recognizer tarafından gönderildi.
Aslında alevilik konusuna pek girmek istemiyorum ama gecenin şu vaktinde yapacak daha önemli bir işim olmadığından girmiş bulundum bir kere.
Önce alevilik dediğimiz şeyin tek homojen bir yapı olmadığını peşinen belirtelim. Daha sonra Türkiye sınırları içinde gördüğümüz alevilik şeklinin de yanızca Türkiye türklerine mahsus olduğunu vurgulayalım.
Türkiye de alevilik ve alevileri tanımlamak oldukça güç. Halbuki temel kavramlar üzerinden hareket edilse anlaşmak daha kolay olabilir.
Alevî kelimesi Ali yanlısı/taraftarı demektir(sözlük bakımından).
Gerek sünni, gerek şiî tüm mezheb ve akımlar Ali yanlısı olduklarını söyleyerek kendilerinin bir şekilde Alevi olarak da tarif ederler.
Peki herkes Ali yanlısı ise Ali karşıtı olan kimdir? Bunun cevabı tarihtedir. Hz. Ali taraftarı olmak demek Emevi yanlısı olmamak demek, saltanata karşı hilafetten yana olmak demekti. Bu yüzdendir ki kırbaçlanma, hapis ve ölüm pahasına islam uleması Emevi saltanatına karşı çıkmıştır. Diğer yandan Emevi saltanatına inat şiî hareketi gizliden gizliye var olagelmiştir.
Peki ya şimdi? Bu gün Hz. Ali karşıtları olmadığına göre Ali yanlısı olmak ne ifade ediyor dersek:
Ali yanlılarının tarihten bu güne gelişini izlemek ya da bu günden geriye doğru ortaya çıkış zamanlarına gitmek gerek.
Bu gün sünnilere bakarsak geriye doğru incelediğinizde Sünni (itikadi/fıkhî mezheb ve akımların) oluşumda Hz.Ali'nin yerinin olduğunu görürürüz. Mesela Hanefi fıkhının dayandığı iki önemli sahabeden biri Abdullah b. Mes'ûd diğeri Hz.Ali'dir. Bunun için sünnilerin tüm usul(hukuk metodolojisi) ve furû'(fetva antolojisi) kitapları incelenebilir. Diyeceğim o ki bu taraftarlık bir futbol taraftarlığı gibi sadece ağızda söylenen bir laf değildir. 13 asır boyunca bunun usul ve kaidelerini belirlemiş uygulamaya koymuşlardır. Din adına söylenen her söz kaynaklarıyla ispatlanabilir durumdadır.
Bu gün Şiilere bakarsak onların tamamının (onların iddiasına göre) gerek fıkhi gerekse diğer konularda sadece Hz.Ali'ye dayandığını görürüz. Hatta onlar kaynağı Hz.Ali ve oğulları olmayan, şii imamlar vasıtasıyla nakledilmeyen hiçbir bilgiyi kabul etmezler. Onlar da eserleriyle aynı şekilde bu esasları tespit etmiş durumdadırlar. Yani bilgili bir şiiye siz Hz.Ali'nin ne yapıp ne yapmadığını sorsanız o size, kendilerince makbul olan tarih, hadis ve diğer kaynaklarla bunu ispatlar. Bu durum şiilerin 12-İmam, Caferi, Zeydi gibi mezheblerinin tümü için aynıdır.
Türkiye'deki aleviliğe gelince baştan söylediğimiz gibi hem homojen bir yapı söz konusu değil hem de diğer grublardaki gibi bir durum göremiyoruz. Biraz daha açalım:
Öncelikle, bir yelpazenin parçaları gibi çeşitlik söz konusu; Yaşantı bakımından sünni gibi yaşayıp siyasi bakımdan alevi olduğunu söyleyenler, cuma-bayram namazları dışında dini hayatı olmayaıp teorik olarak aleviliği savunanlar, camiye-namaza (sünnilerin anladığı anlamda) karşı çıkanlar, ateist olduğu halde alevi olduğunu söyleyenler, aleviliği ayrı bir din kabul edenler vd...saymakla bitmeyebilir.
Ya bunların hepsi de alevilik ya da hiç biri değil. Sayılanlar içindekilere dikkatle bakılırsa bunların hepsine birden alevilik demek imkansız.
Alevilik kendi iddiaları gereği sözlü/şifahi bir yapı taşıdığından tarihte geriye dönerek bunlar aslında neydi demek de mümkün değil. Diğer sünni veya şii grublar gibi gerek metodoloji gerekse hukuklarını yansıtacak kaynakları yok ki buna kıyasla şu alevi, şu da değil diyelim. Türkiyedeki alevliğin tarihte ortaya nasıl çıktığı dahi tartışmalıdır.
Toparlarsak, Türkiye'deki alevilerin kesinlikle şiilerle(caferi, 12-imam, zeydi vd. mezheplerle) bir ilgisi yoktur.
Bazı Türk devletlerinin haricinde bir benzerleri veya taraftarları da yoktur.
Alevlik bir mezhep olamaz çünkü mezheplerin usulleri(metodolojileri) ve bu doğrultuda geniş kaynakları vardır.
Yine bu gün bazılarının yaşayanı çok az olsada, Hanefiler(Çin,Hind, Okyanus ülkeleri, Türkiye, Balkanlar vd.), Şafiler(Mısır, Kuzey Afrika), Malikiler(Batı ve Güney Afrika), Hanbeliler(Güney ve Doğu Afrika, Arap Yarımadası), Caferiler(Türkiye, İran), 12-İmamcılık(İran), Zeydiler(Yemen), Zahiriler(Libya ve İç bölgeler), vd. bunların hepsinin usul kitapları vardır. Tamamının temel esası Kur'an ve Sünnet'tir. Daha sonra kimi icma der, kimi akıl der... Kimi kıyas yapmayı reddeder başka esas benimser... Kimi sünneti şii imamlarından alır, kimi başka kişilerden alır... Ancak hepsinin ortak noktası Kur'an ve Sünnet'tir. Biz alevilikte bunların hiçbirini göremiyoruz. Alevilik bir din de olamaz çünkü her dinin sahibi ve tebliğ edeni vardır. Şayet bir din olsaydı bir peygamberi ve kitabı olmalıydı ki yok. (Ayrıca zaten bir peygamber olan Hz.Peygamber'le ve onun dininin sadık hizmetçisi Hz.Ali ile işleri de olmamalıydı.)
Alevilik deyince herkes aynı şeyi de kastetmiyor, yine alevilik denildiğinde çoğunlukla alevilik yalnızca H.Ali yanlısı/taraftarı olmak sanılıyor. Dolayısıyla herkes ben de aleviyim diyor. Gerçekte (bahsettiğim) alevi kültürünü yaşayanlar, bir üçleme şeklinde inançlarında yer verdikleri bu ismi kendilerini tanımlamak için kullanıyor. Karmaşa Hz.Ali'nin paylaşılamamasında. (Kimse ben şiî'yim demiyor halbuki şîa da Ali yanlısı demektir.)
Şunu da göz ardı etmemeliyiz ki bu günkü inanç ve adetleriyle Selçuklu döneminden geriye gidersek tarihte ispatlanabilir bir alevlilik bulabilmemiz imkansız. Bu günkü anlamda şiiliğin tarihini Emevilerin orta dönemlerine kadar görürebilirsiniz.(Dört halife sonrası ilk üç asırda mezhep olarak yoktur.) Aleviliği ise bu günkü anlamda nerdeyse Abbasiler dönemi sonrasında bile (ilk yedi asır) bulmak imkansızdır. (Gerçi ben sonrasında da görmedim, hatta gördüm diyeni de görmedim ama bakmadığım için yok demiyorum.)
Alevilik ancak Türkiye'ye mahsus bir kültür olmalı. İçinde İslam dinin kabul etmeyeceği bazı inanç ve davranış motifleri de barındıran bu kültür, islam öncesi kültürler ile islam sonrası dinin süzgecinden geçerek oluşmuş dini örf ve kültürün karışımından oluşmuş bir yapı arzediyor. Gerçek bence böyle olsa da bu tanımıma da katılacaklarını sanmam çünkü bazı alevilerin (Sünni-Şii İslam anlayışı dışında) kendi inançları doğrultusunda halktan-devletten dini talepleri veya tepkileri var. Bu talep ve tepkilerini bazen kendi anlayışları dışındaki din anlayışlarını reddederek (din eğitimi-diyanet vb.) bazen de kendi inançlarını ortaya koymak (cem evi vb.) şeklinde ortaya koyuyorlar. Yani mevcut sünnî-şiî islam anlayışı/inancı ve yaşantısı söz konusu olduğunda fiilî bir ayrılık söz konusu. Halbuki bu ve benzer talepleri ortaya koymak kesinlikle dinde ayrılığı da beraberinde getirir. Aleviliğin bir din olamayacağını belirtmiştik fakat bu fiilî ayrılığıyla alevilik bir yandan da ayrı bir mezhep veya din olduğu imasından vazgeçmiyor.
Sonuçta yukarıda belirttiğim gibi alevi grupların hepsi, mezheplerde olduğu gibi homojen yapıda aynı değil. Bu yüzden onların ne olduğunun cevabı da çok seçenekli.
Bunlardan kimisi söyledikleri tolere edilebilir sonuna kadar müslüman, kimisi inanç bakımından alevi yaşam yok, kimisi inançsız fakat yaşam tarzı alevi, kimisi aleviliği ayrı bir din görüyor kimisi mezhep... Sünnî veya Şiî İslam'a göre gerçek olan şu ki kendini Kur'ân ve Sünnet çerçevesinde müslüman tarif eden müslüman, etmeyen de (ne olduğunu tarfi ederse etsin) değildir.
Yine de en doğrusunu Allah bilir.
Hoşçakalın