ZERKALO NEDELI
TARİHİ PARALELLİKLER: MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN 'TÜRK MODELİ'
ANKARA, 14/04(BYE)--- Ukrayna'da yayımlanan Zerkalo Nedeli gazetesinin 9 Nisan 2004 tarihli sayısında Alexander Zgurovskiy imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir makale yayımlanmıştır. Metnin çevirisi şöyledir:
Kişilerin tarihteki rolü ve bunun, devletlerle ulusların kaderi üzerindeki etkisi çok sayıda araştırma ve tartışmaya konu olmuştur. Halkının kaderini çarpıcı ve köklü bir biçimde değiştirmeyi başarmış olan tarihi kişiliklerden biri de 1920'li ve 1930'lu yıllarda Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk'tür. Ukrayna'da son gerçekleşen devrim niteliğindeki değişiklikler ve bunlardan kaynaklanan daha çok uygarlaşma beklentileri, Türk ulus idealinin yokluktan çıkışının tarihi ile bazı benzerlikler göstermekte. Ukrayna halkı, yeni cumhurbaşkanını seçme ve yönetim sistemini değiştirmeyi kapsayan gergin ve dramatik bir dönemden onurlu bir biçimde geçti. Ancak yıllar süren bir durgunluğun ardından ülke ne şekilde modernize edilmeli? Tarih, bazen tekerrür ediyor. Türkiye'de 80 yıl önce meydana gelen olaylar dünyayı karıştırmış ve 20. yüzyıl boyunca bir çok ülkeye de bir kalkınma dersi vermiştir. 1923 yılında Türkiye'de devrim niteliğinde değişiklikler gerçekleşti ve Osmanlı İmparatorluğunun azimli ve ilerici generallerinden Mustafa Kemal Atatürk'ü işbaşına geldi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edildi ve Mustafa Kemal de ilk cumhurbaşkanı oldu. Bütün bunlar, 1921-1922 yıllarında Yunanistan ile yapılan kanlı savaşta kazanılan zafer havasının devamında gerçekleşti. Savaş toplumu birleştirmiş Atatürk de "Gazi", unvanını kazanmıştı. Bununla birlikte savaş, bugün hâlâ kapatılamamış olan bazı yaralar da açtı: Yüzbinlerce Türk ve Rum, mülteci durumuna düştü. Ülkenin doğusundaki "Ermeni sorunu"nu güç kullanarak çözme işlemi de, Atatürk ve ardılları için en zahmetli konulardan birini oluşturuyordu. Anayasa gereğince Atatürk, mutlak iktidarı elinde tutuyordu ve o da bu gücü, Türk ulusunu sosyal dönüşümlere yönlendirmek için kullandı. Bu dönüşümler politika, bilim teknoloji ve kültür hayatını kapsıyordu. Başkan Yuşçenko da şu anda aynı şeyi yapıyor. Atatürk, dünya savaşından önceki iki onyılda da kararlılıkla ülkesinin gelişimini Avrupa'nın çizgisi doğrultusunda yönlendirdi. Kendisi, kalkınmış Batı ülkelerinin ancak bu tür bir Türkiye'ye itibar göstereceklerine inanmıştı.
Ancak bu hedeflere ulaşmak için toplumun tüm kesim ve yapılarında köklü değişiklikler gerekiyordu. 1920'li yıllarda Türkiye'nin ekonomik ve sosyal kalkınma düzeyi, gelişmiş Batı ülkeleriyle kıyaslandığında aşırı derecede düşük bir seviyedeydi. Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenen hedef de, gerek kendi ülkesinde gerekse dünyada pek de gerçekçi bulunmuyordu.
Avrupa modelinin bir Türk örneğini inşa etme girişimi, uygulamada büyük zorluklarla karşılaştı. Cumhurbaşkanı, etkili ve katı Müslüman örgütlenmelerinin fiili direnciyle karşılaştı. Hükümeti devrimeyi amaçlayan çeşitli isyanlar oldu çünkü cumhurbaşkanının Avrupa modeli, Müslümanlığın ilkeleri ve gelenekleriyle çelişiyordu. Mustafa Kemal'in önünde de ya iç çekişmelerin içine "batmak" ya da öngörülen hedefe doğru hızla ilerlemek şeklinde iki seçenek vardı. Kendisi, yenilenme yolunu tercih etti. Ancak reform sürecinde otoriter yöntemler kullanmak ve kendisine sadık olan orduya yaslanmak zorunda kaldı. Bu kurum da gerçek anlamıyla bir "devlet içinde devlet" haline dönüştü. Laik bir cumhuriyet ilan etmiş olan Kemalistler, -yüzyıllardır var olan yönetim organları olan- Sultanlığı (1923) ve halifeliği (1924) ortadan kaldırdılar ve daha ileri düzey reformlar için gerekli zemini hazırladılar. Atatürk, ülkenin tam bağımsızlık kazanması ve bu durumun diğer devletlerce de tanınmasını sağlamak için büyük çabalar gösterdi. Cumhuriyetin ilanını takip eden altı yıl boyunca Türkiye'de çok zorlu reformlar gerçekleştirildi. Tüm vatandaşların zorunlu olarak soyadlarını değiştirmesi gibi zihinsel açıdan da güç adımlar atıldı. O zamana kadar yalnızca isim ve lâkaplar kullanılıyordu ve bir kural olarak da bu lâkaplar kişinin mesleği ya da diğer ayırıcı özellikleriyle ilgili oluyor, çocuklarına da miras kalmıyordu. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Parlamento tarafından soyadı verilen ilk kişi oldu. Kendisine "Türklerin babası" anlamına gelen Atatürk ismi verildi. Bu arada eski devlette kullanılan ünvanlar da kaldırıldı ve yerlerine "bay" ya da "bayan" sözcükleri kullanılmaya başlandı. Diğer bir yasa ile de yeni zaman ölçümü, yeni bir ölçü birimleri sistemi ve dünya standardları doğrultusundaki takvim kullanılmaya başlandı.
Bu değişiklikler zorluydu ve bazıları da ülke çapında kabul edilemez türdendi, çünkü halkın büyük bölümü inançlı Müslümanlardı. Güçlüklere ve engellere rağmen Mustafa Kemal, bir süper güç oluşturulması temeline dayanan bir Türk ulusu idealini yeniden canlandırmaya çalışıyordu. Mustafa Kemal askeri eğitim görmüştü ancak iktisat eğitimi hiç yoktu. Devlet adamlığı konusundaki yeteneği, ekonomik kalkınmaya yönelik yasalar için sağlam temeller kurmasına yardımcı oldu.
Cumhuriyetin ilanın takip eden ilk onyıldaki ekonomik dönüşümler, devletin fiili girişimlerini ve ekonomik düzenlemeleri temel alıyordu. Ulusal sermaye, hükümetten sınırsız destek gördü. 1930'lu yılların başlarında ülkenin varlıkları öncelikli olarak ekonomiye yönlendirildi, ancak kaynakların yetersizliğinden dolayı bu politika yeterince etkili olamadı. Ülkede müteşebbis sınıfının bulunmamasına ve hemen hemen tüm ekonomik faaliyetlerin yabancılar tarafından yürütülmesine rağmen Atatürk, özel girişimlere bel bağlamıştı. Hükümet yatırımları cazip hale getirmeye başladı, devlet demiryollarının inşaatını tamamladı, endüstriyel tesisleri modernize etti; Türkiye'nin yabancı finans kuruluşlarına olan bağımlılığını en aza indirmek için de ulusal bankacılık sistemi kuruldu. Büyük ölçekli yatırımlar yapılmaya, kömür madenciliği ve elektrik santralleri kurulmaya başlandı. Kısa süre içinde yabancı yatırımcılar da davet edildi. 1930'lu yılların ortalarında Türkiye'nin sanayileşme hızı dünya üçüncülüğü konumuna ulaştı. Ülkede büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının inşaatı başladı, demiryolları ile kara yollarının yenilenmesine bağlı olarak tüm ekonomik alanlardaki sektörlerarası ilişkiler de geliştirildi. Mustafa Kemal Atatürk, endüstriyel gelişmeyi desteklemek suretiyle sanayinin, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasının en güçlü temelini oluşturduğu mesajını da vermiş oldu.
Atatürk'ün reformları 1920'li yıllarda temel olarak kentlerde uygulamaya konuyordu. Daha sonra kırsal bölgelerde de önemli dönüşümler gerçekleşti. Özellikle de köylülerin ortaçağdan kalmış vergilendirilme sistemi kaldırıldı, tarımı desteklemeye yönelik önlemler alındı, örnek zirai kurumlar kuruldu, ülke topraklarının tamamında yüksek kalitede yollar yapıldı.
Atatürk, bu karmaşık reformları büyük bir kararlılık ve çabuklukla, zaman yitirmeden gerçekleştirdi. Tanrı vergisi olan parlak hitabet yeteneği de bu işte çok yararlı oldu. Nutuklarında "uygarlık" sözcüğü sürekli tekrarlanıyordu. Cumhurbaşkanı'nın öncelikli hedeflerinden biri de gelişmiş bir uygarlığa ve yeniliğe giden yolu izlemekti.
Atatürk'ün her zaman zorlu düşmanları oldu, uygulamaları şiddetli bir dirençle karşılaştı. Bu, özellikle de Cumhurbaşkanını kendilerini baskı altına tutmakla suçlayan İslamcılar için geçerliydi. Durum, gerçekten de böyleydi. Bu kurumların faaliyetleri, ülkede Avrupa örneğini temel alan dönüşümlerle sık sık karşı karşıya geliyordu (Hristiyan Batı ile olan bağlantıları da unutmayalım). Ama Mustafa Kemal Atatürk ileriye bakıyordu ve ülkenin, devletin ve tüm bireylerin refahı idealinin peşinden gidiyordu.
Cumhurbaşkanı bu çok uzun ve aşırı derecede zorlu yolu yalnızca olağanüstü kişisel özellikleri sayesinde aşmayı başardı. Kendisi, fazlasıyla asil bir kişiliğe sahipti. Her zaman şu kuralı izlerdi: "Bir insanın saygınlığını her halükarda korumasına olanak veriniz". Atatürk, kolay diyalog kurulabilen bir kişiydi, devlet adamlarını, bilim adamlarını ve sanatkârları misafir etmekten zevk alırdı. Görüşmeleri sırasında da bir kural olarak, Türk toplumunun önemli sorunlarını bu kişilerle tartışma fırsatını asla kaçırmazdı. Çocukları çok severdi ve sekiz çocuğu evlat edinmişti. Bunlardan biri bir çobanın oğluydu ve yedi de kızı vardı. Bu çocuklar daha sonra dünyanın en iyi okullarına ve üniversitelerine gönderildiler ve buralarda parlak bir eğitim aldılar.
Mustafa Kemal varlıklı bir insandı ve fakirlerin zihniyetine sahip kişilerin ülkeyi zenginliğe taşıyamayacağına inanmıştı. Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce arazisini hazineye ve gayri menkullerinin bir bölümünü de Ankara ve Bursa belediyelerine ve Türk Dil ve Tarih Kurumuna bağışladı. Kalanları da kız kardeşine ve evlat edindiği çocuklara bıraktı. Bu davranış, ülkenin ilk cumhurbaşkanına kamuoyu nezdinde duyulan saygıyı daha da arttırdı. Atatürk, devleti tamamiyle yeniden kurmak zorunda kaldı. Eskiden Osmanlı sultanının yetkileri çiğnenemezdi ve İslami gelenekler de kutsal nitelikteydi. Mustafa Kemal yalnızca yepyeni hayat standardları oluşturmakla kalmadı, büyük bir çoğunluk için dinin temel bir etken olduğu bir toplumda Türk vatandaşlarının zihniyetini de değiştirdi. Bu cesur dönüşümlerin önemi konusunda halkı ikna etmeyi başarmıştı. "Türk modeli" sosyal dönüşüm şu anda büyük bir değere sahip ve Özbekistan, Kazakistan ve Tacikistan gibi Orta Asya ülkelerindeki kalkınma stratejilerinin planlanmasında da bir ölçüye kadar kullanılmakta. Ancak bu ülkelerin hiç biri, Türkiye'nin 1920'li ve 1930'lu yıllarda Atatürk önderliğinde başardığı küresel ve büyük ölçekli dönüşümleri yapmakta başarılı olamadı. Türkiye Cumhurbaşkanının en büyük başarısı, özü itibariyle de görkemli olan bir ulus idealinin uygulamaya konmasıydı. Atatürk'ün "Türk Modeli", Ukrayna toplumunun çağdaşlaştırılması için enteresan bir örnektir.
http://www.byegm.gov.tr/yayinlarimiz...04x05.htm#%203


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla