Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Haşim KILIÇ, yıllar önce, oldukça genç bir yaşta Özal tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildiğinde, kamuoyunda büyük tartışmalar yaşanmış, Anayasa Mahkemesine üye seçilmesi olay olmuş ve Anayasa Mahkemesinin Başkanlığına kadar yükselip geldiği bugün de, bazı çıkışlarıyla, olay olmaya devam etmektedir.
Sayın Haşim KILIÇ; 24.Aralık.2008 günü, Anayasa Mahkemesi adına Türk Kamuoyuna bir açıklama yaparak, Anayasa Mahkemesi gibi, bir yüksek mahkeme olan Danıştay’ı ve seçimlerin genel yönetim ve denetimiyle görevli ve yetkili bir Anayasal yargı kuruluşu olan Yüksek Seçim Kurulunu, Anayasa Mahkemesinin daha önce vermiş olduğu bir iptal kararına aykırı karar vermek ve uygulama yapmak suretiyle, Anayasa Mahkemesinin, mahkemeleri de bağlayan kararını çiğnemekle ve Anayasayı ihlal etmekle suçlamış ve yüksek yargı organları arasında tüm kamuoyu önünde cereyan eden tatsız bir tartışmayı başlatarak, bir ilk’ e imza atmıştır.
Öncelikle, okurlara hatırlatmak amacıyla, bu tartışmanın çıkmasına neden olan olayı özetlemek istiyoruz.
AKP iktidarının; Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası, millet vekilliği dokunulmazlığı gibi daha önemli ve acil konular dururken ve kanımızca hiç de gereği yokken, yaklaşan genel mahalli idareler seçimlerinde, AKP ye yarar sağlamak amacıyla, çıkarmış olduğu ve 22.Mart.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren, 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında yasa ile nüfusu 2000’ in altında olan belde belediyelerinin kapatılmaları ve yasanın geçici 1.maddesinin 1. fıkrasına göre de, yasaya ekli (44) sayılı listede adları yazılı, nüfusları 2000’ in altında olan belde belediyelerinin tüzel kişiliklerinin, ilk genel mahalli idareler seçiminden geçerli olmak üzere kaldırılarak köye dönüştürüldükleri, hüküm altına alınmış ve bu belde belediyelerinin, 29.Mart.2009 tarihinde yapılacak olan seçimlere girmeleri önlenmiştir.
5747 Sayılı yasanın bazı maddelerinin iptali için, CHP tarafından Anayasa Mahkemesine dava açılmış ve Anayasa Mahkemesi; oy çokluğuyla, iptali istenen maddelerin Anayasa’ ya aykırı olmadığını kararlaştırarak iptal istemlerinin reddine karar vermiş ve sadece 5747 sayılı yasanın, Ekli (44) sayılı listede adları yazılı belediyelerin tüzel kişiliklerinin, ilk genel mahalli idareler seçiminden geçerli olmak üzere kaldırılarak köye dönüştürüldüğüne ilişkin geçici 1.maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
Yasaya ekli (44) sayılı listede gösterilen belediyelerden;
1- Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar,
2- Yasa’nın yürürlüğe girdiği 22.3.2008 tarihinden önce 5393 sayılı Yasa’nın 8. maddesi uyarınca yapılan katılma işlemi ile nüfusu 2000’in üzerine çıkanlar,
3- “Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiş turizm bölge, alan ve merkezleri ve kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri” kapsamında kalanlar ile “Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nca saptanan 2008 yılı turizm öncelikli yöreler “ listesinde yer alanlar,
Yönünden, Anayasa’ya aykırı olduğuna ve kısmen İPTALİNE, oy çokluğuyla karar vermiş ve iş bu karar, 6.12.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Uzun lafın kısası, Anayasa Mahkemesi;Türkiye İstatistik Kurumu tarafından adrese dayalı olarak yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre, nüfusları 2000’ in altında olduğu gerekçesiyle, 5747 sayılı kanun uyarınca, kanuna ekli (44) sayılı listede köye dönüştürülecek olan belde belediyelerinden olup da, 5747 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 22.3.2008 tarihi itibariyle, nüfuslarının 2000’ in üzerinde olduğunu ileri sürerek, Türkiye İstatistik Kurumunun nüfus sayımına ilişkin işleminin iptali istemiyle idari yargı organları nezdinde idari dava açan belde belediyelerinin tüzel kişiliklerinin, açtıkları davaların sonucu beklenilmeden köye dönüştürülmelerini, Anayasa da belirtilen hukuk devleti ilkelerine aykırı bularak, 5747 sayılı yasanın geçici 1.maddesinin 1.fıkrasını, idari dava açan belde belediyeleri yönünden iptal etmiş olup, bu belde belediyelerinin, 29.Mart.2009 tarihinde yapılacak olan belediye seçimlerine katılmalarının önündeki engel kaldırılmıştır.
Haşim KILIÇ tarafından, Anayasa Mahkemesi adına yapılan ve Danıştay ve Yüksek Seçim Kurulunun, alışık olunmayan bir şekilde ve ağır bir dille eleştirildiği ve suçlandığı açıklama ile başlayan tartışma; 5747 sayılı yasa uyarınca, nüfusları 2000’ in altında olduğu gerekçesiyle köye dönüştürülecek olan belde belediyeleri tarafından, 2000’ in altında tespit edilen nüfuslarının gerçeği yansıtmadığı ileri sürülerek, sayım işlemlerinin iptali için açılacak olan idari davanın altmış günlük dava açma süresinin, hangi tarihten başlatılacağı ve hangi tarihte sona ereceği, konusundaki görüş ayrılığından kaynaklanmıştır.
Anayasa Mahkemesi, 6.12.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan kararında; “Adrese dayalı nüfus sayım sonuçlarının, ilgili belediyelere yazılı olarak bildirilmediği, Resmî Gazete’de yayımlanmadığı dikkate alındığında, ilgili belediyelerin, kendilerine ilişkin nüfus sonuçlarından, en geç 5747 sayılı Yasa’nın Resmî Gazete’de yayımlandığı 22.3.2008 tarihi itibarıyla haberdar olduklarının ve idari dava açma sürelerinin de bu tarih itibarıyla başlayacağının kabulü gerekir.” demek suretiyle, 5747 sayılı yasa ile köye dönüştürülmeleri kararlaştırılan belde belediyelerinin, nüfuslarının 2000’ den fazla olduğunu ileri sürerek, beldeleriyle ilgili nüfus sayım işlemlerinin iptali için açacakları idari davaların, 22.3.2008 tarihinden başlayan altmış günlük süre içinde açılmasını karar altına almış olmasına rağmen, Danıştay ve Yüksek Seçim Kurulu, aksi görüşle, belde belediyelerinin köye dönüşmelerini engellemek ve 29.Mart.2009 tarihinde yapılacak olan belediye seçimlerine katılabilmek için, beldelerinin nüfus sayımlarının iptali için açmaları gereken idari davalarını, yasanın yürürlüğe girdiği 22.3.2008 tarihinden değil, Anayasa Mahkemesinin kısmi iptal kararının Resmi Gazetede yayınlandığı 6.12.2008 tarihinden başlayan altmış gün içinde açabileceklerini karar altına almıştır.
Danıştay’ın ve Yüksek Seçim Kurulunun, Anayasa Mahkemesinden farklı bir karar almaları ve Anayasa Mahkemesi Kararının Resmi Gazetede yayınladığı tarih olan 6.12.2008 tarihinden başlamak üzere, altmış günlük süre içinde nüfus sayımlarının iptali için idari dava açan beldelerin,belediye seçimlerine katılmalarının önündeki yasal engelin kalkması nedeniyle;
Sayın Haşim KILIÇ’ ın; Danıştay ve Yüksek Seçim Kurulunu, Anayasa Mahkemesinin kararına uymamakla ve Anayasanın 153.maddesini ihlal etmekle suçlayan açıklaması, ilk nazarda hukuk adına yapılmış haklı bir çıkış olarak değerlendirebilirse de, Anayasa Mahkemesi Başkanının, mahkeme üyelerinin tamamıyla konuyu görüşerek, ortak bir karar almadan, çoğu üyenin bilgisi dışında, bu tür bir açıklamayı yapması, yasalara ve bu güne kadarki gelenek ve uygulamalara aykırı olduğu gibi, tartışmanın temelinde yatan 5747 sayılı yasanın mimarı olan AKP Genel Başkanı Recep Tayip ERDOĞAN’ ın, Danıştay ve Yüksek Seçim Kurulu kararlarını eleştirerek, Anayasa Mahkemesinden ayrı ikinci bir Anayasa Mahkemesi oluştuğunu beyan eden söyleminden hemen sonra, bu açıklamanın yapılmış olmasını, Haşim KILIÇ adına bir talihsizlik olarak değerlendiriyor ve oldukça dikkat çekici buluyoruz.
Kanımızca, Anayasa Mahkemesinin, 5747 sayılı kanunun geçici 1.maddesinin (1) numaralı fıkrasının kısmen iptaline ilişkin kararında, altmış günlük idari dava açma süresinin başlatılacağı tarihi belirleme yetkisi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, iptal kararında, idari davanın açılmasına esas teşkil eden sürenin başlangıç tarihini somut olarak belirlemeden, “Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar” demekle yetinmeliydi.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, iptal kararının sonuç bölümünde, “Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar” ibaresini kullanmakla yetinmiş ve doğru olanı yapmıştır.
Zira, idari davalarda, davaların yasal süreleri içinde açılıp açılmadığı, idari yargı mercileri tarafından, resen ön incelemeye tabi tutulmakta olup, Anayasa Mahkemesi tarafından, dava açma süreleriyle ilgili taktirin, bu konuda uzman olan idari yargı mercilerine bırakılması gerekirdi.Bu yapılmış olsaydı, yüksek yargı organları arasında tatsız ve gereksiz bir tartışmaya tanık olunmayacaktı.
Bir an için, Danıştay ilgili dairesinin idari dava açma süresine ilişkin kararının, Anayasa Mahkemesinin, diğer mahkemeleri de bağlayan kararına aykırı olduğu kabul edilse dahi, Sayın Haşim KILIÇ tarafından, usulü ve zamanlaması itibariyle, hukuki olmaktan ziyade, AKP Genel Başkanının Danıştay ve Yüksek Seçim Kurulu kararlarını eleştiren demecine destek çıkan ve siyasal amaç taşıdığı şüphesini uyandıran talihsiz açıklama yapılmadan önce, Danıştay kararına karşı yasal ve yargısal denetim yollarının işletilmesi ve bunun sonuçlarının beklenmesi tercih edilmeliydi.
İdari yargı organlarının bugüne kadar verdikleri bir çok karara, bağlayıcı olmalarına rağmen, yürütme tarafından uyulmadığı ve bu kararların uygulanmadıkları bilinen bir gerçektir.Buna rağmen, hiçbir idare mahkemesi başkanının veya Danıştay Başkanının, yürütme tarafından kararlarının uygulanmadığını gerekçe yaparak, kamuoyuna açıklama yaptıklarına tanık olunmamıştır.Zira, yargı kararlarına uyulmaması üzerine, yasal olarak yapılacak olan işlemler, ilgili yasalarda belirtilmiştir.İdari yargı organlarının başkanlarına, uygulanmayan kararlarına sahip çıkmak adına da olsa, kamuoyuna yürütmeyi suçlayan açıklama yapmak yetkisi tanınmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi Başkanına da, bu konuda yasal bir yetki ve imtiyaz tanınmamıştır.
Haşim KILIÇ, Anayasa Mahkemesinin sekiz üyesinin bilgi ve görüşleri dışında yaptığı ve usul ve zamanlaması itibariyle de, hukuki olmaktan ziyade, siyasal amaç taşıdığı şüphesini uyandıran açıklamaları ve açıklamalarının sonrasındaki gelişmelerle, esasen tartışılan tarafsızlığına gölge düşürdüğü gibi, Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında, başkan yanlıları ve başkan karşıtları olarak bir bölünme ve kamplaşmanın bulunduğu görüntüsünün ortaya çıkmasına neden olarak, başkanlığını yaptığı Anayasa Mahkemesinin saygınlığına da büyük zarar vermiştir.


kaynak