• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 15 1234567891011 ... SonSon
147 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    falancakisi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-05-2004
    Mesajlar
    803
    Karizma Gücü
    0

    Nazım Hikmet Ran Şiirleri, Yazıları Ve Eseleri

    bugün 03.06.2005 yani nazım hikmet öleli 42 sene oldu. saygıyla anıyoruz...


    NÂZIM HİKMET RAN

    15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. Heybeliada Bahriye Mektebi'ni bitirdi. Hamidiye Kruvazörü'nde güverte subayı iken, sağlık nedeniyle askerlikten ayrıldı, bu arada ilk şiirlerini yayımladı. 1921 başlarında Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmen olarak görevlendirildi. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) yazıldı. Burada siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1924'te yurda döndü. Aydınlık Gazetesinde yayınlanan yazı ve şiirleri yüzünden on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928 Af Kanunu'ndan yararlanıp tekrar yurda döndü. Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1932'de yeniden dört yıl hapse mahkûm olduysa da, bu kez Onuncu Yıl Affı'ndan yararlandı. Gazetecilik yaptı, film stüdyolarında çalıştı. 1938'de orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği iddiasıyla 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1950'de özgürlüğüne kavuştuysa da sürekli olarak izlenmekten kurtulamadı; kitaplarını yayınlatma, oyunlarını oynatma olanağı bulamadı. Askere alınması kararlaştırılınca Romanya üzerinden tekrar Moskova'ya gitti. 1951'de T.C. yurttaşlığından çıkarıldı. 3 Haziran 1963'te bir kalp krizi sonucu yaşama veda etti. Moskova'da Novodeviçye Mezarlığı'nda toprağa verildi.
    bu vasiyete sadık kalamadık. kusurumuza bakma. seni anlamayan nice insanı suçlama. sen bu vatanı ve bu insanları seversin. memleketimden insan manzaraları.........



    VASİYET

    Yoldaşlar nasip olmazsa görmek o günü,
    ölürsem kurtuluştan önce yani,
    alıp götürün
    Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.

    Hasan beyin vurdurduğu
    ırgat Osman yatsın yanımda
    ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
    kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

    Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
    seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
    tarlalar orta malı, kanallarda su,
    ne kuraklık, ne candarma korkusu.

    Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
    toprağın altında yatar upuzun,
    çürür kara dallar gibi ölüler,
    toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

    Ama bu türküleri söylemişim ben
    daha onlar düzülmeden,
    duymuşum yanık benzin kokusunu
    traktörlerin resmi bile çizilmeden.

    Benim sessiz komşularıma gelince,
    şehit Ayşe'yle ırgat Osman
    çektiler büyük hasreti sağlıklarında
    belki de farkında bile olmadan.

    Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
    -öyle gibi de görünüyor-
    Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
    ve de uyarına gelirse,
    tepemde bir de çınar olursa
    taş maş da istemez hani...
    '... Sosyalizm iflas etmişmiş! Boş laf! 'Sarhoş' bir şoför, kullandığı otobüsü şarampole devirdi diye, artık otobüse binmekten vaz mı geçeceğiz? Vazgeçilecek olan o şoför, onun otobüsü kullanma biçimi! Sosyalizm, asıl şimdi gündemdedir; testiyi dolduranla kıran, nihayet birbirinden ayrılabiliyor...'

  2. #2
    İzmirin_Kartalı
    Ziyaretçi
    Nazım Hikmet Ranı Saygıyla Anıyoruz...Seni Unutmadık Üstad...Senin Yolundan Geliyoruz...Sen Ölmedin Üstad Sen Kalbimizde Yaşıyorsun...
    Toprağında Rahat Uyu Üstad...Üstadım Senin Vasiyetini Yerine Getirmediler Mezarını Ülkemize Getirmiyorlar...Sana Söz Üstad Mezarın Birgün Gelecek Köy Mezarlığında Ülkenin Tepesinde Mezarın Çınar Ağacı Yükselecek...
    Rahat Uyu Üstad

  3. #3
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Vasiyeti bilmiyordum
    Paylaştığın için teşekkürler
    Sarı Saçlı Dev belki aramızda değil ama şiirleri her an bizimle

  4. #4
    cankup adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-11-2004
    Mesajlar
    89
    Karizma Gücü
    0
    harikasınız beyler karzma puanım olsaydı da gönderseydim keşke
    İnkılaplarımıza Sahip Çıkalım
    1930 İmam-Hatip okullarının bütünüyle kapanması ve orta öğretimden din derslerinin kaldırılması



  5. #5
    kelo adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-09-2004
    Mesajlar
    462
    Karizma Gücü
    0
    Hatırlattığın için teşekkürler.
    Özlemle anıyoruz...

  6. #6
    adal adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    29-04-2005
    Mesajlar
    330
    Karizma Gücü
    0
    Söylemeye dilim varmıyor ama...........

  7. #7
    FikrimYok adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    1,518
    Karizma Gücü
    0
    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
    Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
    Yani yürekte..

    Mesala bir barikatta dövüşerek
    Mesala kuzey kutbunu keşfe giderken
    Mesela denerken damarında bir serumu
    Ölmek ayıp olur mu?

    Seversin dünyayı doludizgin
    Ama o bunun farkında değildir
    Ayrılmak istemezsin dünyadan
    Ama o senden ayrılacak

    Yani sen elmayı seviyorsun diye
    Elmanın da seni sevmesi şart mı ?
    Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
    Yahut hiç sevmeseydi
    Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden ?

    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    Hatta sevda yüzünden ölmek de AYIP DEĞİL..
    Ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti,
    "İyi insanlar iyi atlara binip gitti."


    ...Nasıl saat günün bir parçasıysa, ben de bütünün bir parçasıyım.. Saat gelir ve geçer, ben de gelir geçerim...

    piktetos_

    Epiktetos, başlangıçta bir köle. Topal da.. Efendisi bir gün bir kıskaçla bacağını burkarak kendince eğlenir. Zavallı esir Epiktetos efendisine "efendim, kıracaksınız der.." Efendisi hiç istifini bozmadan eğlencesine devam eder ve en sonunda bacağını kırar. Epiktetos hiç bir sıkıntı ve acı emaresi göstermeden, büyük bir soğukkanlılıkla "efendim söylemiştim, kırdınız!" der.

  8. #8
    Ebruli adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    08-01-2005
    Mesajlar
    6,886
    Karizma Gücü
    0
    GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ

    Dalgaları karşılayan gemiler gibi,
    gövdemizle karanlıkları yara yara
    çıktık, rüzgarları en serin
    uçurumları en derin
    havaları en ışıklı sıra dağlara.
    Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
    Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
    Dostların arasındayız!
    Güneşin sofrasındayız!
    Dağlarda gölgeniz göklere vursun,
    göz göze
    yan yana
    durun çocuklar.
    Taşları birbirine vurun çocuklar.
    Doldurun çocuklar,
    doldurun
    doldurun
    doldur içelim.
    Başları
    göklere
    atalım
    serden geçelim..
    Heeey, nerden geçelim?
    Yalnayak
    koşarak
    devlerin
    geçtiği
    yerden geçelim.
    Heeey
    hop
    Heeey
    hep
    birden geçelim.
    Doldurun çocuklar,
    doldurun
    doldurun,
    doldur içelim.
    Dostların arasındayız!
    Güneşin sofrasındayız!.


    Nazım Hikmet Ran
    Gözlerime bakınca ağlıyorum, insan gözlerine bakınca ağlar mı?..

    Herkes her an herşeyi yapabilir...

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    18-07-2005
    Mesajlar
    60
    Karizma Gücü
    0
    NAZIM -
    Hey, mey icen,
    Mahbup seven
    Kahi kendin
    Burjuva...
    Son saat bu;
    İçi derin
    İçi geniş fabrikalarda
    Yıllardır istismar ettiğin
    Proleterin beklediği
    Son saat...
    Eğilsin artık senin
    Gölgesinde türlü hülyalarla
    Göğsünü gerdiğin
    Yıldızla Hilalin

    AH VATANIM
    İhtilalin Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
    Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
    bu memleket bizim.
    Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
    bu cehennem, bu cennet bizim.
    kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu,
    bu davet bizim.
    yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    ve bir orman gibi kardeşçesine,
    bu hasret bizim. Kızıl bayrağı önünde.HIKMET

    Turk koylusu

    *TÜRK KÖYLÜSÜ
    Topraktan öğrenip
    kitapsız bilendir.
    Hoca Nasreddin gibi ağlayan
    Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
    Ferhad'dır
    Kerem'dir
    ve Keloğlan'dır.
    Yol görünür onun garip serine,
    analar, babalar umudu keser,
    kahbe felek ona eder oyunu.
    Çarşambayı sel alır,
    bir yâr sever
    el alır,
    kanadı kırılır
    çöllerde kalır,
    ölmeden mezara koyarlar onu.
    O, «Yûnusû biçâredir
    baştan ayağa yâredir,»
    ağu içer su yerine.
    Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine
    ve bir kerre vakterişip :
    «—Gayrık yeter!...»
    demesinler.
    Ve bir kerre dediler mi :
    «İsrafil surunu urur
    mahlukat yerinden durur»,
    toprağın nabzı başlar
    onun nabızlarında atmağa.
    Ne kendi nefsini korur,
    ne düşmanı kayırır,
    «Dağları yırtıp ayırır,
    kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...»
    Nazım Hıkmet


    Kadınlarımız
    Ayın altında kağnılar gidiyordu.
    Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
    Toprak öyle bitp tükenmez,
    dağlar öyle uzakta,
    sanki gidenler hiçbir zaman
    hiçbir menzile erişmeyecekti.
    Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
    Ve onlar
    ayın altında dönen ilk tekerlekti.
    Ayın altında öksüzler
    başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
    ufacık, kısacıktılar,
    ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
    ve ayakları altından akan
    toprak,
    toprak
    ve topraktı.
    Gece aydınlık ve sıcak
    ve kağnılar tahta yataklarında
    koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
    Ve kadınlar
    birbirlerinden gizleyerek
    bakıyorlardı ayın altında
    geçmiş kafilelerden kalan öksüz ve tekerlek ölülerine.
    Ve kadınlar,
    bizim kadınlarımız:
    korkunç ve mübarek elleri
    ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
    anamız, avradımız, yârimiz
    ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
    ve soframızdaki yeri
    öküzümüzden sonra gelen
    ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
    ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
    ve karasabana koşulan
    ve ağıllarda
    ışıltısında yer saplı bıçakların
    oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
    kadınlar,
    bizim kadınlarımız
    şimdi ayın altında
    kağnıların ve hartuçların peşinde
    harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
    aynı yürek ferahlığı,
    aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
    Ve onbeşlik şarapnelin çeliğinde
    ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
    Ve ayın altında kağnılar
    yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
    Nazım Hıkmet

    Vatan haini
    Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
    hainiyim, ben vatan hainiyim.
    Vatan çiftliklerinizse,
    kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
    vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
    vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
    fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
    vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
    vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
    ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
    vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
    vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
    ben vatan hainiyim.
    Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
    Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.






    1902''de doğdum
    doğduğum şehre dönmedim bir daha
    geriye dönmeyi sevmem
    üç yaşımda Halep''te paşa torunluğu ettim
    on dokuzumda Moskova''da komünist Üniversite öğrenciliği
    kırk dokuzumda yine Moskova''da Tseka-Parti konukluğu
    ve on dördümden beri şairlik ederim
    kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
    ben ayrılıkların
    kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
    ben hasretlerin
    hapislerde de yattım büyük otellerde de
    açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
    otuzumda asılmamı istediler
    kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
    verdiler de
    otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
    elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ''dan Havana''ya
    Lenin''i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924''de
    961''de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır
    partimden koparmağa yeltendiler beni
    sökmedi
    yıkılan putların altında da ezilmedim
    951''de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
    52''de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü
    sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
    şu kadarcık haset etmedim Şarlo''ya bile
    aldattım kadınlarımı
    konuşmadım arkasından dostlarımın
    içtim ama akşamcı olmadım
    hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
    başkasının hesabına utandım yalan söyledim
    yalan söyledim başkasını üzmemek için
    ama durup dururken de yalan söyledim
    bindim tirene uçağa otomobile
    çoğunluk binemiyor
    operaya gittim
    çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
    çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21''den beri
    camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
    ama kahve falıma baktırdığım oldu
    yazılarım otuz kırk dilde basılır
    Türkiye''mde Türkçemle yasak
    kansere yakalanmadım daha
    yakalanmam da şart değil
    başbakan filân olacağım yok
    meraklısı da değilim bu işin
    bir de harbe girmedim
    sığınaklara da inmedim gece yarıları
    yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
    ama sevdalandım altmışıma yakın
    sözün kısası yoldaşlar
    bugün Berlin''de kederden gebermekte olsam da
    insanca yaşadım diyebilirim
    ve daha ne kadar yaşarım
    başımdan neler geçer daha
    kim bilir.




    11 Eylül 1961 / Doğu Berlin.
    Nâzım Hikmet Ran

  10. #10
    kelo adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    03-09-2004
    Mesajlar
    462
    Karizma Gücü
    0

    Büyük ustadan...

    BU VATANA NASIL KIYDILAR


    İnsan olan vatanını satar mı?
    Suyun içip ekmeğini yediniz.
    Dünyada vatandan aziz şey var mı?
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    Onu didik didik didiklediler,
    saçlarından tutup sürüklediler.
    götürüp kâfire : «Buyur...» dediler.
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    Eli kolu zincirlere vurulmuş,
    vatan çırılçıplak yere serilmiş.
    Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

    Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
    günü gelir hesabınız görülür.
    Günü gelir sualiniz sorulur :
    Beyler bu vatana nasıl kıydınız?



    MEMLEKETİMİ SEVİYORUM

    Memleketimi seviyorum :
    Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
    Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
    memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

    Memleketim :
    Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
    kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
    benim o kendi kendinden bile gizleyerek
    sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.

    Memleketim.
    Memleketim ne kadar geniş :
    dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
    Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
    Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
    ve güneye
    pamuk işleyenlere gitmek için
    Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
    utanıyorum.

    Memleketim :
    develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
    kavak
    söğüt
    ve kırmızı toprak.

    Memleketim.
    Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven
    alabalık
    ve onun yarım kiloluğu
    pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
    Bolu'nun Abant gölünde yüzer.

    Memleketim :
    Ankara ovasında keçiler :
    kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
    Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
    Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,
    zeytin
    incir
    kavun
    ve renk renk
    salkım salkım üzümler
    ve sonra karasaban
    ve sonra kara sığır
    ve sonra : ileri, güzel, iyi
    her şeyi
    hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır
    çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
    yarı aç, yarı tok
    yarı esir...

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Nazım Hikmet..Hayatı şiirleri kitapları
    2005 Konuları bölümünde SlamDunk tarafından açılmış
    Yanıt: 28
    Son Mesaj: 31.08.06, 20:06

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •