Binmiş birileri, birilerinin sandalına, özür dilenecek birilerini arar. Hiç dönüp bakmaz mı geçmişine? Sormaz mı tarihe, düne, evvelki güne?
Tehcir konuşur; Ermeni’ye mezalim, Kürt’e özgürlük, insan hakları, demokrasi konuşur…
Çizgiyi de aşar, ne haddine düşmüşse bir millet adına özrü konuşur…
Amma; yüz binleri katleden Taşnak’ı, Hınçak’ı, Asala’yı, PKK’yı unutur! da konuşur…
Özür diler Arşavir’den; Doryan Dano, Salomon Taleyran, Levon Ekmekçiyan, Varujian Garabedian’dan…
Özür diler utanmadan yüz binlerin kanına giren, hainler ve yardakçılarından.
Özür dilenecek birileri mi var?
Sor bir tarihine, düne; o da yetmedi bir bilene…
Dile özrünü Sait Halim Paşa’dan; gururla öldürdüklerini söyledikleri Cemal Paşa’dan, Salomon’un Katlettiği Talat Paşa’dan, Milli Şehit Kemal Bey’den…
Erzurum’da, Van’da, Diyarbakır’da, Maraş’ta, Iğdır’da, Adana’da katledilen; Fatma’dan, Ayşe’den, Hasan’dan, Alpaslan’dan, Bala’dan…
Taha Carım’dan; Mehmet Baydar, Galip Özmen, Kemal Arıkan, Haluk Sipahioğlu ve diğer şehit diplomatlardan…
Ermeni çetecilerden özür dilerken utanmadığınız yetmezmiş gibi, birde adını özür dileyenler arasına sıkıştırdığınız şehit büyükelçi İsmail Eröz’den…
İsmini kullandığınız, sizinle olmayan sayısı muamma birçok isimden…
Hocalı’da katledilen 83’ü çocuk, 106’sı kadın, 613 kişiden. Karnı yarılıp, bebeği çıkarılıp katledilen hanımlardan…
Ve hiçbir zaman ruhen birlik ve beraberlik hissetmediğiniz Şanlı Türk milletinden…
Dileyin, dileyebildiğiniz kadar…
Yazıyı sonlandırırken aklıma gelen küçük bir anekdottan bahsetmeden geçemeyeceğim.
Adamın birinin önünü, bir yerden geçerken eşkıya keser. Adamdan parasını vermesini ister. Adam parasını vermek istemez, ama eşkıyadır, ne yapsın. Canını kurtarmak için vermeyi düşünür. Ama soru sormak ister. Eşkıyaya adını sorar.
- Adım Ali’dir; der eşkıya.
- Sen Allah’ın Aslanı’nın ismini taşırsın, sana eşkıyalık yakışır mı? Diye söyler adam.
Eşkıya bir anlık şaşkınlık yaşar, adam yoluna devam eder. Kendine gelen eşkıya hemen adamın peşinden giderek, bir daha durdurur.
- Paranı ver öyle devam et, canından mı bezdin, bre adam der. Zavallı adam;
- Tamam, vereyim, der. Senin babanın adı neydi? diye bir sualde daha bulunur, zavallı adam.
- Muhammet, der eşkıya.
- Babanın adı Muhammet, Allah’ın Resulü’nün adıdır. Sen Muhammet oğlu Ali’sin, sana eşkıyalık yakışır mı? Diye söylenir, tam kaçmaya yeltenecekken, eşkıya durdurur yine.
- Ver parayı, bu kez soru da yok, öldürürüm; der. Zavallı adam çıkarır verir parayı. Ama yine bir soru sormaya çalışır.
- Eşkıya ne soracaksın, yürü git işine bre ihtiyar, diye çıkışır. Zavallı adam;
- Parayı aldın, bari bir sorum daha var, ona da cevap ver; der.
- Sor ama yürü git, gitmezsen canından olacaksın; der eşkıya.
- Senin dedenin adı neydi? Diye sorar ihtiyar.
- Mırza’dır; der eşkıya.
- Adın Ali, babanın adı Muhammet olsa ne yazar, deden Mırza’ymış meğer. Der ve yoluna gider.
Neyse, her şey aslına rücu eder; dermiş atalar. Esen kalın…
Demirhan ÇIRACI
http://www.haberdokuz.com/demirhan-c...ri-mi-var.html
Yübinlerce masumu saymakla bitmez...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla