• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    26-08-2008
    Mesajlar
    1,945
    Karizma Gücü
    0

    Medya, 19 aralık operasyonunda devlete arka çıktı, ‘hayata’ dönmedi

    19 Aralık 2000 tarihindeki "Hayata Dönüş Operasyonu”nun 8. yıldönümünde, yaşananların sessiz tanıklarından gazeteciler, o döneme ilişkin "Medyanın katliamcılara verdiği propaganda desteği sayesinde gerçeklerin halktan saklandığı” ortak görüşünde birleşiyor.

    Radikal’den Ertuğrul Mavioğlu, “Medyanın görevi kanlı operasyonun normal, meşru ve gerekli olduğu savını desteklemekti” derken, Ahmet Şık, “Savunmasız kadınlar hapishanede yakılırken, bazı basın kuruluşları ‘Cezaevinde mahkûmlar kendini ve binayı ateşe verdi’ ifadeleriyle sundular haberlerini” diyor.

    O günlerde Cumhuriyet’te köşe yazarı olarak meslek yaşamını sürdüren Oral Çalışlar, 19 Aralık’taki kanlı operasyon günlerinin ardından medyada çıkan yayınları “Yalan, yanlış, uydurma haberler yapıldı. Hayatını kaybeden tutukluları sanki hapishanedeki arkadaşları öldürmüş gibi haberler sunuldu halka” diyor.

    Medyanın katliama karşı tutumunu değerlendiren NTV’den Mete Çubukçu, “Gazeteciler bakımından sınıfta kalınan bir süreçti” derken, Cumhuriyet muhabiri Alper Turgut ise meslektaşlarına oranla bugün biraz daha umutlu konuşuyor: “Herkes eteklerindeki taşı dökecek ve yakın tarihimizi masaya yatıracağız. Sessiz çığlıklar atmak yerine güzel bir gelecek için hesaplaşmayı da öğreneceğiz artık.”



    AMAÇ GERÇEĞİ GİZLEMEKTİ

    19 Aralık 2000’de DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti tarafından Türkiye’nin 21 hapishanesine, “Hayata Dönüş Operasyonu” gerçekleştirildi. Operasyonun ilerleyen günlerinde belki de “yalan” kelimesi, Türkiye basın tarihinin gördüğü en pervasız boyutuna varmış gibiydi.

    Operasyon öncesi, Türkiye televizyonlarında, gazetelerinde günlerce hapishanelerin nasıl “kurtarılmış bölge”lere dönüştürüldüğü yazılıp çizildi. Operasyon sonrası ise yapılan yüzlerce haber, gazete manşeti, gerçeklerin halktan gizlendiği ve kanlı günlerin sorumlularının aklandığı bir işleve büründü.

    Milliyet Gazetesi operasyon haberini 20 Aralık 2000’de “Sahte Oruç, Kanlı İftar” manşetiyle duyururken, spotunda ise şöyle yazıyordu: “Ölüm orucu yapıyoruz diye kandırdılar. Hastaneye kaldırılanların çoğu sağlam çıktı. Ölen eylemciler de kendilerini yakmadı, emirle yakıldılar!”

    Hürriyet Gazetesi ise Adalet Bakanlığı’ndan elde ettiğini duyurduğu ve iki tutuklu arasında geçtiği iddia edilen bir telefon görüşmesini “Telefonla "kendinizi yakın" emri” başlığıyla yayınladı.

    28 tutuklu ve hükümlünün öldürüldüğü, yüzlercesinin yaralandığı, bunların yanı sıra 2 de askerin yaşamını yitirdiği “Hayata Dönüş”ten 8 yıl sonra gazeteciler medyanın 19 Aralık’taki tutumunu değerlendirdi.

    AYSEL KILIÇ – AYŞEGÜL SAVAŞTA



    ***

    Katliamın bilançosu ağır

    DSP-MHP-ANAP koalisyonunun yetkili bakanları 19 Aralık 2000’de sabah 05.00’te F Tipi cezaevlerini protesto eden tutukluların başlattıkları ölüm orucu eylemini sonlandırmak ve F Tipi cezaevlerine nakledilmelerini sağlamak amacıyla başlattıkları operasyona "Hayata Dönüş" adını verdi. Sonuçlarına bakıldığında kimsenin hayata döndürülemediği aksine yok edildiği ağır bir bilânço çıktı ortaya. Rakamların gösterdiği gerçekler şöyle:

    »Açlık grevi yapılan hapishane 41 »Operasyon yapılan hapishane 21

    »Öldürülen tutuklu ve hükümlü 30 »Yaralı tutuklu-hükümlü 237

    »Yaşamını yitiren asker 2 »Operasyon öncesi ölüm orucundakiler 259

    »Operasyonun sonrası ölüm orucunu sürdürenler 357

    »Operasyonu protesto edip gözaltına alınan 2 bin 145

    »Operasyonu protesto edip sonra tutuklanan 58

    »Operasyonun sonrası basılan kültür merkezi, dernek, parti binası 18



    ***

    Sorumlular cezasız kaldı

    BAYRAMPAŞA Hapishanesi’nde 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamla ilgili 1460 asker hakkında açılan “işkence” davası zamanaşımından düştü. Dört siyasi hükümlünün ve bir askerin öldüğü Çanakkale Hapishanesi’ne

    düzenlenen operasyonla ile ilgili açılan davada ise “birden fazla kişiyi öldürmek ve yaralamak” suçlamasıyla yargılanan 563 güvenlik görevlisi beraat

    etti. 6 kişinin hayatını kaybettiği Ümraniye Hapishanesi’ndeki operasyonun ardından 267 asker hakkında “faili belli olmayacak şekilde adam öldürme” ve “kötü muamele” suçlamalarıyla açılan dava da hâlâ sonuçlanmadı.



    ***

    BİRGÜN YAYIN DANIŞMANI

    AHMET TULGAR:

    SİYASİ tutuklulara yönelik bu operasyon yapıldığı sırada ben Milliyet’te çalışıyordum. Olaya ilişkin maalesef en acımasız manşet Milliyet"inki oldu. Birçoğumuzun muhalefetine rağmen: “Sahte Oruç, Kanlı İftar” diye yazdılar. Milliyet"in sağduyulu ve serinkanlı habercilik geleneğiyle de bağdaşmayan bu manşetinin altında yatan neden dönemin yazıişlerinin olay karşısında, olayın vahameti karşısındaki paralizasyonu olmalı. O sıralar genel yayın yönetmeninin tarzının da etkisiyle yaşam gustosu ve keyifin ortak bir stile, davranış tarzına dönüştüğü Milliyet yazıişleri için -ki o odada da bu manşete karşı çıkan solcu çalışanlar oldu- bu olay fazlaca rahatsız edici, hatta anlaşılamaz, nüfuz edilemezdi. Öfkeyle atılmış bir manşetti bu. Kaçış manşeti.

    Operasyonlar televizyon ekranlarına yansıdığında gazetede herkes televizyonların başındaydı. Şiddet ve acı o kadar fazlaydı ki bu, o güne kadar işyerinin gereği olarak siyasi görüşlerini açığa vurmayan birçok çalışanın rengini belli etmesine yol açtı. Tartışmalar, saflaşmalar oldu. Olayın ardından, aylar sonra haber merkezlerine ulaşan ve yapılan adaletsizliği ortaya koyan belgeler ise ancak muhabirlerin ısrarları sonucunda gecikmeli olarak sayfalara taşındı.



    ***

    CUMHURİYET MUHABİRİ

    ALPER TURGUT:

    Geleceğimiz için hesaplaşacağız

    CUMHURİYET’in İstihbarat Servisi’nde çalışıyordum. Katliamdan çok önceleri yönetenler, hücre sistemine geçeceklerini planlayarak kan banyosuna zemin hazırladı. Operasyon sonrası Küçükarmutlu ve Alibeyköy direniş evlerinde yaşananlara tanıklık ettim. Diri diri yakılanlar, oluk oluk akan kan, anaların dinmeyen gözyaşları, gözler önünde eriyen bedenler ve hafızalarını yitiren gençler… Türkiye, 2000’li yıllara zor ve zulüm ile girmişti.

    Gazetedeki diğer mesai arkadaşlarım, Ankara ve İzmir büroları kanlı baskını yazmak için canlarını dişlerine takarak çalıştı. Adalet Bakanlığı’nın baskılarına rağmen hiçbirimiz yılmadık.

    Belleğimde kalan şey toplumun bir korku dağına resmen esir düşmesidir. 8 yıl önce hepimizin vicdanı yara aldı. 2285 güne yayılan hapishanelerdeki direniş, 122 insanın yaşamını aldı götürdü bizden, 600’ü aşkın insan da sakat bırakıldı. The New York Times, “Modern Tarihin En Uzun Eylemi” diye yazdı yaşananları.

    Haber yapmanın dışında oturdum cezaevleri gerçeğini dillendirmek için ‘Sessizliğe Karşı’ kitabımı yazdım. Umut ediyorum ki yakın tarihi masaya yatıracağız. Sessiz çığlıklar atmak yerine güzel bir gelecek için hesaplaşmayı da öğreneceğiz.



    ***

    RADİKAL HABER KOORDİNATÖRÜ

    ERTUĞRUL MAVİOĞLU:

    Devletin cezaevlerindeki kanlı eylemini medya fazlasıyla destekledi

    KATLİAMIN yaşandığı günlerde Radikal gazetesinde çalışıyordum. Gaz bombalarının, ağır silahların, yakıcı, yanıcı kimyasalların kullanıldığı, 19 Aralık vahşetine “Hayata Dönüş” adını koyanlar, deveyi iğne deliğinden geçirmek kadar saçma görünen bu büyük yalanı topluma kabul ettirmek için propaganda desteğine ihtiyaç duyuyordu. Böylesine büyük yalanlar ancak büyük propaganda desteği ile ayakta durabilir ki, burada medyaya da önemli bir görev düşer. Devletin kanlı ve kirli operasyonuna medya desteği, yaygın medya tarafından üzerine düşenden fazlasıyla yerine getirildi. Medyanın görevi kanlı operasyonun "normal, meşru ve gerekli" olduğu savını desteklemekti. Gazeteciler de bu çerçevede görevlerini layıkıyla yaptı. Sonuçta kim ne derse desin, bu kirli yalan meşrulaştı.

    Bugün, Radikal"in bazı küçük yalpalamalar dışında vahşetin karşısında bir duruş sergilediğini, pek çok yalanı ortaya çıkarmakta da habercilik açısından iyi bir çizgi sergilediğini söyleyebilirim. O günlerde çalıştıkları kurumların katliamcılara verdiği destekten rahatsız olan basın emekçilerini anımsıyorum. Fakat şu bir gerçek ki tek tek gazeteciler ne kadar gerçeğin peşinden koşarlarsa koşsunlar, ne kadar doğru haber yaparlarsa yapsınlar, muktedirin eteklerine yapışmış olan yaygın medya, iyiyi, doğruyu, gerçeği bir biçimde boğmayı başarıyor; 19 Aralık sonrasında başardığı gibi.



    ***

    RADİKAL KÖŞE YAZARI

    ORAL ÇALIŞLAR:

    Medyanın davranışı yüz kızartıcıydı

    BEN o dönem Cumhuriyet’te çalışıyordum. Yaşananlara yakından tanık ettim; Çünkü, sorunun çözümü için o günlerde hapishane dışında konuyla ilgilenen demokratik kitle örgütlerinin, tutuklu yakınlarının istemiyle Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Zülfi Livaneli, Can Dündar’ın da içerisinde bulunduğu bir heyet oluşturuldu. O heyetin içerisinde ben de yer aldım. Görüşmeler yapmak için cezaevine gittik. Görüşmeler bir süre sonra kesintiye uğradı. Ben ayrıldım. Fakat içerideki tutukluklar ve Adalet Bakanlığı, görüşmelerin devam etmesini istedi. Biz bu sefer, avukat Yücel Sayman, milletvekili Mehmet Bekaroğlu, Türk Tabipleri Birliği’nden Metin Bakkalcı ile birlikte 19 Aralık operasyonundan 3-4 gün önceden cezaevinde tutuklularla görüştük. Uzlaşma için çaba sarf ettik fakat çabalarımız sonuç vermedi. 19 Aralık’ta o büyük vahşi operasyon yapıldı.

    Basının davranışı çok kötüydü operasyon karşısında. Yalan yanlış haberler yapıldı. Tutuklular sanki içeriden öldürülmüşler gibi haberleri yapıldı. Daha sonra gerçek ortaya çıktı ki tutuklu ve hükümlüler jandarmanın gaz bombaları, silahlarıyla yaşamlarını yitirdi. Medyanın davranışı, tek kelime ile yüz kızartıcıydı.

    Orada görüşmeler de sürdürdüğüm için öldürülen birçok kişiyi tanıyordum, mektuplarını yayınlatmıştım. Bu nedenle insani olarak da çok rahatsız hissettim. Bu operasyonu yapan zihniyeti çok yakından tanıyorum. Bu zihniyet, benim bütün yaşamımı etkileyen zihniyet. Zorbalıkla yöneten, her türlü muhalefeti şiddetle susturan bir geleneğe sahip. Bu nedenle benim açımdan, tanıdığım insanların, göz göre göre, çözümü mümkün olan bir olayda yaşamlarını yitirmiş olmaları çok acı vericiydi.



    ***

    NTV EDİTÖRÜ

    METE ÇUBUKÇU:

    O günler Türkiye’nin siyah sayfalarıdır

    BEN o dönemde ATV’de çalışıyordum. Operasyon süreci boyunca da Bayrampaşa Hapishanesi çevresindeydim. İçerde yakınları olanlar da bizimle birlikte dışarıda bekliyordu. Genel olarak, o haberleri yapan gazeteciler bir otosansür içerisinde çalışıyordu. Gazete ve televizyonların yayın politikaları, daha çok cezaevlerindekileri itham edici yöndeydi. 19 Aralık’ta tutuklulara hapishanelerde devletin müdahalesi esnasında da tavırlar değişmedi.

    Müdahaleden sonra koğuşları görme fırsatımız oldu. İnanılmaz ağır bir gaz kokusu vardı içeride. Çok çok ağır bir müdahale ya da ‘saldırı’yla, ‘eylem’ bitirilmişti.

    Gazeteciler bakımından sınıfta kalınan bir süreç olarak değerlendiriyorum ben o günlerde yazılanları, televizyonlardan sunulan haberleri.

    Adalet duygusu açısından da bu böyle. Çünkü, aradan 8 yıl geçtikten sonra bugün süren davalardan da hiçbir sonuç çıkmadığını görüyoruz. Türkiye çok unutkan bir ülke. 19 Aralık, unutmakla kalınmadı. Müdahalenin olduğu cezaevi boşaltıldı. Başka başka binalar yükselecek şimdi orada. Bir kısmının bir şekilde ayakta tutulması gerekiyordu. Bu da Türkiye’nin siyah sayfaları arasında kaldı.



    ***

    MEDYAKRONİK EDİTÖRÜ

    AHMET ŞIK:

    Devletin kirli ellerini medya yıkadı

    RADİKAL’de çalışıyordum. Büyük sermaye gruplarının denetimindeki Türkiye medyası ve o kurumlarda çalışan gazeteciler devletin planlarını destekledi. Adalet Bakanı H. Sami Türk ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Hayata Dönüş operasyonu için en önemli rolü medyaya vermişti. Devletin kirli ellerini aklama görevini her zaman layığıyla yerine getiren medya da bu görevi yine cansiperane şekilde üstlendi. “Sahte Oruç, Kanlı İftar” ve “Yaşamak Güzel” manşetleri bunlara örnektir.

    Bayrampaşa Cezaevi’nde kadınlar yakılırken tüm TV ekranlarından, “İşte size cezaevinden bir mahkûm ile örgüt yöneticileri arasındaki vahim telefon konuşmaları” şeklinde belli ki devlet eliyle servis edilen mizansen telefon konuşmaları hiç sorgulanmadan yayına sokuldu. Hal böyle olunca savunmasız kadınlar yakılırken, “Cezaevinde mahkûmlar kendini ve binayı ateşe verdi” diye verildi haberler.

    Gazetecilik: Görmeyenin gözü, duymayanın kulağı, konuşamayanın sesi olmaktır. Bu kurala uyan zaten vicdanlı bir insandır. Ama Türkiye’de gazetecilik yapıyorsanız bir şekilde kirlenirsiniz.

    Ben daha az kirliyim. Ya da vicdanım rahat diyebilirim yaptığım haberlerden dolayı. O dönem çalıştığım gazete de buna olanak tanıdı.



    ***

    BİANET HUKUK EDİTÖRÜ

    EROL ÖNDEROĞLU:

    Basın, tutukluların temel haklarını çiğnedi

    ENGELLER karşısında meslektaşlarının durumunu araştıran bir gazeteci olarak, 19 Aralık, zihnimde güvenlik gerekçesiyle haberci ve foto-muhabirlerine sadece cezaevi çevresinde değil haberlere yönelik en ağır hukukdışı kısıtlamaların getirildiği olay olarak kaldı.

    Muhabirler operasyon mahallinden kilometrelerce uzakta tutulmakla kalmadı; bilgilendirilmedikleri bir saldırıyla ilgili büyük zorlukla hazırladıkları haberlere de ulusal düzeyde yayın yasağı getirildi. İstanbul 4 No’lu DGM, 14 Aralık 2000’de yayın yasağı getirmişti. Ne yazık ki, eli silah tutan kamu görevlisinin önü tümden açılırken, halkı bilgilendirmek gibi zorluklu diğer bir görevi yerine getiren gazeteciler, hukuk dışı kararlarla mahkemeye çıkarıldı. RTÜK, radyo kuruluşlarını uzun sürelerle kararttı.

    Bence bütün bu yasaklar bir süre sonra kanıksanır oldu. Televizyonlar ve gazetelerin önemli bir bölümü, o süreçte ele geçirdikleri görüntülere hayran olarak tutukluların temel haklarını çiğneyecek şekilde ağır silahlarla donandıklarından söz etti.

    http://www.birgun.net/actuel_index.p...onth=12&day=19

    Yalama haberciler yapılan katliamlara gözünü yummaya devam etsin değil mı ? Ne biliyim Kim kiminle yatmış.Kim kimin sevgilisi olmuş bunlar Türkiyenin gerçekleri ve halkının istedikleri.


    http://www.facebook.com/profile.php?...0531714&ref=nf

    Devlet böyle hayat kurtarır.
    Bu mesaj en son " 19.12.08 " tarihinde saat 23:05 itibariyle lesaht tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    lemis adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2008
    Mesajlar
    401
    Karizma Gücü
    0
    Bizde böyle işler hep oluyor sonuçtada birileri terfi ediliyor.
    Basına gelince basın tarafsız özgür olmalı ama bizde öyle değil medya patronları işadamı ticaretle uğraştıklarından dolayı da karları nerde ise o olaya taraf olurlar.
    Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür...

  3. #3
    siez9 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-02-2007
    Mesajlar
    1,375
    Karizma Gücü
    0
    Medya doğal olarak patronunun sözünden çıkamaz.Çünkü onun tarafından beslenip semirtiliyor.
    ey bu topraklar için toprağa düşen/Bir karış toprağın Var mıydı yaşarken?

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Barolar Birliği gibi bazı kurumlar CHP’nin ‘arka bahçe’sine döndü
    2005 Konuları bölümünde KöprülüPaşa tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 15.07.05, 08:33

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •