• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 5 12345 SonSon
48 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    14-05-2005
    Mesajlar
    7
    Karizma Gücü
    0

    Ölünce nelerle karşılaşacağız? Kabir hayatı hakkında biraz bilgi verirmisiniz?

    Soru : Ölünce nelerle karşılaşacağız? Kabir hayatı hakkında biraz bilgi verirmisiniz?

    Cevap:
    Uykuyla hislerimiz bu dünya ile ilgilerini keser kesmez rüya aleminde ayrı şeyler gördüğümüz, farklı konuşmalar dinlediğimiz ,.., gibi, ölümle bedenden ayrılan ruhumuz, kabir alemi dediğimiz bir yeni alemle tanışır. Ölüm anında Azrail aleyhisselamı gören insan bu yeni alemde sorgu melekleriyle karşılaşılır. Müminin güzel amelleri sevgili birer arkadaş gibi onunla bu yeni hayatta birlikte olurlar.

    Kabir hayatı dünya hayatıyla ahiret arasında bir köprüdür. Bu yüzden bu hayata berzah hayatı da denilir. Bu alem her insan için farklı bir şekilde kendini gösterir. Şehitler bu hayatı öldüklerini bilmez bir halde geçirirken, ilim tahsili üzere ölenler bu alemde de ilme devam ederler. İnançsızlar için ise bu alem cehennem azabının ilk numunelerinin tattırıldığı bir azap ülkesidir.

    Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Yaşadığımız âlemden kabir âlemine yolculuktur. Ruh, Azrail Aleyhisselam vasıtasıyla "berzah alemi"ne götürülür. Bu alemde göreceğimiz ilk melek Azraildir. O, en kıymetli cevherimiz olan ruhumuzu gönül rahatlığıyla teslim edebileceğimiz güvenilir bir emanetçidir.Ölüm anında, ruh, beden hapsinden kurtulur; fakat bütün bütün çıplak kalmaz. Çünkü, "misali bir cesetle" başka bir tabirle "latif bir gılaf" ile kuşatılmıştır.

    Dünyada kaldığı sürece bedene bağlı olan ruh, ölüm sebebiyle bir derece serbest kalır. Bedendeyken görmek için göze, işitmek için kulağa, düşünmek için beyne muhtaçken, artık bu aletlerin varlığına gerek duymadan görür, işitir, düşünür ve bilir. Rüyada olduğu gibi…..Berzah, "geçit" demektir ve berzah alemi, dünya ile ahiret arasında bulunan bir "bekleme salonu"dur. Ruhlar, orada kıyameti ve dirilişi beklerler. "münker ve nekir taifesinden" olan sorgu melekleriyle karşılaşma, ilk mahkeme, ilk ceza ve ilk mükafat burada gerçekleşir.

    Berzah, başka bir tabirle kabir hayatı, hadisin ifadesiyle, "ya cennet bahçelerinden bir bahçe" veya "cehennem çukurlarından bir çukurdur."Ancak, burada azabın veya lezzetin muhatabı, cisimden mahrum kalan ruhtur. Kabir hayatından sonra, "mahşer"de, yeniden yaratılan bedenine döner, dünyada yaptıkları için o "büyük mahkeme"de hesap verir. Sonrası, ebedi cennet veya cehennemdir. Bu menzillerde lezzet de elem de hem cisimle hem de ruhla tadılır; dünyada olduğu gibi.

    Kabir hayatını yeniden diriliş takip edecektir. Ruh zaten ölmediğinden diriliş beden için söz konusudur. Ba’s (diriliş) ile ruhlar yeni bedenlerine kavuşurlar ve hesaba çekilmek üzere mahşer meydanına çıkarlar. Orada vakfe denilen bir süre kalındıktan sonra mizan safhasına geçilir. İman ile ölen ve bu mizanda sevapları günahlarından ağır gelenler ebedi saadet menzili olan cennete sevk edilirler. Küfür üzere ölenler Allah’ın azap diyarı alan cehenneme giderler. Günahları sevaplarından daha ağır gelen müminler de bu günahlarının temizlenmesi o dehşetli cehennem azabını tadarlar. Daha sonra onlar da cennete ulaşırlar.


    Alaâddin Başar (Prof. Dr.)

  2. #2
    cindycate adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2005
    Mesajlar
    3,273
    Karizma Gücü
    8
    Ben Ölüm ´den sonra yasanilanlari ögrenmeniz icin

    imam-i Gazali´nin (ölüm ve Ötesi) kitabini tavsiye ederim,en ayri inceligine kadar anlatiliyor hersey..

    Hüseyin s. erdogan ( Ölüm ve Ötesi) buda iyidir.
    CiNDYCATE
    EFELER BiRLiĞi

    Mazlumlar Yunus olarak bilir bizi
    Zalimler Yavuz olarak tanır


    "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş-Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş."


  3. #3
    Xtreme-Power adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-10-2004
    Mesajlar
    1,585
    Karizma Gücü
    0
    KABİR HAYATI

    Dünya hayatından sonra, ahiret hayatından da önce fakat ahiret hayatı içinde ele alınması gereken bir başka hayat daha vardır ki o da kabir hayatı veya "Âlem-i Berzah"denilen hayattır. Berzah, asıl manasında iki şey arasında bulunan engel, ayırıcı sınır demektir. Bu kelime Kur'an'ın "el-Mü'minûn, 23/100; er-Rahmân, 55/20; el-Furkan, 25/53" ayetlerinde "iki şey arasındaki engel" manasında kullanılmıştır.

    Râgıp, el-Müfredât adlı eserinde şöyle der: "Berzah; ahirette insan ile yüksek menzillere ulaşması arasındaki engeldir. Bu kelime, el-Beled, 90/11 ayetindeki "el-Akabe" kelimesine işarettir. Ayetin meâli şöyledir: "Fakat o, (hedefe varmak, yapılan iyiliklere teşekkür etmek için) sarp yokuşu geçemedi." Ayette bildirilen engeli ise ancak sâlihler aşabilir. Berzah'ın ölüm ile kıyâmet arasındaki engel olduğu da söylenir.

    İnsan için üç hayat vardır:

    Dünya hayatı: Ruhun cesetle birlikte yaşadığı içinde bulunduğumuz hayat.

    Berzah hayatı: Ruh, dünyada iken içinde bulunduğu cesetten ayrılmış, azab yahutta nimet içinde müstakil hale gelmiştir.

    Ahiret hayatı: Ruhların dünyada iken içinde oldukları cesetlere dönmeleri ile meydana gelen son hayat. Görüldüğü gibi Berzah hayatı, birinci hayat ile ikinci hayat arasındadır. Dünya hayatı çalışma, Ahiret hayatı ise çalışmanın karşılığını görme hayatıdır. Bu ikisi arasındaki hayat da, beklemekten ibaret olan Berzah hayatıdır (Âli İmrân, 3/185).

    Ölüm anında, ruhlar cesetten ayrılırken rahmet veya azab melekleri vasıtasıyla onlara, hallerine uygun durumlar gösterilir:

    "Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura: "Tadın Cehennem azabını. " diyerek canlarını alırken bir görmeliydin..." (el-Enfâl, 8/50, el-En'âm, 6/93-94). Ayetlerde bildirilen azab, ölüm anında kâfir ve günahkârlara yapılan azabtır.

    Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'inde (IV/288, 397) yer alan rivayetlere göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Mümin kul, dünyadan ayrılmak üzere ve ahirete yöneldiği anda ona semadan beyaz yüzlü melekler iner. Yüzleri sanki güneş gibidir. Yanlarında Cennet kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: "Ey güzel ruh, çık ve Rabbi'nin rızasına ve mağfiretine gel. " O da, ağızdan damlayan bir damla gibi çıkar. Kâfir kul dünyadan ayrılmak ve ahirete yönelmek üzere olunca, yanında kaba bir elbise olan siyah yüzlü bir melek gelir, onun görebileceği bir yerde oturur, şöyle der:

    "Ey çirkin ruh, haydi çık, Rabb'inin öfkesine ve gazabına gel. Ruh cesedden korkarak ve güçlükle ayrılır."

    Ölümden sonra berzah âleminin ikinci makamı olan kabir hayatı başlar. Kabirde ilk zamanlarda ruh cesetle birlikte bulunurlar, beraber azab ve mükâfat görürler. Daha sonra ruh cesetten ayrılır ve müstakil olur. Peygamberimiz (s.a.s.)'in ifadesine göre; "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur. " (Tirmîzî, Kıyâme, 26). Ruhun cesetle birlikte kabirde azap ve mükâfat görmeşinin bir benzeri, hepimizin zaman zaman gördüğümüz acı veya tatlı rüyalardır ki kişi kendisini sonsuz nimetler veya azap içinde görür de bunlar ancak uyanmakla sona erer.

    Kabir hayatı hakkında Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: "Ölüm meleği Mümin kulun ruhunu aldığı zaman melekler onu, göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu alır, bu kefene koyarlar. Ondan, yeryüzünde bulunan mis kokusu gibi bir koku çıkar. Onu melekler arasından geçirirken: "Bu güzel ruh nedir?" derler. Dünyada iken söylenen en güzel ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır" derler. Dünya semasına ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Nihâyet Cenâb-ı Allah: "Kulumu 'İlliyyine' yazınız. " buyurur. Bu, Cennet'in en yüksek derecesidir. "Ben onu yeryüzündeki cesedine iade edeceğim." İki melek yanına gelir ve: "Rabbin kimdir?" derler. Ruh:

    "Rabbim Allah'tır. " der. Onlar:

    "Dinin nedir?" derler. Mümin ruh:

    "Dinim İslâm 'dır. " der. Onlar:

    "Bunları sana bildiren nedir?" derler. O da:

    "Allah'ın kitabını okudum, ona inandım ve tasdik ettim" der.

    Bunun üzerine semadan bir ses gelir:

    "Kulum doğru söyledi. Cennet'te makamını hazırlayınız. Onun için Cennet'ten bir kapı açınız. der. " (et-Terğîb ve't-Terhîb,III 369)'teki bir hadiste kâfir kulun ruhunun berzah hayatı hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Ölüm meleği kâfir kulun ruhunu aldığı zaman, melekler bu ruhu onun elinde göz açıp kapayıncaya kadar bırakmazlar. Onu hemen kalın bir elbiseye koyarlar. Ondan yer yüzünde bulunan leş kokusu gibi bir koku çıkar. Onu semaya yükseltirler. Meleklerin yanından geçerken: "Bu kötü ruh kimindir?" derler. Melekler, en kötü ismini söyleyerek: "Falan oğlu falandır." derler. Onun için semanın kapısını açmasını isterler, fakat açmazlar." Bu esnada Peygamberimiz (s.a.s.) şu ayeti okudu: "Onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselmez) ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar (hiçbir zaman) Cennet'e giremezler." (el-A'raf, 7/40). Allah: "Onun kitabını en aşağı makama yazınız" der. Sonra onun ruhu uzaklaştırılır. Peygamberimiz (s.a.s.) sonra şu ayeti okudu: "...Kim Allah'a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir. " (el-Hacc, 22/31). Ruhu cesede iade olunur da iki melek (Münker ve Nekir*) gelir, yanına oturur ve:

    "Rabbin kimdir?" derler. O da:

    "Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:

    "Dinin nedir?" derler, o da:

    "Şey şey, bilmiyorum,"der. Onlar:

    "Size kim peygamber olarak gönderildi? Peygamberiniz kimdir?" derler:

    "Şey şey, bilmiyorum,"der. Bunun üzerine semadan bir ses

    "Yalan söyledi, Cehennem'deki yerini hazırlayınız." der. Onun için Cehennem'e bir kapı açarlar. Cehennem'in harareti ve kokusu gelir, kabri daralır ve onu sıkıştırır. Çirkin yüzlü ve kötü elbiseli bir adam gelir ve ona şöyle der:

    "Sana yazıklar olsun, va'd olunduğun gün işte bu gündür. " Kâfir ruh ona:

    "Sen kimsin? Çirkin yüz kötülük getirdi," der. O da:

    "Ben senin çirkin amelinim" der. Bunun üzerine:

    "Rabbim, kıyameti koparma." der. Sonra kör, sağır, dilsiz ve elinde balyoz olan birisi gelir. Elindeki bu balyozu bir dağa vursa toprak olur, ona bir vurur, toprak oluverir. Sonra onu Allah eski haline getirir, tekrar bir daha vurur. Öyle bir çığlık atar ki insanlar ve cinlerden başka her şey duyar. "

    Ruh, kabirde sorulan suallere verdiği cevaplara göre ya İlliyyîne* ya da Siccîn'e* gönderilir. Burada, yeniden diriltilecekleri güne kadar emaneten dururlar. Yeniden dirilme gününde ise Allah'ın emri ile tekrar cesetlere girerler. İyi, kötü, bütün ruhların kendi kabirleriyle alâkaları vardır. Bu alâka ile ziyaretçilerini tanırlar. Nimetlerin lezzetlerini, yahutta cehennem'in acısını yanlarında hissederler. Şehidlerin ruhları ise yeşil kuşlar gibi Cennet'lerde otlar ve Arş'ın altında asılı bulunan kandillere sığınırlar,(en-Nisâ, 4/169) Ayette Allah yolunda öldürülen şehidlerin, gerçekte, ölü olmadıkları, Allah katında Cennet nimetleriyle rızıklandırıldıkları bildirilmektedir. Ayrıca şehid ruhlarının, Cennet'te kendilerine yapılan ikramlar nedeniyle, bir daha Allah yolunda öldürülebilmek için ruhlarının cesetlerine iade edilmesini istedikleri bildirilmektedir. {Salih-i Müslim, VI, 38; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dili Kur'an Dili, II, 1229

  4. #4
    serhatkagans adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2005
    Mesajlar
    581
    Karizma Gücü
    0

    kabir azabı diye bişey yoktur..

    Alıntı jonathan1980tr tarafından gönderildi.
    Soru : Ölünce nelerle karşılaşacağız? Kabir hayatı hakkında biraz bilgi verirmisiniz?

    Cevap:
    Uykuyla hislerimiz bu dünya ile ilgilerini keser kesmez rüya aleminde ayrı şeyler gördüğümüz, farklı konuşmalar dinlediğimiz ,.., gibi, ölümle bedenden ayrılan ruhumuz, kabir alemi dediğimiz bir yeni alemle tanışır. Ölüm anında Azrail aleyhisselamı gören insan bu yeni alemde sorgu melekleriyle karşılaşılır. Müminin güzel amelleri sevgili birer arkadaş gibi onunla bu yeni hayatta birlikte olurlar.

    Kabir hayatı dünya hayatıyla ahiret arasında bir köprüdür. Bu yüzden bu hayata berzah hayatı da denilir. Bu alem her insan için farklı bir şekilde kendini gösterir. Şehitler bu hayatı öldüklerini bilmez bir halde geçirirken, ilim tahsili üzere ölenler bu alemde de ilme devam ederler. İnançsızlar için ise bu alem cehennem azabının ilk numunelerinin tattırıldığı bir azap ülkesidir.

    Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Yaşadığımız âlemden kabir âlemine yolculuktur. Ruh, Azrail Aleyhisselam vasıtasıyla "berzah alemi"ne götürülür. Bu alemde göreceğimiz ilk melek Azraildir. O, en kıymetli cevherimiz olan ruhumuzu gönül rahatlığıyla teslim edebileceğimiz güvenilir bir emanetçidir.Ölüm anında, ruh, beden hapsinden kurtulur; fakat bütün bütün çıplak kalmaz. Çünkü, "misali bir cesetle" başka bir tabirle "latif bir gılaf" ile kuşatılmıştır.

    Dünyada kaldığı sürece bedene bağlı olan ruh, ölüm sebebiyle bir derece serbest kalır. Bedendeyken görmek için göze, işitmek için kulağa, düşünmek için beyne muhtaçken, artık bu aletlerin varlığına gerek duymadan görür, işitir, düşünür ve bilir. Rüyada olduğu gibi…..Berzah, "geçit" demektir ve berzah alemi, dünya ile ahiret arasında bulunan bir "bekleme salonu"dur. Ruhlar, orada kıyameti ve dirilişi beklerler. "münker ve nekir taifesinden" olan sorgu melekleriyle karşılaşma, ilk mahkeme, ilk ceza ve ilk mükafat burada gerçekleşir.

    Berzah, başka bir tabirle kabir hayatı, hadisin ifadesiyle, "ya cennet bahçelerinden bir bahçe" veya "cehennem çukurlarından bir çukurdur."Ancak, burada azabın veya lezzetin muhatabı, cisimden mahrum kalan ruhtur. Kabir hayatından sonra, "mahşer"de, yeniden yaratılan bedenine döner, dünyada yaptıkları için o "büyük mahkeme"de hesap verir. Sonrası, ebedi cennet veya cehennemdir. Bu menzillerde lezzet de elem de hem cisimle hem de ruhla tadılır; dünyada olduğu gibi.

    Kabir hayatını yeniden diriliş takip edecektir. Ruh zaten ölmediğinden diriliş beden için söz konusudur. Ba’s (diriliş) ile ruhlar yeni bedenlerine kavuşurlar ve hesaba çekilmek üzere mahşer meydanına çıkarlar. Orada vakfe denilen bir süre kalındıktan sonra mizan safhasına geçilir. İman ile ölen ve bu mizanda sevapları günahlarından ağır gelenler ebedi saadet menzili olan cennete sevk edilirler. Küfür üzere ölenler Allah’ın azap diyarı alan cehenneme giderler. Günahları sevaplarından daha ağır gelen müminler de bu günahlarının temizlenmesi o dehşetli cehennem azabını tadarlar. Daha sonra onlar da cennete ulaşırlar.


    Alaâddin Başar (Prof. Dr.)
    yukardaki yazıda bir çok çarpıtma ve yanlış anlaşılmaya sebep olacak düşünce görüyorum..
    Kabir azabı Kuran dışıdır.İtikadî konular yorum götürmez: kesin ve açıklık ister. Allah'ın varlığı, birliği, hesap soruculuğu, cezalandırması ve ödüllendirmesi gibi konuları genel kabul, itikaddır ve bu konularda zanna yer yoktur. İTİKADÎ KONULARDA YORUMLA, İŞARETLE HÜKÜM BELİRTMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR. Mevzu ***** olan kabir azabıyla ilgili açık bir ayetin olmayışı konuyu itikat olmaktan çıkartmaktadır. Bu konuya delâlet eden hadisler ise gaybî konularda delil kabul edilemezler. Allah gavbın sahibidir. Ancak bu konuda bilgi vermek ona mahsustur. Peygamberine gönderdiği kitapta ise böyle kesin bir bilgi mevcut değildir. Ahirette azap ve mükafatlarla ilgili birçok ayet mevcut iken kabir azabı ve kabir mükafatı ile ilgili hiçbir bilgi yoktur.

    Ruh-Beden Ayrılığı Düşüncesini Kur’an Onaylıyor mu?
    Ruh-Beden ayrılığına inanışını Platon temellendirmiştir. Bu inanışa göre Ruh bedenden farklı bir biçimde Bedenden önce yaratılmıştır. Ve Beden öldükten sonra da yaşamaya devam eder. Ancak Kur’an her zaman Ruh ve Bedeni ayrılmaz bir bütün olarak zikreder. Kur’an’da Halk arasındaki tanımlanan Ruh kavramına da rastlamamaktayız. Ruh Kur’an’da Cebrail (as), Vahiy ve Allahin verdiği canlılığı tanımlayan bir kavramdır. (bknz. 17/82-89, 42/52, 97/4)

    Kur’an’da Ruh:
    Ruh kelimesi özel anlamda 3 farklı şekilde kullanılmıştır ki Rabbimiz her türlü kullanımda da müteşabih olarak Ruhu kullanmıştır. Dolayısıyla kavramın gerçek mahiyeti insan idrakinin dışındadır.

    1-İlahi Mesajın Kendisi, Sözlü ya da Yazılı Vahiy ( 42/52, 40/15, 16/2, 17/82-89, 2/87, 2/252, 5/110,58/22)

    2-İlahi Mesajı ileten Melek Cebrail (26/192-3 16/105, 19/17)

    3-Allah’ın Emirleri, Allahın emri ile oluşan canlılık birbaşka deyişle Yaşamsal Vahiy, İlahi Hayat Enerjisi (15/29, 38/72, 32/7-9)

    Kur’an’da Nefs:
    1-Kur’an’da Nefis yani bir bütün olarak insan:
    Nefs kavramıyla Rabbimiz bilinçli, arzuları kuvvetli ve zayıf yönleri olan bir bütün olarak İnsanı tanımlar.
    Lütfen Bakınız Kur’an 6/151: 2/72, 4/29, 5/32, 17/33, 18/74, 20/40, 28/18,23
    2/286: 2/233, 4/83, 6/152, 7/43, 65/7
    Ruh ve Beden “Ben”i yani Nefsi oluşturur. Ve Bütün nefisler ölümü tadacaktır...
    2-Cins (İnsan Türü) olarak Nefs:
    4/1. “Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan..” Ayrıca bakınız. 9/128, 3/163 30/21
    3- Zihin ve Düşünce (Bilinç) Olarak Nefs:2/235, 12/18, 8/72, 4/63, 27/74

    Sorular, Sorular, Sorular...
    Ayrıca burada karşılaşılan ikinci çelişki ise Kabirde Ruha mı Bedene mi azab edilecektir? Kıyamet günü sorgulanacak insan neden daha önce sorguya alınacaktır? Hangi sorular sorulacaktır? Sünnilere göre kendi mezhepleri, Şiilere göre Ehl-i Beyt’e inanıp inanmadığı bile sorulacaktır? İmamlar niye cenazeye eğilip kopya verirler?

    1-Ölüye Kopya var mı!?
    Bilinmektedir ki ölüye verilen telkin bid’attır. Dinde yeri olmayan bir uydurmadır. Bu konuda delil olarak getirilen rivayet, İbn-i Kayyım “Zad’ul Mead” isimli eserinde belirttiği gibi uydurmadır. İmam Nevevi de aynı görüştedir. Rasulün bu konudaki uygulaması cenazenin defni sırasında canlılara yapılan bir uyarıdan ibarettir. Yani Ölümün dirilere nasihat olarak hatırlatılmasıdır.

    2-Kabir Azabı İlk insanlarla Kıyamete yakın ölen insanlar arsında adaletsizlik değil mi?
    Hz. Adem (as) ile başlayan insanlık tarihi, kıyametin kopması ile son bulacağına göre binlerce yıl önce ölen günahkar biri kıyametin kopacağı güne kadar azap görecekken, kıyametin kopmasına yakın ya da çok az bir zaman kala- örneğin bir gün önce- ölen birisi, hiçbir kabir azabı görmeyecektir. Yani birisi binlerce belki de on binlerce yıl kabir azabı görecekken; kimileri de bir gün ya da daha az azap görecektir. Bu adaletsizlik olmaz mı? Allah hiç böyle haksızlık yapar mı?

    3-Kabir’de Azap olacaksa cesedi kabirde olmayanlar ne olacak?
    Kabir azabı ile ilgili hadis olduğu söylenen sözlere bakılırsa kabrin, insanın bir metre yer altında gömüldüğü yere dendiğini görmekteyiz. Şayet kabir, insanların bir metre yer altında gömülmesi ise, kabre konmayanlar kabir azabından kurtulmuş mu oluyorlar? Cesetleri yangında yanarak kül olanlar, suda boğulup kaybolanlar, vahşi hayvanlara yem olanlar veya bunlara benzer nedenlerle kabre konmamış olanlar kabir azabı görmeyecekler mi? Veya başka inanç sahiplerinin (Budistler’de olduğu gibi) ölülerini yaktıklarını ve ölünün küllerini de suya serptiklerini/attıklarını biliyoruz. Şayet, kabir (mezar) azabı varsa bunlar kabre konmadıklarından, azaptan kurtulmuş mu oluyorlar? Eğer kurtuluyorlarsa o zaman biz de kurtarmak için ölülerimizi yakmalı değil miyiz?

    Görüldüğü gibi bir prof. çıkıp kendi görüşlerini hiçbir delil göstertmeden insanlara sunmakta ve açık bir şekilde kandırmaktadır.
    Şu an vaktim olmadığı için daha fazla yazamayacağım. Ama aksini iddia eden arkadaşlar varsa Kuran ayetlerinden yola çıkarak aksini ispatlasın..
    not:yukardaki yazıda Bülent Şahin'den yer yer alıntılar yapılmıştır.

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    25-02-2005
    Mesajlar
    354
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı jonathan1980tr tarafından gönderildi.
    Soru : Ölünce nelerle karşılaşacağız? Kabir hayatı hakkında biraz bilgi verirmisiniz?

    Cevap:
    Uykuyla hislerimiz bu dünya ile ilgilerini keser kesmez rüya aleminde ayrı şeyler gördüğümüz, farklı konuşmalar dinlediğimiz ,.., gibi, ölümle bedenden ayrılan ruhumuz, kabir alemi dediğimiz bir yeni alemle tanışır. Ölüm anında Azrail aleyhisselamı gören insan bu yeni alemde sorgu melekleriyle karşılaşılır. Müminin güzel amelleri sevgili birer arkadaş gibi onunla bu yeni hayatta birlikte olurlar.

    Kabir hayatı dünya hayatıyla ahiret arasında bir köprüdür. Bu yüzden bu hayata berzah hayatı da denilir. Bu alem her insan için farklı bir şekilde kendini gösterir. Şehitler bu hayatı öldüklerini bilmez bir halde geçirirken, ilim tahsili üzere ölenler bu alemde de ilme devam ederler. İnançsızlar için ise bu alem cehennem azabının ilk numunelerinin tattırıldığı bir azap ülkesidir.

    Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Yaşadığımız âlemden kabir âlemine yolculuktur. Ruh, Azrail Aleyhisselam vasıtasıyla "berzah alemi"ne götürülür. Bu alemde göreceğimiz ilk melek Azraildir. O, en kıymetli cevherimiz olan ruhumuzu gönül rahatlığıyla teslim edebileceğimiz güvenilir bir emanetçidir.Ölüm anında, ruh, beden hapsinden kurtulur; fakat bütün bütün çıplak kalmaz. Çünkü, "misali bir cesetle" başka bir tabirle "latif bir gılaf" ile kuşatılmıştır.

    Dünyada kaldığı sürece bedene bağlı olan ruh, ölüm sebebiyle bir derece serbest kalır. Bedendeyken görmek için göze, işitmek için kulağa, düşünmek için beyne muhtaçken, artık bu aletlerin varlığına gerek duymadan görür, işitir, düşünür ve bilir. Rüyada olduğu gibi…..Berzah, "geçit" demektir ve berzah alemi, dünya ile ahiret arasında bulunan bir "bekleme salonu"dur. Ruhlar, orada kıyameti ve dirilişi beklerler. "münker ve nekir taifesinden" olan sorgu melekleriyle karşılaşma, ilk mahkeme, ilk ceza ve ilk mükafat burada gerçekleşir.

    Berzah, başka bir tabirle kabir hayatı, hadisin ifadesiyle, "ya cennet bahçelerinden bir bahçe" veya "cehennem çukurlarından bir çukurdur."Ancak, burada azabın veya lezzetin muhatabı, cisimden mahrum kalan ruhtur. Kabir hayatından sonra, "mahşer"de, yeniden yaratılan bedenine döner, dünyada yaptıkları için o "büyük mahkeme"de hesap verir. Sonrası, ebedi cennet veya cehennemdir. Bu menzillerde lezzet de elem de hem cisimle hem de ruhla tadılır; dünyada olduğu gibi.

    Kabir hayatını yeniden diriliş takip edecektir. Ruh zaten ölmediğinden diriliş beden için söz konusudur. Ba’s (diriliş) ile ruhlar yeni bedenlerine kavuşurlar ve hesaba çekilmek üzere mahşer meydanına çıkarlar. Orada vakfe denilen bir süre kalındıktan sonra mizan safhasına geçilir. İman ile ölen ve bu mizanda sevapları günahlarından ağır gelenler ebedi saadet menzili olan cennete sevk edilirler. Küfür üzere ölenler Allah’ın azap diyarı alan cehenneme giderler. Günahları sevaplarından daha ağır gelen müminler de bu günahlarının temizlenmesi o dehşetli cehennem azabını tadarlar. Daha sonra onlar da cennete ulaşırlar.


    Alaâddin Başar (Prof. Dr.)
    Çok güzel.paylaşım için tebrik ederim.Bazılarının inkar gözlüğü üzerinde.Yazıda hakikatsız bir şey göremedim.Akıl ve kalp ile bakılacak olursa anlaşılır ama gözle bakılırsa anlaşılmaz.Göz denen görme aletinin ulaştığı yere elimde ulaşır diye uzatan ahmaklığını ilan etmiş olur.
    Rahmet-i İlâhiyeden ümit kesilmez.Cenâb-ı Hak, bin seneden beri Kur'ân'ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların(Türk Milletinin) muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla inşaallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir.

  6. #6
    cindycate adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2005
    Mesajlar
    3,273
    Karizma Gücü
    8
    Allahin Adaletinden süphenmi varki sen birisine az ceza veriliken digerine cok verilecek gibi bi tezi atabiliyosun ortaya.
    CiNDYCATE
    EFELER BiRLiĞi

    Mazlumlar Yunus olarak bilir bizi
    Zalimler Yavuz olarak tanır


    "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş-Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş."


  7. #7
    serhatkagans adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2005
    Mesajlar
    581
    Karizma Gücü
    0
    Kabir azabının olmadığına dair Kurandan ayetler..
    biraz Kur’an okuyalım;
    Rahman Rahim Allah Adına;
    16/21 Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerine dair şuurları da yoktur.
    Yukarıdaki ayet-i kerime açıkça bizlere ölülerin diriliş saatine yani kıyamete kadar şuursuz bir halde bir yokluk içinde olacaklarını bildirmektedir. Şuursuz bilinçsiz nefsimizin yani kişiliğimizin kabirde sorgu suale çekilmesi düşünülebilir mi?

    44/56- Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar.
    Bu ayete göre eğer insanlar kabirde diriltilirlerse iki defa ölümü tatmış olurlar ki bu, ayete terstir.
    Ayrıca İnsanlar kabirde hesaba çekilirlerse ahiretteki hesaba çekilme, ahirette hesaba çekilirlerse kabirdeki hesaba çekilme gereksizdir. Eğer kabirde de ahirette de hesaba çekilirlerse bir fiilden dolayı iki defa hesaba çekilmiş olurlar ki bu da anlamsız olur. Ancak Kur’an der ki sorgulanma ancak ahirettedir...

    40/11- Onlar: "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı itiraf ettik, bir daha çıkmaya yol var mıdır?" derler.
    Yukaridaki ayet cehennemliklerin içlerinde bulunacakları durumu tasvir etmektedir. Bu ayette iki defa ölümden ve iki defa diriltilmekten bahsedilmektedir. Bu ayet genel kabule göre şu anlama gelir: anne rahmine düşmeden önceki yokluk durumu yani ölüm hali(1. Ölüm), Doğduktan sonraki diri halimiz(1.Diriliş) Ecelimizle ölmemiz (2. Ölüm) ve Kıyamet günü yeniden Diriltilmemiz. (2.Diriliş) Eğer Kabir azabı olsaydı üç defa ölüm üç defa diriliş yaşamamız gerekirdi...

    17/52. Sizi çağırdığı gün, O'na hamd ederek davetine
    uyarsınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldığınızı
    sanırsınız.
    Yüce Rabbimiz bu olayı da uykuya benzetir. Nasıl saatlerce uyduğumuz halde zaman kavramını yitirip bir göz kırpması kadar uyuduğumuzu sanırız. Benzer şekilde öldükten sonra diriltilinceye kadar bir yokluk yaşarız.

    6/60 O'dur, geceleyin sizi öldüren, gündüzün ne işlediğinizi bilen, belli yaşam süresi dolsun diye gündüzleyin sizi dirilten... Sonra dönüşünüz O'nadır ve yaptıklarınızı size haber verecektir.
    Yukarıdaki ayette dikkati çeken diğer bir nokta da Rabbimizin ancak Ahirette diriltildiğimizde bizlere iyi ve kötü amellerimizi bildireceğidir. Bu bilgi aşağıdaki ayetlerle bütünlüklü olarak okunduğunda daha bariz biçimde anlaşılmaktadır. Ama Kabir hayatı inanışında bunun tam tersi bir durum söz konusudur. Kur’an okumaya devam edelim;

    36/51. Sura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak
    çıkarlar.
    36/52 "Vay halimize" derler, "Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti."
    Yukarıdaki ayetlerde de büyük bir şaşkınlık ve pişmanlık görülüyor. Ancak insanlar kabir azabı gibi bir ön hazırlık azabı çekseler hiç te şaşırmazlardı inkar ettikleri şeylerin gerçek olduğuna!! Kur’an’a geri dönelim:

    79/42 Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar.
    79/43 Onu bildirmek, (ey Muhammed) senin görevin değildir.
    79/44 Onun bilgisi Rabbine aittir.
    79/45 Sen sadece kıyametten korkanı uyaransın.
    79/46 Kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar.
    Akla şu soru geliyor. Akıl almaz işkenceler geçiren biri için bir dakika bile yıllar kadar geçmek bilmez bir süreyi ifade ettiği halde Rabbimiz bu dünyada insanların geçirdiği süreyi (Canlı ve Cansız olarak geçirdiğimiz Dünya süresini) çok kısa bir süre olarak tasvir eder.

    Bir de şu ayete bakalım:
    2/259 Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mı? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız kemiklerine bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi.

    Ayette görüldüğü gibi ölümü ve dirilişi merak eden şahıs Allah tarafından öldürülüyor ve tekrar diriltiliyor. Ne kadar kaldın sorusuna verdiği cevap ise gayet açık: Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi.

    Vahye kulak vermeye devam edelim:
    82/4. Kabirlerin içi dışa çıktığı zaman,
    82/5. İnsanoğlu, ne yaptığını ve ne yapmadığını görür.

    Ama kabir azabı inancına göre kişi zaten daha kabirde ne yaptığını ne yapmadığını görmüş bundan dolayı azaba ya da mükafata tabi tutulmamış mıydı?!

    100/9-10. İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve
    kalplerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın
    geleceğini bilmez mi?

    Ama kabir hayatı inancına göre kalplerde olanlar bir sorgulama ile ortaya çıkarılmıyor mu?
    3/185. Her insan ölümü tadacaktır. Kıyamet günü,
    ecirleriniz size mutlaka ödenecektir. Ateşten
    uzaklaştırılıp cennete sokulan kimse artık kurtulmuştur.
    Dünya hayatı, zaten, sadece aldatıcı bir geçinmeden
    ibarettir.
    Kur’an ecirlerimizin kıyamet günü ödeneceğini söylerken Kabir hayatı inanışına göre ecirlerimizden dolayı kabrimizin cennet bahçelerinden bir bahçe olması ecirlerimizin kıyamet gününden önce ödeneceği anlamına gelmez mi? Bu Kur’an’ın söylediğinin zıttı bir sonuç değil mi?
    Kur’an’ın bu ölüm kıyamet ve ahiretle ilgili tüm ayetlerinde hesabın ahirette verileceği vurgulanırken yargısız bir infazı andırırcasına “ölmüş” bedene nasıl sorguda bulunulur? Allah (cc)’ın aşağıdaki ayetlerinde belirttiği gibi yok iken bizi bu dünyada ruh ve bedenimizle bir bütün olarak var edip bizi canlı kılan Rabbimiz aynı şekilde bizi yaratmadan önceki halimize döndürüp öldürmektedir. Yani yokken var ettiği gibi Varken yok etmektedir. Ve yokluktan tekrar kıyamet günü var edecektir.

    30/25. Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile ayakta durması
    O'nun varlığının belgelerindendir. Sonra sizi
    kabirlerinizden bir çağırmaya görsün, hemen
    çıkıverirsiniz.
    30/26. Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na
    boyun eğmiştir.
    30/27. Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten
    O'dur. Bu, O'nun icin daha kolaydır. Göklerde ve yerde
    olan en üstün sıfatlar O'nundur. O, güçlüdür, Hakimdir.
    22/6-7. Bunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri
    dirilttiğini, gücünün her şeye yettiğini, şüphe götürmeyen
    kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı
    dirilteceğini gösterir.

    Yukarıdaki apaçık ayetler kabirde bir hayat olmadığını kabirlerde olanın kıyamet günü diriltileceğini söylüyorlar...

    Bir de Kabir azabına delil olarak bulunabilen ve Kur’an Bütünlüğünden Cımbızlanarak kelami polemklerde argüman olarak sunulmaya çalışılan Kur’an’daki tek ayete bakalım:
    Mümin 40/45-46;
    “Allah onu (kavminin) şeytani tuzaklarından korudu. Firavunun ailesi ise şiddetli bir azabın pençesine düştü (öteki dünyadaki) ateş (in ki o ateşe) sabah akşam rastgele sokulacaklar: Nitekim Son Saatin gelip çattığı Gün (Allah) “Firavun ailesini en şiddetli azabın içine atın! (buyuracaktır). (Muhammed Esed Meali)

    40/45. Allah o (muttaki) adamı, kurmak istedikleri tuzaktan korudu.
    Kötü azap Firavun'un adamlarını sardı.
    40/46. Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet
    çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına
    sokun"denir. (Diyanet Meali)

    Yukarıdaki ayetteki azabın kıyamette olacağı anlamı çıkmaktadır. Ancak azap kıyamette verilmese de kabir azabına delil olamaz. Çünkü Kur’an ayetleri bir birini açıklar. Sabah-akşam tabiri Arapça’da süreklilik anlamında kullanılır. 6/52. Sabah akşam, Rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma.” Ya da 18/28. “Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret.” Ayetlerinde kullanıldıkları gibi.

    Ayrıca Kafirler bu dünyada da azaba çarptırılırlar:
    3/56-Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda
    hükmedeceğim. _inkar edenleri de dünya ve ahirette
    şiddetli azaba uğratacağım. Onların hiç yardımcıları
    olmayacaktır."

    9/55. Artık onların malları ve çocukları seni
    imrendirmesin. Allah bunlarla onlara dünya hayatında
    azap etmek ve canlarının inkarcı olarak çıkmasını ister.

    9/74.Allah ve peygamberi bol nimetinden onları zenginleştirdi
    ve öç almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse iyiliklerine
    olur; şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünya ve
    ahirette can yakıcı azaba uğratır.

    9/85. Malları ve çocukları seni hayrete düşürmesin; Allah
    bunlarla onlara dünyada azap etmek ve canlarının inkarcı
    olarak çıkmasını ister.

    13/34. Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı
    ise daha çetindir. Allah'a karşı onları bir koruyan da
    yoktur.
    Dolayısıyla Kabir azabına delil olabilecek Kur’an’daki tek ayet te Kur’an bütünlüğünde diğer ayetlerin açıklayıcılığı ile anlaşılmalıdır.

    Kur’an dışı bir inanç olan Kabir hayatında azap ya da mükafat inancına Kur’an öncesi Vahiy metinlerinde de rastlanmamaktadır. Muhtemelen Bu inanış, İslam inancının Hz. Muhammed sonrası geniş coğrafyalara yayılma süreciyle beraber Tanışılan İran inanışlarından etkilenme sonucu Müslümanların gündemine girmiştir. Ayrıca insanları günahlardan sakındırmak için etkili bir korku aracı olarak kullanılmıştır. Çünkü avami yığınları görmediği ve gerçekleşmesi sonra olacak olan Kıyamet ve Ahiretle korkutmak ve uyarmaktansa her an hayatın içinde olan somut mezarlarda azap görüleceği inancı daha etkili olmaktadır. Ancak Gaybla ilgili zan barındıran bu tür inanışlar dinin masallaşmasına, bir korku sistemi olmasına yol açmaktadır. Dokuz tahta altında yılanlarla boğuşmak ve meleklerin demir topuzları altında parçalanmak tehdidi insanlara din diye sunulmaktadır. Yapılması gereken tek şey İnançların Rabbimizin Koruduğu Kur’an’la belirlenmesidir.

    Bülent Şahin

  8. #8
    cindycate adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-01-2005
    Mesajlar
    3,273
    Karizma Gücü
    8
    Kuran-I Kerim den örnekler vererek Azab cesitleri hakkinda bilgi vermek isterim

    DÜNYA AZABI

    10/98: ...İnandıkları zaman, onların üzerinden Dünya hayatındaki horlayıcı azabı kaldırdık.
    13/33,34: Allah'a şirk (ortak) tanıdılar... Dünya hayatında bir azab var onlar için, ahiret azabı ise çok daha şiddetlidir.

    Ayetlerden Dünyada da bir azabın var olduğunu öğrenmekteyiz. " Evvelce geçim sıkıntısı, fakirlik çekerek horlayıcı azabı tatmakta idiler. Ancak hatalarından dönüp tövbe ederek iman ettiklerinde, memleketlerine ve kendilerine nimetler ihsan ederek onları geçim sıkıntısından ve fakirlikten kurtardık, refah dolu bir hayatla ödüllendirdik. "

    Allah'a ortak koşanlara, muhakkak ki Dünyada da bir azab ve sıkıntı vardır. Ahirette ise bu azabın daha şiddetlisini tadacaklarını Kur'ân bildirmektedir.

    KABİR AZABI

    40/4546: ... Firavûn ailesini de azabın en beteri kuşattı. (Kabir de) Sabah akşam ateşe arz olunurlar. Kıyamet koptuğu günde şöyle denir: Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!

    Kur'ân'a göre kabir azabı vardır. Ancak iç
    yüzünü ve özelliklerini Cenâbı Allah bilmektedir.

    CEHENNEM AZABI

    67/6 : Rablerine karşı nankörlük edenler için cehennem azabı vardır...
    29/54: Azabı senden acele istiyorlar. Oysa cehennem, o küfre sapanları çepeçevre kuşatmış bulunuyor.

    Ahirette, Dünya hayatımızdaki yaşamımızdan dolayı hesaba çekileceğimiz Kur'ân da açıklanmıştır. Sınavı kazananların cennete gireceği; işlediği günahlardan dolayı sınavı kaybedenlerin ise cehennemlik olacağını biliriz. Cehennem azabının nasıl olacağı açıklanmamış olmakla beraber, şiddetli bir sıkıntı ve eziyete tabi olunacağını Kur'ân belirtmiştir. Nefislerini bu Dünyada arındırmayarak olgunlaşmamış olanlar, cehennem azabı ile bir tedaviye, bir işleme tabi tutulacaklardır. Bu kula uygulanan bir ceza unsuru değil onu arındıran, şeffaflaştıran bir işlem olacaktır. Cenâbı Allah'ın her varlık için sınırsız olan rahmeti, bütün alemlere ve cehennemdekilere de ulaşacaktır.

    bu durumda kabir azabi diye bisey yok demek bence biraz cahillik olur.
    CiNDYCATE
    EFELER BiRLiĞi

    Mazlumlar Yunus olarak bilir bizi
    Zalimler Yavuz olarak tanır


    "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş-Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş."


  9. #9
    intergalactic adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-05-2005
    Mesajlar
    740
    Karizma Gücü
    0
    kabir azabının önceden ölenlere daha uzun çektirileceği yanlış bir düşünce zira kuranda ölümden yeniden diriliş zamanına kadar geçen sürenin çok çok kısa olduğu açıkça yazmakta, (ayeti hatırlamıyorum ama) insanlara o sürenin 1 gün veya günün bir kaç saati kadar kısa geleceği yazıyor. yani bir haksızlık falan yok.
    bu ayrıca başka bir soruyu da kısmen yanıtlıyor: kıyametin ne zaman kopacağını merak etmenize çok gerek yok, nihayetinde siz öldükten çok çok kısa süre sonra kopacak.

    zaten esas ceza ve mükaffat kıyamet gününden sonra olacak.
    meshebcilik nedeniyle ortaya çıkan saptırmalardan ve din dışı uygulamalardan ben de rahatsız oluyorum. zira sonradan Tabiki Kuran'a değil ama islam dinine bazı yanlış ve islam ile ilgisi olmayan çok sayıda adet sokulmuş. bunlar arkadaşın dediği gibi antik yunan felsefesinden tutun da şamanist geleneklere kadar uzanıyor.
    bu nedenle dinimizi, hristiyanlığı ve museviliği oyuncak din haline getiren bu yanlışlardan korumamız ve uzak tutmamız çok önemli.

    ölümü düşünmek tabi ki önemli ama bence ölümü düşünmekten veya orda ne olacağı hakkında fikirler üretmekten çok oraya hazırlanmak daha önemli. yani iyilerin ne olacağını kötülerin ne olacağını düşünmek yerine nasıl daha iyi olacağımızı düşünmemiz daha yararlı olur diyorum.

  10. #10
    Xtreme-Power adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-10-2004
    Mesajlar
    1,585
    Karizma Gücü
    0
    KABİR AZABI.

    Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek, kendisine gelerek; "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir: Dinin nedir?" diye sorarlar. İman ve güzel amel sahipleri bu gibi sorulara doğru cevap verirler. Bu gibi ölülere cennet kapıları açılır ve Cennet kendilerine gösterilir. Kâfir veya münafık olanlar ise bu sorulara doğru cevap veremezler. Onlara da Cehennem kapıları açılır, oradaki azap kendilerine gösterilir. Müminler nimet içerisinde, sıkıntısız ve huzurlu yaşarken, kâfir ve münâfıklar ise kabirde azap göreceklerdir (bk. ez-Zebîdî, Tecrîdi Sarih, terc. Kamil Miras, Ankara 1985, IV 496 vd.).

    Kabirde azap ve nimetin varlığını gösteren birtakım ayet ve hadisler vardır. Bir ayet-i kerimede; "Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe atılırlar. Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun" (el-Mümin, 40/46) buyurulur. Buna göre kıyamet kopmadan önce de yani kabirde de azap vardır. Peygamber efendimiz; "Allah, iman edenlere bu dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder" (İbrahim, 14/17) ayetinin kabir nimeti hakkında indiğini açıklamıştır (Buhârî, Tefsîr, sure: 14).

    Kabir azabı ile ilgili hadis kitaplarında pek çok hadis-i şerif zikredilmektedir.

    Bunlardan bir kaçı şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26) buyurmuşlardır.

    Hz. Peygamber diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur" (Tirmizî, kıyamet, 26).

    Başka bir hadiste de şöyle buyurur: "Ölü mezara konulunca, birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye derler ki: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" O da şöyle cevap verir. "O, Allah'ın kulu ve Resuludur. Ben şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed de O'nun kulu ve elçisidir. Bunun üzerine melekler; Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik", derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: " Yat ve uyu " derler. O da; "Aileme gidin de durumu haber verin" der. Melekler ona; "Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et" derler. Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" Münâfık da şöyle cevap verir: "Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum. Melekler ona; "Böyle diyeceğini zaten biliyorduk" derler. Daha sonra yere "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" diye seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder" (Tirmizi Cenâiz 70).

    Kur'an'da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle buyurulur: "Allah yolunda öldürenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilâkis onlar diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar" (Âlu İmrân, 3/169), "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilâkis onlar dirildirler. Fakat siz farkında değilsiniz." (el-Bakara, 2/154).

    Kabir azabının yalnız ruha mı, yoksa bedene mi, yahut da her ikisine mi yapılacağı konusu bilginler arasında tartışmalıdır. Bu azabın hem rûha, hem de bedene yapılacağı görüşü tercihe şayandır. ancak azabın niteliği hakkında fazla bilgi yoktur. Rûhun gerçeği üzerinde de görüş ayrılıkları vardır. Bir görüşe göre ruh lâtif (ince, şeffaf, nüfuz kabıliyeti olan) bir cisimdir. Yaş ağaca suyun nüfûzu gibi bedene nüfûz etmiştir. Allah, rûh cesette kaldığı sürece hayatı devam ettirmeyi âdet kılmıştır. Ruh cesetten çıkınca ölüm hayatı ortadan kaldırır. Başka bir görüşe göre de, ruh ceset için güneşin ışıkları gibidir. Mutasavvıflar bu görüşü benimsemişlerdir. Ehl-i Sünnete mensup bir topluluk, gülsuyunun güle sirâyet ettiği gibi, rûhun da bedene sirâyet eden bir cevher olduğunu söylemişlerdir (Aliyyu'l-Kâri, Fıkh-ı Ekber Şerhi, terc. Y. Vehbi Yavuz, İstanbul 1979, s. 259). Ayette şöyle buyurulur: "De ki ruh, Rabbimin bildiği bir iştir. Size bu konuda pek az bilgi verilmiştir" (İsrâ, 17/85).

    Ebû Hanife'ye göre, peygamberler, çocuklar ve şehitler kabir sorusu ile karşılaşmazlar. Ancak Ebû Hanîfe kâfirlerin çocuklarına kabirde soru sorulması, Cennete girmeleri ve onlarla ilgili benzeri bazı soruları cevapsız bırakmıştır (Alliyü'l-Kâri, a.g.e, s. 252-253).

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Kurban etlerinin tüketimi hakkında biraz bilgi
    2006 Konuları bölümünde Ali tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 28.01.06, 17:13

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •