• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
16 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor

Konu: kader...

  1. #1
    psycholog adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-02-2005
    Mesajlar
    234
    Karizma Gücü
    0

    kader...

    merhaba sevgili arkadaşlar kader konusunda kafama takılan çeşitli sorular var buradaki bilgisi olan arkadaşlar bilgi verirlerse sevinicem.

    kadere hepimiz inanıyoruz Allah bizi bu dünyaya sınav için gönderdi biz de bu sınavda sevaplarımızla ölümden sonra O'nun cennetine girmek için hayırlı bir kul olmak arzusundayız.fakat şöyle bir soru akla geliyor; biz doğduğumuzda Allah bizim ölümümüzden sonra ne kadar günahımız olacağını ne kadar sevabımız olacağını biliyor ve daha doğumumuzda bizim ölümden sonra cennete mi cehenneme mi gideceğimizi biliyor peki biz burda yani bu dünyada sonucu belli olan bir sınava mı giriyoruz ya da Allah kullarının cennete ya da cehenneme gideceğini bildiği için onların doğumlarından itibaren cennetine ya da cehennemine alabilir miydi beni bu konularda bilgilendirirseniz sevinirim teşekkürler...

  2. #2
    harikaweb adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-04-2005
    Mesajlar
    270
    Karizma Gücü
    0
    Kadere iman, insan için, en büyük huzur kaynağıdır. Mümin olan insan, gerek kendi nefsinde gerek dış âlemde gördüğü bütün tanzim ve takdirlerin nice hikmetlerle dolup taştığını ve hepsinin de rahmeti netice verdiğini düşünür. "Kaderin her şeyi güzeldir" diyerek, başına gelen her türlü hâdisenin altında rahmet ve hikmeti arar.

    Dünya ve âhiret saadeti için gerekli her teşebbüsü yapar ve sonunda Allah’ın rahmet ve keremine itimat eder, huzur bulur!.Kaybettiğine gam çekmez. Geçmişte kaçırdığı fırsatlara ‘ah!’ etmez. ‘Şöyle olsaydı böyle olmazdı!’ yahut, ‘böyle olmasaydı şöyle olurdu!’ gibi lâfların ruha sıkıntı vermekten öte bir fayda sağlamadığını bilir. Mazinin yükünü sırtından atar. Allah’a güvenerek istikbale doğru yol almaya koyulur, huzur bulur!...

    Allah’ın kendisine lütfettiği nimetlerle, servetlerle, kabiliyetlerle övünmez, gururlanmaz. Her hayrı Ondan bilir, huzur bulur!.Kadere inanmayanlar insanlığa neyi takdim ediyorlar?

    Çalışmayıp, tembelce oturmayı mı? Yoksa, sebeplere teşebbüs etmekle birlikte sonra neticeyi rıza ile karşılamayıp üzülmeyi, dövünmeyi mi?.. Bunda insanlığı ıstıraba sürüklemenin ötesinde ne fayda umuyorlar?!.Hassas ruhu ve tahammülsüz bedeni ile, şu aciz insanı nasıl bu ağır yükün altına sokuyorlar!?Yoksa huzursuz, asabi ve isyankâr ruhlardan, kendi yıkıcı emelleri hesabına bekledikleri bir şeyler mi var?
    CaNı SıKıLaNLaR BirLiĞi>off deme ohh dee



    VaMPiR AVCISI


    Eğer şehit olunacaksa vatan için , bundan korkanlar varsa mesajım onlara : "Yatağımda huzur içinde öleceğime cephede kahpe bir düşman mermisiyle ölmeyi tercih ederim".

  3. #3
    heza adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    23-08-2004
    Mesajlar
    40
    Karizma Gücü
    0
    Allah C.C. insanı yaratınca kendi kaderini çizme şansıda vermiştir.Cennete gitmek yada gitmemek senin elindedir.Allah sana akıl vermiştir yapacağın her hareketin kararını sana bırakmıştır.Sen uçurumdan atlarsan öleceğini biliyorsun seni kolundan tutup uçurumdan atan yok değilmi oradan atlayıp atlamamak senin vereceğin bir karar.Yani sen kaderin arkasına saklanıp her yapacağın davranışı ona yüklersen yanlış düşünmüş olursun.
    Bu benim fikrim tabiiki herkesin fikrine de saygılıyım.

  4. #4
    dpserkan adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-08-2004
    Mesajlar
    260
    Karizma Gücü
    0
    Arkadaşımız aslında çok önemli bir konuyu tartışmaya açmı. Umarım bölümün ağır topları da tartışmaya bir an önce katılır.

    determinacy / spontaneity Yani belirlenmişlik ve kendiliğindenlik kavramları açısından bu konuyu değerlendirmek gerekir. Eğer herşey önceden belirlenmişse o zaman insan bir kukla gibidir, dolayısıyla yaptıklarından da sorumlu tutulamaz çünkü sorumlu değildir. Peki insana sınırlı bir seçme hakkı tanındıysa, Tanrı insanı belli durumlarda özgür bırakıyorsa ve insan özgür iradesiyle karar veriyorsa, bu durumda Tanrı'nın her şeyi bilen Omniscient olma prensibiyle çelişki doğar.

    Bu konu kesinlikle karmaşık ve çözülmesi zor bir konudur. (Allah'ın vardır bir hikmeti deyip işin içinden çıkmazsanız.)
    "Gödel Escher Bach" okuyan var mı?

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    19-07-2004
    Mesajlar
    153
    Karizma Gücü
    0
    sevgili kardeşim. kader konusunda ilim maluma tabidir düsturu kabul edilir. bu düstura göre Allahu teala bizim başımıza gelecek herşeyi önceden bilmektedir. o yüzden bizim başımıza gelecekleri bizim yapacaklarımız doğrultusunda yaratmıştır. bizde bir cüz-i irade vardır. bu cüz-i irademizle seçim haklarımız vardır ve iyi ile kötü arasında tercihler yaparız. işte bu yapacağımız tercihleri Allahu teala ezelde zaten bildiği için bizim kaderimizi bizim tercihlerimize göre yaratmıştır . yani Allah bizim başımıza gelecekleri biliyor .ama karışmıyor , karışmıyor derken önceden kaderimizi yarattı ve şimdi onu yaşamamıza izin veriyor . biz de cüz-i irademizle şekillendirdiğimiz kaderimizi yaşıyoruz.

    umarım açıklayıcı olmuştur. istersen devam edebiliriz.
    Aklın kabul edebileceği tek mükemmel din islamiyettir


    penguen kardeşliği

  6. #6
    Xtreme-Power adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-10-2004
    Mesajlar
    1,585
    Karizma Gücü
    0
    Varlık âleminin başlangıcından sonuna, yani ezelden ebede kadar olacak şeylerin; zamanını, yerini, niteliğini, özelliklerini, kısaca ne, nerede, ne zaman ve nasıl olacaksa, olmadan önce bunların hepsini Allah'ın bilmesine "kader" ve herşeyin zamanı gelince O'nun bilgisine uygun olarak var olmasına da "kaza" denir. Ya da tersine, birincisine "kaza", ikincisine "kader" denir. Dilimizde "takdir-i ilâhî", "alın yazısı" ve "kader" olarak anılır."Felek" de bazen "kader" anlamlarında kullanılır. Bu anlamda "zalim felek" demek, Allah'ın takdirini adaletsiz saymak olacağından, bilgisizce söylenmiş, küfür bir söz olur.

    Kader'e inanma, iman esaslarının en önemlilerindendir. Çünkü imanın diğer şartlarına sağlam olarak inanmak da, kadere inanmaya bağlıdır. Meselâ kadere inanmayan, Allah'ın herşeyi bilebileceğine de inanmamış olur. Ya da tersinden söylersek, Allah'ın herşeyi bilebileceğine inanan kadere de inanmış olur. Zaten kader, herşeyin nasıl ve ne zaman olacağını bilmek demektir.

    Kader Allah'ın bilme sıfatıyla ilgili olduğu gibi, dileme ve yaratma sıfatıyla da ilgilidir. Yani Allah bir şeyin olmasını ya da olmamasını diler, o şeyin ne zaman ve nasıl olacağını bilir, zamanı gelince de onu, önceden dilediği ve bildiği şekilde yaratır. Işte kaderi kabul etme, aslında bunları kabul etme demektir.

    Kader meselesi iyi kavranıldığında, "tesadüf" denen birşeyin olmadığı, en küçügünden en büyügüne kadar her olayın bir sebepler zincirine bağlı olarak meydana geldiği ve bu zincirin başında Allah'ın bulunduğu anlaşılır. Hattâ bir yaprağın agaçtan düşerken sağa sola dönmesi bile bir takdirin gereğidir. Olaylar zinciri üzerinde kafa yoran herkes bunu kavrayabilir.

    Kader meselesi iyi kavranılmayınca, bazı konularda insan işin içinden çıkamaz. Bunlardan birisi de rızık meselesidir:

    Her canlının rızkını Allah kendi üzerine aldığını bildirmiş, Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: "Cebrail kalbime fısıldadı ki, hiçbir canlı rızkını tastamam kullanmadıkça ölmeyecektir. Öyleyse Allah'tan korkun ve rızkınızı güzel yollarla arayın" (Benzer hadîs için bk. Ibn Mâce, Ticaret H. No. 2144; Diğer bir hadiste de şöyle buyurulur:"Rızık gelmedi demeyin, çünkü hiç bir kul, kendisinin olan son rızık da ona ulaşmadıkça ölmez. Öyleyse Allah'tan sakının ve onu güzel yollarla, yani helali alıp haramı terketmekle arayın. (Hakim Beyhakî) Feyzu'I-Kadir VI/4O1 ) Buna göre birisi çıkıp, çalışmama gerek yok, benim için takdir edilen rızık nasıl olsa beni bulacaktır, derse durum ne olur? Hemen söylemek gerekir ki, kadere inanmak nasıl dinî bir emirse, çalışıp çabalamak da böyle dinî bir emirdir. Yani biz rızkımızı artırmak için değil, yaratıcımızın emri olduğu için çalışırız. Sonra Kaderin bir boyutu da herşeyin bir sebebe göre yaratılmasıdır. Bizden çalışmamızın istenmesi, belki de o çalışmamızın, rızkımıza sebep yapıldığındandır.

    Rızık meselesine gelmişken bir noktaya daha değinmeliyiz: Rızık insanın doğumundan ölümüne kadar kullanacağı yiyecek, içecek ve giyeceklerdir. Insanın kullandığı bu tür dünya nimeti ona bir başkası aracılığı ile de gelmiş olabilir. Ancak, biraz önce de söylediğimiz gibi, sebepler zincirinin başında Allah vardır. Öyleyse teşekküre asıl lâyık olan O'dur. Insana sadece araç olduğu için teşekkür edilir. Allah'ın bu insan için yazdığı ve yola çıkardığı rızık ona bu yolla gelmeseydi, mutlaka bir başka yolla gelecekti. Tıpkı bir kralın, hizmetçisiyle birisine hediye göndermesi gibi. Onun için bizim bütün nimetleri Allah'tan bilip O'na teşekkür etmemiz gerektiği gibi, insanların rızkımıza engel olmalarından da korkmamamız ve bu yüzden insanlara kulluk etmememiz gerekir. Ölüm olayı da aynen bunun gibidir. Öldüren sadece Allah'tır ve ölüm ne zaman takdir edilmişse o zaman gerçekleşecektir. Ancak insanlar kendilerini ölüme atmamakla emrolunmuşlardır. Artık cesaretli olmak gereken yerde korkmanın da hiçbir önemi yoktur.

    Allah'ın her şeyi önceden takdis etmesi bizi bağlamak olmaz mi? Nasıl olsa O'nun takdiri dışına çıkamayacağımıza göre, bizi yaptıklarımızla sorgulaması adalete nasıl yakışır? sorusu, kader konusunda inceden inceye düşünmeyen herkesin kafasını meşgul eden bir sorudur. Bunu tek cümle ile: "Bir şeyin nasıl olacağını bilmek, o şeyi öyle olmaya mecbur etmek demek değildir" diye cevaplayabiliriz. Yani Allah (c.c.) neyin iyi, neyin kötü olduğunu bildirmişve insana iyiyi de kötüyü de dileyebilme (irade) ve yapma gücü vermiştir. Dolayısı ile insanın, kötüyü dilemesi ve yapması halinde cezalandırılması normaldır. Meselâ bir tanıdığımızın, bir hafta sonra sabah uçagı ile Ankara'ya gideceğini, orada bir genel müdürle görüşüp Eskişehir'e geçeceğini, orada da bir akrabasını ziyaret edip trenle Istanbul'a döneceğini bilmiş ve bunu aynen yazmış olsak, günü gelince de o, bunları aynen uygulasa, biz önceden öyle yazdığımız için o da bunları yapmak zorunda kaldı, diyebilir miyiz? Işte Allah da herşeyi, bu arada kimin iradesini nasıl kullanacağını önceden bildiği için takdir etmiş, yani bilmiştir. Yoksa o yazdığı için insanlar öyle yapmak zorunda kalmamıştır.

    Yani insan kendi eylemlerinin sonucunu kendi belirler. Iradesini iyi ya da kötü yöne çevirir, gücünü de o doğrultuda kullanır. Allah da onun diledigi ve gücünü kullandığı fiili yaratır. Böylece hayrı da şerri de yaratanın Allah olduğu anlaşılır. Ne var ki, hayrı yani iyıliği severek, şerri, yani kötülüğü de sevmeyerek, sırf kulunun iradesi ve gücü o yönde olduğu için yaratmıştır.

    Tabiat olayları dediğimiz yağmur, kurak, deprem, sel felâketi... gibi olaylar da Allah'ın takdiri ve yaratmasıyladır. Bunların sebepleri yüksek başınç, yeraltı çukurlarının çökmesi, şu ya da bu olabilir. Ama bu sebeplerin de birer sebebi, onların da birer sebebi vardır ve bu zincir Allah'a dayanır. Bunlar bir yana, bu tür olayların bir de insanların davranış biçimiyle ilgili olan yani vardır. Çünkü Allah, dünyada olan herşeyi insanlar için yarattığını söyler. ("O yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yaratandır" Bakara (2) 29. ) Öyleyse bunlar da insanlar için yaratılmıştır. Ayrıca insanlar Allah'ı tanıyıp, davranışlarını ve yaşayışlarını O'nun indirdiğine göre ayarlamaları halinde yağmuru ve toprağı dahi onların yararına göre ayarlayacağını bildirir. (Buna yakın anlamdaki âyetler için bk. Mâide (5) 65-66.) Demek ki, bizim tamamen ormana, denize, alçak ya da yüksek başınca bağladığımız yağmur, çok ilerlerde ve aslında bizim yaptıklarımızla ilgilidir. Meteorolojinin ya da depremle ilgilenen bilimin yağmura ve depreme sebep olarak söyledikleri şey'ler doğru olabilir, ancak bunlar son sebeplerdir. Müslüman, ya da düşünebilen insan, o sebeplerin de sebeplerine doğru gidebilen insandır.

    Kaderle ilgili konulardan biri de "tevekkül" meselesidir. Tevekkül müslümanlar arasında bile çokça yanlış anlaşılan bir konudur. Allah her şeyi bir sebebe bağlı olarak yaratmış ve bizim, olmasını istediğimiz şeyin sebeplerine sarılmamızı istemiştir. Meselâ biz· işyerimizden fazla kazanç elde etmek istiyorsak, onun sebeplerine sarılmalıyız. Sebeplere sarılmadan. "ben Allah'a güveniyor ve ona dayanıyorum, O verecekse verir" demek, tevekkül etmek değil, tembellik etmek ve Allah'ı tanımamaktır. Çünkü O, hem çalışmamızı, hem de kendisine güvenip dayanmamızı istiyor. Bunlardan sadece birisini, yani A1lah'a dayanıp güvenmeyi yapan; Allah'ın dediğini, yani tevekkülü yapmış olur mu? Kısaca tevekkül, kendi gücünün ve başarısının da, Allah'tan olduğunu kabul etmek ve sebeplere sarıldıktan sonra bile meselenin; Allah'ın elinde olduğunu bilmek ve O nasıl yaratırsa ona rıza gösterip kabul etmek demektir. Böylece kaderin tevekkülü, tevekkülün de rızayı gerektirdiğini de görmüş olduk. Bunların üçünü de bir örnekle anlatmaya çalışalım :

    Öncelikle; Tıp, Hukuk, Iktisat ya da Edebiyat fakültelerinden birisine girmek isteyen bir bayan kardeşimiz için; lise ya da dengi bir okul mezunu olması, üniversite sınavlarına başvurup giriş kartını almış olması, sınav konularına hazırlıklı bulunması, sınav kâğıdını belirlenen zaman içerisinde yeterli ölçüde doğru doldurup teslim etmesi... birer sebeptir. Onun bu sebeplere sarılması A1lah'ın gayret göstermemiz konusundaki emrini yerine getirmektir. Sınav kâğıdını teslim ettikten sonra; sınavda harcadığı gücü de, sınavda başarmasının da Allah'ın yardımına bağlı olduğunu ve sonucun, Allah'ın seçmesiyle olacağı için, ne olursa olsun en güzel sonuç olacağını kabullenmesi ve O'na güvenip dayanması tevekküldür. Sınavlar değerlendirilip onun Tıbbı değil de, meselâ Edebiyatı kazanması kaderdir. Onun bu sonucu. dövünmeden, hayıflanmadan kabul edip razı olması da rızadır. Ancak onun bu noktadaki rızası, öbür fakülteleri gözden çıkarıp Edebiyata girmesi gerektiği anlamında değil, sonucun bu şartlarla böyle olması gerektiğini bilip; onu anlayışla karşılaması anlamındadır. Yani ille de başka fakülteye girmek isterse bu rıza ona engel değildir. O zaman sebeplerde bir eksiklik olduğuna karar verir ve bu tura yeniden başlar.

    Görüldüğü gibi, kader konusu, iyi düşünmeye muhtaç bir konu ve imanın önemli temellerinden biridir. Bu yüzden peygamberimiz kaderin yanlış anlaşılmaması konusuna önem vermişlerdir. Bir hadîs-i şeriflerinde de: "Sizden biriniz; kendisine gelecek bir şeye, bütün dünya toplansa engel olamayacağına, gelmeyecek olan bir şeyi de, bütün dünya toplansa getiremeyeceğine inanmadıkça, kadere gerçekten inanmış olamaz" (Ebû Dâvûd, Sünne 16; Trmizî Kader 10; Ibn Mâce, mukaddime 10; Müsned V/317, VI/442.) buyurmuştur.

    Diğer yönden, kadere inanmayanların, meydana gelen olayların kaderle oluşmadığını ispatlayacak hiçbir delilleri yoktur. Öyleyse kadere inanmak aklen de daha uygundur ve buyurulduğu gibi: "Kadere inanmak üzüntü ve kederi giderir."

    Ancak bütün açıklamalara karşılık kader meselesinin anlaşılamayacak kadar ince noktaları yok değildir. Bu yüzden birçok Islâm bilgini çeşitli âyet ve hadîslere dayanarak şöyle demişlerdir: Kaderin aslı, yaratıkları içerisinde Allah'ın bir sırrıdır. Bunu ne bir meleğe, ne de bir peygambere bildirmiştir. Bu konuda derinlere dalmak; yardımcısız kalmanın sebebi, mahrumluğun merdiveni ve sapıtmanın ilk basamağıdır. Öyleyse bundan kaçınmak ve bu konuda vesveseye kapılmamak gerekir. Allah'ın varlığını, birliğini ve gücünü akılla bulduktan ve herşeyi bir kadere göre yarattığını da duyduktan sonra, kaderin bütün inceliklerini kavrayamazsak ne olur? Ya da kavramağa çalışmak, Allah'ı sorguya çekmek olmaz mı? Halbuki O: "Ona yaptığı sorulamaz, ama insanlar sorguya çekilecektir." (Enbiyâ (21) 23.) buyurur.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    183
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı psycholog tarafından gönderildi.
    kadere hepimiz inanıyoruz Allah bizi bu dünyaya sınav için gönderdi biz de bu sınavda sevaplarımızla ölümden sonra O'nun cennetine girmek için hayırlı bir kul olmak arzusundayız.fakat şöyle bir soru akla geliyor; biz doğduğumuzda Allah bizim ölümümüzden sonra ne kadar günahımız olacağını ne kadar sevabımız olacağını biliyor ve daha doğumumuzda bizim ölümden sonra cennete mi cehenneme mi gideceğimizi biliyor...


    Alıntı psycholog tarafından gönderildi.
    peki biz burda yani bu dünyada sonucu belli olan bir sınava mı giriyoruz
    Bizim bu dünyada olmamız yani yaratılışımız tek nedeni Cennet veya Cehenneme gitmek değildir. Sadece bu olsaydı yaşamamıza gerek kalmazdı, hemen herkes cennete veya cehenemme giderdi ancak Yaratılışımızın binlerce nedeni var. Bunlardan bir tanesi de, ibadet etmek... Namaz kılmak.. Namaz kılmanın manası bilindiği zaman olay daha net bir şekilde anlaşılır. Namazın sadece eğilip kalkmak değil, manasının çok büyük önemi vardır. Allah'ı tesbih etmektir. Kısaca yaratılışımızın tek sonucu ve nedeni cennet ve cehennem değildir.



    Alıntı psycholog tarafından gönderildi.
    ya da Allah kullarının cennete ya da cehenneme gideceğini bildiği için onların doğumlarından itibaren cennetine ya da cehennemine alabilir miydi
    Bu konuda da bir iki düsturdan bahsetmek istiyorum... İlerde yine yazarım...

    İ'lem eyyühe'l-aziz! Tefekkür gafleti izale eder. Dikkat, teemmül, evham zulümatını dağıtıyor. Lâkin nefsinde, bâtınında, hususî ahvâlinde tefekkür ettiğin zaman, derinden derine tafsilâtla tetkikat yap. Fakat âfakî, haricî, umumî ahvâlâta teemmül ettiğin vakit, sathî, icmâlî düşün, tafsilâta geçme. Çünkü icmalde, fezlekede olan kıymet ve güzellik tafsilâtında yoktur. Hem de âfakî tefekkür, dipsiz denize benziyor, sahili yoktur. İçine dalma, boğulursun.


    İ'lem eyyühe'l-aziz! Âfâkî malûmat, yani hariçten, uzaklardan alınan malûmat, evham ve vesveselerden hâli olamıyor. Amma, bizzat vicdanî bir şuura mahal olan enfüsî ve dahilî malûmat ise, evham ve ihtimallerden temizdir. Binaenaleyh, merkezden muhite, dahilden harice bakmak lâzımdır.


    İ'lem eyyühe'l-aziz! Aklın pek garip bir hali vardır. Öyle bir yed-i tûlâ sahibidir ki, bazan kâinatı ihata etmekle kucağına alıyor. Bazan daire-i imkândan çıkar, en yüksek dairelere müdahaleye çalışır. Bazan da bir katre suda boğulur, bir zerre içinde yok olur, bir kılda kaybolur. Maahaza, hangi şeyde fena ve kaybolursa, bütün varlığı o şeye münhasır olduğunu bilir. Ve hangi bir noktaya girse bütün âlemi beraberce götürmek isteğindedir.
    Tartışmayı bilmeyenler yüzünden foruma bir daha girmeyeceğim.

  8. #8
    cicu adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-03-2004
    Mesajlar
    1,985
    Karizma Gücü
    0
    Bilmiyorum ama ben kader degilde daha cok Alin yazisina inanirim!Cünkü bu alin yazisi Allah tarafinda anne karnindayken yazilir.(120.günüde).Tabi bazilari buna Kaderde diyebilir!
    Biz Bozkurtlar ordusu ergenekondan geldik , anadoludan gectik , istanbulu fethettik! Balkanlari astik üc kitaya hükmettik. Kanla boyali bayragi Mehmetcige teslim ettik. SEREFINDIR! canin pahasina koru dedik!GencBozkurt2!

  9. #9
    Öğretmen patrol adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-07-2004
    Mesajlar
    182
    Karizma Gücü
    0
    Bir gün Peygamber Efendimiz (SAV) sağ ve sol elinde sanki kitap taşıyormuş gibi ashabının yanına geldi. Ashabdan birisi ya Allah'ın Rasulü elinde ki nedir diye sordu. Peygamber Efendimiz (SAV) ise sağ elimde tuttuğum cennete gideceklerin listesinin olduğu kitap dedi, sol elimde ise cehenneme gideceklerin listesinin olduğu kitap.
    Ashabdan birisi sordu : " Bütün var olan ve daha yaratılmamış insanlarda dahil mi o kitapta dedi."
    Evet dedi Peygamber Efendimiz (SAV) Bütün yaratılmış ve yaratılacak olan insanların isimleri var burada.
    Yine Ashabı sordu: Peki o zaman madem bizim cennete yada cehenneme gideceğimiz belli o zaman ibadet etmeye ne gerek var, cennetlik olarak yazıyorsak ibadet etsekte etmesekte cennete, yine cehennemliksek ibadet etsekte etmesekte cehenneme gideceğiz o zaman dediler.
    Peygamber Efendimiz (SAV) bu söz üzerine " Siz ne üzere yaratılmışsanız (Yani kaderinizde ne varsa) o halle hallenirsiniz. Cennetlikseniz sizde; sizi cennete götürecek haller orataya çıkar, cehennemlikseniz de cehenneme götürecek haller ortaya çıkar dedi."

    Burdan benim acizane çıkardığım yorum şu: DAha insan oğlu yaratılmadan kıyamet günü kim cennete kim cehenneme gidecek belli.
    DÜŞMANLARIM BANA NE YAPABİLİR Kİ?
    SÜRGÜN EDİLMEM SEYEHAT ,
    HAPSEDİLMEM HALVET ,
    ÖLDÜRÜLMEM İSE ŞEHADETTİR



  10. #10

    Kayıt Tarihi
    19-07-2004
    Mesajlar
    153
    Karizma Gücü
    0
    evet patrol kardeşim yukarda da anlattığım gibi kimin cennete veya cehenneme gideceği belli çünkü Allahu teala bize verdiği cüz-i iradeyi cennet için mi cehennem için mi kullanacağımızı bildiği için kaderimizi cüz-i irademizi kullanmak istediğimiz gibi yarattı . biz de seçtiğimiz yolu takip ederek yaşıyoruz yaratılan kaderimizi. cennete veya cehenneme direk gitmeyip bu dünya imtihanını yaşamamızın sırrını ise Allahu teala şöyle açıklıyor:

    "gizli bir hazine idim. bilinmeye muhabbet ettim"

    kendi mükemmelliğini bizlerin de bilmesini istiyordu, aynı zamanda harikuladeliğini insan aynalarında izlemek istiyordu. biz cüz-i irademizi kullanarak ona temiz bir ayna olup istediği gibi görebilmesini sağladığımız zaman da ödül olarak bize cenneti veriyor, kapkara bir ayna olup izlenmeyecek durumda isek de bu kötü yolu seçtiğimiz için de cehennem ile cezalandırıyor. gerçi ayna vazifesi vermesi de başlı başına bir ödül zira hem mükemmel bir insan olarak yaratılıp dünya ve nimetlerinden faydalanmak ve aynı zamanda vazifemizi düzgün yerine getirdiğimizde de cennet ile ödüllendirilme şansını elde etmek imkanımız da oluyor.
    Aklın kabul edebileceği tek mükemmel din islamiyettir


    penguen kardeşliği

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. bu ne kader!!
    2005 Konuları bölümünde reroute tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 23.04.05, 18:28

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •