135 yıllık antika tüfeği ‘örgüt silahı’ saydılar!
Fişeği piyasada yok!
* Silivri’de görülen Ümraniye Davası’nın 30. duruşmasına gazeteci Vedat Yenerer’in savunması damgasını vurdu. Yenerer, “Fişeği bile olmayan antika tüfeğimi ’vahim silah’ sınıfına sokup terör örgütü silahı saydılar. Onuruma kara çalındı. Tek silahım kalemim. Tüm suçlamaları reddediyorum” dedi.
Köy bile ele geçiremezsiniz
* Bu davada yargılanmasını ’terör değil intikam operasyonu’ olarak niteleyen gazeteci-yazar Vedat Yenerer, iddianamede evinde bulunduğu iddia edilen ve silah denilen malzemelerle bir köyün bile ele geçirilemeyeceğini söyledi.
ÜMRANİYE DAVASININ 30. DURUŞMASINDA VEDAT YENERER İFADE VERDİ
135 senelik tüfek örgüt silahı sayıldı
Ümraniye davası tutuklu sanıklarından gazeteci Vedat Yenerer, fişeği bile olmayan antika silahının vahim silah sınıfına sokulduğunu söyledi. Ümraniye davasının 30’uncu duruşması dün yapıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda görülen duruşmaya, Erkut Ersoy, Hüseyin Görüm, Oğuz Alpaslan Abdülkadir ve Sevgi Erenerol dışındaki 40 tutuklu sanık katıldı. Duruşmada savunmasını yapan gazeteci Vedat Yenerer, kendisine isnat edilen tüm suçlamaları reddetti. Suçlamalar nedeniyle aile şerefine, mesleki onuruna ve itibarına kara çalındığını öne süren Vedat Yenerer, “Tek silahım kalemimdir. Otomatik silahım da Nikon fotoğraf makinemdir” dedi. Arabası aranırken polislerin abartılı güvenlik önlemi aldığını, “Çakal Carlos’un bile böyle yakalanmadığını” iddia eden Yenerer, bu görüntü karşısında, “utancından yerin dibine girdiğini” kaydetti.
Altın bulmuş gibi sevindiler
Gazeteci Vedat Yenerer, 1989’dan beri gazeteci olarak görev yaptığı değişik savaş bölgelerinden getirdiği ve içine çiçek koyduğu, dekor amaçlı bulundurduğu boş top, havan ve bomba kovanlarını iş yerinde gören polislerin “altın bulmuş gibi sevindiklerini” öne sürdü. “Emniyetin savcılığa gönderdiği ve ’terör örgütü üyesi olduğunu gösterir yeterli veri olmadığını’belirten yazının 7 ay hapis yattıktan sonra eklerden çıktığını” savunan Yenerer, örgüt üyesi olarak tutuklandığını da iddianame hazırlandıktan sonra öğrendiğini söyledi.
Denemek için fişek bulamadılar
Evinde bulunan 135 yıllık Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde yapılan tüfeği 2000 yılında Erbil’de antika dükkanından 75 dolara satın aldığını, bunu daha önceki televizyon programlarında ve açtığı bir sergiye de koyduğunu anlatan Yenerer, Habur’daki güvenlikçilerin eski ve paslı olması nedeniyle dikkate almadıkları tüfeği yasa dışı yollardan Türkiye’ye sokmadığını vurguladı. Yenerer, bu tüfeği denemek için fişek bulunamadığını, tek fişek hazneli, üstten doldurmalı tüfeğin “vahim silah” olarak kayda geçildiğini belirterek, 135 yıllık hurda tüfeğin Ergenekon’un cephaneliğine yazıldığını söyledi.
Wendl markalı tüfeğin, Alman tüfeği olan mavzer yazılarak vahim nitelikli silah sınıfına sokulduğunu ifade eden Yenerer, mahkemenin kelime oyunuyla yanıltıldığını savundu.Yenerer, yine 7.65 milimetre çapında bir tabanca, dolu şarjör ile 43 fişeğin de evinde bulunmadığını belirterek, “Bu şekilde, vahim tüfek ve ruhsatsız tabanca bulunduran terör örgütü üyesi imajı verilmiş” dedi. Gazeteci Vedat Yenerer, 1990 yılından beri Irak’a en az 100 kez gittiğini belirterek, iddianamede silah denilen malzemelerle Bolu’daki bir köyün bile ele geçirilemeyeceğini vurguladı.
10 aydır eşimden ve kızımdan koparıldım
Gazeteci Vedat Yenerer, 10 aydan beri evinden, eşinden ve 4 yaşındaki kızından kopartıldığını belirterek, derin elem ve keder içinde olduğunu, cezaevindeyken yatağına yattığında ağladığını söyledi. Yenerer, “Türkiye Gazeteciler Cemiyeti dışında hiçbir dernek, hareket ya da oluşuma üye olmadığını, 18 yıldır sarı basın kartı taşıdığını, meslek hayatında yalan, iftira ya da yüz kızartıcı hiçbir suç işlemediğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında yazdığı eleştiri yazısı nedeniyle hakkında 2 dava açıldığını, bunlardan birinin reddedildiğini, diğerinin de Yargıtay aşamasında bulunduğunu” kaydetti.
Irak’ta bile delil imhası yok
Yenerer’in avukatı Vural Ergül de, “Irak’ta Bush’un kafasına atılan iki ayakkabının imhası istendi. Buna suç delili olduğu gerekçesiyle itiraz edildi. İşgal altındaki Irak’ta bile delil imhası tartışılırken, burada davanın delilleri olan el bombaları imha edildi” dedi
Veli Küçük’le ilişkim gazeteci-asker ilişkisidir
Yenerer, emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün talimatlarına göre haber yaptığı iddialarını reddetti
Vedat Yenerer, davanın tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ten talimat aldığı iddialarını da reddetti. 20 yılı aşkın süredir gazeteci olduğunu, yayımlanmış
6, yayın aşamasında da 2 kitabı bulunduğunu belirten Yenerer, şunları söyledi: “Savcılar hiçbir somut delile dayandırmadan, ahlaksız ve gerçek dışı bir iddia ile haberciliğime kara çalmaya cüret edebilmekte ve yazacağım haberleri yazmadan önce sözde örgütün üst düzey yöneticisi konumunda olan emekli general Veli Küçük’ü arayarak, onun talimatlarına göre haber yaptığımı söyleyebilmektedir. Yalan. Bir tek delil göstersinler. Şiddetle reddediyorum. Hangi talimat? Genelde siyasetçi ve askerlerle sık görüşmeme neden olan sıcak bölge gazetecisiyim. Çevrem de bu şekilde oluşmuştur. Her partiden milletvekilini tanırım. Benim Veli Küçük ile olan ilişkim tamamen gazeteci-emekli asker ilişkisidir.” Savcıların 3 adet tapeyi (telefon dinleme kaydı) iddianameye koyduklarını ifade eden Yenerer, Veli Küçük ile son 5 yılda birkaç kez yüz yüze geldiklerini, başka hiçbir ortamda bulunmadıklarını dile getirerek, Küçük ile bir kez yaptığı siyasi dedikodunun suç delili olarak iddianamede yer aldığını savundu. Yenerer, “Güya ben Veli Küçük’le MHP yönetimini değiştirmek için çalışıyormuşum. Genel başkanı değiştirmek kolay değildir. Parti üyesi değiliz, bir şey değiliz. MHP üyesi bile olmayan Veli Küçük’ün, telefonda serzenişte bulunması suç mu. Ben ise bunu sadece dinliyorum” dedi. Veli Küçük’ün düşünceleri merak edilen bir isim olduğunu, televizyonlara çıkmayıp demeç vermediğini ve çok az sayıda gazeteciyle görüştüğünü kaydeden Yenerer, bugüne kadar Küçük’ü ikna edip televizyon programına çıkartamadığını, röportaj da yapamadığını belirtti.
Öcalan’la çekilmiş tek fotoğrafım yok
Yenerer ”Kalbim Kandil’de kaldı” diyen gazeteci Yasemin Çongar’ın tutuklanmamasını eleştirdi
Gazeteci Vedat Yenerer, savunmasında terör örgütü PKK ile ilişkilendirilmesini eleştirdi. “Terör örgütü PKK’nın kamplarında haber amaçlı Murat Karayılan gibi kişilerle çektiği 11 fotoğrafın da dosyaya konularak bunlarla PKK terör örgütü ile irtibatının ortaya konulduğu iddiasında bulunulduğunu” ifade eden Yenerer, PKK elebaşı Abdullah Öcalan ile çekilmiş fotoğrafının olmadığını söyledi. “Kanlı kukla PKK” adlı kitabında yer verdiği söz konusu belgesel fotoğrafların 1991-1994 arasında çekildiğini ve gazetelerde de yayımlandığını anlatan Yenerer, polislerin Şamil Basayev, Hamas’ın lideri Şeyh Ahmet Yasin, Gulbeddin Hikmetyar gibi Afgan-Taliban liderleri ve Hasan El Beşir ile çekilen fotoğraflarını almadıklarını savundu ve bu fotoğrafları mahkemeye sundu. Yenerer, “Ben Osman Öcalan’la pek çok kez röportaj yaptım. Savcının, Atatürk’e p.. diyen Danıştay saldırısı faillerinden olan gizli tanık Osman Yıldırım’a, ’Osmanım’ dediği gibi ben Osman Öcalan’a ’Osmanım’ diye hitap etmedim. Sayın savcılar, 135 yıllık antika tüfek, PKK kamplarında çekilmiş haber amaçlı fotoğraf ve Veli Küçük’ü tanıyor olmamı gerekçe gösterip terörist yaftasını kolayca vurdular. Ben 10 aydır tutukluyum. Kandil’e gidip, ’Kalbim Kandil’de kaldı’ diye yazan Yasemin Çongar ise dışarıda fink atıyor” diye konuştu.
“Güney’in mülakat kasedi kayıp” iddiası
Dünkü duruşmada Mahkeme Heyeti sanık ve avukatların taleplerini dinledi. Kemal Kerinçsiz’in avukatı Tolga Akalın ile tutuklu sanık Adnan Akfırat, 7 yıldır arandığı belirtilen Tuncay Güney’in 2008’in ilk yıllarında yapılan operasyon sırasında İstanbul’da olduğunu ve 2001’de yaptığı mülakatı bu tarihte güncelleştirildiğini iddia ettiler. Tolga Akalın, Tuncay Güney’in mülakatının bir sayfasında kendisine bir isim sorulduğunu ancak ismi hatırlamayıp, “Kendisinden 3 yaş küçük ve 33 yaşında olduğunu söylüyor. Kendinden 3 yaş küçük olan biri 33 yaşında ise Güney, mülakat günü 36 yaşında. Tuncay Güney 1972 doğumlu. 2001’de yapılan bir mülakatta 29 yaşında olması gerekir. Ama 2008 ylında ise 36 yaşında olur. Zaten 2001’de yapılan mülakattan böyle bir örgüt çıkmazdı. O yüzden polisler mülakatın gerçek kasetlerini kaybettiler.Mülakat 2008 yılında güncelleştirildi” dedi.
Defalarca görülmüş!
Adnat Akfırat da, iddianamenin 296. sayfasında bir polis arama tutanağını kaynak göstererek, Güney’in operasyon sırasında İstanbul’da olduğunu iddia etti. Akfırat, “Kağıthane Harmantepe’de bir ev araması yapılıyor. Burası Tuncay Güney’in yaşlı annesinin evi. Burada 3 Şubat 2008 tarihli bir Aydınlık dergisi bulunuyor. Evdeki bilgisayarda ise o günlerde sürdürülen operasyonla ilgili haberlere bakılıp, çöpe atıldığı belirleniyor. Ayrıca komşusu olan Tuncay Yılmaz, Tuncay Güney’i defalarca gördüğüne tanık olmuştur” dedi. Mahkeme Heyeti de, Tuncay Güney ile sanık Ümit Oğuztan hakkında İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2001 yılında açılan dava dosyasının tüm ekleri ile birlikte kendilerine gönderilmesini ve Güney’in ocak-şubat aylarında Türkiye’ye giriş yapıp yapmadığını Emniyet Müdürlüğü’ne sorulmasını kararlaştırdı. Bu arada, sanıklardan Muzaffer Tekin, Mahkeme Heyetine, “Avukatlarım mahkemeden umudunu kesti, gelmiyorlar. Ben de kendi başımın çaresine bakarak kendim tahliye talebinde bulunuyorum” dedi.
___________________
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ha....php?hit=12062
___________________
Ergenekon davası sanıklarından olan ve suçsuzluğuna inandığım biri olan Vedat Yenerer , savunmasını en makûl ölçü de vermiş. Tayyip Erdoğan eleştirilerinden dolayı bilinçli bir şekilde sanık pozisyonuna sokulduğunu düşünüyorum ..
Vedat Yenerer , esas Yahudilerin ve ABD ağababaların canını sıktı .. Çünkü , Doğu Bölgesi petrollerini irdeliyordu .. İşte Gladyo mu dersiniz , artık ne derseniz ..
Bu gazetecinin suçu olduğuna inanmıyorum. Bilinçli bir operasyon olduğu kanaati doğmaya başladı ..


LinkBack URL
About LinkBacks




Alıntı Yaparak Cevapla
