• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 8 12345678 SonSon
78 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0

    Bekir Coşkun

    Gözaltı...

    bcoskun@hurriyet.com.tr

    KENDİ özgürlük alanlarımız daraldı.

    Kimsenin olmadığı, kendimizle baş başa kaldığımız alanlar...

    Canımızın istediği bir türküyü mırıldanabileceğimiz, canımız istiyorsa oturduğumuz yerde kafamızı iki yana sallayarak bir rock figürü yapabileceğimiz, yok eğer canımız istiyorsa ‘gergedan’ sesi çıkartabileceğimiz...

    Özgürlük alanları daraldı...

    İşte; ben türkümü söylemeyi düşünürken yandaki radyodan Metin Milli başlıyor.

    O ambulansların alanlarımıza acı taşıyan sesleri...

    Tam siz ‘dans eden tül giysili kızı’ düşünürken, bir anda ambulansın içinde burnuna hortumlar sokulmuş, kalp krizi geçirmekte olan yaşlı bir adam ‘dans eden tül giysili kızın’ yerini alıveriyor.

    Özel alanlar bitiyor.

    Tuvalette çişini yaparken dahi ‘cepten’ arayan sevgilisinin ‘Şu anda yanında olup sana şiir okumak isterdim’ gibi romantik sözcükleri karşısında çaresiz insanlar.

    *

    İki gündür medyada haberi patladı; tüm ülkedeki telefonlar mahkeme kararı ile aylardan beri dinleniyor.

    Ben karıma telefonda özel sevgi sözcükleri söylerken, aslında üç kişi olduğumuzu bilirim.

    Bu her zaman böyleydi. Bizim muhabir arkadaşımız, karısı ile telefonda kavga ettiğinde, dinleyen memur araya girip barıştırmıştı onları. Kavganın en cazgır yerindeyken memur ‘Lütfen yapmayın... El alem ne der?..’ diye girmişti araya ve arkadaşımız sormuştu:

    ‘Sen kimsin?..’

    ‘Hüseyin...’

    (.......)

    Giderek özel alan kalmadı.

    En özel sözcükler-fısıltılar artık çok tanıklı.

    En gizli davranışlar çok seyircili...

    Seyircili çünkü; aynı zamanda fotoğraf makinesine dönüşen ‘cepler’ yüzünden özel görüntü alanlarımız da yok oldu. Bulvarda bir düşün, ayaklarınız havadayken kaç fotoğrafınızın çekildiğini göreceksiniz, siz tam silkelenip ‘Oh kimse görmedi...’ derken...

    Kendi dünyalarımız daralıyor.

    Bu içimizdeki insanın ölümüdür.

    Çünkü insan, gerçek kimliği ile kendi özel alanında vardır. O alan yok oldukça, aslında yok olan insandır.

    Bizden geriye bir avuç fiş-kablo kalır.

  2. #2
    Leonardos adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-02-2005
    Mesajlar
    162
    Karizma Gücü
    0
    Bekir Coşkun >>>bak bu adamı severim işte!

  3. #3
    aris adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    04-08-2004
    Mesajlar
    783
    Karizma Gücü
    0

    Başarılı

    Bekir Coşkun, bu medyada gerçekten şerefiyle ayakta kalabilen ender kişilerdendir ;N
    Ekmek Şarap Sen Ve Ben, Birde Sabahın Dördü



    :5Sigara İçenler Birliği:5

  4. #4
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Medya kırlara çıkmalı...

    bcoskun@hurriyet.com.tr

    TAVŞANLAR gazete okumaz...

    Sincapların, turnaların, karacaların, ayıların, kedilerin televizyonları yok, reyting hesaplarında izlenme payları sıfır...

    Belki de onun için bizim medyada fazla yer almıyorlardır.

    *

    Sadece yüreğinde sevgi olanlar, zaman zaman çıkıyorlar kırlara.

    İlhan Selçuk Cumhuriyet’te geçen gün ‘Çomar’ı yazdı. Bir tatil köyündeki otelin önünde ‘Çomar’ı gördüm, uyuyordu’ diye başlayan, tümüyle bir köpeği anlatan, hayvanseverleri ağlatan bir yazı...

    İnternet sitelerinde hálá dönüp dönüp önüme düşüyor ‘Çomar’.

    Sevgili Ayşe Arman kedisinin alınganlık yaptığını görünce, bebeğinin salıncağını ona verdiğini anlattı. Fotoğrafını da köşesinde yayınladı, kedi bebeğin salıncağında uyuyor.

    Pakize Suda ne zaman doğayı-hayvanları yazsa, bir zıplayışta koşup boynuna sarılasım gelir.

    Yalçın Doğan, çevre yazıları yazmaya başladığından bu yana kimliğindeki o uçsuz bucaksız insani yön öne çıktı, çevrecilerin kahramanı artık.

    *

    Bu yazılar siyasi yazılardan daha çok okunuyor.

    Ve asla unutulmuyor.

    Bir ağacı, bir denizi, bir kediyi, bir kuşu, bir koyu sevmiş insanların çekmecelerinde, cüzdanlarında katlanmış saklanıyor bu yazılar.

    Beton duvarların arasına sıkışıp kalmış insanlar, hiç olmazsa gazetelerinin sayfalarında ya da televizyonlarının ekranlarında, bir eski dosttan haber almış gibi mutlu oluyorlar.

    Hayvan ve doğa haberlerine geniş ver veren Hürriyet, bu yüzden merhametli, iyi insanların gazetesi oluverdi.

    *

    Batı ülkelerinde de tavşanlar gazete okumaz.

    Oralarda da sincapların televizyonu yok.

    Ama oralarda özellikle televizyonlarda hayvan-çevre programları yeterince var, üstelik onlar asla vazgeçilemeyen programlar.

    TRT’de yayınlanan ‘Pako’ya Mektuplar’ın kimi bölümlerini BBC ve altı AB ülkesi televizyonu satın almıştı.

    Niçin?..

    Kırlara çıkın editörler...

    Bir çiçeği koklayın, bir kuşu izleyin, bir ağacın altına uzanın, bir ormanda yürüyün, bir ırmakta ayaklarınızı ıslatın, bir çomarla oynayın, bir kediyi sevin...

    O zaman anlayacaksınız...

  5. #5
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    D noktası...



    İKTİDAR, önüne çıkan kurumları-kuruluşları etkisiz hale getirmek için üç yöntem uyguluyor.

    Bir; içine kendi kadrolarını koyarak ele geçiriyor. TRT, TÜBİTAK, RTÜK gibi...

    İki; tehdit ederek ya da çıkar sağlayarak etkisiz hale getiriyor. Sermaye patronları ve medya gibi...

    Üç; olmadı bir bahane bulup ortadan kaldırıyor. DGM’ler, denetim organları gibi...

    *

    Şimdi hedefte yargı var.

    Bizim medya bunu görmezlikten de gelse, iktidar en büyük numarasından bir önceki numarasını yapmakta.

    4 bin hákim ve savcı alınacak.

    Bunun için önce hákim-savcı alımındaki yöntemi, bir yasa çıkartarak kendi istedikleri şekle getirdiler.

    Şimdi sıra yargının içine kendi kadrolarını (yukarıdaki birinci şık) doldurmaya geldi.

    Yargı organları ve oralardaki yüksek yargıçlar tepkililer.

    Nitekim ‘Yargıtay Başkanlar Kurulu’ alışılmadık biçimde -belki de bıçak kemiğe dayandığı için- bir bildiri yayınlayarak yapılmak istenenleri ağır biçimde kınadı.

    *

    Sizler görmeseniz de, farkına varmasanız da, ya da sizi kandırsalar da, Türkiye çok ciddi günler yaşıyor.

    İktidarın hedefi ‘D noktasına’ ulaşmaktır.

    Dönüşü olmayan noktadır orası.

    Artık tüm devlet kadrolarının iktidarın militanlarından oluştuğu, laiklik ilkelerinin tümüyle çöpe atıldığı, yerine ‘ılımlı İslam’ adı altında dinci bir sistemin kurulduğu, Cumhuriyet Anayasası’nın ‘değişmez’ hükümlerini savunacak kimsenin kalmadığı bir nokta...

    Başbakan’ın ‘Sabredin’ dediği yer...

    (.....)

    Ve yargıya koşsanız...

    Karşınızda 4 binlik kadrodan birisini bulacağınız, çağdaş hukuku boşuna arayacağınız bir gün...

    Dizinize vursanız faydasının olmayacağı, kafanızı vuracak bir taş bulamayacağınız zaman...

    D noktası...

    Yakın bir gelecekte bu iktidarın ulaşmayı planladığı, devletin tüm kurum ve kuruluşları ile bu iktidarın zihniyetine büründüğü...

    Dönüşü olmayan nokta...


  6. #6
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Dolandırıcılık sektörümüz dışa açılırken...



    BEN her zaman Türklerin üstün bir zekáya sahip olduklarına inanırım.

    Tüm dünyayı dolanan ünlü İngiliz sihirbaz Türkiye’ye gelmek istemeyişini ‘Gitmem, çünkü Türkler benim ne yapacağımı önceden biliyorlar’ diyerek açıklamıştı.

    Nitekim Anadolu’da ‘Yılan başlı kız’ı görmek için panayır çadırlarının önünde kuyruğa girenlerin tümü, giriş parası verirken ‘Çadır sahibinin sahtekár olduğunu’ bilirler.

    Ekonomide keza...

    Hayali ihracatla ihracat patlaması yapan ve ihracatını üç kat artıran tek ulusal ekonomidir bizimkisi.

    Ayakkabının bir tekini ‘hurda’ diye Trakya’dan, öbür tekini yine ‘hurda’ diye Karadeniz’deki gümrükten vergisiz geçirip, Konya’da tekleri birleştirerek ucuz ithalat sağlayan da bizim yaratıcılığımız.

    Siyasette:

    Ülkeyi yönetmiş irili-ufaklı tüm siyasetçilerinin memleketi dolandırmaktan sanık olduğu, buna tepki olarak da başka sanıkların seçildiği bir memlekettir burası.

    *

    Las Vegas’taki kumarhaneleri dolandırıp 2 milyon dolar ile kayıplara karışan beş Türkü FBI arıyor, bulamıyor.

    Las Vegas insanları dolandıran şehirdir, Türkler Las Vegas’ı dolandırdılar.

    Nevada Eyaleti’nin hile ve soyguna karşı kurduğu akıl almaz sistemler, bilgisayarlı denetimler anladığım kadarıyla beş Türk karşısında çaresiz kaldı.

    Bu iyi bir şey...

    Yani başarı bu kadar olur.

    *

    200 milyar doları ‘Paramız güvende olsun’ diye yatırılan bankalarca ve ülkeyi yönetenlerin üstün denetiminde dolandırılmış bir ulusun çocukları gidip Las Vegas’ı çarpıyorlar.

    Dolandırıcılık sektörümüz dünyaya açılıyor.

    FBI şaşkın...

    Las Vegas dilini yuttu.

    İnsan gurur duyuyor.

    Her iki kişiden birisinin öbürünü dolandırdığı... Sonra herkesin bir olup devleti dolandırdığı... Peşinden devleti yönetenlerin ise hem toplumu hem devleti dolandırdığı bir sistemin dışarıdaki ilk büyük zaferidir bu...

    Kutlu olsun...

    Dışa açılıyor dolandırıcılık sektörümüz.

  7. #7
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Başbakan’dan şarkılar...

    BAŞBAKAN’ın ‘Banyoda hafif hafif şarkı söylerim’ demesine bakmayın siz. Hamamdakiler su sesinden şarkıyı ‘hafif’ söylediğimizi zannederler.

    Ama bütün mahalle dinliyordur.

    Ve banyodan bir ses yükselir:

    ‘....bana her şey seni hatırlatıyooorrr...’

    Aslında şarkıları Frank Sinatra ile söylemeyi tercih ediyor Tayyip Erdoğan.

    Bu durumda Frank Sinatra’nın, öyle günleri görmeden erken ölmesi hayrına oldu sayılır.

    Habertürk yine yaratıcılığını kullanıp, Tayyip Erdoğan ile Frank Sinatra’nın birlikte şarkı söylerkenki klibini yayınladı. Klibin sonlarına doğru zaten Tayyip Erdoğan attan düşüyor.

    Ama şarkı sürüyor...

    ‘My Way’ şarkısını birlikte söyleyecek olsalardı, do-re-mi-fa gibi notalar yanında, Tayyip Erdoğan’ın çıkarttığı ‘fu’ sesi karşısında Frank Sinatra klibin sonunda gitarını yiyor olacaktı.

    Hamamda söylenen şarkının ise korumaların kulakları, ev halkı ve komşuların psikolojik durumu dışında kimseye zararı yok.

    Banyodan ‘...bana her şey seni hatırlatıyooooorrr...’ sesi yükseldiğinde yapılacak tek şey, zabıta ve itfaiyeye haber vermeden muhtemel paniği yatıştırmak:

    ‘Kimse kaçmasın, Sayın Başbakan hamamda şarkı söylüyor...’

    *

    Önceki gün Sun Valley Konferansı’nda, Amerikalılara söylediği şu şarkı nasıl:

    ‘Din üzerinden siyaset, insanlığa suikasttır...’

    Dini, iktidar olma yolunda en iyi kullanan kişidir Tayyip Erdoğan.

    Daha birkaç saat önce kızlarının ve oğlunun inançları yüzünden Türkiye’de okuyamadıklarını söyleyen... Türban-Kuran kursları-tesettür-imam hatiplerin önü açılsın diye tutturan... Meydanlarda verdiği dinci vaatleri tutmak için daha birkaç saat önce gazetecilere formüller açıklayan sanki başkasıydı?..

    Ve Türkiye ilk kez laikler-Müslümanlar diye ikiye bölündü, Tayyip Erdoğan’ın ‘din üzerinden siyaset’i yüzünden...

    Gazetelere bir bakın; TBMM’de çocuklara Kuran kursundan, konuk mimarlara dağıtılan kitapçıklara kadar akıl almaz bir dinci deneme fırtınası esiyor Türkiye’de...

    Başbakan sağına türbanlı eşini, soluna türbanlı iki kızını almış fotoğrafta ‘İslami iktidar’ mesajını verirken ‘Din üzerinden siyaset insanlığa suikasttır’ diyebiliyor.

    Nasıl buldunuz şarkıyı?..

  8. #8
    title=
    Kayıt Tarihi
    22-07-2004
    Mesajlar
    7,476
    Karizma Gücü
    0
    Uyuyan adam tiyatroda...

    TİYATROLAR uyumaya en uygun yerlerdir, uyuyacak olana.

    Işıklar söndü mü, iç sütünü, yap çişini, kapa gözlerini, rüya bile görür insan.
    Diyelim ki rüyasında bir de bakar ki ‘bakan’ olmuş...

    Emrinde koca devlet erki, makam arabası, önünde eskort, arkasında bölük bölük emir kulları.

    Ne dese yerine getiriliyor, emiri demiri kesiyor.

    Höt diyor, siniyor insanlar.

    Rüyasında flaşlar patlıyor ve gazeteciler ona memleket meselelerini dahi soruyorlar.

    O da memleket meseleleri üzerinde konuşuyor.

    Her söylediği televizyonlarda yayınlanıyor, gazetelerin sayfalarında yer alıyor.

    Onu önemsiyorlar...

    Rüya bu.

    *

    Perde aralarında ışıklar yanınca uyanıyor, her yanını kaşıyor ve tek gözünü açarak yanındakine soruyor:

    ‘Nerdeyim?..’

    ‘Tiyatro...’
    yanıtını alınca bir tek ortadaki ‘yat’ hecesini anlıyor ve ışıklar sönünce yanındakine söyleniyor:

    ‘Sen de yat, hadi iyi uykular...’

    Rüyası başlıyor:

    Bakan oluyor...

    Koca Türk kültürü ondan soruluyor.

    Tiyatrolar, operalar, sinemalar, yüce sanat, yüce sanatçılar iki dudağının arasından çıkan sözlerle dalgalanıyor.

    Attığını atıyor, astığını asıyor.

    Rüyasında görüyor ki; ne yapsa pısırık-sinmiş insanlar tarafından yerine getiriliyor.

    İpe sapa gelmez sözler söylüyor.

    Yer yerinden oynuyor.

    *

    Geçmişi ve geleceği yargılayan, insana insanı anlatan sahnedeki yüce sanatçılar, şimdi de tiyatroda uyuyan adama, ‘Bizim perdelerimiz siyasetin kirli örtüsü değil, git evinde uyu’ diyemiyorlar.

    O da uyuyor...

    Rüyası sürüyor:

    Bakıyor ki; kültürü karıştırıyor, sanatı tartaklıyor, sanatçıyı pataklıyor, kırıyor, döküyor, dağıtıyor, ne yapsa gidiyor...

    Rüyasında bakan oluyor.
    KAPALI

  9. #9
    title=
    Kayıt Tarihi
    22-07-2004
    Mesajlar
    7,476
    Karizma Gücü
    0
    Başbakan aslında iki kişi...

    BANA sanki iki tane Başbakan varmış gibi geliyor.

    Birisi dışarıdan gözüken Başbakan, öbürü onun içindeki maneviyatçı-mukaddesatçı zat...
    Hangisi hangisidir bilemem.

    İyi bakın, göreceksiniz.

    Başbakan olarak AB’ye tam koşarken, içindeki zat bir anda ‘Zina suç...’ diye başlıyor.

    Ya da tam ‘Laik, çağdaş Türkiye’de herkes istediği gibi giyinebilir’ derken, içindeki ses yükseliyor:

    ‘Nedir o öyle kızların göbekleri açık dolanıyorlar...’

    Resmi kabulde şarap bardağını eline alıp ‘Şerefe’ diye kaldıran Başbakan, bardağa şarap yerine su koyan ise içindeki zat...

    ‘Çağdaş eğitim’
    diyen Başbakan...

    Ama ‘Kuran kursu’ diye tutturan içindeki...

    H

    En çarpıcı örneği:

    İstanbul’a gelenlerin çokluğundan yakınan ve herkesin gelmemesi için ‘vize’ uygulamasını akıl eden Başbakan, bakın Mart 2002’de Sultanbeyli İlçesi parti binasının açılışında şöyle diyordu:

    ‘Bu millete çoğalmayın tavsiyesi, adeta bir ihanet-i vataniye, adeta bu milleti azaltarak tarihten silme projesidir. (...) Bu milletin çoğalması lazım. Biz böyle düşünüyoruz. Sakın ha, Allah ne verdiyse... Çoğalalım ki zenginleşelim...’

    Pekiii...

    İki gün önce nüfus artışından yakınıp, peşinden İstanbul’a öyle herkesin gelmemesini isteyen kimdi?..

    Belli ki ilk görüş içindeki zatın, bu son görüş ise dışarıdan gözüken Başbakan’ın...

    H

    Başbakan aslında iki kişi.


    Nüfus artışı gibi Türkiye’nin başındaki en büyük bela konusunda bile bu iki farklı ve birbirine aykırı kimliği görebilirsiniz.

    O zaman konuştuğunda çevrenize sormalısınız:

    ‘Bu konuşan hangisi?..’

    ‘Başbakan olanı...’

    ‘Öbür zat ne diyor?..’

    ‘O sonra konuşursa konuşur...’

    İki kimlikli değilse, bir insan birbirinden bu kadar uzak ve farklı görüşlere sahip olabilir mi?..

    Bundan böyle iyi izleyin.

    Bakalım bilecek misiniz, hangisi hangisidir?..
    KAPALI

  10. #10
    PaSTaFaRYaN adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-01-2005
    Mesajlar
    4,323
    Karizma Gücü
    0
    Bekleyiş...


    BARINAKTA telle çevrili bir bölüm. Buraya evlerden atılmış küçük boy cins köpekleri koymuşlar. Kim getirip koymuşsa, yine bir evden atılmış bir tek eski koltuk var köşede.

    Köpeklerden birisi çıkıp ona oturuyor.

    Öbür üç-beşi koltuğun çevresinde gramofon köpeği pozisyonunda sıralanıp oturuyorlar, gözleri koltukta oturanda ve onun inmesini bekliyorlar.

    O inince bir başkası çıkıp oturuyor, öbürleri bekliyorlar.

    Bütün gün bu böyle sürüp gidiyor.

    (.....)

    Evlerden atılmış köpeklerin aslında istedikleri koltuğun üzerinde oturmak değil.

    Onlar oraya oturunca, kaybettikleri, özledikleri ortama ulaşacaklarını sanıyorlar.

    Ama olmuyor...

    Sanıyorlar ki oraya oturunca bir eski dost insan, tıpkı o eski evde olduğu gibi gelecek ve koltuğu paylaşacaklar, o mutlu günler geri gelecek, bu öldürücü bekleyiş sona erecek, özlem bitecek...

    Kimse gelmiyor.

    Birisi iniyor, öbürü çıkıp oturuyor..

    Umutla beklemek sırası ona geçiyor.

    *

    Hangimizin yaşamında böyle bir yer yok?

    Oraya çıkınca mutlu olacağımızı sandığımız... Farkımıza varılmasını beklediğimiz...

    Yazgımızın değişmesini umduğumuz...

    Kimi zaman yeni dostlar, yeni insanlardır bu.

    Kimi zaman açılıp da konuşulmasını istediğimiz bir konu...

    Kimi zaman gelmesini sabırsızlıkla beklediğimiz bir zaman dilimi; salı mı, çarşamba mı, yılbaşı mı, seneye ilkbahar mı?..

    Bir dahaki sene mi, bir dahaki ay mı?..

    Kimi zaman bir başka iş...

    Bir başka şehirdir...

    Çıkıp oturup da boşuna beklediğimiz yüreğimizdeki ‘koltuk’lar...

    *

    Barınağın telle çevrilmiş bölümünde bütün gün küçük sevimli köpeklerin koltuk kavgası sürüyor.

    Birisi çıkıp oturuyor, öbürleri etrafına dizilip inmesini bekliyorlar.

    Sonra öbürü...

    Ama hiçbir şey değişmiyor.

    Ne gelen var...

    Ne giden...

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. " İETT Şoförü sağa çekti Ezan okudu " Bekir Coşkun
    TOPLUM VE İNSAN bölümünde |BenHur| tarafından açılmış
    Yanıt: 17
    Son Mesaj: 13.08.11, 10:16
  2. Bekir Coşkun:AKP'den kurtuluş yok
    2005 Konuları bölümünde murathan tarafından açılmış
    Yanıt: 7
    Son Mesaj: 18.05.05, 21:55

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •