Ermeni'den özür dilemek Türk'ü bozar mı?
Necdet Şen - 15 Aralık 2008
--------------------------------------------------------------------------------
"Gâvur ermeninin evlâdı seni!"
Çocukken bu sözü annemden ne zaman işitsem anlardım ki, tepesi fena atmış, mümkünse önünde durmamak lâzım.
Çünkü annen seni "gâvur ermeninin evlâdı" diyerek azarlıyorsa, anlıyordun ki merhamete uzak şaplağa yakınsın.
Çocuktum, "Ermeni"nin ne olduğunu pek bilmezdim, ama söyleniş şeklinden kızgın bir annenin o an aklına gelebilecek ağır bir sövgü olduğunu yine de hissederdim.
Kayserili bir komşumuz vardı, o da kızınca "Kürt" diye söverdi oğullarına.
Çingeneler oldum olası haşerat gibi görülürdü. Bir de "komünist"ler... Kızılbaşlar ise bir çeşit porno yıldızı... Sapıklığın aşkın hali...
Çocukluk yıllarımın geçtiği Giresun yöresinde "nebri" diye bahsedilirdi gayrimüslim çocuklarından. O da bir tür küfürdü.
Ama yine de en ağırı "Ermeni" idi bu tarz küfürlerin.
Onların hepsi bir biçimde "gâvur"du. Sinek kadar bile değerleri yoktu.
Bugün de pek farklı değil galiba zihin dünyamız.
* * *
Yıllar sonra televizyona bakarken bir şey farkettim: Çatışmada öldürülmüş ve sıram sıram dizilmiş PKK'lı cesetlerinin pantolonları ayak bileklerine indiriliyor ve sevgiliden başkasına haram olan mahrem yerleri uluorta açılıp sergileniyordu. Bunun ne için olduğunu merak ettiğimde bir kez daha fark ettim ki, bizim resmî algımıza göre bir insanın devlete baş kaldırabilmesi için mağdur olması değil, "Ermeni ****" olması gerekiyordu.
Sünnetsiz çük arıyordu ülkemin "kahraman"ları öldürdükleri kardeşlerinin pantolonlarının içinde. Biz bunları televizyondan seyrediyor, çekirdek çıtlatıyorduk.
Her birimiz birer vicdan ve sağduyu abidesiydik belli ki.
Aslında sebebin ne olursa olsun, eğer "Ermeni" isen bittin demekti. Artık ne sözünün ne isyanının ne ölümünün bir değeri kalıyordu.
Otuzlu yaşlarımı sürüyordum. Hâlâ sırılsıklam cahildim. "Ermeni" kelimesi çoğunluk gibi bana da sayıca hiçlik sınırına kadar gerilemiş ve itilip kakılmasında hiç bir sakınca bulunmayan Hıristiyan bir azınlığı anımsatıyordu. Ermeni varlığı söz konusu olduğunda, her türlü hoyratlık ve kabalık "sevimli bir yaramazlık" olmaktan daha fazla anlam taşımıyordu Türk'ün dünyasında.
Bir zamanlar dirsek dirseğe yaşadığımız bir millet, ne olmuş nasıl olmuşsa buharlaşıp ortadan yok olmuştu. Ve biz, değil hesap vermek, ne olup bittiğini merak etmek gibi sıkıcı vicdanî yüklerden bile varesteydik.
Çünkü biz Türk'tük. Öyle doğmuştuk. Burası Türkiye'ydi. Bizim memleket. Ermeni dedikleri şey de "gâvur" olduğuna göre buralı değildi demek ki. Sığıntıydılar. Gün gelmiş canları nereye istemişse oraya gitmiş yerleşmişlerdi herhalde. Mevcuttan düşmüştüler.
Aslında Ermeni meselesi diye bir meselemizin olduğunu -çoğu Türkiyeli gibi ben de- ilk kez 1975'te farketmiştim.
Asala diye bir örgüt çıkmıştı ve bizim deplasmandaki memurlarımızı öldürüyordu.
Gerçi devletin yüksek bürokratlarını -örneğin- Dev-Genç falan tepelerse bu "devrimcilik" oluyor ve pes perdeden takdirlerimize mazhar bile olabiliyordu; ama "içeride" canının pek kıymeti olmayan bu devlet memurları "dışarıda" Ermeniler tarafından öldürülünce kıymete biniyordu. Çünkü Asala "terör" örgütüydü. Hem de en rezilinden. Yaptıkları hem kahpece hem de gaddarcaydı. Ne de olsa Ermeni idiler.
Gün geldi, buharlaşıp kayboldu Asala. "Hallettik" onu da bir şekilde. Ya da o bir nedenle kendisini halletti. Ama Ermeni meselesi diye bir konu biz kara cahillerin gündeminde bir "şer odağı" olarak da olsa ufak ufak yer bulmaya başlamıştı artık.
Öyle mikrop bir insan türüydü ki bu Ermeni denen kişi, şimdi de dünyanın her yerinde türlü çeşitli ayak oyunlarıyla "soykırım" diye bir yalanı yayıyor, Asala ile yapamadıklarını diplomasi ve lobicilikle yapıyorlardı.
Biz masumduk. Nedenini bilmiyorum ama masumduk işte.
Bu herifler, Osmanlı'nın bir "hata"sını bizim sırtımıza yıkmaya çalışıyorlardı. Vurmuşsun zaten Talât'ı, Cemal'i, daha ne istiyorsun, değil mi? O Osmanlı bizim "Ulu Önder"imiz için bile idam fetvası vermemiş mi o zamanlar? Babam mı sürdü onları çöllere? Niye Osmanlının, İttihatçının, Hamidiye Alaylarının işlediği söylenen bir suçun faturasını bize dayatıyorsun şimdi Haçik Efendi?
Ama içimizdeki cızırtı susmuyordu bir türlü. Demek ki yaşanmıştı bir şeyler. Ama ne? Sahiden o kertede kötü şeyler olmuş olabilir miydi?
Yok canım! Ne münasebet. Ermeni yalanları... Sözde soykırım...
Sağda solda mırıltılar duyuluyordu. O seslerle büyüdük. Daha babalarımız bile dünyaya gelmemişken ya da minicik çocuklarken buralarda bir şeyler cereyan etmişti. Ne acaba?
"Hallettiği" gayrımüslimlerin mallarıyla bir gecede zenginleşen taşra eşrafından ve Ermenilerle doldurulup denize açılan ve sonra boş dönen teknelerden, inşaatların temellerinden, ağaç diplerinden çıkan sahipsiz kemiklerden söz ediliyordu.
Ermeni mezarlığının üzerinden Karadeniz sahil yolu geçirilmişti ben çocukken. Zaten her yanını otlar bürümüş ziyaretçisi olmayan delik deşik mezarlardı. Kemik bile kalmamıştı içlerinde. Cesetlerdeki altın dişleri insanlar, kemikleri köpekler alıp götürmüştü.
Memleketimin neredeyse her köy ve kasabasında aklını toprağa gömülü definelerle bozmuş olan insanların aradıkları o "vaad edilmiş" altınları acaba Hititler ya da Karyalılar mı gömmüştü toprağa?
Düşünmek, rahatımızı kaçıracaktı besbelli. Buralarda kötü şeyler olmuştu ama hiç birimiz bunu açıkça dillendirmeye, hatta üzerinde kafa yormaya yanaşmıyorduk.
Kimilerimiz açıkça ırkçıydı zaten. Onlar -bırak Ermeni'yi Kürt'ü Rum'u- solcuyuz diye bizi bile "gâvur" olarak görüyor, katlimize ferman çıkartıyordu.
Biz de Allah için, çok meşguldük. Memleketi burjuvaziden, emperyalizmden, sabetaycılardan falan kurtaracaktık. Ermenilerin başına gelenler değildi tek derdimiz.
Bir zamanlar belli ki onlardan da kurtarmıştık memleketi. Hem de ne kurtarma ama...
Hem, Ermenilere yapılanlar (her neyse) neden bizim sorunumuz olsundu ki? Biz daha dünkü çocuklardık. O işleri biz doğmadan çoook önceleri -yaptıysa- başka birileri, muhtemelen eşkıyalar öcüler falan yapmıştı.
Üstelik Ermeni çetecileri de zavallı Türk köylülerini topluca katledip gitmemişler miydi? Üstelik de Ruslardan falan yardım alıyorlarmış, hep kesmişler bizimkileri. Hamile kadınları, çocukları süngülemişler. Öyle okumuştuk takvimin arkasında.
Kendimizi böyle zararsız açıklamalara inandırarak ve ötesini pek merak etmeyerek bugüne kadar gelebildik.
Ama belli ki artık bu hamur daha fazla su kaldırmıyor. Toplumun vicdanı artık daha fazla baskı altına tutulamıyor.


LinkBack URL
About LinkBacks







