Bir şiir okudum az önce. Neredeyse ezbere bildiğim bir şiiri. Aklıma bir hikaye geldi o anda... O kadar aşinaydı ki günümüz dramalarına.
O şiir ki "kanka bana bir aşk şiiri göndersene yengene yollayacağım" isteğine cevaben kanka tarafından "al bunu yolla süper bizimki çok beğenmişti" şeklinde bir giriş cümlesiyle gönderilir.
"Sana bakmak suya bakmaktır,
Sana bakmak, Allah'a inanmaktır."
Bir bayan için bundan daha etkileyici bir şiir daha var mıdır
vardır tabi.
Bu Yılmaz tipli erkekler öncelikle Nazım Hikmet ile başlarlar sevdiklerini belli etmeye... Sevmeseler de sever gibi yapmaya yahut.
"Seni düşünmek, güzel şey, ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum..."
Şimdi bu Yılmazlar hep isterler. Şarkı söylemek isterler. Hep sevilmek isterler. Kızlar kendilerine hayran hayran baksın, çevremdeki en güzel kız benim olsun isterler. Medine dilencisi gibidir bunlar.
Fakat Yılmazlarda ne bulurlar bilinmez bir de Leyla'lar vardır. Yılmaz'ları mecnun sanan Leyla'lar.
Yılmaz gelir mesela der ki "Ben seninle Veysel Karani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim".
Bu leyla hanım kızımız küçük şeylerden mutlu olabilen biridir zaten. Karşısındaki kişi ile "sadece bilmek zorunda kalanların bildiği" yerde yemek yemek demek uçuk hayallerindeki yolculukları anımsatır Leyla'ya. Sevdiceğinle el ele göz göze uzun yolculuklardır bunlar. O sırada bizim romantik Yılmaz otobüsteki çocuklu ablayı gösterip "aşkım birgün biz de böyle yolculuklar yaparız. sen ben bir de" şeklinde yalandan utangaç seninle evlenebilirim imaları yaptığında Leyla çağın gerektirdiği şekilde kapitalistçe yaklaşabilir mesela olaya " otobüslerde mi yolculuk yapacağız Yılmaz, arabamız olmayacak mı ?" Yılmaz için kara günler başlar artık o andan sonra. Zaten her buluşmada çay ısmarlamak kesmemektedir leyla'yı. Zaten birde çalışmıyor Yılmaz borç harç baba parası bir de Leyla'nın cakası. Kıza bir hediye bile alamaz Yılmaz. Oysa ne güzel başlamıştır aşkları. Cevdet Bağca hızır gibi yetişmiştir adeta. "Düşlerde sevdim seni, söyleyemedim, sessiz öptüm nefesini söyleyemedim"
Leyla'nın nasıl da tav olduğunu kırmızı suratlarla gezdiğini anımsar Yılmaz. Ve peşinden gönderdiği şiirleri. Leyla da zaman zaman bu günlerin hatrına düşünür bazen de sever Yılmaz'ı. Ama güvenemez bir türlü. Leyla leyla değildir aslında. "İkimiz de acemi birer aşıktık o zamanlar" diye düşünür Leyla... Anlam veremez bazen "Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
sesinin sesimde yankılanmasının.." diye düşünür sıklıkla. Leyla'da şiirler yazar ama hiçbir zaman Yılmaz'ın alıntıladığı şiirler kadar anlamlı olamaz.
Yılmaz çok zekidir bir o kadar da şapşal. Leyla'ya karşılık ergen bir çocuk gibidir çoğu zaman. Belgin Doruk'a aşık serseri gibidir. Fakat farketmiştir artık Leyladaki kararsızlığı. Zaten o da sıkılmıştır bu oyundan. Bu şiirlerden, alıntılardan. "Adını anmak güzeldi,
dost ağızlarda sana dair cümlelerin
ıslatılması...
Adını anmak...
Yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel
avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...
Biraz gülünç, biraz sitemkar...
güzeldi...
Adının Türkçedeki yankısı özeldi..."
Aşk başkalaşmaya başladığında etkili olmuyordu artık şiirler. Şiirle karın doymuyordu. Yılmaz farkında değildi ama Leyla'nın da 3 yıllık ömrü kalmıştı. Leyla 3 yıllık ömrüne asırlık bir aşk sığdırmıştı. Ama vade dolmuştu artık. Yılmaz uzatmaları oynuyordu. Zaten Yılmaz hep oynuyordu. Mizah dergilerinde bir yazardı Ersin. Ersin'in bir çizgi çalışması vardı.ç. Giden kız sevdiği erkeğin kalbini alıp öyle gidiyordu. İşte Leyla 'da Yılmaz'a kıymıştı ama bir de hat yapmıştı. Giderken dönüp arkasına bakmıştı. yoo karikatürde olduğu gibi Yılmaz yıkılmamıştı, mutluydu mesuttu. Leyla şaşırdı. hepsi yalan mıydı? Kayıp kendin yakışıklısı... Başkalarının sözcükleri ile yaşamışlardı bu aşkı. Hiç mi yaşamamışlardı.
Yılmaz farketti Leyla'yı "Bende sana yetecek kadar ben kalmadı" dedi yine yabancı cümlelerle... Yılmaz ancak edebiyat yapıyordu. Yılmaz kimdi ne yer ne içer bilinmezdi. Leyla şiirseverdi. Yılmazı da bu yüzden severdi. İyi idi hoştu.Yılmaz durdu, düşündü biraz. Sanki Leyla hala aşıktı. Saftı birde. Ama zamanla değişti Leyla. Kararını verdi birgün. "Gelme artık neye yarar dedi".
"Leyla sevmek hoştur ama
Mecnun olmak başkadır başka"
Yılmaz mecnun olamaz. Yılmaz şiir yazamaz. Yılmazlar unutulmaya mahkumdur. Leylalar da unutmaya.
Leyla bir gün yolda yürürken bulur ,sararmış bir kağıt parçası
Buruş buruş edilip atılmıştır sokağa alelade
leyla okur.
"Ve ben hala kiminle sevişsem, seni aldatıyorum
***Yılmaz***"
Leyla bunu okuyunca kör olur. Ağlamaktan. retina yırtılması falan olabilir bilmiyorum ayrıntısını. Yılmaz Leyla'yı aldatıyordur. Leyla bastonuyla yürürken kaldırımda tam takılıp düşecekken biri tutar elini." Yardım edeyim" der ses. Bu ses... Bu koku. Ne kadar da etkileyicidir. Ne kadar da şefkatli. O sırada dilencinin biri çakıyla tehdit eder onu. Parasını istemektedir. Asıl bu ses, bu koku... Yılmaz ciddi ciddi dilenci olmuştu. Leyla'ya o sırada bir kamyon çarpar. Ama ölmez. Yoğun bakımdan çıkınca çevresinde ne Yılmaz kalmıştır ne de başka biri. Gözleri de açılır Leyla'nın şokun etkisiyle olacak. Yola karşılaşır arasıra Yılmaz'la ve Yılmaz gibilerle. Ama göz doktoru stresi yasak etmiştir Leyla'ya. Yılmaz gibilere prim vermez. Zaten Aşk denen birşey de yoktur bu hikayenin teması senelerce bu sözcüklerle uyutulan körpe Leyla'ların uyanık geçiren Yılmaz'ların hikayesidir. Onlara ithaf edilmiştir. Selvi boylum al yazmalım ne menem bir filmdir, Dila Hanım'a kurşun sıkan insan mıdır?


LinkBack URL
About LinkBacks
" şeklinde yalandan utangaç seninle evlenebilirim imaları yaptığında Leyla çağın gerektirdiği şekilde kapitalistçe yaklaşabilir mesela olaya " otobüslerde mi yolculuk yapacağız Yılmaz, arabamız olmayacak mı ?" Yılmaz için kara günler başlar artık o andan sonra. Zaten her buluşmada çay ısmarlamak kesmemektedir leyla'yı. Zaten birde çalışmıyor Yılmaz borç harç baba parası bir de Leyla'nın cakası. Kıza bir hediye bile alamaz Yılmaz. Oysa ne güzel başlamıştır aşkları. Cevdet Bağca hızır gibi yetişmiştir adeta. "Düşlerde sevdim seni, söyleyemedim, sessiz öptüm nefesini söyleyemedim"
Alıntı Yaparak Cevapla










