Başınız saolsun arkadaşlar. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederiz :A
Başınız saolsun arkadaşlar. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederiz :A
Her vazgeçişin; bir içhesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."
arkadaslar anlasilmiyor gibime geliyor konu ama sanki buolay karadenizli insanimizin problemi gibi görülüyor.Biz annemle Istanbul'daydik.Ama bu illet sadece orayi degil tüm ülkeyi etkiledi ve etkilerikendini 20 yil sonra göstermeye basladi.Lütfen herkes test yaptirsin ve mutlaka bir aile onkologu edinmelisniz.Baska care yok.Yoksa gerisi cok kötü.Yaklasik 3 gündür kendimde degilim.Ne yaptigimi bilmiyorum.Herkesin basi sagolsun.Ama dedigim gibi lütfen düzenli taramalardan gecin.
Bu arada TC devletinin hesap verme zamani geldide geciyor bile.Annemle beraber kemoterapi alan Sibel Kalayci'nin da durumu kötüye gidiyor.Bu nasil bir illettir.Daha fazla yazmak istemiyorum.Saygilarimla......
''Bütün büyük zihinler,daima sıradanlığın şiddetine maruz kalmışlardır.''
Albert Einstein
Hiç bir delinin akıllıya itaat ettiği görülmemiştir.Fakat,tarih,delilere itaat etmiş akıllıların dramlarıyla doludur!...
![]()
EMEK EN YÜCE DEĞERDİR
BİR DELİNİN DELİ OLDUĞUNU ANLAYABİLMESİ İÇİN ÖNCE AKILLI OLMASI GEREKİR
En baştan beri yazılanları okudumda gözlerim doldu başınız sağolsun arkadaşlar.14 ay önce anneme kanser teşhisi kondu kan kanseri Aml 2 türü hemen Cerrahpaşa ya yatırdık biran önce kemotrapi ile tedaviye başlanmalıydı.4 ay boyunca düşükten yüksek doza çıkarılarak kemoterapi uygulandı, tedavi çok zahmetli olmuş çok zor dönemler geçirilmişti ve sonunda vücut beklenen tepkiyi verdi kan değerleri normala dönmeye başlamıştı, geçen hergün annemin sağlığı daha iyiye gidiyordu doktorlar tedavinin ilk aşamasının bittiğini ve hastaneden çıkabileceğimizi söylediklerinde tarif edilemez bir mutluluk yaşamışdım. Tedavi boyunca hastalık üzerine yaptığım araştırmalarda bu tip hastalıkların tekrarlama oranlarının çok yüksek olduğunu ve hastalıksızlık döneminin 6 ay ila 5 yıl arasında değiştiğini öğrenmiştim bu beni düşündürüyordu. Aml2 türü hastalarda 1 kur uygulanan kemotrapiden sonra uygun verici bulunduğu taktirde mümkün olan en kısa sürede ilik naklinin gerçekleştirilmesi tedavide en iyi sonucu veriyordu bu yüzden bir an evvel uygun ilik bulunmalıydı.Yapılan incelemelerde annemin en küçük kardeşi ile ilikleri 6/6 mükemmel uyum gösteriyordu sıra ilik nakline gelmişti cerrahpaşa da KİT diye bilinen Kök Hücre Transplantasyonu bölümüne uzun bir bekleyişten sonra Ocak 2005 te annemi yatırtık.Annem hastaneye nakil için giderken neredeyse hastalıktan öncesi kadar sağlıklıydı.Kit bölümüne hasta ile bir refakatçi alınıyor babamda annemle birilikte içeri girdi, buraya giren hastalar ve refakatçilerin dış dünya ile ilişkileri tamamiyle kesiliyor.Ülkemiz şartlarında olabilecek en mükemmel biçimde işletilen bir bölüm cerrahpaşa nın içinde ayrı bir dünya doktorları,hemşireleri,hasta bakıcıları,temizlikçisi,aşçısı hespi diğer bölümlerdekilerden çok farklı kusursuz hizmet veriyorlar inşallah bu hizmet bir an evvel tüm bölümlerde de verilir.KİT yapılacak hastalara yüksek dozda kemotrapi ile birlikte radyasyon uygulanıyor vücutta bulunan kemik ilği tamami ile yok ediliyor ve yerine vericiden toplanan kemik ilği naklediliyor.Vücudun verilen iliğe olumlu tepki vermesi ile vücut kemik iliği üretimine ve bu iliklerde sağlılı kan hücreleri üretmeye başlıyor.Cevap verme süreci enaz 3 ay ile 1 yıllık bir zaman diliminde değişiyor.
Kemik iliği nakli gerçekten çok zor bir tedavi yöntemi riskleri çok yüksek, ilik naklinden sonraki bu süreçte doktorların annemden tamamiyle umutlarını kestiği evreler oldu,bir gün prof. babama denebilecek tüm tedavi yollarını denediklerini dünyada uygulanan tüm ilaçları verdiklerini buna rağmen yanıt alamadıklarını bundan sonra yapacak pek bir şeyleri olmadıklarını söylemiş, ama annem hiç bir zaman pes etmedi.Son çare olarak anneme ilik vericisi olan dayımın beyaz kanından verildi, dayımdan alınan beyaz kan hücreleri (trombositler) annemin kan değerlerinde pozitif yönde kıpırdanmalara neden oldu,normalde trombosit alınan bir vericiden en erken1 ay sonra trombasit alınabilir bu esnada dayımdan nerdeyse haftada 2 kere trombosit alınıp verildi ve bu annemi tekrar hayata döndürdü.Allahıma şükürler olsun annemin durumu şu anda eskisi kadar olmasada iyi, şu mesajı yazarken evde onun kendi ayakları üstünde yürüdüğünü görmek dahi yeterli ve her geçen gün dahada güçlenip eskisi kadar sağlıklı olacak inşallah, inşallah tüm sağlık problemi olanlarda annem gibi bu problemlerini yenerler.
Sadece cerrahpaşada bu bölümde tedavi gören yüzlerce hasta var ve bu hastalara bazen günde 2 ünite kan ve 1 ünite trombosit vermek gerekiyor, biz İstanbullu olmamız ve çok fazla eş, dost sahibi olmamıza rağmen zor anlar yaşadık istanbul dışından gelen çevresi geniş olmayan insanları düşünün bu yüzden hepinizi kan ve kan ürünleri bağışlamaya bu konularda duyarlı olmaya davet ediyorum eminimki sizler zaten bu konularda duyarlısınızdır gerekeni yapıyorsunuzdur.
Hepsinden önemlisi kemik iliği bankasına üye olup sizinle uyumlu bir hasta bulunduğunda vücudunuzun sürekli ürettiği bir madde olan kök hücrenizden %2 oranında vererek onu yaşama döndürebilirsiniz.Allahım ne büyük mutluluktur bir insanı yaşama bağlamak Rabbim hepimize nasip eder inşallah.
http://www.kemik-iligi.org/kemikiligi.asp
NİHAT GENÇ 'in KALMİNDEN ve ASLINDA YÜREĞİNDEN
Karadenizliler, genç sanatçının kansere yenik düşmesine ağlıyor, hepimiz kavrularak ağlıyoruz. Kazım Koyuncu'nun ailesine, arkadaşlarına sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Kazım Koyuncu arkadaşımızdı. Fuat Saka, Volkan Konak, Sunay Akın, İbrahim Can ve Kazım Koyuncu... Gizli bir örgüt gibi. Kazım'ın ölüm haberini alınca düşündüm... Bizler, birbirimizi niye anlatamayız.
Çünkü hiçbirimizin hayata karşı hesapları yok. Hiçbirimiz tedirgin değiliz. Ve hepimiz kendi bileklerimizden sorumluyuz...
Ve bu sanatçıların her birinin içinde, sanki trafo saklı gibi enerji yüklü... Bir gün belki, oturmalarımızı, konuşmalarımızı, huylarımızı, birer birer hikaye eder, anlatırım...
Hastalığı sonrası birkaç kez telefon ettim. Karadenizliler arasında sıkı bir geyik vardır. O geyikten çevirdik, şöyle: 'Kazım biz hamsi yedik, mısır ekmeği yedik, bize bir şey olmaz!'...
İşte bu geyikten çevirip gülüştük. Ama galiba, mısır ekmeğinin, hamsinin kendisi artık kanser...
Genç bir insanın ölüm acısını hiçbir söz içimizden alamaz. Acıyla ancak zaman başeder. Ve Kazımlar'ın yeteneği, enerjisi, coşkusu, sara illeti gibi bir şeydi. Tutulmaları imkansızdı... Uyurken bile tepinir, titrer yerinde duramazlardı. Türkülerini ve topraklarını delirmişcesine seviyorlardı...
Ne diyeyim sana Kazım... Genç yaşında duygunun, coşkunun, şarkıların yeterince yüksek zirvelerine tırmandın... Hepinizin volkanik bir bedeni vardı... Türküler lavlar gibi akıyordu...
Ne diyelim sana Kazım... Sen de hepimiz gibi büyülenmiş ve artık türkülerinle herkesi büyülüyordun...
Ne diyeyim sana Kazım... Sahnede, yüreğinden kamçılanmış gibi türküler söylüyordun...
O korkunç kuvvetli duyguları hangi uçurumların tepesinden topladığını biliyordum... O korkunç kuvvetli duyguları hangi rüzgarlar sana öğretti tanıyordum... O korkunç kuvvetli duyguları yüreğine hangi ıssız yaylaların neşeleri soktu biliyordum... Çünkü aynı ülkenin, aynı sokakların çocuğuydum...
Kazım, o hüzünlü, coşkulu çığlıklarını içimizden kimse söküp çıkartamayacak!.. Yakında biz de geleceğiz, ne diyeyim, ışık değilsin ki, şimdi söndün diyeyim. O hüzünlü çığlıklarını şimdi başkaları bulur mu onu da bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, bir ülke önce insanın gözlerine yerleşir, sonra kalbine...
Ve sanatçı diye bir şey yoktur bu ülkede, taşkınlık, coşma, dağılma, parçalanma, sürüklenme, kendini tutamama, aşırılıklardan kurtulamama vardır ve bu insanların artık bıçak saplasan girmez bedenleri vardır!
Genç bir insanın ölüm acısını hiçbir söz içimizden alamaz. Acıyla ancak zaman başeder. Bir de Karadeniz'in kara rüzgarları...
Eylül ayının sert fırtınaları, delirmiş dalgaları, kayaları devirdiğinde sert soğuk rüzgarlar başlar... Sibiryalar'dan kopup gelmiş Kafkaslar'da çarpışmış...
Kara poyrazlar kapkara bir öfkeyle kemiklerinizi kırarcasına eser... İncecik erik ağaçlarının incecik fındık dallarının bu sert rüzgarlara karşı şansı yok.
Ayakta kalabilmek için biraz deli, biraz divane, biraz kudurmuş, biraz rüzgar gibi, biraz Karadeniz olacaksın...
Yağmurları nehir olup şehirlerin ortasından akan ülke...
Dağları ormanları söküp sahile indiren sellerin ülkesi...
Ve denizin kumunu, gökleri kapkara rengine boyayan dağları parçalayan rüzgarların ülkesi.
Duydunuz mu, Kazım ölmüş...
Meteliksiz, beş parasız, sahillerinde, dağlarında sürttüğümüz ülke... Sık sık dalgaların altından kumların hızla çekilip sürüklendiğimiz ülke... Duydunuz mu, Kazım ölmüş...
Kasım ayı devrildiğinde ne mavisi kalır gecelerin... Ne yeşili kalır dağların. Kapkara bir lacivert. Kömür madenleri taşıyormuş gibi bulutlar. Ağır ağır dağların tepesine oturur. Yağmurlar öyle tane tane değil, devrilmiş tren katarları gibi düşer başınızdan... Yağmur değil göklerden asfalt parçaları düşüyor gibi, ormanların beli kırılır...
Duydun mu kara lacivert deniz, Kazım ölmüş...
Karadeniz artık ölüm yatağında ülke...
Kendi ailem dahil, ölenlerin sayısı, yaşayanları geçti.
Ne hüzünlü coşkulu şarkıları teskin ediyor artık bizi... Ne ladin ormanları. Ne dalgaları. Ne mısır tarlaları. Ne karayemişleri. Ne yılan basmış tepeleri, yaylaları.
Karadeniz acılar içinde ülke. Artık her kapıda bir tabut. Her köyde yaygaralarla ağlayan insanlar. Yırtınarak, böğürerek, cırlayarak yürekleri yanmış insanlar...
Karadeniz'in artık, şakası, fıkrası, horonu, futbolu, fındığı değil... Karadeniz'in artık kanseri meşhur, konuşuluyor.
Coşkulu türküleri, enerjik rengini kaybediyor ve artık ağıtlar kansere yazılıyor.
Çayımız, fındığımız, bulutumuz, suyumuz, horon tepen genç çocuklarımız, ninelerimiz, hepsi bir büyük dünya savaşına girdi. Kansere karşı topyekün bir meydan savaşı... Kırılıyoruz...
Ey Karadeniz, senden nefret mi edeceğimizi sanıyorsun... O yemyeşil eşsiz manzaraların, yağmurların, suların, sellerin ormanlarından vaz mı geçeceğimizi sanıyorsun...
Bize teslim olmamayı sen öğrettin... Hepimizi teker teker alsan da, senin çocuğun olmak, senin dağların sahillerinde birkaç gün gezinmiş olmak, bize yeter...
Bize, dünyaya meydan okuyacak gücü sen verdin, bu türkülerin çığlıklarını sen verdin, bize hesapsızlığı, ölçüsüzlüğü, deliliği sen öğrettin.
Ölümünü, tabutlarını, kanserden kolordularını topla gel!.. İstediğin kadar gel... İçimize, bu toprağa, acıyı yerleştiremeyeceksin...
Dev bir dalgadır Karadeniz
Hırçın
Asi
Heybetli.
Çocuklarını da kendine benzetmiş hani
coşkulu ve dingin
Düşmana kartal
Dosta güvercin
Güneşe tutkun
Kazım KOYUNCU, Doğu’da doğdu. Batı’da öldü. Şimdi yine Doğu’ya gidiyor ve yeniden doğacak...
Karadeniz'in artık, şakası, fıkrası, horonu, futbolu, fındığı değil... Karadeniz'in artık kanseri meşhur, konuşuluyor.
Dev bir dalgadır Karadeniz
Hırçın
Asi
Heybetli.
Çocuklarını da kendine benzetmiş hani
coşkulu ve dingin
Düşmana kartal
Dosta güvercin
Güneşe tutkun
Kazım KOYUNCU, Doğu’da doğdu. Batı’da öldü. Şimdi yine Doğu’ya gidiyor ve yeniden doğacak...
Coşkulu türküleri, enerjik rengini kaybediyor ve artık ağıtlar kansere yazılıyor.
Çayımız, fındığımız, bulutumuz, suyumuz, horon tepen genç çocuklarımız, ninelerimiz, hepsi bir büyük dünya savaşına girdi. Kansere karşı topyekün bir meydan savaşı... Kırılıyoruz...
Ey Karadeniz, senden nefret mi edeceğimizi sanıyorsun... O yemyeşil eşsiz manzaraların, yağmurların, suların, sellerin ormanlarından vaz mı geçeceğimizi sanıyorsun...
Bize teslim olmamayı sen öğrettin... Hepimizi teker teker alsan da, senin çocuğun olmak, senin dağların sahillerinde birkaç gün gezinmiş olmak, bize yeter...
Bize, dünyaya meydan okuyacak gücü sen verdin, bu türkülerin çığlıklarını sen verdin, bize hesapsızlığı, ölçüsüzlüğü, deliliği sen öğrettin.
Ölümünü, tabutlarını, kanserden kolordularını topla gel!.. İstediğin kadar gel... İçimize, bu toprağa, acıyı yerleştiremeyeceksin...
Şifa bekleyen her Cana Allahım acil şifalar versin. Yakınlarına sabır...
Dev bir dalgadır Karadeniz
Hırçın
Asi
Heybetli.
Çocuklarını da kendine benzetmiş hani
coşkulu ve dingin
Düşmana kartal
Dosta güvercin
Güneşe tutkun
Kazım KOYUNCU, Doğu’da doğdu. Batı’da öldü. Şimdi yine Doğu’ya gidiyor ve yeniden doğacak...
Aramıza hoşgeldin salidaBu içten duygularını bizlerle paylaştığın ve kanser hakkında yaşadığın çevrendeki deneyimleri aktardığın için teşekkürler.
Bu klübü kurmamdaki amaç ta kanser hastalarına ve yakınlarına psikolojik yardım sağlamak onların paylaşıcakları içten bir platform yaratmaktı
Ayrıca yakınlarını kaybeden insanların deneyimlerini paylaşmaktı
Burayı gerçek kılan sizlersiniz arkadaşlar. Yaşadıklarınız ve bizimle paylaştıklarınız.
Çok yakında bu hastalıkla savaşmış ünlü insanlarıda bu platformda ağırlayabiliriz.
Onlarla duygularımızı üzüntülerimizi paylaşıcaz.
Şimdilik beklemedeyim şimdilik bizbizeyiz. Buraya katkı sağlayan tüm dostlarıma sonsuz teşekkürler
Her vazgeçişin; bir içhesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."
Arkadaşlar bu bölüm çok üzücü bi bölüm olmuş bu kısmı birazda kanseri nasıl yenenler olduğunu yazarak daha güzel bi hale getirsek...
Burdan yakınlarını kaybetmiş tüm herkese baş sağlığı diliyorum.
Alışkanlıklarınız kendiniz için değilse bile yakınlarınız için bırakın. Bi düşünün sen bugün o sigarayı içiyosun belki kendine bişey olur diye düşünmüyosun, önemsemiyosun ama bu tiryakiliğin en sevdiğin insanda olsa ve onun bu illetler yüzünden kansere yakalanıp gün gün acı çekerek eridiğini görsen?? Sizi sevenlerde aynısını yaşamasın. Bırakın.., başta zorlar ama mutlaka siz onu yenersiniz. Sigara nedirki...
Hepinize sağlıklı bi ömür dilerim...
Düşüncelerin için teşekkürler fakat bu bölüm yalnızca paylaşım alanımız.
Kanserli ilgili tüm araştırmaları bilgileri sigaranın zararlarını zaten açılan bu forumda aktarıyoruz sen sohbet alanımıza gelmiş bunu yazmışsın
İstersen bir oku emeklerimizi gör ondan sonra yaz
Aramıza katılabilirsin bekleriz sigarayla ilgili makaleler yazılarda paylaşabiliriz
Her vazgeçişin; bir içhesaplaşması ve bir mağlubiyeti vardır ama her vazgeçen kaybetmiş değildir!
Öğrendik ki; Kazanmak için bazen çekip gitmek gerekir..."
Babam akciger kanseri! Bizde iki sene bu hastalikla savastik! Doktorlar simdi durumu iyi ve korkulcak birsey yok diyorlar ama korkmamak elde olmuyor! Bazen insan olmasi istemedigi seyleri icine atip kendinin bile bulamadigi yerlerde sakliyor. Babamin hastaligini da o kadar derinlere saklamisim ki destina nin imzasini görünce sanki babamin kanser oldugunu yeni ögrenmis gibi oldum! Simdi bu bölümdeki yazanlari görünce gözlerimden yaslar akti! Yakinlarini kaybeden herkesin basi sagolsun!
Allah bu hastaliga kapilanlara ve ailelerine sabir ve güc versin!
||bєи ĸαyίp şєhίЯℓєЯίиdє tєĸ ĸαиαtℓί ĸuş, uctum ufuĸℓαrα güиєş αcmαdί||
"Hani hepimiz Ademdendik? Hani hepimizin ölünce gideceği yer topraktı? Bir ruh bir akıl ve birde tek bedendik? Dili dini ırkı ikinci planda olan kimliğinde önce insan yazan fanilerdik? Neden bu savaşlar bu enerji çıkarları sömürücü politika? Ve en üstün insan biziz ayakları? Dörtte üçü su olan şu koca dünya bir avuç insana mı yetemedi mi? Ve senden başka hangi canlı isyan etti yaradana??? Kendi yarattığı bir değeri kendisine geri vermesi için??
Kim ağladı para için?
Ya bu dünya için?
Ya ütopyalar için?
Ya insanlık için?
Ya ölen çocuklar için??
Ya açlık için???"