiyete göre daha ağır bir tempoda değişiyordu. Nitekim Atatürk'ün, erkeklerin giyim kuşamına yasal yollarla müdahale ederken, kadınların kılık kıyafetine ilişkin bir düzenlemeye gitmemesinin altında özel hayatın bu dirençli tarafını iyi tanıması yatmaktadır.

    Ancak Atatürk'ün büyük bir talihsizliği, Hikmet Bayur ve Afet İnan gibi bir iki istisna dışında kendisini ciddiye alan aydınlardan mahrum bulunmasıdır. Onu öve öve göklere çıkaranlar, hatta tanrılaştıranlar bile çıkmıştır. Gelin görün ki, "Nutuk" gibi temel nitelikteki bir konuşması bile banda veya filme alınmış değildir. Bütün yazı ve konuşmaları adam gibi derlenmemiştir. Nedendir bu ihmal ve ilgisizlik?

    İlgisizlik bunca İnkılap Tarihi kürsüsüne ve ölümünün üzerinden 70 yıl geçmiş olmasına rağmen aşılabilmiş değil. Hâlâ "Nutuk"un orijinal el yazılı nüshası ortaya çıkarılamadı. Bırakın onu, Osmanlıca "Nutuk" bile hatasız bir şekilde yeni harflere aktarılamadı. Açıyorsunuz, her "Nutuk" yayınında bir yığın hata.

    Atatürk, CHP'den gecekonducuya kadar herkesin kılıç veya kalkan olarak kullandığı bir 'marka'dır. Ne acıdır ki, sahipsizdir. Türkiye'de bir şiir kitabının bile telif hakkı vardır da, Atatürk'ün yazı ve konuşmalarının yoktur. Denetimi de yapılmaz. Dileyen istediği şekilde ve istediği dile çevirerek basabilir Atatürk'ün sözlerini. Tabii kendi görüşleri doğrultusunda çarpıttığını da tahmin edersiniz.

    Yığınla örnekten birini vereyim yalnızca.

    13 Ağustos 1923 günkü 2. TBMM'yi açış konuşması, Atatürk'ün kamusal alanda dinî söylemi vurgulu bir şekilde kullandığı son nutku olarak dikkat çeker. Cumhuriyetin kurulmasına 2,5 ay vardır ve henüz cumhurbaşkanı olmamış bir Mustafa Kemal Paşa konuşmaktadır kürsüde:

    "Maruzatıma hitam vermeden evvel cümlenizi büyük bir vazifenin ifasına davet etmek istiyorum. Geçirdiğimiz buhranlı günlerin şerefli kahramanlarını hep beraber takdis edelim. Onlardan câm-ı şehâdeti nûş etmiş [şehitlik şerbetini içmiş] olanların ruhlarına Fatihalar ithaf edelim."

    Başkanın bir hocaefendi edasıyla yaptığı davet üzerine milletvekilleri ayağa kalkarak şehitlerin ruhlarına Fatiha gönderirler.

    Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim 1923'e geldiğimizde aynı dinî söylemin sürdüğünü görürüz. Şöyle der çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı: "Allah'ın inayetiyle şahsıma buyurduğunuz ve buyuracağınız vezâifi hüsn ü ifaya muvaffak olabileceğimi ümid ederim."


    Nihayet geliyoruz o kırılma noktasına. Tarih: 1 Mart 1924, yer TBMM kürsüsü. İki gün sonra hilafetin kaldırılacağını göz önüne alarak okuyun lütfen şu satırları:

    "Memleketin hayat-ı umumiyesinde orduyu siyasetten tecrid etmek [ayırmak] umdesi, Cumhuriyetin daima nasb-ı nazar ettiği bir nokât-i esasiyedir. (...) Bunun gibi intisap ile mutmain ve mesut bulunduğumuz diyanet-i İslâmiyeyi, asırlardan beri müteamil olduğu vechile bir vasıta-i siyaset mevkiinden tenzih ve îlâ etmek elzem olduğu hakikatini müşahede ediyoruz. Mukaddes ve lâhuti olan itikadat ve vicdaniyatımızı muğlak ve mütelevvin [değişken] olan ve her türlü menfaat ve ihtirasata sahne-i tecelliyat olan siyasiyattan ve siyasetin bütün AZVİYATINDAN bir an evvel ve katiyen tahlis etmek milletin dünyevî ve uhrevî saadetinin emrettiği bir zarurettir. Ancak bu suretle diyanet-i İslâmiyenin maâliyatı tecelli eder."

    Bu Mustafa Kemal Paşa'nın TBMM'de yaptığı son 'dinsel içerikli' konuşmadır. 1 Kasım 1924 tarihli nutkunda dinî söylemi terk etmiştir. Ertesi yılki konuşmasında ise Şeyh Said isyanında şehit düşen askerleri "en içten duygularla yad" etmekle yetinecektir.

    Özet olarak M.Kemal iki ilke üzerinde duruyor. Ona göre ordu ile dini, eskiden beri yapılageldiği gibi siyasete karıştırmak, her ikisinin de yüceliğini ve temizliğini lekeler. Bunun için "orduyu siyasetten tecrit etmek" ile İslam'ın kutsal inancını çıkar oyunları ve ihtiraslara açık olan siyasetin 'iftiralarından' kurtarmak bu milletin dünya ve ahiretteki mutluluğunun şartıdır.

    Burada Atatürk'ün sadece dini siyasetten ayırmakla yetinmediğini, orduyu da siyasetten ayırmayı temel ilke olarak vurguladığını görüyoruz. Dinin siyasete alet edildiğini Atatürk'e bağlayarak savunanlar acaba ordunun siyasete alet edildiği durumlara göz yummakla Atatürk ilkelerine aykırı davranmış olmuyorlar mı? Bırakın göz yummayı, ordunun darbe yapmasını Atatürk adına meşrulaştırmak için alkışladıklarına, askeri göreve davet ettiklerine az mı şahit olduk? Dün 27 Mayıs'tı adı, bugün Ergenekon...

    Dikkatinizi çekti mi bilmem, yukarıda büyük harflerle doğrusunu verdiğim isnadlar, iftiralar anlamındaki "azviyat" kelimesi, bütün yayınlarda hep "uzviyat" olarak yanlış yazılmıştır. Tabiatıyla 'yeni dile' çeviriler de yanlışı katmerlendirmiş, "Atatürk'ün Bütün Eserleri"nin 16. cildinde "uzuvlar", Türk Dil Kurumu tarafından basılan "Söylev ve Demeçler"de ise "kıpırdanışlar" olmuştur.

    Komik, gerçekten komik. Yıllar yılı Atatürk'ün parasını yiyip anlaşılmaz 'tilcik'ler icat ederek bu milletin diliyle fütursuzca oynayan gafillere sormamız gerekmez mi: Siz hangi hakla Atatürk'ün dini siyasetin "iftiralar"ından kurtarmak gerekir dediği bir cümleyi, "uzuvlar" veya "kıpırdanışlar" diyerek anlaşılmaz bir kılığa sokarsınız?

    Artık yeter. Oyun bitti. Ya da asıl oyun şimdi başlıyor.
    http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=99357

    Ordu siyasetten ayrılamaz/ayrılmaz ayrılırsa rejimi kim koruyacak.
    Bu mesaj en son " 30.11.08 " tarihinde saat 20:10 itibariyle lemis tarafından düzenlenmiştir...
    Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür...

  2. #2
    DADASBEKIR adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-05-2006
    Mesajlar
    1,024
    Karizma Gücü
    0
    Güzel bir tesbit... Laiklik ve Atatürk tüccarlarina kapak !

  3. #3
    dgn1915 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-08-2005
    Mesajlar
    1,521
    Karizma Gücü
    0
    Ordunun siyasete karışmasıyla Osmanlı'nın yaşadığı Balkan Faciası'nı bizzat kendi gördü. Doğduğu topraklar Türklerin elinden çıktı. Birinci Dünya Savaşı'nın en büyük komutanının böyle tespitler yapması gayet normal.

  4. #4
    inmyplace adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-12-2005
    Mesajlar
    3,424
    Karizma Gücü
    7
    bu tespiti yapmak için bu kadar araştırmaya ne gerek var. TBMM'nin kuruluşu 23 Nisan 1920. O tarihten itibaren, cumhuriyet'in kuruluşu ile de hız kazanarak böyle bir yola girilmiştir.
    Atatürk'e mareşalliği ve baş komutanlığı meclis vermiştir.
    Kapak tencere muhabbetini geçiniz...Laiklik ve Atatürkçülük farklı bir mesele. Laiklik, olması gereken bir ilke, dini duyguların yobazlar tarafından sömürülmesine engel olmaktır amacı..

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    13-10-2008
    Mesajlar
    1,809
    Karizma Gücü
    4
    Atatürk İttihatçıları da bu yüzden eleştirmiştir zaten.Askerin siyasete karışmasıyla Millete dayalı bir partinin kurulamayacağını Enver Paşaya ve yanında ki yakın dostlarına söylemiştir.

    Ama bunu sakın TSK aleyhine kullanmaya kalkmayın çünkü günümüzde sözde Milletin partisi diye adlandırılan ve kendisi bizzat Türk Milletinin Partisi olmak yerine Emperyalistlerin partisi olan % bilmem kaça ithafen yazıyorum.İşte böyle bir durumda gerekirse ordu işe el koymalıdır diye düşünüyorum şahsım adına.Çünkü bu millet bu kadar sömürülüp sazan yerine konmayı hak etmiyor.Satılmışlar asla gerçekten Milletin partisi olamaz.

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    13-03-2008
    Mesajlar
    1,191
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı rüzgarınkızı tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Atatürk İttihatçıları da bu yüzden eleştirmiştir zaten.Askerin siyasete karışmasıyla Millete dayalı bir partinin kurulamayacağını Enver Paşaya ve yanında ki yakın dostlarına söylemiştir.

    Ama bunu sakın TSK aleyhine kullanmaya kalkmayın çünkü günümüzde sözde Milletin partisi diye adlandırılan ve kendisi bizzat Türk Milletinin Partisi olmak yerine Emperyalistlerin partisi olan % bilmem kaça ithafen yazıyorum.İşte böyle bir durumda gerekirse ordu işe el koymalıdır diye düşünüyorum şahsım adına.Çünkü bu millet bu kadar sömürülüp sazan yerine konmayı hak etmiyor.Satılmışlar asla gerçekten Milletin partisi olamaz.
    Sana göre satılmış, bana göre değil. Senin paşa keyfine göre mi karar verecek ordu? Ordu siyasetten uzak olmalı deniyorsa, orada biter! Yok satılmıştı yok şöyleydi böyleydi... Geçeceksin o lafları. Bi başkası da çıkar ordu satılmış derse ne olacak?

  7. #7
    tenere adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    17-05-2008
    Mesajlar
    3,231
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Bazı insanların dezenformasyondan başka işleri yok galiba, yada asıl işleri bu, bir şekilde bu işten yollarını buluyorlar belki de.Atatürk pijamayla yatmaz, entari ile yatarmış ve bu da çok ilginçmiş.Ben sana daha ilginç birşey söyleyeyim, ben de donla yatarım hatta arasıra donsuz yatarım...acaba benim de söylemlerim ile eylemlerimi ayrı ayrı mı değerlendirmek gerekir bu durumda?
    "güneş herkes içindir, plaj ise sadece hak edenler için.''
    cidade de deus

    ''İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, ölümlü Mustafa Kemal; diğeri milletin içinde yaşattığı Mustafa Kemal'ler ülküsüdür. Ben onu temsil ediyorum.Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası doğurmadı mı, Türk anaları daha Mustafa Kemal'ler doğurmayacaklar mı? Mutluluk Milletindir, benim değildir''

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Atatürk
    2006 Konuları bölümünde cAsh_ tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 29.03.06, 13:14
  2. bu konu siyasetten de önemlidir...
    2005 Konuları bölümünde vadigar tarafından açılmış
    Yanıt: 11
    Son Mesaj: 21.10.05, 19:02

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •